fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

30’lu Yaşlarınızda Müzik Zevkinize Tuhaf Şeyler Oluyor

Yayınlandı

üzerinde

Büyükannelerin hala Elvis’i dinlemesinin, annelerin hala Bon Jovi’yi seviyor olmasının ve 14 yaşındayken sevdiğiniz gruplarla hala garip bir bağlantınızın olmasının bir nedeni var. Müzik hizmeti sunan Deezer yakın zamanda İngiltere’de bir anket düzenledi ve 1000 kişiye müzik tercihlerini ve akış alışkanlıklarını sordu. Bulgulara göre, 30 yaşlarında insanlar ”müzik felci” yaşamaya ve böylece yeni sanatçıları veya türleri dinlemeyi bırakıp bildiklerine takılıp kalmaya eğilimlidirler. Müzikal keşif, ortalama 24 yıl ve 5 ay’lık yaş döneminde zirveye çıksa da, kadınlar genellikle bir yıl önce bu zirveye ulaşırlar. Bu yaşlarda, katılımcıların neredeyse yüzde 75’i haftada 10 ya da daha fazla yeni şarkıyı gözden geçirdiklerini ve yüzde 64’ü her ay beş ya da daha fazla yeni sanatçıyı dinlediklerini söyledi. İnsanların yaklaşık yüzde 60’ı, müzikte monotonluğun içinde olduklarını hissetmişler ve aynı sanatçıları tekrar tekrar oynatmaktan kurtulma mücadelesi veriyorlar. Bu sadece küçük bir PR araştırmasıdır, ancak bulguların arkasında biraz bilim var gibi görünüyor. Bir çalışma, insanların yaşlandıkça tecrübeye açık olma eğilimlerinin daha az olduğunu belirtmiştir. Çalışma, tecrübeye açık olmanın, genç yaşlarımızda yükselmeye ve daha sonra yirmili yaşların sonundan sonra azalmaya eğilimli olduğunu buldu. ”Tecrübeye açıklık” beş büyük kişilik özelliklerinden biridir. Merak duygumuzu, çeşitlilik tercihimizi, estetik anlayışımızı ve bilinmeyen şeyleri tecrübe etme arzumuzu ifade eder. Bu özellik yaşla birlikte azaldığı için müzik alışkanlıklarımızın neden yaşlandıkça daha değişmez hale geldiği açıklanabilir. Muhtemelen başka bir faktör daha var. Genç yaşlarımızda, özellikle gençler olarak, çevremizdeki müzikten en çok etkilenenleriz. New York Times gazetesinde, veri bilimcisi Seth Stephens-Davidowitz, özellikle 11 ila 14 yaş arasındaki gençlerimiz arasında popüler olan şarkıların, Spotify’da en çok çalınan şarkılarımız olmayı sürdürdüğünü yazdı. Örneğin, şu anda 41 yaşında olan kadınlar The Cure tarafından söylenen “Just Like Heaven” adlı şarkıya bayılıyorlar ve bu şarkı onlar 11 yaşındayken piyasaya sürülüyor. 69 yaşındaki kadınlar da Roy Orbison’un “Pretty Woman” adlı ezgisini seviyorlar ve bu ezgi onlar 11 yaşındayken piyasaya çıktı. Bu eğilim yaş ve cinsiyetler arasında bulunabilir. Gençlik dönemlerinde müzikal tercih yetimiz doruk noktaya ulaşmada etkili hale geliyor. Bu, deneyime açıklık konusunda zirvede olmamızdan kaynaklanıyor olabilir veya belki de umursamaz gençliğimiz için bir nostalji unsurudur. Her iki şekilde de, bu pencere yirmili yılların sonlarında kapanıyor gibi gözüküyor, ondan sonra, aynı üç grubu, ölene kadar dinlemeye mahkum oluyoruz. Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/we-stop-discovering-new-music-at-a-certain-age-heres-why

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Minos Uygarlığını Ortadan Kaldıran Efsanevi Yanardağ Patlamasıyla İlgili Yeni Bulgular Elde Edildi

Yayınlandı

üzerinde

Günümüzden binlerce yıl önce şimdi Santorini olarak bilinen Yunan adasında yaşanabilecek en büyük volkanik patlamalardan birisi meydana geldi. Thera patlaması olarak da bilinen bu patlama Minos Uygarlığı’nı tarih sahnesinden sildi. Bilim insanları şu ana kadar bu patlamayla ilgili net bulgular elde etmekte zorlanıyordu. Ancak ortaya çıkan yeni bulgular patlamayla ilgili bilim insanlarına büyük ipuçları verebilir.

Bilim insanları patlama anında canlı olan ağaç kalıntılarından elde ettikleri verileri radyokarbon teknikleriyle inceleyerek, Thera patlamasına dair yeni bulgular elde edebileceklerini düşünüyor. Thera’nın tam olarak ne zaman patladığını belirlenmesi sadece MinosUygarlığı’yla ilgili değil, tüm Akdeniz, Orta Doğu ve Mısır Uygarlığı’yla ilgili daha fazla bilginin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Arizona Üniversitesi’nden dendrokronoloji uzmanı CharlottePearson , “Volkanın patlaması tüm zaman içerisinde kısa bir an alıyor. O zaman, herhangi bir arkeolojik alanda o anın kanıtını bulduğunuzda, aniden zaman içinde çok kesin bir belirleyici noktaya sahip olursunuz – ve bu zaman periyodu boyunca insan / çevre etkileşimlerini incelemek için gerçekten çok etkin bir kaynaktır” dedi.

Araştırmacılar elde ettikleri ağaç halkalarının verilerini incelediklerinde Thera’nın püskürmesinin M.Ö. 1600 ile 1525 yılları arasında bir zamanda olduğunu hesapladı. Elde edilen tarih çok spesifik ve direkt bir tarih değil. Ancak eldeki zaman aralığının daraltılmasına yardımcı oluyor. Çünkü radyokarbon analizinden elde edilen bulgular M.Ö. 1650 ile 1600 yıllarını gösterirken, arkeolojik kanıtlar M.Ö. 1570 ile 1500 yıllarını işaret ediyor. Araştırma ekibi tarafından M.Ö. 1700 ile 1500 yılları arasındaki 285 ağaç örneğini analiz etti. Ancak bu ağaçların Santorini adasından gelmediğini, hatta Akdeniz’den bile olmadıklarını öğrendiğinizde şaşırabilirsiniz. İki yüz örnek, belirtilen süre zarfında Kaliforniya ve Nevada’da yetişen uzun ömürlü kristlecone çamurlarından geldi. Kalan 85 örnek ise İrlanda’daki meşe ağaçlarındandı.
Bu tür ağaçlar geçmişi inceleyebilmek için mükemmel kaynaklar sunarlar. Bunun sebebi ise gövdelerinde her yıl tek bir halka oluşturmalarıdır. Bireysel halkalardaki radyokarbon-14 sabit oranda bir bozulma yaşar. Bu da son 50 yıl içerisinde geliştirilen güncel radyokarbonkalibrasyon eğrisine dayanarak, doğru tarihleme gerçekleştirilebilir. Araştırmanın ikinci kısmı, halkaların gerçek boyutlarını incelemekti. Thera’nınerüpsiyonu muazzamdı. Minos Uygarlığını 40 metre derinlikte bir kül ve ponza tabakasının altına gömdü. Bu esnada yoğun duman ve yanardağdan fışkıran malzemeler atmosfere yayıldı. 2010 yılında Eyjafjallajökull patlamasının atmosfere gönderdiği kalın kül bulutları, jet akımına girerek tüm Avrupa’da haftalarca hava hareketlerini aksattı. Thera kadar büyük bir volkanik patlama muhtemelen parçacıklar Güneş’in ışığını engellediği etkilenen bölgelerde geçici bir soğutma etkisine neden olacaktır. Bu bulutlar aylarca atmosferde kalabilirler.
Buna ek olarak, eğer yanardağ kükürdioksit yayıyorsa, bu da güneş ışığını engelleyen sülfürik asit aerosolleri oluşturmak için su parçacıkları ile birleşerek stratosfere ulaşmış olabilir. Bu durum hem İrlanda’ya hem de ABD’ye ulaştıysa, ağaç halkalarında kanıtlar görünmeliydi. Bilim insanları yaptıkları incelemelerde durumun böyle olduğunu gördü. Soğuk bir iklim incelenen her iki ağaç türü için de daha ince halkaların meydana çıkmasını sağlayacaktır. Araştırmacılar büyük bir volkanik püskürmeye işaret edebilecek zaman diliminde son derece dar dört halka buldu. Ayrıca, eski radyokarbonkalibrasyon eğrisinin bu dönem için tam olarak doğru olmadığını ve gelecekteki araştırmacılar için daha doğru bir veri kümesiyle sonuçlandığını keşfettiler. Arizona Üniversitesi’nden antropolog GregoryHodgins, “Bu araştırma Thera’yla ilgili, ama gerçekten de bu zaman dilimi boyunca dünya çapında radyokarbon kullanan herkes için bunun etkileri çok derin” açıklamasında bulundu.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/tree-ring-radiocarbon-dating-minoan-volcano-catastrophic-eruption-thera

Devamını Oku

Bilim

28 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Lens !

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Görme bozukluklarının düzeltilmesinde, göz renginin değiştirilmesinde, ya da kornea hastalıklarının tedavisinde kontakt lens kullanılmaktadır. 14 yaşındayken sol gözündeki rahatsızlıktan dolayı kontakt lens kullanan bir bayan, badminton maçı sırasında gözüne aldığı darbeden sonra lensini bir daha bulamadı.
Kaybolan bu lens, tam tamına 28 yıl sonra ortaya çıktı !
İskoçya’da yaşayan bayan, bir süre önce gözleriyle ilgili çeşitli rahatsızlıklar yaşamaya başladı. Tam 6 ay boyunca sol gözünde sulanma ve şişlik problemleriyle uğraşan kadın, sonunda doktora gitmeye karar verdi.

İskoçya’nın Dundee şehrindeki Oftalmoloji hastanesine giden kadın, yapılan kontrollerin ardından çıkan sonuçlara inanamadı. Kadının göz kapağında 6 milimetre çapında bir yuvarlak cisimle karşılaşan doktorlar, yapılan kontrollerin sonucunda bunun bir kontakt lens olduğunu anladılar. Yapılan operasyonun ardından 28 yıllık kontakt lens, kadının göz kapağından çıkarıldı.
Kaynak: https://www.livescience.com/63333-contact-lens-eyelid.html
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Pirinç Tanesi Kadar Küçük Bir Denizatı Türü Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Sadece güneydoğu Japonya’da bulunan yepyeni bir cüce denizatı türü keşfedildi. Japonya’da kaydedilen birçok denizatı türü bulunuyor. Bu bölge biyolojik çeşitlilik bakımından üst seviyededir.
Bölgede bulunan türler daha önce güneyden orta doğu Japonya’ya kadar yerel tüplü dalgıçlar tarafından gözlemlendi.
Araştırmacılar yeni keşfedilen bu küçük denizatı türüne “Hippocampus Japapigu” yani latince adıyla “Japon Domuzu” ismini verdi. İsim ilk defa hayvanı gören ve minik bir bebek domuza benzediğini söyleyen dalgıçlardan geliyor. Bu cüce denizatı yaklaşık olarak 15 milimetre uzunluğa sahip, yani bir pirinç tanesi büyüklüğünde. Mevcut şekli ve renkli yapısı bu denizatlarını minik bir deniz yosunu gibi gizleyerek, gözlerden koruyor.
Bu denizatları, minicik boyutlarına rağmen çok güzel renklere sahip. Texas A & M Üniversitesi’nden National Geographic’tede araştırmacı olarak görev yapan Kevin Conway, Hippocampus Japapigu’nun çok özel olduğunu vurguluyor. Hippocampus Japapigu, araştırmacılar tarafından Tokyo’nun 287 kilometre güneyinde deniz yaşamını araştırmaları esnasında tespit edildi. Bu denizatları yumuşak mercan ve yosun resiflerinde 5 ile 22 metre derinlikte bulunuyor. Cüce denizatlarının sırtında kanat benzeri yapılar bulunuyor. Bu türlerin çoğunda kanatlar çift olarak bulunurken, bu yeni türde sadece bir kanat yer alıyor.
Araştırmacılar bu yeni türün kafa, gövde ve kuyruğunun üzerinde göze çarpacak şekilde beyaz ve kahverengi örgü desenleri bulunduğunu ve bunun ayırt edici olduğunu ifade ediyor. Bu tür hakkında hemen hiçbir şey bilinmiyor. Bilinen tek şey oldukça aktif ve hareketli oldukları ve planktonları yedikleri. Bu tür Japonya’da kaydedilen cüce denizatlarının beşincisi ve bilim insanları başka denizatı türlerinin de keşfedileceğini düşünüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/researchers-have-discovered-a-colourful-seahorse-the-size-of-a-grain-of-rice

Devamını Oku

Öne Çıkanlar