Bizi Takip Edin

Evrim

40 Bin Yıl Önce İnsan Eti Yeniyordu

Yayınlandı

üzerinde

Tübingen Üniversitesinin yapmış olduğu araştırmalara ve hazırlanan rapora göre, 40 bin yıl önce bugünkü Belçika topraklarında yaşamış olan Neandertallerin insan eti yediğine dair çok sayıda bulgu olduğu anlaşıldı. Bilim insanlarına göre kendi türlerinin sadece etini yemiyor aynı zamanda kemiklerinden de faydalanıp, kemikleri araç gereç haline getiriyorlardı.

-jWTyyYU20Ogj4y91-eMPQ

Araştırmacılar Namur kenti yakınlarındaki Goyet Mağarası’ndan çıkarılan kalıntıları inceledi. Mağaradaki insan kemiklerini ve bunun yanında ren geyiği ve at kemiklerini de incelediler. İnsan kemiklerinde çok sayıda çentik ve kesik izlerine rastladılar. Bu izlerin insan eliyle yapıldığı belirlendi, ren geyiği ve at kemiklerindeki izlerle benzerlik gösteriyorlardı.

Araştırmacıların fikirlerine göre Neandertal insanı diğer hayvanlar gibi kendi türlerinin de derisini yüzüp parçalara ayırıyor, kemiklerini mızraklarını sivriltmek için kullanıyorlardı. Daha önce Fransa’da da yapılan çalışmalarda bu tür kanıtlar elde edilmişti. Neandertaller günümüzün modern kültüründe tipik “Mağara adamı” kalıbının sahibi tarih öncesi insan türüdür.

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Afrika’nın En Eski DNA’sı Eski Bir Kültürün Gizemlerine Işık Tutuyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bilim adamları, 15,000 yıl önce Afrika’da yaşayan insanların genlerini başarıyla sıraladı ve buldukları şey, toplulukların Taş Devri’nin sonuna kadar hareket ettikleri ve etkileştikleri yol üzerine yeni bir ışık tutuyor.Kuzey Afrika’nın tarihini anlamak, dünyanın geri kalanına kıtalar boyunca nasıl yayıldığını haritalandırırken çok önemlidir, ancak şimdiye kadar uzmanlar çok az genetik materyale başvurmuşlardır.Normalde, bu eski DNA kalıntıları bozulmuş olabilirdi ama araştırmacılar bazı uzman laboratuar ve yeni analiz tekniklerine eski genomları kurtarmak için, en azından, yaklaşık 15.000 yıl önce Fas’ta ölen dokuz kişinin kalıntılarına başvurdu.Yeni DNA verileri, aslında Afrika’dan tam olarak analiz edilen en eski insan DNA kanıtıdır ve Kuzey Afrika, Sahra altı Afrika ve Orta Doğu’dan insanların düşündüğümüzden çok daha erken etkileşime geçtiğini göstermektedir.Saaïd Amzazi, Morocco’da Mohammed V Universite’si ekibinden biri ” Kuzey Afrika’nın tarihini anlamak türümüzün tarihini anlamada çok önemlidir.” der. Kuzaeybatı