fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

447,000 İnsan Üzerinde Yapılan Bir Çalışmaya Göre Uzun Bir Ömür İçin Tüketmeniz Gereken Karbonhidrat Miktarı

Yayınlandı

üzerinde

Diyet yapan insanlar yıllardır, besinlerin nasıl tüketileceği konusunda birbiriyle çelişen birçok tavsiyeyle uğraştı. İlk olarak, yağ kötü bir şeydi. Daha sonra ise, şekerden kaçınmanın ve düşük miktarda karbonhidrat tüketmenin ideal olduğu düşünülmüştü. Son zamanlarda ise, ketojenik diyet modasını deneyen insanlar, eğer karbonhidratlar ile yağları yer değiştirirlerse, vücutlarını kandırıp onu doğal bir açlık durumuna sokabileceklerini ve et ile kaymak yerken kilo verebileceklerini keşfettiler. Fakat Perşembe günü The Lancet bülteninde yayınlanan yeni ve uzun vadeli bir çalışmada, her gün bir miktar karbonhidrat yemenin faydalı olabileceği öne sürülüyor. Çalışmada, eski ve bilindik bir tavsiye verilerek, her şeyden ölçülü miktarda yenilmesi öneriliyor. Brigham & Kadın Hastanesi’nde kardiyolog ve besin araştırmacısı olan baş araştırmacı Sara Seidelmann, Business Insider’a konuşarak, elde edilen sonuçların, “sebzeler, tam tahıllar, bakliyatlar ve kabuklu yemişler gibi, sağlıklı yaşlanmayla ilişkili olan, bitkiye dayalı ve işlenmemiş gıdalar bakımından zengin bir beslenme düzenini önerdiğini” söylüyor. Bu genellikle, gün içerisinde aldığınız kalorilerin yaklaşık yarısının karbonhidrat kaynaklı olması gerektiği anlamına geliyor.
Karbonhidratlar için altın kural
Seidelmann bu çalışmada, ABD’de 15.400’den fazla yetişkinin beslenme düzenini ve dünya çapında da 20’den fazla ülkedeki 432.000’den fazla yetişkinin beslenme düzenini incelemiş. Kendisi ve araştırmacıların oluşturduğu takımı, bu bilgiyi, çalışmadaki katılımcıların ne kadar uzun yaşadığıyla ilişkili olarak değerlendirmiş. Ölçülü miktarda (günlük kalorilerinin yaklaşık yarısı kadar) karbonhidrat yiyen insanların, en uzun süre yaşama eğilimi gösterdiğini bulmuşlar.

Aksine, güçlerinin yüzde 70’den fazlasını karbonhidratlardan alan veya günlük kalorilerinin yüzde 40’dan azını karbonhidratlardan alan insanlar, bu oranlar arasında bir şeyler yiyen insanlara göre daha yüksek ölme eğilimi göstermiş. Bu durum, bir nevi altın kural bulgusu: Çok fazla kalori tüketmemeliyiz, çok az da tüketmemeliyiz; doğru miktarda tüketmeliyiz. Tayfın bir ucunda yer alanlar, genelde insanların tabaklarında fazla bir şey olmadan yaşamlarını sürdürmek amacıyla beyaz pirince bel bağladığı düşük gelirli bazı ülkelerde olduğu gibi, çok fazla karbonhidrat yemenin oluşturduğu sonuçlardan muzdaripler. Diğer uçta ise, yeterli karbonhidrat tüketmeyen insanlar yer alıyor. Şaşırtıcı şekilde, ABD’de yapılan çalışmada en yüksek ölüm tehlikesi altında olan grup, karbonhidrat yemeyen insanlardı. Çünkü bu insanlar, karbonhidrat bakımından yüksek içerikli besinleri, hayvanlar yağlar ve proteinler ile değiştirme eğilimi gösteriyorlardı: yani Seidelmann’ın deyişiyle, “sığır, domuz, kuzu, tavuk ve peynir” yiyorlardı.

“Açıkça görüldüğü üzere tabağınızı o şeylerle doldurmak, ölüm oranını artırıyordu” diyor. Aslında araştırmacılar, yüzde 50-55 karbonhidrat aralığında beslenen 50 yaşındaki birinin, 33.1 yıl daha yaşamayı bekleyebileceği; fakat aynı yaşta olup da, kalorilerinin sadece yüzde 30’unu karbonhidratlardan alan birisinin, kabaca 29.1 yıl daha yaşamasının beklendiği sonucuna varmışlar. Önemli olan nokta, tabağınıza mümkün olduğu kadar işlenmemiş (tam, bütün), sağlıklı gıdalar koymak Düşük karbonhidratlı bir beslenme düzenini uygulayıp iyi şekilde yaşlanmanın bir yolu var: Düşük miktarlarda karbonhidrat tüketen fakat sebze, çekirdek ve kabuklu yemiş gibi daha çok bitkiye dayalı protein tüketen insanların, daha düşük ölüm ihtimali sergilediği ve dünyaya kazık çakacak kadar yaşama eğilimi gösterdiği bulunmuş. Bu durumun sebebi, büyük miktarlarda hayvan yağı ve proteini yiyip, bitkiye dayalı taze gıdaları az miktarda yemenin, vücuttaki iltihabı artırabilmesi olabilir. “Tabağınızın bitkilerle dolduğu seçimler yapmaya çalışın” diyor Seidelmann. Kendisi, düşük karbonhidratlı beslenme düzenleri ile kilo kaybı arasında kısa vadeli bir bağlantı bulunduğunu kabul ediyor, fakat keto ve Atkins diyeti gibi şeylerin, uzun dönem için çok iyi olmayabileceği konusunda uyarıyor. “Sağlığımız için, her gün yediğimiz şeylerden daha önemli olan hiçbir şey yok” diyor. “Ben gerçekten, bireylerin kendi sağlıkları üzerindeki güçlerinin farkına varmalarını istiyorum.”
Kaynak: https://www.businessinsider.com/amount-of-carbs-to-eat-for-a-long-life-2018-8

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İnsan Kemiklerinde Tamamıyla Yeni Bir Kan Damarı Türü Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Genellikle kemikler yapısal olarak sağlam, özellikle de sert dış tabakası bulunan kortikal kemik olarak düşünülür. Ancak hem hayvanlarda hem de insanlarda bu katı kısmı geçen daha önce hiç görülmemiş gizli geçitler keşfedildi. Bu keşif sonrası temel iskelet anatomisi ve işlevinin yeniden düşünülmesi gerekebilir. Yeni yapılan bir çalışmada Almanya’daki araştırmacılar, kemik içinde gizli bir tünel sistemi gibi davranan, kan ve bağışıklık hücrelerinin vücutta etkin ve hızlı bir şekilde yayılmasına yardımcı olan daha önce tespit edilmemiş bir ince kan damarı ağı bulduklarını bildirdi.

Duisburg-Essen Üniversitesi’nden moleküler immünologMatthiasGunzer, ‘Bu 21. yüzyılda basılmış herhangi kitapta tarif edilmemiş yeni ve merkezi anatomik yapı. Bunu bulabileceğimizi gerçekten hiç beklemiyorduk’ açıklamasını yaptı. Trans-kortikal damarlar’ (TCV’ler) olarak adlandırılan bu küçük kanallar bilim için yeni olabilir, ancak savaş alanına ilk giren acil ilaç infüzyonlarının yaralı askerleri hızla nasıl canlandırabildiklerini açıklamaya yardımcı oluyorlar.Bu gibi acil durumlarda, sağlık görevlilerinin damarları bulması ve bunlara erişmesi gerekiyor. Sağlık görevlilerinin doğrudan kemik iliğine ilaç enjekte etme yoluna gitme zamanları ve yetenekleri yok.  Yeni araştırmaya ilişkin bir yorumda, ‘Kemikte karmaşık bir kan sisteminin varlığına dair kanıtlar oluşmasına rağmen, hücrelerin ve sıvının kemik iliğinden dolaşıma doğru girebilmesinisağlayan moleküler mekanizmalar ve anatomi, belirsiz kalmıştır” diye açıklıyor. Şimdi, bu mekanizmanın temeli ilk defa birkaç yıl önce kaza ile tespit edildi. Bir çalışma için Gunzer, farelerde flüoresanla boyanmış kan hücreleri inceliyordu ve bunların katı kemiğin içinden geçmesi mikroskop altında gözlemledi. Tıbbi literatürde fenomeni açıklayabilecek hiçbir şey bulunmuyor.  Bu alanda neler olduğunun tespit edilebilmesi için yeni bir araştırma projesi geliştirildi. Yeni çalışmada, Gunzer’in ekibi farelerintibialarını (bacak kemikleri) etil sinamat adlı bir kimyasal kullanarak temizledi ve şeffaf hale getirdi.Daha sonra, bir ışık levhası floresan mikroskobu (LSFM) ve X-ışını mikroskobu kombinasyonu kullanılarak, ilk kez bacak kemiklerinin kortikal tabakasından geçen bu küçük TCV’lerin birkaç farklı yüzü tespit edebildiler. Araştırmacılar, bir fare tibyasının 1000’den fazla küçük kılcal damar içerebileceğini ve bunun şaşırtıcı derecede yeterli olduğunu, arteriyellerin yüzde 80’inden fazlasının ve venöz kanın yüzde 59’unun kanallardan geçtiğini söylüyor. Çalışmada yer almayan İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nden biyomekanik araştırmacısı RalphMüller, “Bu sistemleri hiç görmedim. Ancak biz de buna bakmadık. Bu benim için bir sürpriz.

Kesinlikle diğer laboratuvarlarda bazı replikasyonlara ihtiyaç duyacak’ dedi. Ekip, bir insan gönüllünün bacak kemiğini (Gunzer’in kendisi) görüntüleyerek insan anatomisini incelediğinde, daha kalın olmalarına rağmen aynı tür TCV yapılarının kanıtlarını buldular ve araştırmacılar tam işlevlerini doğrulamak için daha fazla çalışmanın gerekli olduğunu kabul ettiler. Bu gizli geçitlerin bugüne dek nasıl fark edilmediğine gelince ekip, keşfin görüntüleme konusunda teknolojik gelişmelere bağlı olduğunu, ancak yine de bu beklenmedik keşifle şaşırdıklarını söylüyor. Gunzer, “İnsan anatomisi hakkında hala öğrenilecek şeyler var. Kan damarlarını daha önce bilmediğimiz yeni bir yerde keşfettik’ dedi. Geçen yıl Harvard liderliğindeki bir çalışmanın ortaya çıkardığı kafatasındaki başka bir gizli tünel sistemini hatırlatan keşif, iltihaplı hastalıklar, doku yaralanmaları, hücre göçü veya kanın nasıl aktığını anlamak için her türlü yeni tıbbi ipucunu ortaya çıkarabilir.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/hidden-network-of-secret-tunnels-found-in-bones-is-totally-crazy-scientists-say

Devamını Oku

Bilim

Bilim insanları, her gün bir Aspirin almanın tehlikeli olduğu uyarısında bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yüz binden fazla kişi üzerinde araştırma: Her gün Aspirin almak riske değmez. İngiltere’de yayımlanan The Daily Telegraph gazetesi bugünkü manşetinde yeni bir Aspirin araştırmasına yer verdi. 50’li, 60’lı ve 70’li yaşlarındaki 164 bin 225 kişiyi inceleyen bilim insanları düzenli Aspirin kullanımının, tehlikeli kanamalarla karşılaşma ihtimalini yüzde 43 artırdığını ortaya çıkardı. Bilim insanları, doktorlar tarafından önerilmediği sürece her gün bir Aspirin almanın tehlikeli olduğu uyarısında bulundu.

Aspirin yıllardır doktorlar tarafından hastalara yazılan bir ilaç. Fakat doktorlar hastanın durumuna göre ilacın kanı sulandırmasının faydasını ve riskini hesaplayarak bu ilacı veriyor. İnsanların kendi başlarına Aspirin alması durumunda ise böyle bir değerlendirme yapmaları mümkün olmuyor. İngiltere’ deki Kings College araştırmacıları, orta yaşlı ve sağlıklı olan insanlar için her gün bir aspirin almanın ciddi kanama riskine değmeyeceği sonucuna vardı.

Journal of the American Medical Association dergisinde yayınlanan araştırmaya göre her gün Aspirin kullanmak kalp krizi riskini yüzde 11 azaltırken beyin veya bağırsak gibi organlarda tehlikeli kanama ihtimalini yüzde 43 artırıyor. Bilim insanları daha önceki araştırmalarda da düzenli Aspirin kullananların bu alışkanlıklarını bir günde bırakmamasının daha faydalı olacağını bulmuştu. Uzmanlar Aspirini bir ile altı ay arasında değişen sürelerde yavaş yavaş azaltmayı, böylece kanın bir anda yoğunlaşmasının önüne geçilebileceğini söylüyor. Kaynak: (bbc)

Devamını Oku

Bilim

Bilim insanları, bakterilerden oldukça esnek olan akıllı, biyouyumlu mikrorobotlar tasarlamaya başladı

Yayınlandı

üzerinde

Bir gün EPFL ve ETH Zürih’te yürütülen araştırmalar sayesinde doğrudan hastalıklı dokuya ilaç veren küçük robotları yutabiliyor olacağız. EPFL’de Selman Sakar’ın ve ETH Zürih’teki Bradley Nelson’ın önderlik ettiği bilim insanları grubu, bakterilerden oldukça esnek olan akıllı, biyouyumlu mikrorobotlar tasarlamaya başladı. Bu cihazlar sıvılar arasında yüzebildiklerinden ve gerektiğinde şeklini değiştirebildiklerinden, dar kan damarlarından ve karmaşık sistemlerden hız veya manevra kabiliyetinden ödün vermeden geçebilirler. Elektromanyetik bir alan üzerinden kontrol edilmelerini sağlayan manyetik nanopartiküller içeren hidrojel nanokompozitlerden yapılmaktalar.

EPFL ve ETH Zürih’teki bilim insanları, çevrelerine bağlı olarak şekil değiştirebilecek küçük elastik robotlar geliştirdiler. Science Advances’te yer alan bir makalede, bilim insanları robotun şeklini “programlamak” için geliştirdikleri yöntemi açıkladı; böylece yoğun, viskoz veya hızla hareket eden sıvılar arasında kolayca seyahat edebilir bir tasarım.

Bedenlenmiş zeka: Robotları düşündüğümüzde, genellikle karmaşık elektronik sistemler, sensörler, aküler ve aktüatörlerle donatılmış hacimli makineleri aklımıza getiriyoruz Ancak mikroskobik ölçekte robotlar tamamen farklıdır. Minyatür robotlar üretmek, bilim insanlarının origami bazlı bir katlama yöntemi kullanarak ele aldıkları bir dizi zorluk sunuyor. Yeni hareket stratejileri, gömülü elektronik sistemler tarafından gerçekleştirilen klasik hesaplama paradigmasına bir alternatif olan somutlaşmış zekayı kullanıyor. “Robotlarımız, içinde bulundukları sıvının özelliklerine adapte olmalarını sağlayan özel bir yapıya sahip. Örneğin, viskozite veya ozmotik konsantrasyonda bir değişiklikle karşılaşırlarsa, hızlarını ve manevra kabiliyetlerini korumak için şekillerini değiştiriyorlar.” diyor Sakar. Bu deformasyonlar, hantal sensör veya aktüatör kullanılmadan performansı en üst düzeye çıkarmak için önceden “programlanabilir”. Robotlar, bir elektromanyetik alan kullanarak kontrol edilebilir veya sıvı akışını kullanarak boşluklar içinde kendi başlarına gezinmek için bırakılabilirler. Her iki durumda da, otomatik olarak en verimli şekle dönüşürler.  Doğadan ilham alındı: Nelson “Doğa, çevresel koşulları değiştikçe şekil değiştiren çok sayıda mikroorganizmayı geliştirmiştir. Bu temel ilke, mikro robot tasarımımıza ilham verdi. Bizim için temel zorluk, ilgilendiğimiz değişiklik türlerini tanımlayan fiziği geliştirmek ve bunu yeni üretim teknolojilerine entegre etmek oldu.” diyor. Gelişmiş etkinlik sunmaya ek olarak, bu minyatür yumuşak robotlar da makul bir maliyetle kolayca üretilebilir. Şimdilik araştırma ekibi, insan vücudunda bulunan karmaşık sıvılarla yüzmenin performansını arttırmaya çalışıyor.
Çeviren: Bünyamin TAN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190118145536.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar