fbpx
Connect with us

Yaşam

44 bin Denek Üzerine Yeni Araştırma: Erkekler kadınlara göre daha sık yalan söylüyor

Published

on

Bilim insanlarının yaptığı meta analiz erkeklerin kadınlardan daha sık yalan söylediğini gösterdi. Max-Planck İnsan Gelişimi Enstitüsü ve İsrail Technion Teknoloji Enstitüsü’nün yalancılıkla ilgili 565 araştırmaya ve 44 bin 50 deneğe dayanan meta analizi, aradaki fark çok fazla olmasa da, erkeklerin kadınlara göre daha fazla yalana başvurduğunu ortaya koydu. Araştırma sırasında erkeklerin yüzde 42’sinin kadınların ise yüzde 38’inin yalana başvurduğu tespit edildi.

Max-Planck İnsan Gelişimi Enstitüsü’nden ve meta analizin yazarlarından bilim adamı Philipp Gerlach “Kimin, ne zaman ve neden yalan söylediği ile ilgili bir çok araştırma olmasına rağmen, sonuçlar net değil hatta bazen oldukça çelişkili. Bütün bu araştırmalardan gelen veriler ile bazı etkenlerle ilgili daha net saptamalar yapabiliyoruz” dedi. Meta analiz yalan söyleme eğiliminin durumsal etkenler ve yaş gibi kişisel nedenlerle bağlantısını ortaya koydu. Yalanda yaş faktörü
Araştırmalarda genç kadınların daha olgun yaştaki kadınlara göre daha fazla yalan söylediği tespit edildi. 20 yaşındaki bir kadın için yalan söyleme olasılığı yüzde 47 iken bu oran 60 yaşındaki bir kadın için ise yüzde 36 olarak tespit edildi. Araştırmalar ekonomi ve psikoloji öğrencileri üzerinde yapıldı ve farklı deneyler kullanıldı. Ancak ekonomi öğrencilerinin psikoloji öğrencilerine göre daha fazla yalan söylediği tespit edilemedi.  Araştırmalarda kullanılan deneylerden birisi yazı-tura oyunu idi. Denekler parayı fırlatıyor ve bilgisayara yazı mı tura geldiğini kaydediyordu. Tura gelirse para kazanıyor yazı gelirse kazanmıyordu. Ancak meta analiz daha fazla denekle deney yapıldığında yazı ve turanın başabaş gelmesi gerekirken, deneklerin para kazanmak için daha fazla tura geldiğini söylemesi yalan söylediklerini ortaya koydu.
Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ
Kaynak: https://www.mpib-berlin.mpg.de/en/media/2019/01/meta-analysis-on-the-psychology-of-lying

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Nehirler Hakkında muhtemelen Bilmediğiniz 20 Gerçek

Published

on

1. Nehirler gezegendeki en çok çeşitlilik gösteren ekosistemler arasında bulunuyor. Nehirler ve göller 600 kat daha az su içermesine rağmen denizlere oranla daha çok balık türüne ev sahipliği yapıyor.

2. Nehirler bizi besliyor. Tatlı su balıkçılığı günümüzde beslenmeleri ağırlıklı olarak balığa dayanan 550 milyon insanı doyuruyor.

3. Nehirler,  uygarlığımızın beşiğidir. En eski kültürler;  Fırat ve Dicle, Nil, İndus ve Sarı Nehir gibi nehirlerin kıyısında ortaya çıkmıştır.

4. Barajlar dünyanın büyük nehirlerinin üçte ikisini parçalamıştır.  Barajlar nehirlerden akan suyun altıda birini veya 7000 kilometre küpünü hapsediyor.

5. Gezegenimizi şekillendiren nehirler, gezegenin en güzel manzaralarını oluşturmuştur. Büyük Kanyon, Iguaçu ve Viktorya Şelaleleri’ni düşünün mesela!

6. Nehirler dünyadaki suyun sadece yüzde 0.003’ünü içerirler-her 33.000 su molekülünün birini-bununla birlikte dünya yaşamının önemli bir kısmını sürdürürler. Nehirler insanlar tarafından korunmayı hak ediyor!

7. 6853 km uzunluğuyla, Nil dünyanın en uzun nehridir. Kafkaslardaki Reprua Nehri ise sadece 27 metrelik uzunluğuyla dünyanın en kısa nehri olabilir.

8. Tahminen 10.000-20.000 arasında tatlı su türü ortadan kayboldu ya da risk altında. Dünyanın tatlı su balık türlerinin yüzde 37’ sinin-26 mersin balığı türünün 24’ ü de dahil olmak üzere- nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.

9. Nehirler, besleyici alüvyonları taşkın ovalar ve deltalar üzerine bırakarak, Mekong Deltasından Kaliforniya’nın Central Valley’sine kadar en verimli tarım topraklarımızı meydana getirmiştir.

10. Nehirler denizlerdeki balık popülasyonunun hayatta kalmasını sağlar. Nehirlerin denize taşıdıkları besleyici maddeler nedeniyle, dünya üzerinde tutulan balıkların yüzde 80’i kıta sahanlığından gelmektedir.

11. Nehirler bizi birleştirir. Yaklaşık 276 nehir birden fazla ülkenin topraklarında akıyor ve bunların havzaları neredeyse dünyanın kara yüzeyinin yarısını kaplıyor.

12. En uzun 177 nehrimizin en fazla 64’ü özgürce akabiliyor, nehirlerin pek çoğu parçalanma tehdidi altındadır.

13. Nehirler insanlara su sağlamak ve geçtikleri yerlerdeki ekosistem üzerinde düzenleyici etkide bulunmak gibi önemli görevleri yerine getiriyor. Nehirlerin kara ve deniz temelli ekosistemlerden hektar başına 10-15 kat daha değerli olduğu tahmin ediliyor.

14. Nehirlerden üretilen hidroelektrik,  dünyada üretilen toplam elektriğin yüzde 16’sına denk geliyor-çoğu zaman bu üretim ekosistemlerin yok olması pahasına ve halklara rağmen gerçekleştirilmektedir.

15. ABD’deki kara taşımacılığının altıda biri nehirler ve kanallar aracılığıyla yapılmaktadır. Bu tür taşımacılık enerji verimliliği açısından en uygun yöntem olmakla birlikte sağlıklı nehirleri otobanlara dönüştürmektedir.

16. Her yıl, nehirler 200 milyon ton karbonu topraktan ve atmosferden alıp denizlere taşıyor. Aynı zamanda nehirler okyanusların atmosferden karbonu alma konusunda oynadığı rolü de güçlendiriyor.

17. Aşırı sömürü nedeniyle; Kolorado, İndus, Nil, Rio Grande ve Sarı Nehir gibi bir zamanların muazzam nehirleri denize ulaşmak için mücadele ediyor.

18. Nehirler bizim esin kaynağımızdır ve hayatlarımıza dini anlamlar yüklerler. Hindistan’da ve diğer ülkelerde, pek çok nehre insanlar Tanrı gözüyle bakıyorlar.

19. 220 metreyi aşan derinliğiyle, Kongo dünyanın en derin nehridir. Derinliğini anlayabilmek için, dört adet Niagara Şelalesi’nin birbirlerinin üzerine yığıldığını düşünün.

20. Nehirler kimi ülkelere isimlerini veriyor. Hindistan’dan Nijerya’ya en az 17 ülke nehirlerin isimleriyle anılıyor.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.huffingtonpost.com/peter-bosshard/30-things-you-didnt-know_b_7812408.html

Continue Reading

Yaşam

Kahve hakkında bilmediğiniz 12 gerçek

Published

on

Dünya hiç günümüzdeki kadar kahveye düşkün olmamıştı. Sabahları uyanmak için bir fincan, öğle yemeğinden sonra bir espresso, öğleden sonra molasında bir cappucino veya bir frappe. Hiç bu kadar çok kahve tüketmedik. Uluslararası Kahve Örgütü’ne göre (ICO) 1991’de küresel kahve tüketimi 90 milyon 60 kiloluk çuvaldı. Bu yıl ise 160 milyon çuvalı geçecek. Şimdi en sevdiğiniz kahve çeşidini yanınıza alın, bir mola verin ve kahve hakkında bilmiyor olabileceğiniz 12 farklı şeyi öğrenin.

1. Kahve aslında bir tür meyve

Kavrulan kahve çekirdekleri aslında küçük kirazlara benzeyen kırmızı bir meyvenin çekirdekleri. Bu meyveyi ısırırsanız, içinde iki çekirdeğin büyüdüğünü fark edersiniz. ABD Ulusal Kahve Derneği’ne göre dünya genelinde üretilen kahvenin sadece yüzde 5’inde bir tek oval bir çekirdek var ve bu tür çekirdekleri İngilizce “Peaberry” deniyor. İspanyolca da ise caracolillo (küçük salyangoz) adı veriliyor. Tek çekirdekler elle seçiliyor ve daha rafine ve sert aromalarıyla biliniyor.