Afrika’nın kuzeyinde Akdeniz, güneyinde ise Sahra çölü mevcut. Ve bu iki durum on binlerce yıl önce nüfusun dışarıya yayılmasında oldukça etkili engellerdi. Ama bilim insanlarına göre, Fas’ta bulunan örneklerdeki DNA benzerlikleri ve Sahra altı Afrika’daki genetik veriler belki de insanların bir kutunun içinde sıkışmış gibi olmadığını gösteriyor. Bu bazı taraflarıyla diğer topluluklarla benzerlik gösterirken, Taforalt insanlarında bulunan genetik işsretler kayıtlardaki herhangi bir genomla tam bir uyum sağlamadı. Bu durum geriye, bu popülasyonun tam olarak nereden ortaya çıktığı konusunda tahmin yapan uzmanlar bırakıyor. Tarihçilerin merak ettiği bir diğer şey ise Sicilya ya da güney İspanya’dan eski Avrupalılara kadar da genetik bir bağlantının olmaması. O zamanlar bu bölgeler çok karışık değilmiş gibi görünebilir, en azından bu örneklere göre. Araştırmacılar Faslı Taforalt köyü yakınlarında Grotte des Pigeons’da bir mezarlığa odaklandılar. Aslında dünyanın en eski mezarlığı olarak biliniyor ve eski halkların genetik özelliklerine ilgi duyan araştırmacılar için zengin toplamalar. Natural History Museum ‘de araştırmacılardan biri olan Louise Humphrey ”Grotte des Pigeons, Kuzeybatı Afrika’nın insanlık tarihini anlamak için çok önemli bir bölgedir, çünkü modern insanlar çoğunlukla bu mağaralara, Orta ve İleri Taş Devri boyunca yoğun bir şekilde uzun süreli olarak yerleşmiştir.” der. Burada yaşayan Taş Devri topluluklarının, mikrolit olarak bilinen küçük taş aletlerini ilk kullananlardan biri olduğu düşünülmektedir. Bu durum yaklaşık olarak 10,000 yıl önce Kuzey Afrika’daki tarım devriminden önce gerçekleşti. Daha fazla araştırma, uzmanların Taforalt’ta yaşayan ve ölen insanların soyu hakkında daha fazla şey keşfetmesine yardımcı olabilir ama binlece yıl önce dünya üzerinde nasıl hareket ettiklerine ışık tutan modern genetik incelemeler yoluyla da zaten görebiliyoruz. Ve bu izole bir olay da değil. Bu yılın başlarında, eski DNA’lar üzerinde yapılan testler, tarihçilerin daha önce hiçbir şey bilmedikleri bir Yerli Amerikalı nüfusunu ortaya çıkardı. Johannes Krause ” Bu, eski genetiklerin bizim insanlık tarihi anlayışımıza katkısını gösteriyor.” dedi. “Açıkça görülüyor ki , insan toplulukları daha önce varsayıldığıdan daha uzak alanlardan daha fazla grupla daha çok etkileşiyordu.” Kaynak: https://www.sciencealert.com/africas-oldest-dna-unlocks-ancient-culture-migration-mystery

Devamını Oku

Bilim

Evrim, Alkolü Tolere Etme Yeteneğini Ortadan Kaldırabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Son yapılan çalışmalar insanlığın hala evrim geçirmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Nature Ecologyand Evolution’da yayınlanan yeni araştırmaya göre evrim süreci alkol toleransını olumsuz yönde etkileyebilir.
Pennsylvania Üniversitesi’nden araştırmacılar, 1.000 Genom Projesi tarafından toplanan verileri kullanarak dört kıtadaki 26 popülasyondan yaklaşık 2.500 kişinin genomlarını analiz etti. Ekip, daha sonra, Afrika’nın ve Asya’nın bir bölümünde meydana gelen, glikoforin üretmekle sorumlu gen alanındaki değişiklikleri, farklı popülasyonlarda ortaya çıkan belirli özellikler veya genomik sıcak noktaları seçti. Bunun olması için mutasyonun, bu iki farklı popülasyonda bağımsız olarak ortaya çıkmış ve devam etmiş olması gerekmektedir.

Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden John Hawks, “bu yeni çalışma bize gösterdi ki, ekolojilerdeki son değişikliklere uyum sağlamak için popülasyonlar arasında bazı genler evrim tarafından benzer hale getiriliyor” dedi. İnsan seçimlerinin de bazı genlerin popülasyonlar arasında benzerlik oluşturmasını sağladığı düşünülüyor.
Araştırmada bilim insanları meydana gelen son değişikliklerle ilgili farklı alanlar üzerinde durdular. Asya ve Afrika’da ilki sivrisinek kaynaklı sıtma direncine bağlı olarak glikoforin gen kümesi adaptasyonu. Avrupa’da yüksek seviyede kalp rahatsızlığına sebep olabilecek homosistein isimli bir amino asidin parçalanmasıyla ilgili genlerde artış. İncelenen 5 Afrika popülasyonundaüretral açılımın (DGKK) konumlandırılmasını etkileyen genlerde değişiklik olduğu saptandı. Afrika kökenli olmayan popülasyonlar da ise iki genom için olumlu seçim yapıldığı gözlendi.
Ayrıca ekip tarafından alkol dehidrogenaz kümelenmesindeki (ADH) değişiklikler ve alkolün nasıl işlediğine bakıldı. Dehidrojenaz, alkolü parçalayan, asetaldehit olarak adlandırılan bir bileşiğe metabolizeeden enzimdir. Bu toksik kimyasal, gece uykusuzluğunuzdan bir gece sonra sabah baş ağrısı çekmenizden sorumludur. Neyse ki, vücut bu maddeyi toksik olmayan asetata nispeten hızlı bir şekilde bir başka maddeye dönüştürebilir ve bir ya da iki gün sonra kendimizi daha iyi hissederiz.
Bununla birlikte, evrim, içki içme toleransımızı ve vücudumuzun asetaldehit’i asetata dönüştürme yeteneğini etkileyen yeni DEHB varyantları yaratarak insanlığın alkol bağımlılığını azaltıyor olabilir. Esasen, bu durum az miktarda içki içtikten sonra bile kendimizi hasta hissedeceğimiz anlamına gelir.Şu ana kadar, bu genler sadece Doğu Asya’da ve Batı Afrika’da tespit edildi, ancak zamanla diğer bölgelere de yayılabilir.

Kaynak: http://www.iflscience.com/plants-and-animals/evolution-could-destroy-our-ability-to-tolerate-alcohol/

Devamını Oku

Bilim

DNA Analizleri İngiltere’de Bulunan En Eski Fosilin Siyah Tenli ve Mavi Gözlü Olduğunu Ortaya Koydu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

10 bin yıl öncesine ait bir İngiliz’e ait olan fosilde yapılan DNA incelemeleri, bu fosilin siyah tenli ve mavi gözlü birisine ait olduğunu ortaya çıkardı. Londra Doğal Tarih Müzesi araştırmacıları, 1903 yılında keşfedilen Britanya’nın en eki tam iskeleti olan CheddarMan’den DNA örneği aldı.
University College London’dan araştırmacılar yüz rekonstrüksiyonu yapabilmek için genom analizi gerçekleştirdiler. Ortaya çıkan bulgular modern Avrupalıların açık ten özelliklerinin nispeten daha yeni bir olgu olduğu gerçeğinin altını çiziyor. Analizle son buzul çağından sonra İngiltere’ye tekrar yerleşen ilk insanlara dair değerli kanıtlar ortaya koyuyor.

CheddarMan’in genomunun analizi bir bilim dergisinde yayınlanmasının yanı sıra yakında bu 10 bin yıllık fosille ilgili bir belgesel çekilecek. CheddarMan’in kalıntıları 115 yıl önce Somerset’in Cheddar Gorge’da bulunan Gough’sCave’de ortaya çıkarıldı. Ardından yapılan inceleme, fosilin 1.65 boyunda olduğunu ve muhtemelen 20’li yaşlarının başında öldüğünü meydana çıkardı. CheddarMan’in iskeleti üzerinde Londra Doğal Tarih Müzesi’nden Prof.ChrisStringer yaklaşık olarak 40 yıldır çalıştığını söylüyor.

İskeletin kafatasında bulunan kırıklar ölümünün muhtemelen şiddet sonucu olabileceğini düşündürüyor. Doğal Tarih Müzesi araştırmacıları DNA’yı petroz olarak bilinen kulağın yakınındaki bir bölümden çıkardı. Başlangıçta iskeletten DNA çıkarılıp çıkarılamayacağı bilinmiyordu.

DNA’nın alınmasından sonra saç, göz ve deri rengine ilişkin gen varyasyonları dahil olmak üzere sonuçların analizi için Doğal Tarih Müzesi araştırmacıları UniversityCollegeLondon (UCL) ‘dan araştırmacılarla bir araya geldiler. Bu kombinasyon bugün bize çarpıcı gelebilir, ancak o dönemde Batı Avrupa’da yaygın bir görüntüydü.
Kaynak: http://www.bbc.com/news/science-environment-42939192

Devamını Oku

Öne Çıkanlar