fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

49 yıl önce insanlık uzaya ilk adımını attı

Yayınlandı

üzerinde

Armstrong’un 49 yıl önce Ay’a ayak basmasıyla başlayan devletler arası uzay rekabeti, özel sektöre de yayılıyor. Amerikalı astronot Neil Armstrong’un Ay’a ayak basmasının üzerinden 49 yıl geçti. Uzay, bu tarihi adımdan sonra özel şirketlerin de katıldığı bir rekabet alanı haline geldi. ABD öncülüğündeki Batı bloku ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) öncülüğündeki Doğu bloku arasındaki 44 yıllık Soğuk Savaş boyunca en ilgi çekici mücadele uzayda yaşandı.  1940’ların sonlarına doğru ABD ile Sovyetler arasında nükleer silah yarışıyla başlayan rekabet, kısa sürede yaşam tarzları, ekonomi politikaları, sanat, bilim ve teknoloji gibi hayatın her alanına yayıldı. Casusluk faaliyetlerinden Kore Savaşı’na, 1961’de Berlin Duvarı’nın inşa edilmesinden 1962’deki Küba krizine kadar iki büyük gücü karşı karşıya getiren çok sayıda kriz yaşandı. ABD ile Sovyetler arasında 1950’lerde başlayan uzay rekabeti ise ABD’nin 20 Temmuz 1969’da Apollo 11 uzay mekiğiyle Ay’a insan göndermesine kadar sürdü.
Sputnik uydusu fitili ateşledi: Dünyanın ilgiyle izlediği uzay rekabeti, 1957’de Sovyetler’in Sputnik 1 uydusunu Dünya’nın yörüngesine göndermesi ile başladı. Sputnik’in uzaya gönderilmesi, uzayın gelecekte bir keşif alanı olacağını tartışan ABD kamuoyunda şok etkisine neden oldu. ABD topraklarından istihbarat toplanması endişesinin yanı sıra uyduyu uzaya götüren R-7 balistik füzesinin ulaştığı menzil de ABD yönetiminde endişelere yol açtı. R-7 füzesi ulaştığı menzil ile Rusya’nın ABD topraklarına nükleer füze fırlatma kapasitesini gösteriyordu. NASA: Soğuk Savaş kurumu: Rusya’nın bu başarısının ardından ABD de 1958’de Explorer I adlı ilk uydusunu Dünya’nın yörüngesine gönderdi. Aynı yıl dönemin ABD Başkanı Dwight Eisenhower, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’ni (NASA) kurdu. Eisenhower, aynı zamanda NASA ile eş zamanlı çalışacak güvenlik merkezli bir uzay programı başlattı. Programı, varlığı 1990’ların başında ortaya çıkan ve Ulusal Keşif Ofisi olarak bilinen bir daire icra ediyordu. Bu daireyi ise ABD Kara Kuvvetleri ve Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) yönetiyordu.
Uzaya giden ilk insan Rus Gagarin’di: Sovyetler Birliği, 1959’da Luna 2 adlı uzay mekiğini Ay’a fırlattı. İnsansız mekiğin Ay’a ulaşmasının ABD’de neden olduğu şaşkınlık henüz bitmemişken Moskova, 1961’de de Vostok 1 aldı kapsüle benzer uzay mekiği ile kozmonot Yuri Gagarin’i Dünya’nın yörüngesine gönderdi. Aynı yıl NASA da Merkür Projesi kapsamında ürettiği mekiklerle önce maymunları daha sonra astronot Alan Shepard’ı uzaya gönderdi ancak Shepard Dünya’nın yörüngesine ulaşamadı. 1962’de astronot John Glenn, Dünya’nın yörüngesine erişen ilk Amerikalı oldu. Dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy, 1960’ların sonuna kadar Ay’a insan göndermeyi planladıklarını duyurdu. NASA bütçesine yüzde 500’lük Apollo artışı: ABD hükümeti, Apollo projesi olarak adlandırdığı Ay’a insan gönderme çalışması için NASA’nın bütçesini 3 yıl içinde yüzde 500 artırdı. NASA’nın bütçesi 1961’de 744 milyon dolarken (bugünkü değeriyle 5,9 milyar dolar) 1964’te bu rakam 4,17 milyar dolara (bugünkü değeriyle 32 milyar dolar) çıkarıldı. 1967’de NASA’nın bütçesi 5,9 milyar dolar (bugünkü değeriyle 43 milyar dolar) oldu. Kuruluşundan bu yana dairenin değer itibariyle en yüksek bütçeyi 1960’larda aldığı görülüyor. ABD, 1968’de Apollo 8 mekiği ile ilk kez Ay’ın yörüngesine insan göndermiş oldu. Bir yıl sonra 16 Temmuz’da Astronot Neil Armstrong, Edwin Aldrin, Michael Collins, Apollo 11 uzay mekiği ile Ay’a yollandı. Dünyanın nefesini tutarak takip ettiği 3 günlük yolculuktan sonra 3 astronot 20 Temmuz 1969’da Ay’a indi. NASA verilerine göre Ay’a insan gönderme çalışmaları kapsamında yürütülen Apollo projesi 20 milyar dolar, bugünkü değeri ile 110 milyar dolara mal oldu. ABD-Sovyetler ortak uzay yolculuğu: ABD’nin Ay’a insan göndermesi uzay rekabetini yavaşlattı. İki güç, birçok kez Ay yörüngesine insan gönderdi. 1975’te ABD yapımı Apollo mekiği, Ay’ın yörüngesinde Sovyet yapımı Soyuz mekiğine kilitlendi ve ABDli astronotlar Rus astronotlarla uzayda el sıkıştı. Uzay tıkalı ve ihtilaflı bir savaş alanı: ABD’nin Ay’a ilk kez insan göndermesinin üzerinden geçen 49 yılda uzay “ihtilaflı” ve “tıkalı” bir alan haline geldi. Rus uydusu Sputnik 1’in yörüngeye yerleştiği günden bu yana, Dünya’nın yörüngesine yaklaşık 40 ülkeden 6 bin 600 uydu gönderildi. Dünya’nın yörüngesinde kalan 3 bin 600 uydudan sadece bini halihazırda faaliyet gösteriyor. Geriye kalan uydular ise uzay çöpü olarak yörüngede duruyor. Çin, Rusya ve ABD’nin yanı sıra gelişmekte olan bölgesel güçlerin de Dünya’nın yörüngesinde birden çok uydusu bulunuyor. Çoğu uydular, sivil amaçlarla kullanılıyor ama uzay ve uydu teknolojilerinin askeri amaçlara hizmet ettiği de biliniyor. Dünya yörüngesindeki uydu yeri konusundaki anlaşmazlıklar ve uzay teknolojilerinin beraberinde getirdiği siber ve askeri rekabetten dolayı uzay, artık “bir savaş alanı” olarak görülüyor.  Uzay turizmi gündemde: Devletler arasında başlayan uzay rekabeti özel sektöre de yayılıyor. Tesla’nın CEO’su Elon Musk’ın SpaceX şirketi ile Amazon’un CEO’su Jeff Bezos’a ait Blue Origin şirketinin yanı sıra birçok özel şirket uzay turizmi konusunda rekabet ediyor. SpaceX, mart ayında Elon Musk’ın Tesla marka spor arabasını Mars’ın yörüngesine götürmüştü. Musk’ın arabasını Mars’ın yörüngesine götüren 4 balistik roketin yeryüzüne sağlam şekilde iniş yapmaları dünyayı heyecanlandırmıştı. Blue Origin ise hafta başında uzay turizminde de kullanılacak kapsül ve roketlerin dokuzuncu testini gerçekleştirdi. Teksas’ta yapılan testte roketler ve kapsül başarılı şekilde yeryüzüne indi. Kaynak: AA

Uzay

Bilim İnsanları Bizimkinden Önceki Evrenler İçin Kanıt Bulmuş Olabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bilim insanları geçmiş evrenlere dair kanıtların uzayda bulunduğunu iddia ediyor. Bilime göre başka bir evrenden gelen kara delik kalıntıları bulunuyor. Bu fikir, konformal döngüsel kozmoloji (CCC) denen bir şeye dayanmaktadır ve evrenimizin tek bir Büyük Patlama’dan başlamış olmaktan ziyade, Büyük Patlama ve kompresyon döngüleri boyunca devam ettiği teorisidir. Evrenin çoğu bir döngüden diğerine yok olurken, bazı elektromanyetik radyasyon dalgalarının bu yok oluştan kurtulabildiği iddia ediliyor.
Matematikçi ve fizikçi Roger Penrose, bu fikrin oluşması için gözlenen şeyin bir kara deliğin yok olmasından önceki son kalıntısı olduğunu söylüyor. Kanıtlar, Stephen Hawking’in adını taşıyan “Hawking noktaları” şeklindedir. Kara deliklerin Hawking radyasyonu olarak bilinen radyasyonu yayabileceğini söyleyen Penroseve meslektaşlarının yok evrenlerden sonra yeni oluşan evrenler teorisi kuramlaştırıldı. Hawking noktalarının, BigBang’den günümüze kalan kozmik mikrodalga arka plandan (CMB) kalan ısı yansımalarında görülebileceği bildiriliyor. Hawking noktaları, B-modları olarak bilinen CMB haritasında ışık halkaları gibi görünecektir.
Önceden SPK’daki bu anormal noktaların, yıldızlararası tozun yerçekimi dalgalarından kaynaklandığı düşünülüyordu. Ancak Penrose ve meslektaşları, Hawking noktalarınınCMB’yi haritalamayı amaçlayan BICEP2 projesi tarafından zaten bulunmuş olabileceğini bildiriyor. Penrose, “Kainat için problemli görünmekle birlikte, bu tür anormal noktaların varlığı, konformal döngüsel kozmolojinin (CCC) bir sonucudur” açıklamasında bulundu. Emisyonda aşırı düşük sıcaklıkta bulunmasına rağmen CCC’deki bu radyasyon, kara deliğin geleceğinde uyumlu bir sıkışmayla büyük ölçüde yoğunlaşmaktadır. Bu da sonsuzluğa geçişte tek bir noktaya sebep olmaktadır.
Yok olan evrenlerden sonra oluşan geri dönüşüm evrenleri teorisi tartışılmaz bir noktada değil. Elde edilen kanıtların birçoğunda evrenin genişlemesinin hızlandığı, evrenin tek bir noktaya sıkışacak kadar yoğunlaşmayacağını ve yine Büyük Sıçrama teorisi olarak isimlendirilen genişlemenin oluştuğu görülmektedir. Ayrıca Hawking radyasyonuyla ilgili henüz bir kanıt bulunamamıştır. Bu ilginç teorinin tüm bilim çevreleri tarafından kabul görebilmesi için daha birçok kanıt toplanması gerekiyor.
Kaynak: https://www.iflscience.com/space/dead-black-holes-may-suggest-this-is-not-the-first-universe/

Devamını Oku

Uzay

Bilim İnsanları, Samanyolu’nun Yörüngesinde Keşfedilen Minik Galaksi Hakkında Araştırma Yürütüyor

Yayınlandı

üzerinde

Samanyolu’nun hemen dibinde keşfedilen minik bir galaksi bilim insanlarını şaşırttı. Segue 1 ismi verilen galaksi oldukça tuhaf bir yapıda. Çok küçük olmasının yanında, oldukça da soluk olan minik galaksi Samanyolu’na çok yakın ve kimse nereden geldiğini tam olarak bilmiyor. Astronomlar mini galaksinin hareketlerini ilk defa doğru bir şekilde ölçmeyi başardı. Bu ölçümler galaksi hakkında bazı ipuçları barındırıyor. Son 10 sene içerisinde teleskop teknolojisi küçük galaksileri tespit edebilecek kadar gelişti. Bu küçük galaksiler çok kompaktlar, küresel bir küme ile cüce gökada arasında bir yere sahipler. Ultra-zayıf cüce spiroidal gökadalar olarak adlandırılıyorlar.
2006’da Sloan Dijital Gökyüzü Anketi verilerinde ilk keşfedilen Segue 1 oldu. Galaksinin keşfi 2007 yılında duyuruldu. Oldukça eski olan galaksi, yaşlı ve çok eski yıldızlarla dolu. Aynı zamanda tutarlı düşük metal içeriğe sahip. Metaller evrende bir neslin veya iki yıldızın süpernovaya dönüşmesine ve ölümünde ağır elementlerin oluşmasına kadar yayılmaz. Segue 1 ayrıca oldukça düşük bir parlaklığa sahiptir. galaksinin parlaklığı tipik bir küresel kümelenmeden çok daha zayıf. Aslında, astronomlar henüz galaksinin küresel bir kümelenme olmadığından tam olarak emin değiller. Yeni araştırma galaksi hakkında daha fazla bilginin ortaya çıkmasını sağladı. Araştırmacılar Segue 1 ‘in bir galaksi parçası mı yoksa küresel bir kümeye mi ait olduğunu anlamak istedi. Bunun yanında araştırmanın amaçları arasında Segue 1’in nereden geldiği ve tam olarak 23 bin parsec (75 bin ışıkyılı) mesafede Samanyolu’nun yörüngesinde nasıl bulunduğunu inceledi. Segue 1’in hareketini hesaplamak için Sloan Dijital Gökyüzü Anketi’nden ve Büyük Binoküler Kameradan 10 yıllık bir temel veri kullanıldı. İncelenen verilerde Segue 1’in 600 milyon yılda bir defa Samanyolu galaksisinin yörüngesine girdiğini keşfetti. Aynı zamanda tespit edilen bir diğer gerçek ise Segue 1’in Samanyolu galaksisinin yer çekim kuvveti tarafından yok edilmenin eşiğinde olduğu. Tüm bu veriler Segue 1’in galaksi kategorisine girme olasılığını daha güçlü hale getirmektedir. Galaksi düşük metal yoğunluğa sahip olmasına rağmen, küresel kümelerde bulunmayan önemli bir demir yayılımına sahip.
Araştırmacılar Segue 1’in bulunduğu yere nasıl geldiğine dair iki farklı senaryo üzerinde duruyor. Bu teorilerden daha az güçlü bulunanı Segue 1’in farklı bir galaksinin etrafında bir uydu olmasıydı. Bu galaksi 12 milyar yıl önce Samanyolu’yla çarpıştı ve bu çarpışma sonrasında Segue 1 tek başına kalarak kendi etrafında dönmeye başladı. Bu olası bir varsayımdır. Samanyolu galaksisinin geçmişte birçok galaksiyle çarpışıp, kaynaştığı bilinmektedir. Ancak Segue 1’in yörüngesi tespit edilen çarpışmaların hiçbirisiyle tutarlı yapıda değil. Ancak daha önce keşfedilmemiş bir çarpışma olasılığını da bilim insanları göz ardı etmiyor. İkinci teori ise bilim insanlarının %75 oranında makul bulduğu senaryodur. Segue 1, 8 milyar yıl önce Samanyolu galaksisinin çekim kuvvetine kapılarak onun yörüngesine girmiştir. Yapılacak olan ek araştırmalar bu senaryolardan hangisinin doğru olduğunu gelecek günlerde ortaya çıkaracak.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/ultra-faint-spheroidal-dwarf-galaxy-segue-1-proper-motions-measured-first-time

Devamını Oku

Uzay

ABD’den Yeni Uzay Ordusu Planı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Başkan Yardımcısı Mike Pence, Amerika’nın “uzaydaki hakimiyetini” garanti altına almak için yeni bir uzay gücü oluşturmanın zamanının geldiğini söyledi. Pence’in yorumları yönetimin 2020’ye kadar bağımsız altıncı bir komutanlık kurma planının ilk adımı olarak değerlendirildi.
Pence yaptığı açıklamada “bir zamanlar huzurlu ve rakipsiz olan uzayın artık kalabalık ve rekabete açık” olduğunu söyledi. Trump’ın bağımsız ancak eşit bir uzay gücü komutanlığı talebi oldukça karmaşık bir istek ve Kongre’nin onayını gerektiren pahalı bir hamle. Savunma Bakanı Jim Mattis de uzay kuvvetleri komutanlığı planlarına destek verdi. Mattis daha önce pahalı bağımsız bir birim kurulmasına karşı çıkıyordu. Amerika’nın uzayda büyük ölçüde uydulara bağımlı olduğunun bilinmesi Pentagon’un uzaydaki rolünün sorgulanmasına neden oluyor. 
Uydular iletişimi, navigasyonu, istihbaratı ve hem ordu hem de ekonomi için hayati başka hizmetleri sağlıyor. Amerikan istihbarat daireleri bu yıl Rusya ve Çin’in gelecek bir savaşta kullanılmak üzere uyduları hedef alacak silahlar üretme peşinde olduğunu tespit etmişti. Muharip birlikleri elektronik iletişimden veya navigasyondan yoksun bırakacak uydu teknolojisini hedef alan siber saldırıların yapılmasından endişe ediliyor.
Kaynak: https://www.usatoday.com/videos/news/politics/2018/08/09/pence-outlines-plan-new-space-force-2020/37379571/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar