fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

2018’de İnsanlar Hakkında Öğrenilen 10 Şey

Yayınlandı

üzerinde

2018 yılının son haftasına girdiğimiz şu günlerde, yeni yılı büyük bir heyecanla bekliyoruz. 2018’de bilim alanında da oldukça önemli gelişmeler yaşandı. İmkansız denilen deneyler gerçekleştirildi, Mars’a bir araç daha indirildi, DNA üzerinde eşsiz çalışmalar yapıldı, maalesef Stephen Hawking hayatını kaybetti, Elon Musk hissesini büyüttü (!), 3D baskıda yeni bir çağ başladı… Ve daha birçok olay yaşandı. Bu yıl kendi fizyolojimiz hakkında ortaya çıkan 10 ilginç olay sizlerle.
Yeni organımız: İnterstitium: Yapılan araştırmaya göre, cilt yüzeyi de dâhil olmak üzere vücudumuzun her bölümündeki bağ dokular, aslında içi bir sıvı dolu bölmeciklerden oluşuyor. Bu bölmecikler mide, akciğerler, kan damarları ve kasları kaplayarak hep birlikte bir ağ oluşturuyor. Bu nedenle bilim insanları vücut genelinde birbirine bağlı olan bu ağın bir organ olduğunu söylüyor. Yeni organa ise ‘interstitium’ adı verildi.  Babaların DNA’sı ve mitokondri: İnsanların mitokondriyal DNA’yı (hücrelerin mitokondrisinde bulunan genetik materyal) sadece annelerden aldıkları sanılıyordu. Ancak yapılan bir araştırmada, bazı durumlarda babaların da mitokondriyal DNA’yı etkileyebileceği tespit edildi. 17 kişinin katıldığı deneyde elde edilen bulgular, 17 kişinin, hem annelerinden hem de babalarından mitokondriyal DNA aldığını ortaya koydu.  Beynimizdeki bakteriler ?: ABD’nin Alabama Üniversitesi araştırmacılarından gelen, “İnsan beynine yerleşen bağırsak bakterileri, ruh halimizi ve iştahımızı etkiliyor” şeklindeki araştırma sonucu ise beyin ile bağırsaklar arasındaki bağlantıya yeni bir kanıt olarak gösteriliyor. Devrim niteliğindeki buluş, şans eseri gerçekleştirildi. Şizofreni hastalarının bedenlerini inceleyen bilim insanları, beyinde daha önce hiç görmedikleri bakterilerle karşılaştı. Bu bakterilerin aslen bağırsakta yaşadığını fark eden doktorlar, çalıştıkları 34 beyinde de bağırsak bakterilerine rastladı.  Dışkımızda mikroplastik tespiti: Mikro boyutundan makro boyutuna kadar, etrafımız plastik çöpleri sarmış durumda. Ancak son yapılan araştırmada insan dışkısında plastik maddelere rastlandı. Deney, sekiz farklı ülkede yaşayan sekiz sağlıklı insandan oluşuyordu ve gönderilen her dışkı örneği uzun bir analizden geçirildi. Örneklerin her biri plastik parçacıkları içeriyordu.  Alnımızdaki kırışıklıklar kalp damar hastalıklarına bir işaret !: Alın kırışıklığı, genelde yaşlılık döneminde belirginleşen ve çok doğal karşılanan bir durumdur. Ancak yapılan araştırmalar, derin alın kırışıklıkları olan kişilerin kardiyovasküler hastalıktan ölme riskinin daha yüksek olabileceğini açıkladı. Çalışmaya göre; alındaki kırışıklıklar, o kişinin kardiyovasküler hastalıktan hayatını kaybetme riskinin 10 kat daha fazla olduğunu açıkladı. Fransız bilim insanlarının yaptığı 20 yıllık çalışmaya göre; kaşın üst kısmında yer alan kırışıklıklar, kalp rahatsızlıkları veya felç gibi olası sorunlar için kırmızı bayrak niteliğinde.  10.000 kişinin yüzünü hatırlayabiliriz: Yaşamımız boyunca çok sınırlı sayıda kişinin yüzünü hatırlayabileceğimizi düşünürüz.Ancak eminim ki kimse 10.000 suratı tahmin etmemiştir… Araştırmacılar, deneye katılan yüzlerce kişiye hem tanıdıklarının fotoğraflarını hem de ünlü kişilerin fotoğraflarını gösterdi. Uzun bir sürece yayılan araştırma, kişiden kişiye bağlı olarak 5000-10000 arasında insanın yüzünü hatırlayabileceğimizi ortaya koydu.  Bu genler hayal kurmamıza yardımcı oluyor: Hayal kurmamızın nedeni, bilim insanlarının net bir şekilde açıklayamadığı bir olay. Ancak, Japonya’daki araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma bu konuya biraz daha ışık tutabilir. Bilim insanları, uykumuzun REM aşamasında Chrm 1 ve Chrm 3 genlerinin aktif olduklarını belirlerdiler. Fareler üzerinde yapılan deneyde, bu genler CRISPR ile yok edildi. Ve farelerin REM uykusu yaşamadıkları gözlemlendi.  Bağırsak bakterilerimiz elektrik üretiyor !: Midemizde kelebekler, kalbimizde pırpırlar olmuyor olabilir ancak bağırsaklarımızda gerçekten de elektrik var. Journal Nature dergisinde yayınlanan araştırmaya göre; genellikle tüketilen ya da zaten bağırsaklarımızda bulunan bazı bakteri türleri elektrik üretiyorlar. Uzmanlar; bakterileri bir elektrokimyasal bölmeye yerleştirdiler ve üretilen elektronları bir tel veya elektrot ile yakalayarak bu gıda kaynaklı bakterilerin bir elektrik akımı oluşturduğunu gördüler. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’deki bir mikrobiyolog olan kıdemli yazar Daniel Portnoy’a göre: “Elektrik üreten ya da “elektrojenik” bakteri aslında yeni bir şey değil. Bizden uzakta, göllerin dibinde olduğu gibi bize yakın yerlerde de bulunabilirler.” Portnoy: “Ancak şimdiye kadar bilim insanları, çürüyen bitkilerde veya memelilerde özellikle de çiftlik hayvanlarında bulunan bakterilerin de elektrik üretebileceği konusunda hiçbir fikre sahip değildik.” demecini vermişti.  Sıkı dostlar aynı düşünür : Günümüzde arkadaş ortamlarının ne kadar ”yüzeysel” olduğunu görürüz. Eğer gerçek arkadaşınızın kim olduğunu bilmek istiyorsanız onu beyin MR’ına sokmalısınız… Ocak ayında yapılan araştırmada arkadaş gruplarına aynı videolar izlettirildi. Ardından çekilen MR sonucunda, insanların bazı uyaranlara birebir tepkiyi verdikleri göründü. Araştırmacılar; yakın arkadaşların beyin bölgelerinde yer alan duyguların, dikkatlerin ve üst düzey mantığın aynı tepkileri verdiklerini belirtti.  Selfie’ler görünüşümüzü bozuyor !: Adına şarkı yapılan, telefon sektörünün üç-dört kat sıçramasına neden olan, Instagram’ı kullanım amacının dışına taşıran selfie -özçekim- görünüşümüzü bozuyor. Mart ayında yayınlanan bir araştırma; yüzün 30 cm. uzağında çekilen özçekimlerin, burnun gerçekte olduğundan yüzde 30 daha büyük görünmesine neden oluyor buna ek olarak yüz hatlarımız da olduğundan değişik görünüyor. Buna karşılık 1.5 metre uzaklıktan çekilen normal bir fotoğrafta hiçbir değişiklik olmadan birebir fotoğraf (no filter) oluşuyor. Matematiksel modeller ile yapılan araştırmaya göre; bu farkların gözle görünür olmasa da fotoğraflara baktıkça kendimizi daha kötü hissedebileceğimize neden olabileceği ortaya kondu. Evet… İyisiyle kötüsüyle bir yılı daha geride geride bıraktık. Bütün bir sene boyunca bizi takip ettiğiniz ve desteklediğiniz için teşekkürler. Seneye daha iyi bir şekilde görüşmek üzere.
Kuzey Kılıç (@KuzeyGencc)
Kaynaklar: https://www.livescience.com/64312-amazing-things-about-humans-2018.html , https://phys.org/news/2018-09-hundreds-electricity-generating-bacteria-pathogenic-probiotic.html , https://experiencelife.com/article/interstitium/

