fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Çocuklarını Kurban eden 10 Uygarlık

Published

on

Küçümseyerek ya tiksinerek de olsa sık sık eski toplumların geleneklerini sorgularız. Eskiden insanların sosyal statülerini korumak ya da yalnızca hayatta kalmak için şiddete başvurdukları bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. Eski zamanlardan beri insanların bu eğilimi bazı inançlar adına iyi şans, kutsanma isteği ya da bazı doğaüstü güçleri tatmin etme amacıyla suistimal edildi. İşte inançları uğruna çocuklarını kurban eden 10 toplum: 10. Babiller: Babil antik dünyanın merkezinde, uygarlıkların doğduğu ilk megalitik yerleşim yeriydi. Babil İmparatorluğu’nun son yıllarında baş tanrıları Marduk, şehir tanrıları Uruk ve Anu için çocuklarını kurban ediyorlardı. Çocuklarını Anu’ya kurban etmek için yıllık ateş festivalleri düzenliyorlardı. Milattan önce 23. Yüzyıldan beri Babil’de insan kurban etme geleneği olduğunu biliyoruz. Babil, milattan önce 331 yılında Büyük İskender tarafından fethedilene kadar güçlü bir uygarlık olmayı sürdürdü. Sonrasındaysa hiçbir zaman eski ihtişamına kavuşamadı.

9. Aztekler

Aztekler inanışları sebebiyle insan kurban etmeleriyle ünlü bir medeniyetti. Ekim 2017’de arkeologlar yaptıkları keşifte tanrılara kurban edilmek için özellikle silindirik olarak kazılmış ve volkanik taşlarla çevrelenmiş bir çukuru açığa çıkardılar. Tenochtitlan Mexico City’nin merkezinde yer alan antik bir Aztek şehriydi. Keşif de Tenochtitlan’daki Templo Major’un (Ana Tapınak) eteklerinde açığa çıktı. Offerin 176 olarak bilinen bu çocuğun 1400’lerde kurban edildiği düşünülüyor. O dönemlerde Azteklilerde çocuk kurban etme oldukça yaygındı. Offering 176, Savaş Tanrısı Huitzilopochtli’yi yatıştırıp şehirde yaşayanları korumak içi kurban edilmişti.

8. Kenanlılar

Kenan, şimdiki Lübnan, Ürdün, Suriye ve İsrail’i kapsayan bir bölgeydi. İncil’de Kenan halkının tanrıları Molek adına sıkça kurban ayini söyleniyor. Hatta Molek bazı kaynaklarda “Çocuk Kurban Edilen Tanrı” olarak anılıyor. Bu tanrının insanların, özellikle de çocukların, yakılarak kurban edilmesiyle tatmin olduğu söyleniyor. İncil’deyse bu uygulama şu ayetle yasaklanmıştı: Ne çocuklarınızı Molek’e kurban edin ne de Tanrı’yla ters düşün. (Leviticus 18:21)

7. İsrailliler

İncil’de yasaklanmasından önce İsrailliler de sık sık kurban ayinleri yaparlardı. Bazen kendi tanrıları olmayan Baal için bile kurban sundukladı olmuştu. Kings yazıtları gibi bazı yazıtlarda İsraillilerin yanlış tanrılara tapınıp kurban verdikleri de iddia ediliyordu. İncil’e göre Yahudiler çocuklarını kurbanlık birer hayvan gibi kullanıyordu, bazen onları Jehova için bile kurban ettikleri oluyordu. Bazı kesimler bunu kesinlikle inkar etseler dahi yazıtlar son derece net. Yine de Yahudi-Hristiyan anlayışına göre insan kurban etmenin bir tabu ve inanış açısından yasak olduğu bilinmeli.