2. Bazı insanlar kahveyi yiyor

İnsanlar yüzlerce yıldır kahve içiyor ama bazıları yemeyi tercih etiyor.

Bazı şirketler kahve meyvesi posasını una dönüştürüyor. Keklerde, ekmeklerde, çikolatada ve soslarda kullanılıyor.

Tadı kahveye benzemiyor, çeşidine göre daha çiçekli, narenciye ve kavrulmuş meyve tadı veriyor.

3. Dışkıdan çıkan kahve çok pahalıya satılıyor

Misk kedisi mi, fil mi? En pahalı kahveler bu hayvanların bağırsaklarından geçiyor.

Kopi luwak dünyanın en pahalı kahvelerinden biri. Ancak fillerin sindirdiği kahvenin rekabetiyle karşı karşıya.

Kopi luwak Endonezya’da yaşayan misk kedisi adlı bir türün dışkılarından elde ediliyor. Kahve ağacı meyvesi misk kedisinin bağırsaklarından geçerken fermente oluyor ve daha sonra bunlar toplanıp, satılıyor.

Kopi luwak kahvesinin bir 500 gramlık paketinin fiyatı lüks mağazalarda 700 doları bulabiliyor.

Ancak şimdi Siyah Fildişi Kahvesi adlı yeni bir çeşitle rekabet etmek zorunda. Bu kahve de Tayland’daki fillerin yiyip, dışkıladığı kahve ağacı meyvelerinden yapılıyor.

Siyah Fildişi, Kanadalı Blake Dilkin tarafından keşfedildi ve ABD’de de 35 gramlık küçük bir paketi 85 dolara satılıyor.

Toronto Life dergisine göre “neredeyse çaya benzeyen, acı olmayan ve kakao, hint hurması, tütün ve deri tadı alınan” bir içecek.

4. Kahve faydalıdır…

Kahve hücrelerimizin toksinler, kimyasallar ve enflamasyonla oksitlenmesini önleyen antioksidanlar açısından zengindir.

İç Hastalıkları Almanağı adlı bilimsel yayında yer alan bir araştırmaya göre, günde üç fincan kahve içmek aralarında kalp krizinin de bulunduğu birçok önemli nedenden ölüm riskini azaltıyor.

Çalışmada, 10 Avrupa ülkesindeki 500 bin kişi 16 yıl boyunca takip edildi.

Diğer araştırmalarda kahvenin Tip 2 şeker hastalığını önleme, ya da Alzheimer ve demans gibi nörolojik hastalıkları önleyip önlemediğine blakıldıa. Ancak bu alanlarda daha çok araştırma yapılması gerekiyor.

Kahvedeki kafein maddesi aynı zamanda insanların enerji seviyelerini ve sportif performanslarını artırmanın bir yöntemi.

5. …ama abartmayın

Kahve bir uyarıcı olduğu için aşırı tüketiminin potansiyel riskleri bulunuyor.

Hamileyseniz kahve tüketiminizi kısıtlamanız en iyi, çünkü kahvenin bebeklerin düşük kilolu doğmasına ve bazen düşüğe de yol açtığı biliniyor.

İngiliz tıp uzmanları, hamile kadınların günde 200 miligramdan fazla kafein almaması gerektiğini söylüyor. Bu da bir fincan filtre kahve ya da iki fincan hazır granül kahve içilmesi demek.

6. İki tür kahve çekirdeği var

Arabica Etiyopya’daki orijinal kahve ağaçlarından gelen bir tür. Robusto ise farklı kahve harmanlarında ve hazır granül kahvelerde bulunuyor.

Arabica Etiyopya’da keşfedilen orijinal kahve ağaçlarından günümüze kadar gelen tür. Bu bodur ağaçlar, rafine, yumuşak ve aromalı bir kahve üretiyor. Diğer türlerden daha pahalı ve dünya kahve üretiminin yüzde 70’ini oluşturuyor.

Robusta ise biraz daha acı ve iki kat daha fazla kafein var. Bu kahve çekirdekleri öncelikle çeşitli harmanlarda ve hazır granül kahvelerde kullanılıyor. Orta ve Batı Afrika ile Endonezya ve Vietnam’ın da aralarında bulunduğu Güneydoğu Asya ülkelerinde ve Brezilya’da üretiliyor.