Bilim

Meme Kanseri Hücreleri Yağ Hücrelerine Dönüştürülerek Yayılması Durduruldu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Uzun vadeli kültür deneylerinde, ekip, -şimdiye kadar- yağ hücresine dönüşen kanser hücrelerinin tekrar meme kanseri hücresine dönüşmediğini gözlemledi. Bilim insanları, insan meme kanseri hücrelerini yağ hücrelerine dönüştürebilmeyi başardılar. Her ne kadar henüz ilk adımlardan birisi de olsa, araştırma ekibi bu beceriyi gerçekleştirmek için kanser hücrelerinin metastazının garip bir yolunu keşfetti. Parmağınızı kestiğinizde ya da bir fetusta organlar gelişirken, epitel hücreleri kendilerine daha az benzemeye başlar ve mezenşim denilen bir kök hücre tipine dönüşür. Bu hücreler daha sonra vücudun ihtiyaç duyduğu hücrelere dönüşür. Bu süreç, epitelyal-mezenşimal geçiş (EMT) olarak bilinir ve bir süredir de kanser hücrelerinin vücutta yayılmak ve metastaz yapmak için hem bunu hem de tam tersi olan mezenşimal-epitelyal dönüşümü (MET) kullandığı biliniyor.

14 Ocak’ta (2019) Cancer Cell‘de yayımlanan çalışmada, araştırma ekibi, insan meme kanserinin agresif formunun nakil edildiği fareler üzerine yoğunlaştı. Araştırmada, hem bir diyabet ilacı olan roziglitazon ve hem de trametinib isimli bir kanser tedavisi uygulanarak fareler tedavi edildi. Kanser hücreleri yukarıda bahsedilen geçiş yollarından (EMT ve MET) birini kullandığında, bu ilaçlar sayesinde, hücreler; adipogenez denilen bir süreçle yayılmak yerine kanser hücrelerinden yağ hücrelerine dönüştü.  Araştırmada elde edilen sonuçlar; hastaya özel bir ortamda, roziglitazon ve trametinibin bir arada uygulandığı bir terapinin; özel olarak kanser hücrelerinin artan plastisitesini hedeflediğini ve bu hücrelerin adipogenezine neden olduğunu gösteriyor.  Her ne kadar her kanser hücresi yağ hücresine dönüştürülememiş olsa da, adipogenez sürecinde olanların tekrar geriye dönmediği görüldü. Öte yandan, EMT sürecindeki meme kanseri hücreleri, yalnızca yağ hücrelerine dönüşmekle kalmadı aynı zamanda da çoğalması tamamen durdu. Uzun vadeli kültür deneylerinde, ekip, -şimdiye kadar- yağ hücresine dönüşen kanser hücrelerinin tekrar meme kanseri hücresine dönüşmediğini gözlemledi.
Peki bu yöntem nasıl işe yarıyor?
Bir ilaç olarak trametinib, hem hücrelerin geçiş sürecini — kök hücrelerine dönüşen kanser hücreleri gibi– hem de bu kök hücrelerin yağ hücrelerine dönüşümünü artırır. Roziglitazon ise daha az önemlidir, ancak trametinib ile kombine edildiğinde, bu kombinasyon kök hücrelerin yağ hücrelerine dönüşümüne yardımcı olur. Araştırma makalesinde, roziglitazon ve trametinib kombinasyonunu içeren adipogenik farklılaşma terapisinin, meme kanserinin çeşitli klinik öncesi fare modellerinde; kanser hücresi istilasını, yayılmasını ve metastaz oluşumunu etkin bir biçimde engellediğine değiniliyor. Yukarıdaki görsel bu süreci gösteriyor. Soldaki görselde, yeşil floresan protein ile işaretlenmiş kanser hücrelerini ve normal kırmızı yağ hücrelerini görüyorsunuz. Sağdaki görselde ise, kırmızı yağ hücreleriyle birleşmiş yeşil proteinle işaretlenmiş kanser hücrelerinin birleşimi olan kahverengi renkteki yağ hücrelerine dönüşmüş kanser hücrelerini görüyorsunuz. Heyecan verici olan ise, bu iki ilacın da FDA onayı bulunuyor olması. Böylelikle, bu tip bir tedavi biçimi, klinik denemelerde, insanlar üzerinde kolaylıkla uygulanabilir. Farelerde test edilmiş birçok tedavinin klinik deneme aşamasına geçmediğini veya başarısız olduğunu biliyoruz, ancak bu durumun insan kanser hücrelerinde işe yarama ihtimalinin bulunması umutları daha da artırıyor.  Öte yandan, araştırma ekibi, bu tedavinin kemoterapi ile birlikte çalışıp çalışmayacağını ve diğer kanser türlerine uygulanıp uygulanmayacağını araştırmayı sürdürüyor. Gelecekte, bu yenilikçi terapötik yaklaşım, hem primer tümör büyümesini hem de ölümcül metastaz oluşumunu engellemek için konvansiyonel kemoterapi ile kombinasyon halinde kullanılabilir. Tedavinin deneysel meme kanseri metastazı üzerindeki baskılayıcı etkisinin ve dolayısıyla IV. evre meme kanserindeki potansiyelinin klinik değerlendirmesi, ileri klinik öncesi modellerde, kemoterapi ile destekleyici kombinasyonları gerektirecektir. Ancak tedavinin klinik öncesi etkisini incelemek için FDA onaylı ilaçlar kullanıldığından, klinik bir dönüşüm mümkün olabilir.
Kaynak: https://www.cell.com/cancer-cell/fulltext/S1535-6108(18)30573-7 , https://www.sciencealert.com/researchers-convert-breast-cancer-to-harmless-fat-cells-to-try-to-stop-cancer-s-spread?