6. Olmekler

Olmek Uygarlığı Mezoamerika’daki en büyük tarih öncesi oluşumlardan biriydi. Kültürlerinin Kuzey Amerika’nın güneyi üzerinde büyük etkileri vardı. Belize, Costa Rica, El Salvador, Honduras, ve Guatemala bile bundan payını almıştı. Bulunan kanıtlar genellikle Olmeklerin aleyhinde. Insan kurban eden ilk Mezoamerika uygarlığı olarak biliniyorlar ve Amerika’daki diğer uygarlıklardan çok daha eskiler. Milattan önce 300’lü yıllarda Olmekler gizemli bir şekilde tarih sahnesinden silindi. Yağmurlar daha önce orada yaşamış olan insanların kemiklerini yok etti. Geriye yalnızca kültür mirasları kaldı. Yine de elimizde Mezoamerika’daki kurban ayinleriyle ilgili kanıtlar mevcut. Belize’deki Geceyarısı Terorü Mağarası ve El Manati Kutsal Tapınağı dahil bir çok yerde kemik kalıntıları bulundu. Bu uygarlık binlerce çocuğu tanrılara kurban etti. Çoğu kız olan çocuklardan geriye yalnızca kemikleri kaldı.

5. Mayalar

Mayalar Olmeklerden 1500 yıl sonra yaşadı ve onların geleneklerini devam ettirdiler. Arkeologlar Guatemala’daki Ceibal kentinde ilginç bir keşfe imza attı.Çocukları kurban ettikleri bölgeler obsidiyen taşlar gömülüydü. Obsidiyen siyah ve keskin bir taştır. Maya halkı obsidiyenin kutsal olduğuna inanıyordu. Mayalar Tanrıların çocuklarının kanlarıyla güçleneceğine inanıyor ve onları obsidiyenlerle beraber yüz yüze gömüyorlardı.

4. Toltekler

Toltecler diğer kültürlere oranla çok gelişmişti. Toltecler günümüzde Meksika’nın bulunduğu alanda, Azteclerden hemen önce yaşadılar. Milattan sonra 10-12. Yüzyıllarda bölgenin hakimi oldular ve diğer uygarlıklarda olduğu gibi onlarda da çocuk kurban etme geleneği vardı. Tula yakınlarında bulunan toplu mezarlarda 24 çocuğun kemikleri bulundu ve toplu bir kurban ayiniyle Toltecler tarafından tanrılara kurban edildikleri düşünülüyor. 950-1150 arasında kurban edilip gömüldükleri düşünülüyor. Günümüze kıyasla çok daha farklı bir kültürdü.Geçmişte dünyanın ne denli farklı olduğunu ve insanlardaki vahşet eğilimini gözler önüne seren bir kültür…

3. İnkalar

İnkalar insan kurban etme kültürü bakımından tüm Mezoamerika’ dan farklı bir tutum sergileyerek yalnızca çocukları kurban ediyorlardı. Avrupalılar bölgeye geldiklerinde bu gelenek hala devam ediyordu. Tanrıları tatmin etmek için özellikle en sağlıklı ve en güçlü çocuklar seçiliyordu. Kurban edilen kişi ya da o kişinin ailesinden olmak bir onurdu. Toplumları diğer Mezoamerikanlara oranla oldukça küçüktü, en iyi zamanlarında bile yalnızca 4000 kilometrelik bir alanda yaşıyorlardı. Avrupalı koloniceler bu uygulamaları kaldırmak için çok uğraştılarsa da ayinler gizlice gerçekleşmeye devam etti.

2. Teotihuacanlar

Çoğu Mezoamerikan uygarlık kurban ayinlerini gerçekleştirmek için ürkütücü tapınaklar inşa etmişti. Meksika’daki Ay Piramid, tanrıları tatmin etmek uğruna çocukların kalplerinin parçalandığı bu tapınaklardan biriydi. Çocukların kalıntılarını taşıyan piramit yaklaşık 2000 yaşında. Gariptir ki Teotihuacanlar bu tapınak dışında arkalarında kültürlerine dair ne hiyeroglif ne de bir resim bırakmışlardı. Diğer Mezoamerikanlar gibi Teotihuacanların tarih sahnesine neden ve nasıl çıktığını bilmiyoruz. Yıllar sonra Aztecler Teotihuacan’ı Tanrılar Şehri diye andılar. Yerliler yapılarını sonraki kavimler için bozulmamış şekilde bırakmışlardı.

