fbpx
Connect with us

Bilim

2018’de İnsanlar Hakkında Öğrenilen 10 Şey

Published

on

2018’de bilim alanında da oldukça önemli gelişmeler yaşandı. İmkansız denilen deneyler gerçekleştirildi, Mars’a bir araç daha indirildi, DNA üzerinde eşsiz çalışmalar yapıldı, maalesef Stephen Hawking hayatını kaybetti, Elon Musk hissesini büyüttü (!), 3D baskıda yeni bir çağ başladı… Ve daha birçok olay yaşandı. Bu yıl kendi fizyolojimiz hakkında ortaya çıkan 10 ilginç olay sizlerle.
Yeni organımız: İnterstitium: Yapılan araştırmaya göre, cilt yüzeyi de dâhil olmak üzere vücudumuzun her bölümündeki bağ dokular, aslında içi bir sıvı dolu bölmeciklerden oluşuyor. Bu bölmecikler mide, akciğerler, kan damarları ve kasları kaplayarak hep birlikte bir ağ oluşturuyor. Bu nedenle bilim insanları vücut genelinde birbirine bağlı olan bu ağın bir organ olduğunu söylüyor. Yeni organa ise ‘interstitium’ adı verildi.  Babaların DNA’sı ve mitokondri: İnsanların mitokondriyal DNA’yı (hücrelerin mitokondrisinde bulunan genetik materyal) sadece annelerden aldıkları sanılıyordu. Ancak yapılan bir araştırmada, bazı durumlarda babaların da mitokondriyal DNA’yı etkileyebileceği tespit edildi. 17 kişinin katıldığı deneyde elde edilen bulgular, 17 kişinin, hem annelerinden hem de babalarından mitokondriyal DNA aldığını ortaya koydu.  Beynimizdeki bakteriler ?: ABD’nin Alabama Üniversitesi araştırmacılarından gelen, “İnsan beynine yerleşen bağırsak bakterileri, ruh halimizi ve iştahımızı etkiliyor” şeklindeki araştırma sonucu ise beyin ile bağırsaklar arasındaki bağlantıya yeni bir kanıt olarak gösteriliyor. Devrim niteliğindeki buluş, şans eseri gerçekleştirildi. Şizofreni hastalarının bedenlerini inceleyen bilim insanları, beyinde daha önce hiç görmedikleri bakterilerle karşılaştı. Bu bakterilerin aslen bağırsakta yaşadığını fark eden doktorlar, çalıştıkları 34 beyinde de bağırsak bakterilerine rastladı.  Dışkımızda mikroplastik tespiti: Mikro boyutundan makro boyutuna kadar, etrafımız plastik çöpleri sarmış durumda. Ancak son yapılan araştırmada insan dışkısında plastik maddelere rastlandı. Deney, sekiz farklı ülkede yaşayan sekiz sağlıklı insandan oluşuyordu ve gönderilen her dışkı örneği uzun bir analizden geçirildi. Örneklerin her biri plastik parçacıkları içeriyordu.  Alnımızdaki kırışıklıklar kalp damar hastalıklarına bir işaret !: Alın kırışıklığı, genelde yaşlılık döneminde belirginleşen ve çok doğal karşılanan bir durumdur. Ancak yapılan araştırmalar, derin alın kırışıklıkları olan kişilerin kardiyovasküler hastalıktan ölme riskinin daha yüksek olabileceğini açıkladı. Çalışmaya göre; alındaki kırışıklıklar, o kişinin kardiyovasküler hastalıktan hayatını kaybetme riskinin 10 kat daha fazla olduğunu açıkladı. Fransız bilim insanlarının yaptığı 20 yıllık çalışmaya göre; kaşın üst kısmında yer alan kırışıklıklar, kalp rahatsızlıkları veya felç gibi olası sorunlar için kırmızı bayrak niteliğinde.  10.000 kişinin yüzünü hatırlayabiliriz: Yaşamımız boyunca çok sınırlı sayıda kişinin yüzünü hatırlayabileceğimizi düşünürüz.Ancak eminim ki kimse 10.000 suratı tahmin etmemiştir… Araştırmacılar, deneye katılan yüzlerce kişiye hem tanıdıklarının fotoğraflarını hem de ünlü kişilerin fotoğraflarını gösterdi. Uzun bir sürece yayılan araştırma, kişiden kişiye bağlı olarak 5000-10000 arasında insanın yüzünü hatırlayabileceğimizi ortaya koydu.  Bu genler hayal kurmamıza yardımcı oluyor: Hayal kurmamızın nedeni, bilim insanlarının net bir şekilde açıklayamadığı bir olay. Ancak, Japonya’daki araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma bu konuya biraz daha ışık tutabilir. Bilim insanları, uykumuzun REM aşamasında Chrm 1 ve Chrm 3 genlerinin aktif olduklarını belirlerdiler. Fareler üzerinde yapılan deneyde, bu genler CRISPR ile yok edildi. Ve farelerin REM uykusu yaşamadıkları gözlemlendi.  Bağırsak bakterilerimiz elektrik üretiyor !: Midemizde kelebekler, kalbimizde pırpırlar olmuyor olabilir ancak bağırsaklarımızda gerçekten de elektrik var. Journal Nature dergisinde yayınlanan araştırmaya göre; genellikle tüketilen ya da zaten bağırsaklarımızda bulunan bazı bakteri türleri elektrik üretiyorlar. Uzmanlar; bakterileri bir elektrokimyasal bölmeye yerleştirdiler ve üretilen elektronları bir tel veya elektrot ile yakalayarak bu gıda kaynaklı bakterilerin bir elektrik akımı oluşturduğunu gördüler. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’deki bir mikrobiyolog olan kıdemli yazar Daniel Portnoy’a göre: “Elektrik üreten ya da “elektrojenik” bakteri aslında yeni bir şey değil. Bizden uzakta, göllerin dibinde olduğu gibi bize yakın yerlerde de bulunabilirler.” Portnoy: “Ancak şimdiye kadar bilim insanları, çürüyen bitkilerde veya memelilerde özellikle de çiftlik hayvanlarında bulunan bakterilerin de elektrik üretebileceği konusunda hiçbir fikre sahip değildik.” demecini vermişti.  Sıkı dostlar aynı düşünür : Günümüzde arkadaş ortamlarının ne kadar ”yüzeysel” olduğunu görürüz. Eğer gerçek arkadaşınızın kim olduğunu bilmek istiyorsanız onu beyin MR’ına sokmalısınız… Ocak ayında yapılan araştırmada arkadaş gruplarına aynı videolar izlettirildi. Ardından çekilen MR sonucunda, insanların bazı uyaranlara birebir tepkiyi verdikleri göründü. Araştırmacılar; yakın arkadaşların beyin bölgelerinde yer alan duyguların, dikkatlerin ve üst düzey mantığın aynı tepkileri verdiklerini belirtti.  Selfie’ler görünüşümüzü bozuyor !: Adına şarkı yapılan, telefon sektörünün üç-dört kat sıçramasına neden olan, Instagram’ı kullanım amacının dışına taşıran selfie -özçekim- görünüşümüzü bozuyor. Mart ayında yayınlanan bir araştırma; yüzün 30 cm. uzağında çekilen özçekimlerin, burnun gerçekte olduğundan yüzde 30 daha büyük görünmesine neden oluyor buna ek olarak yüz hatlarımız da olduğundan değişik görünüyor. Buna karşılık 1.5 metre uzaklıktan çekilen normal bir fotoğrafta hiçbir değişiklik olmadan birebir fotoğraf (no filter) oluşuyor. Matematiksel modeller ile yapılan araştırmaya göre; bu farkların gözle görünür olmasa da fotoğraflara baktıkça kendimizi daha kötü hissedebileceğimize neden olabileceği ortaya kondu. Evet… İyisiyle kötüsüyle bir yılı daha geride geride bıraktık. Bütün bir sene boyunca bizi takip ettiğiniz ve desteklediğiniz için teşekkürler. Seneye daha iyi bir şekilde görüşmek üzere.
Kuzey Kılıç (@KuzeyGencc)
Kaynaklar: https://www.livescience.com/64312-amazing-things-about-humans-2018.html , https://phys.org/news/2018-09-hundreds-electricity-generating-bacteria-pathogenic-probiotic.html , https://experiencelife.com/article/interstitium/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yüz körlüğü hastalığı nedir? Nedeni ne? : Sevdiklerimin yüzünü hatırlayamıyorum

Published

on

İnsan yüzlerini tanıyamama durumu olarak tanımlanan ‘yüz körlüğü’ Tıp dilinde prosopagnosia olarak adlandırılan bu durum, insanların yüz, ağız, göz gibi unsurları görmelerine rağmen aralarında bağlantı kuramamaları olarak nitelendiriliyor.

Bir gün bir yabancı, otobüste Boo James’e el salladı. Üzerine pek düşünmedi. Ta ki, el sallayanın aslında annesi olduğu ortaya çıkana dek. Boo’nun nadir görülen bir hastalığı, yüz körlüğü var. Yani, ailesinin, arkadaşlarının ve hatta kendi yüzünü tanıyamıyor. Uzmanlar şimdi, Boo gibilerinin insanları daha iyi tanımak üzere eğitilmesi umuduyla yeni bir çalışma başlattı.

‘Başka bir gezegendenmiş gibi’

Boo yıllarca “başka bir gezengendenmiş gibi” hissettiğini söylüyor. “Bunun üzerine oturup düşünmek, çok stresli ve duygusal açıdan rahatsız edici. Dolayısıyla, düşünmemeye çalışıyorum. Çok zor bir iş. Dışarıda olduğunuz bir günü sürekli biriyle konuşup konuşmamanız gerektiğini düşünerek geçirmek, fiziksel ve duygusal açıdan tüketen bir şey” diyor. Boo, hayatının büyük kısmı boyunca, prosopagnozi diye de adlandırılan rahatsızlığından habersizdi ve insanları tanıyamayınca ortaya çıkan “sosyal gariplikten” kendisini sorumlu tutuyordu.

“Bu durumu açıklayacak bir yol bulmalıydım. İyi açıklayamıyordum, sadece insanların yüzünü hatırlamakla uğraşmadığım için kendimi suçluyordum” diye konuşuyor ve ekliyor: “Sanki bir tür tembellik gibiydi: İnsanları tanımak istemiyormuşum, hatırlayacak kadar ilgilenmiyormuşum, kusur da bendeymiş gibi düşünüyordum.” Ancak Boo, kendisindeki sorunu 40’lı yaşlarının başlangıcında hastalığı televizyondan öğrenince anladı. “Ancak o zaman, insanları tanıyamamamın, beynimdeki fiziksel bir durumdan kaynaklandığını anladım” diyor: “Hemen kendimi daha iyi anlamaya, kendimi affetmeye ve meseleye farklı bir açıdan bakmaya başladım.”

Bazen kendisini bile tanımakta zorlanıyor

Boo, çocukluğunun tanıyamadığı diğer çocuklar, bakıcılar ve öğretmenler yüzünden “travmatik deneyimlerle dolu” olduğunu anlatıyor. 51 yaşındaki Galli kadın, ailesini, eski arkadaşlarını ve hatta tatilde karşılaştığı babasını tanıyamadığını belirtiyor. Hatta bazen, kendisini bile tanımakta zorlanıyor. “Geçenlerde annem bilgisayarda eski fotoğraflar bulduğunu söyledi. Ekrandan bakıyordum. Fotoğraftaki birinden bahsediyorduk ve ben ‘O kim?’ diye sordum. ‘Sensin!’ dedi.” Boo, partneri Dewi’yi “yüz körleri için rehber köpek” diye tanımlıyor çünkü tanıdıkları biriyle konuşuyorlarsa, gizlice kim olduklarını söylüyor. Filmlerin konularını ve karakterlerin kimliklerini de söylüyor, çünkü aksi takdirde filmlerde olanları takip etmesi imkansız hale geliyor. “Çok nazik ve sabırlı biri. Bazen çok karmaşık hale gelirse filmi kapattığımız da oluyor” diyor.

Parça parça yüz

Peki yüz körlüğü olanlar yüzleri nasıl algılıyor? Boo, bunu tanımlamanın zor olduğunu söylüyor. “Yüzleri parça parça görüyorum. Bir burun olduğunu, gözleri, ağzı ve kulakları görüyorum. Ama beynimin bunları birleştirip ortaya bir yüz görüntüsü çıkartması çok zor oluyor” diyor. Ancak, yaşadığı zorluklara karşın Boo, kimin kim olduğunu anlamasına yardımcı olan taktik ve teknikler geliştirmiş: “Kullanabileceğim başka veriler var, saç stilleri, birinin sürekli taktığı bir mücevher, giyim tarzları, konuşmaya başladıklarında da ses tonları. Hatta bazen birinin silüeti, vücudunun biçimi hatta konuşma tarzları. İnsanları arkalarından bakarak tanımakta, normal insanlardan daha iyi olduğumu düşünüyorum.”

Farkındalığı artırmak

Hepsi Boo’nun yaşadığı kadar kötü olmasa da, her 50 insandan birinde yüz körlüğü olduğuna inanılıyor. Konuyla ilgili yeni bir araştırma yapan uzmanlar, çoğu kişinin bunun farkında bile olmadığını söylüyor. Swansea Üniversitesi’nden Psikolog Dr. John Towler, “Bunla, belki bir filmi takip etmeyi biraz zor bulan insanlar” diyor: “Belki Taht Oyunları dizisini izliyorlardır, herkes uzun saçlı ve sakallı olduğundan, ne olup bittiği hakkında bir fikirleri yoktur.”

Yüz Körlüğü Nedeni ne?

İki tür yüz körlüğü var. Sonradan olan yüz körlüğü, beynin yüz tanımayı kontrol eden kısımlarının bir yaralanma yüzünden hasar görmesiyle ortaya çıkıyor. Gelişimsel yüz körlüğü ise beynin farklı bölgeleri arasındaki iletişimin bozulması nedeniyle doğumdan itibaren görülüyor. Araştırma ekibinden Dr Jodie Davies-Thompson, “Beynin tam olarak hangi bölümünde sorun olduğunu öğrenebilirsek, bu soruna çare aramaya başlayabiliriz. Yüz körlüğü olan insanlar için bir rehabilitasyon programı üzerinde çalışıyoruz. Belirli beyin bölgeleri arasındaki iletişimi ve dolayısıyla yüz tanıma kabiliyetini artırmayı umuyoruz” diyor.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.bbc.com/news/uk-wales-47304678

Continue Reading

Bilim

Bilim insanları, Beynin 90’lı yaşlara kadar ‘yeni hücre’ üretebilidiğini ortaya koydu

Published

on

Avrupalı bilim insanları, insan beyninin 90’lı yaşlarına kadar yeni hücre üretmeye devam edebildiğini ortaya koydu. İspanya’da yapılan araştırmaya göre beynin hafıza ve ruh halini yöneten kısmı olan hipokampüs, yaşlılıkta dahi taze hücre üretebiliyor. Ancak Alzheimer hastalığının baş göstermesiyle, beyindeki yeni hücre sayısı azalıyor. Yeni bulgular, Alzheimer’ın erken teşhisine de yardım edebilir.

Yaş ilerledikçe üretim yavaşlıyor

Nature Medicine tıp dergisinde yayımlanan araştırma için, 43-87 yaş aralığında hayatını kaybetmiş olan 13 kişinin bağışlamış olduğu beyin dokuları incelendi. Deneklerin tamamı ölmeden önce nörolojik açıdan sağlıklıydı. Madrid Özerk Üniversitesi’nden María Llorens-Martín, ekipçe yaptıkları incelemelerde sağlıklı beyinlerde yeni nöronlara rastladıklarını ancak bu nöronların sayısının yaş ilerledikçe azaldığını söyledi. 40 ve 70 yaşları arasında beyindeki yeni hücreler 40 bin milimetreküpten 30 bin milimetreküpe kadar düştü.

Alzheimer hastaları

Araştırmacılar daha sonra, ölmeden önce Alzheimer teşhisi konduğu bilinen 52 ile 97 yaş aralığında deneklerin beyin dokularını inceledi. Bu Alzheimer hastalarında da yeni beyin hücrelerinin oluştuğuna dair izler vardı ama sağlıklı beyinlere oranla yeni hücre sayısı çok daha azdı. Alzheimer’ın daha ilk safhalarında olan beyinlerde, sağlıklı beyinlerdeki yeni hücrelerin yarısı ya da daha azı kadar yeni hücreye rastlandı. Nöroloji uzmanları on yıllardır beyindeki hücre üretimi konusunda ikiye bölünmüş durumda. Bazıları insanların yetişkinliğe eriştiğinde beyin hücresi ‘kotasını’ doldurduğunu, bazıları da yaşlılığa kadar beynin yeni nöronlar ürettiğini öne sürüyor.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.theguardian.com/science/2019/mar/25/humans-can-make-new-brain-cells-into-their-90s-scientists-discover

Continue Reading

Bilim

Aziz Sancar’ın ismi verilen bitki ilaç olma yolunda

Published

on

Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen haval otunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu belirten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, “Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere” dedi. Halk arasında yara tedavisinde kullanılan ve Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen havalotunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarda sona yaklaşıldı.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, yaptığı açıklamada, ilaç üretiminden tedaviye kadar artık modern tıpla birlikte geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının da yaygınlaşmaya başladığını söyledi.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp kapsamında çok sayıda araştırma yapıldığını anlatan Doğan, yurt içi ve dışında farklı bitkiler ile sülük gibi bazı hayvan türlerinin hastalıkların tedavisindeki etkisinin incelendiğini belirtti.

Doğan, üniversitelerindeki ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezi’nce yürütülen çalışmalar kapsamında, Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesinde keşfedilen bitki türüne, Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın isminin verildiğini hatırlattı.

Halk arasında ‘havalotu’ denilen, ‘bolanthus’ cinsine ait endemik bir tür olan bitkinin daha önce bilimsel tanımlamasının yapılmadığını ifade eden Doğan, “Bu bitki, Geleneksel Tamamlayıcı ve Entegratif Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Koç başkanlığındaki ekip tarafından ilk kez bilimsel olarak tanımlanmıştı. Türkiye’nin dünyada bilim adına gururu olan Sancar’dan izin alınarak, bitki türüne ‘Bolanthus Aziz-Sancarii’ ismi verilmişti” dedi.

YARA TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR

Prof. Dr. Doğan, bitkinin halk arasında daha çok yara tedavisinde kullanıldığını belirtti. Bitkinin, yara tedavisi başta olmak üzere farklı sağlık sorunlarına şifa olup olamayacağına ilişkin başlatılan araştırmanın tamamlanmak üzere olduğunu bildiren Doğan, şunları kaydetti:

“Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere. Bu bitkinin içindeki etken maddelerin ayrıştırılması ve bunların ilaç olarak kullanılmasına yönelik de üniversitemizle birlikte yürütülecek TÜBİTAK projemiz başlatılacak. En kısa zamanda resmi başvuru sunulacak.”

Araştırmanın başkanlığını yürüten Doç. Dr. Murat Koç da “Araştırılan bitkinin ilaç olma yolunda potansiyeli yüksek. Kesin sonuçları elde ettikten sonra net şeyler söyleyebiliriz” diye konuştu. Kaynak: (AA)

Continue Reading

Öne Çıkanlar