Devamını Oku

Bilim İnsanları

Tesla’nın annesine yazdığı son mektup! Türkleri tercih etmediği için pişman

Yayınlandı

üzerinde

Ünlü bilim adamı Nikola Tesla’nın annesine yazdığı son mektup ortaya çıktı. Tesla’nın mektubunda, Türklere sığınmadığı için pişman olduğunu belirtmesi dikkat çekti. Elektrikte alternatif akımı bularak bilim dünyasına eşik atlatan Nikola Tesla, annesi Duka Tesla’ya yazdığı son mektuplarında ABD’de yaşadığı hayal kırıklıklarını, hüzünlerini ve pişmanlıklarını paylaşıyor. Tesla mektubunda huzursuz ve kasvetli olduğunu, insanlığa onca yıl hizmet ettikten sonra “aşağılama ve hakaret” dışında hiçbir şey elde etmediğini belirtiyor.  Yaşadığı sanrılardan da bahseden Tesla, “Bazı Mağribi dillerinde yemek yiyip dua eden bir ses duydum. Bu sabah bir görüntü gördüm ve sesin arkadan geldiğini, ancak içeride mi dışarıda mı olduğunu tespit edemedim” diyor. Tesla, kimseye güvenemediğini en yakınında bulunan arkadaşı Lionel’in ünlü mucit Edison’un yanına gittiğini söylüyor.
Bir insan dünyayı değiştiremez
Tesla, “Sonunda, insanlığın hükümetlere bağlı olduğunu ve bir bireyin yalnızca dünyayı değiştiremeyeceğini anladım.” diyor. “Bu mektubu asla alamayacaksın anne” Tesla, “Bu mektubu asla alamayacaksın anne. Neden bir daha hiç okuyamayacağın, sana neden yazdığımı bilmiyorum … Sen hafif bir ülke olabilirsin anne ve senden yolumu aldığım için beni bağışla, çünkü cenazene bile gelemeyeceğim.” derken büyük bir acı hissettiğini satırlarına işliyor.  Herkesi kontrol eden bir plan var
Nikola Tesla annesini kaybettikten sonra bile ona yazmayı sürdürüyor. Tesla, “O kadar kayıtsızım ki kendimi bile tanımıyorum. Sadece birisinin zaten her şeyi kontrol altında tuttuğunu ve “benim” keşfimin insanlık için çok erken olduğunu düşünüyorum. Ve aslında, hiç de “benim” keşfim değil. Her şeyi kontrol eden ve bir planı olan biri olduğunu biliyorum.” ifadelerini kullanıyor.
Türkleri tercih etmediği için pişman  Tesla, Türkleri tercih etmediği için pişman olduğunu, Türklerin bütün bu yaşananlar hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğunu dile getiriyor.
Dua et orada benim için anne
Ünlü bilim adamı Tesla’nın işte son ifadeleri, “Yıllarım, bilimde yükselmek için tırmalamakla geçti. Dua et, orada, benim için, anne, eğer yapabilirsen, zavallı, evlenmemiş oğlunun kayıp ruhuna…”
Kaynak: https://www.telegraf.rs/english/1470330-the-last-teslas-letter-to-his-mother-please-mother-pray-for-me-over-there

Devamını Oku

Bilim

Sırlarla Dolu Esrarengiz Philadelphia Deneyi – Rainbow Projesi

Yayınlandı

üzerinde

Philadelphia Deneyi, 28 Ekim 1943 tarihinde Amerikan donanmasının Philadelphia şehri limanında yaptığı iddia edilen deneydir. İddiaya göre donanmaya ait bir koruma destroyeri olan DE 173 sınıfı 1240 tonluk USS Eldridge birkaç dakika içerisinde 600 km.’den fazla bir uzaklığa gidip tekrar gelmiştir. Deneyin varlığı konusunda hiçbir delil bulunmamaktadır. Amerikan donanması da böyle bir deneyin kayıtlarda varolmadığını belirtmiştir. Al Bielek hariç deneye katıldığı iddia edilen tüm askerler bunu yalanlamış, hikâyenin bir aldatmaca olduğunu söylemişlerdir. Bielek’in hikâyesi de daha sonra yalanlanmıştır. Gökkuşağı Projesi (Rainbow Project) adıyla da bilinen bu deney, 1984 yılında beyaz perdeye aktarılana kadar ciddiye alınmamıştı. Ancak o tarihden bu güne kadar resmi makamlarca defalarca yalanlanmasına rağmen en çok merak edilen konulardan biri olmuştur.  Deneyin İddia Edilen Hikayesi: İddia sahibi ataldır, Deneyin yapılmış olma ihtimalinden ilk söz eden kişi Morris K. Jessup’dur. Jessup amatör bir gökbilimciydi ve UFO lar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyordu. Deney ile olan ilgisi ise 1955 yılında eline geçen bir mektupla başlar. Mektup, Carlos Miguel Allende adında birinden geliyordu ve deneyden detaylı olarak bahsediyordu. İddiasına göre Allende, deneye gözlem gemisi olarak katılan SS Andrew Furuseth adlı şilepte görevli bir denizciydi. Deneye baştan sona şahit olmuştu.
Deneyin Bilimsel Temeli: Deneyin temelinde Einstein’in Birleşik Alan Teorisi vardı. Teori, basitce, nesneler arası çekim esası ve elektromanyetizma üzerine kurulmuştur. Einstein, 1920’lerden itibaren bu teorisi üzerine yoğunlaşmış, 1925-1927 yılları arasında Almanya’da, bir fizik dergisinde yaptığı çalışmaları yayımlamış, ancak bu çalışmalarını hiçbir zaman tamamlayamamıştır.
İddiaya göre deneyin çalışmaları 1930 yılında Chicago Üniversitesinde başlamış, bir yıl sonra da Princeton Üniversitesinde devam ettirilmişti.  Hatta Albert Einstein Dr.John von Neumann ve Dr. Nikola Tesla‘ nın da zaman zaman proje dahilinde çalıştıkları iddia edilmiştir. Birleşik Alan Teorisi’nin deneye uygulanışı ise “çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturup gemi üzerine gelen ışığı (ve radar sinyallerini) kırarak ya da bükerek optik görünmezlik sağlamak” şeklinde düşünülmüştü. Bu doğrultuda 75 KVA gücündeki iki dev jeneratör geminin ön top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin güvertesine 4 manyetik ışın yayılacaktı. 3 RF vericisi (her biri iki megavat CW gücündeydi ve onlar da güverteye monte edilmişti). 3000 adet 6L6 güç artırıcı tüp, iki jeneratörün oluşturduğu gücü yayacaklardı, özel eşleme ve modülasyon devreleriyle diğer ekipman, oluşan kütlesel elektromanyetik alanları kullanılırlığa indirgerken, kırılmış ışınlar ve radyo dalgaları gemiyi saracak ve sonuçta gemi düşman gözlemcileri için görünmez olacaktı.  Deneyin gerçekleştirilişi: Allende, deneyin 22 temmuz 1943’te sabah 09:00’da jeneratörlere güç verilerek başlatıldığını söylüyordu. Bu aşamadan sonra yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başlamış ve USS Eldridge ortadan kaybolmuştu. Devamını şöyle anlatıyordu Allende :