1. Keltler

Yunan-Roma kültüründe kurban yasaklı bir uygulamaydı ve Roma İmparatorluğu genişlerken bu uygulamadan vazgeçmişlerdi. Yazıtlardan anladığımız kadarıyla ahlaki olarak buna karşıydılar.
Romalılardan yalnızca Keltler, diğer adlarıyla Gauller, insan kurban etme ritüellerine sahipti. Keltler istilacılarla savaşan acımasız ama rahat bir kabileydi. Keltler düşmanlarının başını keser, onları mumyalayarak yanlarında götürürlerdi. Bu onlara savaşta psikolojik bir üstünlük de sağlardı. Böyle sert bir toplumun çocuklarını kurban etmeleri çok da şaşırtıcı olmasa gerek.Romalı yazarlar, hatta Sezar bile bu olayı ve onların zalimliklerini kayıt altına aldı . Keltlerin yaşam alanlarında yapılan son kazılarda mumyalanmış çocuklarla beraber insan yapımı “Kan Pınarları” bulundu ki burada kan içilip insan eti yendiği ortaya çıktı. Keltler korkunç derecede vahşi bir toplumdu. Kalıntıları bize insanoğlunun ne denli vahşi olabileceğini gösteriyor.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://listverse.com/2019/01/20/10-civilizations-that-sacrificed-human-children/

Arkeoloji

Tutankhamun’un Mezarına İngiliz Arkeologlarının Cevabı

Published

on

Hiç akla gelmeyecek bir yerde, bir bar ve bir süpermarket arasında kalan bir arazide gömülü inanılmaz bir mezar odası bulundu. Bulunan bu kraliyet mezarlığı İngiliz arkeologların Tutankamun ‘un mezarına verdiği cevap olarak nitelendiriliyor. Bu kazı mısır firavununun mezarı kadar ışıltılı ve dikkat çekici olmasa da, Anglosakson Dönemine ait en önemli keşifler arasında yerini aldı bile. Kazıda bulunan materyaller, o dönemin kültürü, insanları ve el işçiliğine ışık tutuyor. Mezar odası ilk olarak 2003 yılında İngiltere Essex ‘te yol çalışmaları sırasında keşfedildi. Yıllar süren titiz çalışmaların sonunda Londra Arkeoloji Müzesi (MOLA) arkeologları tarafından henüz yapılan açıklamada mezarın büyük ihtimalle MS 6. Yüzyıl’dan bir Anglosaksonların prensine ait olduğu açıklaması yapıldı. Mezar aynı zamanda bilinen en eski Hristiyan mezarı olma özelliği taşıyor.

Mezar odasının içinde içme kapları, kase, sürahi © MOLA

MOLA Araştırma Direktörü Sophie Jackson, “Kazı bu ülkenin gördüğü en önemli Anglosakson keşiflerinden biri.” Diyerek kazının önemini belirtiyor. Mezarın içinde bulunan paralarla yapılan karbon tarihlenmesi testleriyle mezarın MS. 575 ile 605 yılları arasında inşa edildiği bilgisine ulaşıldı.

mavi renkte kaplar © MOLA

Odada bulunan materyaller arasında altın bir kemer tokası, bir Bizans sürahisi, süslü bir içme boynuzu, dekoratif bir kase, mavi renkte kaplar ve altın haçlar dikkat çekiyor. Haçlar mezarın bir hristiyana ait olduğunu fikrini kesinlemekte fakat mezar odası gibi cenaze gelenekleri Hristiyanlık öncesi inanç ve gelenekleri yansıtmakta.

Bir diğer önemli bulgu da mezarın içine dağılan lir (antik arp benzeri bir Anglosakson enstrümanı) kalıntıları. Enstrüman çürümüş olmasına rağmen uzmanlar tarafından uygulanan tekniklerle lirin büyük ihtimalle Hindistan ya da Sri Lanka’ dan getirilmiş değerli taşlarla dekore edildiği tespit edidi.

lir kalıntıları. © MOLA

Yapılan incelemelerde araştırmacılar mezarın genç ve 1.73 boyunda bir erkeğe ait olduğunu saptadılar. Mezar odasında bulunan değerli eşyalar ve mezarın şaşaalı yapısı mezarın sahibinin bir aristokrat ya da kraliyet ailesi mensubu olduğu iddialarını destekliyor. Her ne kadar kimliğinin tespiti mümkün olmasa da, mezarın Kral Saebert’ in kardeşi Seaxa’ ya ait olduğu tahmin ediliyor.

Zorlu araştırmalar sonucunda, 6. yüzyılda yapılan mezar odasının rekonstrüksiyonu. © MOLA

Çevrede bulunan altın paralar arkeologların mezarı bulmasına yardımcı oldu. © MOLA

Editör / Yazar: Selin Ayça ÇELEBİ

Kaynak: https://www.iflscience.com/editors-blog/britains-answer-to-tutankhamuns-tomb-discovered-between-a-supermarket-and-a-pub/

Continue Reading

Arkeoloji

Bilim İnsanları, Kehribar İçine Sıkışmış Antik Deniz Canlıları Buldu

Published

on

Güneydoğu Asya’daki Myanmar’ da bulunan kehribar, görünüşe göre 100 milyon yıl önceki doğal dünyayı incelemek için inanılmaz derecede zengin bir kaynak haline geliyor. Geçen yıl, kurbağalar, salyangozlar, bir yılan, garip tüyler ve oldukça tuhaf böcekler ortaya çıktı. Bütün bunların ortak noktası ise karada yaşayan canlılar olması. Fakat şimdi paleontologlar küçük bir kretase dönemi kehribar parçası yığınında gerçekten garip bir şey keşfettiler: deniz canlıları, karada yaşayan canlılar ile yan yana. Dört deniz salyangozu ve okyanustan genç bir ammoniti. Yüksek ve düşük gelgit arasındaki bölgede yaşayan dört balık kenesi (ve mutemelen üç tane daha) de sahil kumu ile birlikte kehribarın içerisinde. Karasal canlı olarak kehribar, 22 akar, bir örümcek, 12 yetişkin böcek (sekiz sinek, iki ateşböceği, bir parazitik yaban arısı ve bir hamam böceği) ve bir kırkayak içeriyor. Ve hepsi bir yığın halinde 33-29-9.5 milimetrelik bir hacim içerisinde.

Araştırmacılar, “Kehribarda suda yaşayan organizmaları bulmak nadirdir ve kehribarda denizde yaşayan organizmalarını bulmak daha da nadirdir, ancak bu kehribar makroskobik deniz organizmalarıyla birlikte intertidal, karasal ve potansiyel olarak tatlı sudaki su organizmaları bulunduruyor.” yazdı. Kehribar kesinlikle gizemli. Paleontologlar, örneğin, kaç yaşında olduğunu çözemediler. Kehribarın bulunduğu volkanik kaya matrisindeki zirkonların uranyum-kurşun tarihini en fazla 98,8 milyon yıllık, ancak kehribarın üzerindeki kumtaşı tabakasının fosilleşmiş bir amonit içerdiği ve 113 milyon yıldır orada olduğu düşünülüyor. Kehribarın, toplandığı yataktan daha yaşlı olması mümkün. Bu yüzden 113 milyon yıldan daha eski olabilir. Bu, şu anda çözülemeyen bir sorun.

Neyse ki, nasıl aynı kehribar parçası içerisinde böylesine çeşitli canlıların olduğu, tahmin etmesi biraz daha kolay bir konu. İşte ipucu : Ammonit ve deniz gastropodlarının kabukları hafifçe aşınmış, önemli miktarda bir ammonit kabuğu kaybolmuş ve açıklığı kumla tıkanmış; Ayrıca ammonite veya salyangoza ait yumuşak doku belirtileri de yok. Reçine suya batırıldığında düzgün şekilde katılaşmaz. Bu nedenle suya bir damla düşmesi ve deniz hayvanlarını topladıktan sonra kehribara dönüşmesi pek mümkün değil. Paleontologlar, burada gördüğümüz deniz canlılarının çoktan öldüklerini, kabuklarının gelgitlerle taşındıklarını ve kumsala vurdukları sonucuna vardılar .

Orada da bir ağaç reçinesi bloğunda yakalandılar. “Reçine içindeki makroskopik deniz makrofosillerinin varlığı reçine ormanının bir sahile yakın bir yerde olduğunu, muhtemelen bir plajın yanında büyüdüğünü ve istisnai olaylara maruz kalabileceğini öne sürüyor ” yazdı araştırmacılar.“Kabuklar, istisnai derecede yüksek, belki de fırtına kaynaklı bir gelgit, hatta bir tsunami veya başka bir yüksek enerji olayı kaydedebilir.

Alternatif ve daha muhtemel olarak, reçine kıyı ağaçlarından sahile düşerek, karasal eklembacaklıları ve plaj kabuklarını topladı ve son derece yüksek enerjili plaj ortamından sağ çıkıp kehribar olarak kaldı.” Ve Myanmar’ daki bir kumtaşı yatağının altına gömülen kehribar bu şekilde milyonlarca yıl kaldı. Deniz hayvanları içeren diğer kehribar örnekleri bulunana kadar bu tür kalıntıların nasıl ortaya çıktığı hakkında daha fazla bilgi edinemeyebiliriz.

Editör / Yazar: Ramazan Fırat Şahin

Kaynak: https://www.sciencealert.com/cretaceous-sea-creatures-have-been-found-trapped-in-amber-alongside-insects

Continue Reading

Arkeoloji

Tutankhamun’un Karmaşık Ailesi ve Firavun Kız Kardeşi

Published

on

Tutankhamun’dan önce kadın bir firavunun bölgeye hükmettiği arkeologlarca bilinen bir gerçek. Hatta şu an Tutankhamun’un mezarı olan lahit aslen bu hükümdar için yapılmıştı. Bu firavunun adı bilinse de – Neferneferuaten Ankhkheperure – gerçek kimliği açığa çıkarılamamıştı. Yeni yapılan tartışmalı araştırmalara göre bu hükümdar Tutankhamun’un 2 ablasından biri. Muhtemelen Tutankhamun’ un babası Kral Akhenaten hayata veda ettikten sonra sonra küçük ablası Neferneferuaten 12 yaşında ilk kadın firavun olarak hükmetmeye başladı ve ablası Meritaten de ona eşlik etti. Ama Meriaten’ in eşlikçi pozisyonu uzun sürmedi. Kardeşinden 1 yıl sonra kendini de firavun ilan ettiğini ifade ediyor Quebec Üniversitesi profesörü Angenot, geleneksel anlayış olan kraliçe ve firavun hükümdarlığının yerine 2 firavun olarak hükmettiler. Angenot ’un iddiaları Mısır bilimciler tarafından kabul edilmedi. Genel görüş bahsi geçen eşlikçi kraliçenin Tutankhmun’un üvey annesi Nefertiti olduğu yönünde.

Tutankhmun’un Karmaşık Ailesi

İngiliz arkeolog Howard Carter Tutankhamun’ un mezarını keşfettiğinden beri Tutankhamun’un ailesi oldukça ilgi çekiyor. Tutankhamun’un aile ilişkileri oldukça karmaşıkt. Babası Firavun Akhenaten, antik Mısır tanrısı, güneş diski olarak bilinen Aten’e tapınıyordu. Veba Mısır’ı vurduğunda Akhenaten hükümdarlığının 17. yılındaydı. Profesör Angenot’a göre o dönemde Firavun’un 3 kızı vebadan hayatını kaybetmişti. Live Science’a yaptığı açıklamada ‘vefat eden 3 çocuğunun ardından hayatta kalan 4 çocuğunu hükmetmek için hazırlamaya başladığına inanıyorum.’ dedi. Böylece Akhenaten en büyük kızı Meritaten’le evlendi ve diğer kızı Ankhesenpaaten’ i Tutankhamun’ la evlendirdi.

Böylece Tutankhamun kral olduğunda kızı da kraliçe olarak ona eşlik edecekti. (Mısır’da kraliyet arasında aile içi evlilikler normal görülüyordu.) Çocuklarını taker taker kaybederken en küçük çocuğu Neferneferuaten 7 yaşındaydı. Çok küçük olduğu için iyi bir kraliçe olamazdı. Çocuk sahibi olamayacağı için soyu devam ettiremezdi, yalnızca firavun kanı taşıyordu. Bu noktada Akhenaten onu kraliçe değil kral ilan etmeye karar verdi ve firavun ilan etti. Eğer bu teori doğruysa Akhenaten yaşamını yitirmesinin hemen ardından Tutankhamun tahta geçmek için fazla küçükken Mısır’a hükmeden gizemli kadın firavun Neferneferuaten Tasherit’ti.