7. Kahve Etiyopya’da keçiler tarafından keşfedildi (efsaneye göre …)

Kahvenin doğum yerinin Etiyopya olduğu düşünülüyor ve kahve içme ritüeli hala meşhur.

Bir efsaneye göre 9. yüzyılda Kaldi adlı bir keçi çobanı garip bir ağacın meyvelerini yiyen keçilerini gördü ve tüm gece nasıl uyanık kaldıklarını ve enerji dolu olduklarını gördü.

Çoban bir grup keşişe haber verdi ve keşişler bu meyveden, kendilerini ibadet sırasında uyanık tutacak sıcak bir içecek yapabileceklerini gördüler.

8. Kahvenin orijinal tanımı şarap anlamına geliyordu

15. yüzyıl itibariyle Yemen’de kahve yetiştiriliyordu. Orijinal adı “qahwah” Yemen’de şarapa verilen addı.

Bir yüzyıl sonra, İran, Mısır, Suriye ve Türkiye’de tanındı.

9. İlk kafeler Ortadoğu’daydı

Etiyopya’dan çıkan kahve birçok kültürün parçası oldu.

Kahve sadece evlerde değil, kamuya açık kafelerde veya kahvehanelerde içilmeye başlandı ve bunlar ilk olarak Ortadoğu’da görüldü.

Son dedikoduları öğrenmek, satranç oynamak ya da müzik dinlemek gibi sosyal aktivitelerin gözde merkezleri haline geldiler.

10. Dünyanın bütün kahvesi çekirdek kuşağında üretiliyor…

Kahve, oğlak ve yengeç dönenceleri arasındaki Çekirdek Kuşağı diye bilinen 50’den fazla ülkede üretiliyor. Bu kuşak, Meksika’dan Papua Yeni Gine’ye kadar uzanıyor.

Brezilya, Vietnam ve Kolombiya aynı zamanda dünyanın en büyük kahve ihracatçıları.

11. … ama kişi başına en çok kahve içenler İskandinav ülkeleri

Kişi başına kahve tüketiminde İskandinav ülkeleri öne çıkıyor.

ICO’ya göre kişi başına en çok kahveyi Finliler içiyor.

Finlandiya’da bir kişi yılda ortalama 12 kilo kahve tüketiyor. Finlandiya’yı kişi başına 9,9 kiloyla Norveç, 9 kiloyla İzlanda, 8,7 kiloyla Danimarka ve 8,2 kiloyla İsveç izliyor.

Kahveyi dolce vita’nın (tatlı hayat) ayrılmaz bir parçası haline getiren İtalyanlar ise yılda ortalama kişi başına 5,9 kilo kahve tüketiyor.

12. Çay-Kahve mücadelesinin galibi hangi içecek?

İngiltere Kahve Birliği’ne göre her gün iki milyar fincan tüketilen kahve, “dünyanın en popüler içeceği”. Ama hesap bu kadar basit değil.

Kahve üretimi ağırlık açısından çay üretiminden daha fazla, ama bir fincan içecek yapmak için daha çok kahve gerekiyor.

Dünyanın en büyük nüfusa sahip ülkeleri Çin ve Hindistan’da gözde içecek çay. Kahve Amerika kıtası ve kıta Avrupası’nda yaygınken, Asya’nın ve eski Sovyetler Birliği’nin çoğunda çay tercih ediliyor.

İngiltere’deki Sheffield Üniversitesi’nden coğrafyacı David Grigg bu tartışmaya 2006’da GeoJournal adlı yayında yer alan bir yazıyla son vermeyi amaçladı.

Griggs kıyasın litreyle yapılması gerektiğini söyledi. Çünkü her yıl ağırlık anlamında çaydan yüzde 80 daha çok kahve tüketiliyor olsa da, bir fincan hazırlamak için 10 gram kahve gerekirken, sadece iki gram çay gerekiyor.

Griggs bu hesaplamayla “İçilen her bir fincan kahve başına üç fincan çay içildiği” sonucuna vardı. Kaynak: (BBC)

Continue Reading

Bilim

Vardiyalı Uyku, Beynimize ve Vücudumuza İlginç Şeyler yapıyor

Published

on

Yapılan araştırmalar, uykunun vücutlarımızı nasıl etkilediğine dair birçok şeyi anlamamızı sağladı. Şimdiyse yeni bir araştırma, bunlara yenisini ekliyor: Öğleden sonra kestirmek; ruh halimiz, hafızamız ve diğer algısal işlevlerimiz için iyi olabilir fakat bu aynı zamanda, glikoz seviyelerinin yükselmesiyle de ilişkilendirilmiş. Yapılan yeni araştırmada, özel olarak genç öğrenciler incelenmiş. Bu grup, uyku kalıplarının düzensiz olmasıyla biliniyor. 15-19 yaşındaki 59 öğrenci, her 24 saatte bir 6.5 saatlik uykuyla sınırlandırılmış. Bu öğrencilerin yarısı, geceleyin devamlı olarak uyuyacak; diğer yarısı ise, geceleyin 5 saatlik uykunun üstüne 90 dakikalık bir kestirme yapacakmış. Gün boyunca yürütülen testlere göre; öğleden sonra kestirme yapanlar, sağlığın daha iyi olmasıyla ilişkilendirilebilecek çeşitli alanlarda daha yüksek puan almışlar: Daha olumlu hissetmişler, uykularını daha iyi aldıklarını düşünmüşler ve çeşitli bellek ile algı testlerinde daha iyi iş çıkarmışlar.

Araştırmacılardan biri olan ve Singapur’daki Duke-NUS Tıp Fakültesi’nde sinirbilimci olarak görev yapan Michael Chee, şöyle söylüyor: “İlginç şekilde, uyku kısıtlaması şartları altında; bölünmüş uyku grubunda yer alan öğrenciler, devamlı olarak 6.5 saat uyuyan akranlarına göre atiklik, dikkatlilik, çalışan hafıza bölümü ve ruh hali konusunda daha verim sergilediler” “Bu bulgular ilginç; çünkü 24 saatte ölçülen toplam uyku süresi, aslında birinci grupta daha düşük.” İki vardiyaya bölünmüş, 6.5 saatlik benzer bir uyku tarifesini kendiniz için planlamadan önce şuna dikkat edin: 2016 yılında yapılan önceki bir çalışmada araştırmacılar, her gece kesintisiz şekilde 9 saat uyuyan insanlarla karşılaştırıldığı zaman, bu insanların verim ile ruh hallerinin genel olarak daha kötü durumda olduğunu bulmuşlar.

Ayrıca yukarıda belirttiğimiz gibi, kandaki glukoz seviyeleri de, vardiyalar halinde uyuyan grupta daha yüksek çıkmış; bu durum, tip 2 diyabet için bir tehlike etmeni oluşturuyor. 6.5 saat sürekli şekilde uyuyan grup ile 2016 tarihli çalışmada her gece 9 saat uyuyan grup arasında, kandaki glukoz seviyeleri bakımından önemli bir farklılık yokmuş. Bu önemli bir ayrım, çünkü daha önce yapılan bazı araştırmalarda, düzenli bir kestirme süresinin, gece uykusuna ilaveten faydalı olabileceği öne sürülmüş olsa da; metabolik ve algısal etki yönünden inceleme yapılmış araştırmaların sayısı az. Bu metabolik tepki, yeni çalışmanın ardındaki araştırmacılar için önemli bir odak noktası olmuş. Çünkü, uyku eksikliği ile diyabet gelişimi tehlikesi arasında muhtemel bir bağlantı olduğunu zaten biliyoruz.

Ancak burada her ne kadar küçük ve sınırlı bir örnekten bahsetsek de; kestirme yapmanın, uykumuzun tamamını gece aldığımız zamana göre glukoz seviyelerini daha yükseğe çıkarması muhtemel (ruh hali ve algısal verim yönünden faydaları olmasına rağmen). Fakat nihayetinde bu çalışma, ne şekilde bölerseniz bölün, her 24 saatte bir eksik şekilde uyumanın iyi olmadığını söylüyor; özellikle de, hâlâ gelişmekte olan genç beyinler için. En azından bu yaş grubunda olanlar için en iyisi, her gece ortalama 9 saatlik bir uyuma süresi. Araştırmacılar şu sonuca varıyor: “Onlara verilecek en iyi tavsiye, geceleyin önerilen miktarda uyumalarıdır.”

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://academic.oup.com/sleep/advance-article/doi/10.1093/sleep/zsz037/5316239

Continue Reading

Öne Çıkanlar