“Bir an sadece geminin çapasını görebildim, sonra o da kayboldu, ortada artık ne sis ne USS Eldridge vardı; bomboş denize bakıyorduk, bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları korku, dehşet ve heyacan içinde nefeslerini tutarak bu inanılması güç başarılarını seyrediyorlardı. Gemi ve mürettebatı hem radarda hem de gözlerimizin önünde yok olmuştu. Her şey planlandığı gibi yürüyordu, 15 dk. sonra emir verildi ve jeneratörlerin şalteri kapatıldı. Önce hiçbir şey olmadı, arkasından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS Eldridge yeniden görünmeye ve ortaya çıkmaya başladı ama gemi nereye gitmiş ve nereden geliyordu? Sis azalırken, bir şeylerin tuhaf gittiğini hissediyorduk. Hemen gemiye yanaştık, ilk önce mürettebatın çoğunun geminin yanından sarkıp kustuklarını gördük, diğerleri ise geminin güvertesinde şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı,sanki hiçbirinin bilinci yerinde değildi. Yetkili ekipler gemiye girerek bütün mürettebatı kısa süre içerisinde uzaklaştırdılar ve yerlerini hazır bekletilen yeni bir mürettebat aldı. Bir iki gün sonra, yeni bir deneye daha karar verildi. Gemi istenen radar görünmezliğine ulaşmıştı, donanım değiştirildi ve 28 Ekim 1943’te deney yine aynı gemide tekrarlandı. Jeneratörler çalışmaya başladıktan hemen sonra Destroyer hemen hemen görünmezlik çizgisine ulaşmıştı, sadece burnu ve arkası görülüyor, arada ise bazı çizgiler belli belirsiz seçiliyordu. Sonra sadece su üzerinde tekne boyunda bir çizgi kaldı. Bir iki dakika sonra mavi bir ışık parladı ve o çizgi de yok oldu. Şimdi gemi tamamen yok olmuştu. Birkaç dakika sonra millerce uzakta Norfolk’ta ortaya çıktı. Göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadelphia’da tekrar ortaya çıktı. Bu kez durum çok ciddiydi, tüm mürettebatın başı beladaydı. Bazıları yok oldu ve bir daha geri dönmedi. Bu olayın en korkunç bölümü ise beş denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katılaşan metal levhalarının içinde kalmalarıydı. Bu çok feci bir durumdu. Denizcilerin birisi kurtuldu fakat bir daha eski haline dönemedi. Aklını tamamen yitirmişti ama yapacak hiçbir şey yoktu. Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti, sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çıkan insanlar vardı. Manyetik alanın içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birisinin yüzüne ve eline dokunulmasıyla görünür hale geliyorlardı, yani dokunmanın giysinin olmadığı bir yere yapılması gerekiyordu. “Donma” adı verilen bu olay saatlerce, günlerce sürebiliyordu, hatta bir tayfa tam altı ay donduktan sonra kurtarılabilindi. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve mürettebatının bütünüyle kaybolup,çok uzak bir yerde ortaya çıkıp ve sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi?”

Bu hikâyeye göre USS Eldridge, 28 Ekim sabahı Philedalphia limanından 640 km. ötedeki (375 mil) Norfolk askeri deniz üssüne gidip tekrar gelmiş ve bu olay birkaç dakika içerisinde olmuştu. Jessup bu inanması güç hikâyeye temkinli yaklaştı. Allende’ye gönderdiği cevapta daha fazla ayrıntı ve varsa olayın gerçekliğiyle ilgili kanıtlar istedi. Allende’nin cevabı ise aylar sonra geldi, fakat bu sefer gelen mektupta Carl M. Allen imzası vardı. Allen kanıtı olmadığını yazıyordu ancak hipnoz seansına katılabileceğini ya da pentotal (bilinci uyuşturarak iradeyi kıran doğruyu söyleten bir ilaç) alarak gördüklerini anlatabileceğini savunuyordu. Jessup bu mektupdan sonra yazışmamaya karar verdi.  Morris Jessup’un Ölümü: 1957 ilkbaharında Jessup, Deniz Kuvvetleri Araştırma Bürosu’ndan bir davet aldı. Büroya ulaştığında kendisine yine kendinin yazdığı (ve çoğunlukla ününü borçlu olduğu) The Case for the UFO isimli kitap gösterildi. Bu kitap bir yıl kadar önce büroya postalanmıştı. Kitabın dikkat çekici yanı ise sayfalarda alınmış olan notlardı. Notlar üç farklı yazıyla yazılmıştı ve binlerce yıl önceki uygarlıklardan söz ediliyor, dünyaya gelen uzay araçları tarif ediliyordu. Sonunda ise Güç alanlarından, bir maddenin nasıl kaybolup, nasıl ortaya çıkarılabileceği ve 1943’te yapılan deneyden söz ediliyordu. Jessup yazılardan birinin Allen’e ait olduğunu fark edip durumu bildirdi. Sonrasında diğer yazıların da aynı kişiye ait olduğu, farklı renk ve özelliklerdeki kalemlerle yazıldığı anlaşıldı. Bu olaydan sonra Deniz Kuvvetleri Jessup ile yeniden bağlantı kurup Allende’nin mektuplarında belittiği adresin terkedilmiş bir çiftlik evine ait olduğunu, ayrıca, Jessup’un kitabının üzerindeki notlarla ve Allende’nin mektuplarıyla birlikte yeniden düzenlenerek Deniz Kuvvetleri bünyesinde dağıtılacağını bildirdi. Rakam tam olarak bilinmemekle beraber bu şekilde 100 kadar kopyanın Deniz Kuvvetlerinde dağıtıldığı sanılmaktadır. Bu baskıdan üç kopya da Jessup’a gönderilmiştir. Bu olaydan iki yıl kadar sonra, 20 Nisan 1959’da Morris Jessup, Miami’de Hammock Parkı’nda, kendi aracı içerisinde ölü bulundu. Polis raporlarına göre egzoz gazıyla intihar etmişti. Carlos Allende ise bir daha ortaya çıkmadı ve olay bu şekilde kapandı.  Alfred Bielek’in ifadesi: Bugün bilinen, hikâyenin çoğunun 1984 yapımı Stewart Rafill’in yönettiği “Philadelphia Experiment” (Philadelphia Deneyi) isimli filmden uyarlandığıdır. 1990’larda Eldridge gemisinin mürettebatından Alfred Bielek deneyin içinde yer aldığını ifade etmiş, bu ifade internet aracılığıyla yayılmıştır. Ancak 2003 yılında Bielek’in hikâyesi küçük bir araştırmacı grup tarafından yalanlanmış, deney sırasında geminin yakınında bir yerde olmadığı gösterilmiştir.
Dr. Valentine, Charles Berlitz’le yaptığı röportajda şöyle diyordu: “Bence Philadelphia Deneyi bilinen ve alışılmış yollarla açıklanamaz. Bazı bilimadamları atomun temel yapısının, madde parçacıklarından değil, elektromanyetik alanlarda oluştuğu görüşündeler.Bu çok karmaşık enerji alanlarının birbirlerini etkilemesi olayıdır. Eğer böyle bir evrenin içinde maddenin katlı fazları bulunmasaydı, şaşılırdı.Bu fazların birisinden birisine geçilmesi bir yaşamdan ötekine geçmeye benzer. Boyutlar arası değişmedir yani dünyalar içinde dünyalar olabilir. Manyetik alanların karıştırıcı olarak değişimler yaratabileceğinden kuşkulanılıyordu. Maksatlı olarak, olağan dışı manyetik koşullar yaratılması hem fiziksel, hemde yaşamsal olarak maddenin fazını değiştirebilir. Bu durumda da, bağımsız bir varlık olmayan ama içinde bulunduğumuz yaşama benzer belirli bir madde / zaman / enerji boyutunun bir parçası olan zaman faktörünü’de çarpıklaştırır. Kısacası deney olasıdır.”  Berlitz’e göre: Philadelphia Deneyi’nin yapılıp yapılmadığı belli değildir. Ve şuan için kanıtlanamaz. Ama kavram olarak geçerlidir. Çünkü Einstein’ın ”Birleşik Alan Kuramı” tarafından desteklenmektedir. Eğer deney yapıldıysa, söylentilerin ardındaki gerçek tanıklar susmaktadırlar ve belkide Türkiye’de de yayınlanan ”Yok Oldu”( Thin Air) kitabında anlatıldığı gibi çıldıran ve inanılmaz değişimler gösteren mürettebatın çoğu ölmüş veya gizli bir yerde ölümü beklemektedir. Umuyoruz ki; bir gün üzerinde ”çok gizli” yazılı bu dosyanın açılma zamanı gelecek ve karanlıklar aydınlanacaktır. Kaynak: https://archive.org/stream/PhiladelphiaExperiment/Philadelphia%20Experiment_djvu.txt

Devamını Oku

Öne Çıkanlar