Gizemli Kraliçe

Akhenaten’in yaşamını yitirmesinden sonra bir kraliçenin hükmettiği 50 yıldır biliniyor. Tutankhamun’un mezarına yapılan incelemeler mezarın aslında bir kadın için yapıldığını ve üzerinde isim kalıntıları olduğu görüldü. Çoğu Mısır bilimci bunun ismini değiştiren Nefertiti olduğunu, bazılarıysa babasıyla evlenen Meritaten olduğunu düşünüyor. Angenot’sa en mantıklı olanın doğum ismini kullanan Neferneferuaten’in hükmetmiş olması olduğunu düşünüyor. Bu yalnızca bir tahmin değil. Kraliyet isimleri genellikle doğum isimlerini de kapsar. ‘Bu yüzden bu gizemli kadının Nefertiti ya da Meritaten olamayacağını düşünüyorum çünkü ikisinin de isimleri Neferneferuaten değil. Kraliyet ismi ve doğum ismi uyuşan tek aday Neferneferuaten. Tek problem en küçük çocuk olduğu için tahta oturma şansının düşük olması.’ diyor Angenot.

Angenot, Neferneferuaten’in tahta oturmuş olduğuna dair kanıtlara sahip. Bir sanat tarihçisi olarak, daha önceden bulunan ve Akhenaten’in ya da Nefertiti’nin olduğu düşünülen heykel ve kafa tasının genç Prenses Neferneferuaten’e ait olduğunu iddia ediyor. Dahası göstergebilimsel analizler başla yapılan bir jestin Akhenaten ve Meritaten’in çocuklarının çizmlerinde ve 2 kraliyet üyesinin tamamlanmamış ikonlarında görüldüğünü kanıtladı ki bu Neferneferuaten firavun olarak hükmetmeye başlamasının ardından ablası Meritaten’in ona eşlik ettiğinin göstergesi.
Tutankhamun’dan sonra gelen hükümdar iki kadının hükümranlığını onaylamadığı için döneme ait ikonların yok edilmesini emretmiş ve bu yüzden o dönem hakkında çokk fazla bilgimiz yok.
Neferneferuaten ve Meritaten aynı kraliyet ismini paylaşmış olabilir. Üstelik Mısır’ ın kadınlar tarafından yönetilmesi görülmemiş bir şey değildi. Daha önce Hatshepsut ve Sobekneferu tarafından da yönetilmişti.

Ya Sonra?

Angenot araştırmasını 20 dakikalık bir sunum olarak sundu ve şu an kağıda döküyor. Çoğu Mısır bilimci daha fazla bilgi edinebilmek için araştırmanın yayınlanmasını bekliyor.  ‘Ahmose and Tetisheri Project’in yönetmeni Mısır bilimci Stephen Harvey, Angenot’un iyi bir araştırma yaptığını ve kimin olduğu belli olmayan heykeller için iyi bir dayanak oluşturduğunu ve fikirlerini nasıl sunduğunu görmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Tamamen karşıt fikirlere sahip olanlar da yok değil bir başka Mısır bilimci Aidan Dodson bu teorinin ilginç olmasına rağmen inanılabilir olmadığını ifade etti. Dodson bir jestin 18. Hanedanın bir prensesiyle bağdaşlaştırılmasının olanaksız olduğunu belirtiyor ve bahsi geçen kadın firavunun Nefertiti olduğuna dair bir kitap yazıyor.

Dahası tamamlanmamış abidelerde 3 hanedan üyesinin ismi için daha isim kabartması var. Bunlardan 2’s, krala ve biri de kraliçeye ait olabilir. Dodson, Angenot’un kendisine ‘2 kadın firavun aynı ismi kullandığı için bu isimler birleştirilip Neferneferuaten Ankhkheperure Meritaten şeklinde işlenmiş olabilir.’ dediğini iddia ediyor ama daha sonraları bu yöntemi destekleyen hiçbir uygulama olmadığı için bunun yanlış olduğunu savunuyor. ‘Ek olarak Neferneferuaten, önceleri Nefertiti’ nin isminin bir parçasıydı yani eşi hayatını kaybettikten sonra bu ismi firavun ismi olarak kullaması çok da şaşırtıcı olmazdı.’ diyor Dodson. Mısır Bilimci Harvey Angenot’ un çalışması yayınlandığında değerlendirilmesinin daha kolay olacağını ve konu hakkındaki detayları öğrenip iyi bir değerlendirme yapmayı istediğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65433-king-tut-sisters-pharaoh.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar