fbpx
Connect with us

Arkeoloji

76 Yıl Sonra Bulunan Savaş Gemisi!

Published

on

İkinci Dünya Savaşı’nın en trajik batıklarından birinin, 76 yıl sonra, yakın zamanda hayatını yitiren efsane isim tarafından bulunduğu ortaya çıktı! Microsoft’un ortak kurucusu olan ve geçtiğimiz günlerde hayatını yitiren Paul Allen, aynı zamanda önemli bir sivil gezgin ve araştırmacı olarak biliniyordu; bu amaçla kurduğu kuruluşlar bile vardı. İşte bu efsanevi ismin liderliğindeki sivil bir gezgin ekibinin, bu yılın ortalarında 1942 yılının Kasım ayında Gudalcanal Muharebesi’nde batan USS Juneau’nun batığının konumunu buldukları ortaya çıktı. Bu olayda yaklaşık olarak 700 denizci hayatını kaybetmişti ve hayatını kaybedenlerin arasında bulunan beş kardeş, İkinci Dünya Savaşı sırasında tek bir Amerikalı ailenin yaşadığı en büyük kayıp olarak kayıtlara geçmişti. Juneau, Solomon Adaları’nın açıklarında yaklaşık 4200 metre derinlikte yer alıyordu.

Allen’ın kurduğu şirketlerden biri olan Vulcan Inc. mürettebatı tarafından uzaktan kumanda edilen bir denizaltı batığın videosunu kaydetti. Batık, parçalanmış bir gövde, oldukça iyi korunmuş bir pervaneye sahipti ve geminin adı halen okunabiliyordu.Savaş dönemlerinde, normalde, bu tür bir olayın yaşanmasını engellemek için kardeşler farklı ünitelerde görev alıyorlar ancak Sullivanlar, aynı gemide olmadıkları takdirde Donanma’da görev almayı reddediyorlardı. George, Francis, Joseph, Madison ve Albert isimli kardeşler, Donanma’ya katılmadan önce Waterloo, Iowa’da yaşıyorlardı. Yaşanan trajedinin bir yıl sonrasında da bir USS destroyeri kardeşlerin anısına adlandırılmıştı.

Atlanta sınıfı hafif cruiser gemisi, battığı sırada henüz bir yaşında değildi ve bu olay, İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli savaşlarından birine katılmasından sadece saatler sonra yaşanmıştı. Bir Japon torpidosunun çarpmasının ardından ağır hasarlı Juneau, geride kalan bir grup Amerika savaş gemisine katılarak güney doğu yönüne doğru ilerlemeye başlamıştı. Waterloo-Cedar Falls Courier tarafından belgelenen bir kayda göre ikinci bir Japon torpidosu saat 11 civarında ilk torpidonun çarptığı yerin çok yakınına bir kez daha çarptı ve Juneau ikiye bölündü. Bütün gemi, yaklaşık olarak yarım dakika içerisinde sular altında kaldı ve Pasifik Okyanusu’na gömüldü.

Juneau battığı mürettebatında 687 kişi bulunuyordu ve bunların sadece 115’i kurtulmayı başardı. Artık kalan gemilerin kumandanı konumunda olan USS Helena kaptanı, yaşanan olayın ardından arama kurtarma çabalarının işe yaramayacağı ve daha fazla Japon saldırısı olabileceği düşüncesi ile bölgeden çekilmeye karar verdi. Trajik bir şekilde Helena, Juneau’nun en son bilinen koordinatlarını yakında yer alan bir B-17 uçağına aktarmıştı ancak bu mesaj komuta merkezine ulaşmadı. Bunun sonucu olarak da birkaç gün boyunca hiçbir arama kurtarma çalışması başlatılmadı. Hayatta kalanların söylediğine göre kalan askerler, günler boyunca suyun içinde yorgunluğun yanı sıra köpek balıkları ile de mücadele etmek zorunda kalmışlardı. Kurtarma ekipleri 8 gün sonra bölgeye ulaştığında sadece 10 kişi hayatta kalmıştı. Bu arada Venture Inc.’nin, batığın korunması amacı ile Juneau’nun tam koordinatlarını vermediği de notlar arasında yer alıyor…

Kaynak: https://gizmodo.com/sunken-us-warship-found-76-years-after-infamous-wwii-tr-1823934117

Arkeoloji

Arkeoloji Nedir? Arkeolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi

Published

on

Hepimiz zamanda yolculuk yapabilmenin ne kadar heyecan verici olacağını düşünürüz ancak bunun imkansız olduğu kanısına varıp bu fikrimizden vazgeçeriz. Hiç kimse 300 bin yıl öteye hatta daha önceki zamanlara yolculuk yapabildiğinin farkında değil! İlk atalarımız ne zaman ortaya çıktı, neye benziyorlardı ve nasıl bir yaşam sürüyorlardı? Tüm bu soruların cevabını, yapılan arkeolojik araştırmalarla öğreniyor ve bu sayede zamanda uzun bir yolculuğa çıkabiliyoruz. Elde edilen bilgileri okumakla yetinmiyoruz. Yapılan 3D çalışmalarıyla beraber gidemediğimiz müzelere mesafenin önemini yitirdiği bir şekilde ulaşabiliyor, oksitlenmeden dolayı renk kaybına uğrayan tüm eserlere renk katıp canlandırıyor, yapılan araştırmalar ışığında eski kültürlerin kurdukları iletişime ve sahip oldukları dil yapısına dair seslendirmeleri dinleyebiliyoruz. Tüm bu heyecan verici bilgilere nasıl ulaşıyoruz? Zamanda yaptığımız bu yolculuğun kaptanı ve ekibi kimler? Gelin bizleri aydınlatan ve değerini bilmemiz gereken arkeolojiyi ve arkeoloji ekibini tanıyalım.

Arkeolojinin Tanımı:

Arkeoloji, eski kültür ve varlıkları onlardan kalan kalıntıları açısından inceleyen; yer ve zamanını saptamayı hedef alan bir bilimdir. Kalıntılar tanımlamasıyla insan elinden çıkan, insan düşüncesinin ürünü olan eserler, alet ve malzeme ile ev eşyaları, sanat yapıtları kastedilir. Bu yönüyle arkeolojiyi, geçmiş zaman insanının ‘’el emeği-göz nuru’’ olarak tanımlayabiliriz.

Arkeoloji, çok eskilere dayanan gömülmüş ya da atılmış tüm insan yapımı; basit aletlerden karmaşık makinelere, en erken ev, tapınak ve mezarlardan saray, katedral ve piramitlere tüm hepsini kapsamaktadır. Arkeolojide araştırmanın esası prehistorik, antik ve sonu gelmiş olan kültürlere dayanır. Eski Yunanca’nın ‘’Arkhaios (Eski)’’ ve ‘’Logos (Bilim)’’ kelimelerinden türetilmiş olan arkeoloji kelime olarak ‘’Eskinin Bilimi’’ anlamına gelse de diğer tüm bilim dallarının kaynaklarının anası olarak nitelendirilmektedir.

Arkeolojinin Amacı:

Eskiye ışık tutarak geçmişi canlandırmak arkeoloji biliminin esas amaçlarının başında gelir. İlk oluşturulan yapıtları günümüz insanına sosyal ve teknik açıdan, derinlemesine tanıtabilmek ve onu anlamasına yardımcı olmak arkeolojinin amaçlarındandır. Bu amaçla eski kültür kalıntılarını derin araştırma teknikleri ile ve diğer bilimlerden yardım alarak bulup ortaya çıkartır. Kazmak arkeoloji bilimi için amaç değil ‘’araç’’tır. Bu durum kesinlikle karıştırılmaması gereken bir bilgidir. Ortaya çıkartılan eski kültür kalıntılarını doğru bir biçimde tanımlayıp, gereken restorasyon çalışmalarıyla geçmiş kültürleri hem görsel açıdan hem de kültürel ve tarihi bilgi açısından aydınlığa kavuşturur.

Arkeolojinin Faydası:

Günümüz insanına merak ettiği geçmişini öğreterek geleceğini aydınlatmasında yol göstermesidir. Bir puzzle oyununda eksik olan parçaların tamamlanmasıyla görsel anlamını kazanır. Arkeoloji puzzle örneğindeki parçaların bulunmasını ve kültürlerin anlam kazanmasını sağlayan bir bilim dalıdır.

İnsan yaradılış gereği merak duygularına hakim olamayan canlı türleridir ve bu merak duygusuyla beraber akıllarda oluşan soruların doğru cevapların bulunması adına bilim açığa çıkmıştır. Ayrıca insanlar kendilerinde iyi ya da kötü olarak nitelendirdikleri ve iz bırakan şeyleri toplama, koruma ve saklama eğilimine sahiptirler. Büyük arkeolojik koleksiyonların ve akabinde müzelerin doğmasındaki en büyük role sahip olan durum budur. Bilinen ilk büyük koleksiyon, Roma İmparatorları ile Roma’nın önde gelen aristokratları ve zenginleri tarafından oluşturulduğu kabul edilmektedir. Gösterişe düşkün olan ve mimari yapılarında da görebildiğimiz ‘’ata’’ kavramına önem veren eski Roma insanları ülkenin dört bir yanından getirttikleri antik eşyaları, çeşitli ebatlardaki heykellerle beraber villalarını süslemişlerdir. Bugün görmüş olduğumuz büyük arkeolojik koleksiyonların oluşmasında temel etken olmuşlardır.

British Museum – Kolonilere ait olan değerli eşyalar

Arkeolog Nedir?

Arkeolog, ilk olarak çalışıyor olduğu eski insan eserleriyle ilgili olarak tanımlama, sınıflandırma ve iyi analiz edebilme kabiliyetine sahip bir çalışan olarak tarif edilebilir. Tanımlamayla anlamış olduğunuz üzere arkeolog, arkeoloji bilimini icra eden ve çalışmaların tüm aşamalarında takibi sağlayan bilim insanıdır. Uygun, yeterli objektif sınıflandırma tüm arkeologların temelidir ve çoğu iyi arkeolog yaşamlarını bu sınıflandırma ve tanımlama ile harcamaktadır. Ancak arkeologların asıl amacı, malzeme kalıntılarını tarihsel bağlamda yerleştirmek , yazılı kaynaklardan bilinenleri desteklemek ve böylece geçmişe dair anlayışı arttırmaktır. Sonuçta, arkeolog tarihçidir, amacı eski insanların tanımını her anlamda açıklamaktır.

Arkeolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi

Arkeoloji bilimi ve arkeologlar ulaşmış olduğu eserleri dönemlerine göre, malzeme yapılarına, yapılışlarına ve ait oldukları kültürlere göre gruplara ayırmaktadır. Bu süreçte arkeoloji birçok bilim dalıyla kolektif bir şekilde çalışma sürmektedir. Artış gösterir bir şekilde birçok bilim tekniği arkeologlar tarafından kullanılmaktadır ve bu teknikler arkeolog olarak çalışmayan uzman kişiler tarafından da kullanılmaktadır. Tarihi eserler genellikle kendi çevresel kontekstlerinde; botanikçiler, zoologlar, toprak bilimciler tarafından kaya, toprak, bitki ve hayvanların belirlenme ve tanımlanması için arkeolojik çalışmalarda çalışabilmektedirler. Arkeoloji kronolojisinde devrim yaratan radyoaktif karbon tarihlemesi atomik fizik araştırmasının ürünüdür. Arkeoloji biyolojik ve fiziksel bilimin sonuçlarını, teknikleri, metotları geniş kapsamlı olarak kullanmasına rağmen doğal bir bilim olarak görülmemektedir; yarı insanlık yarı bilimden oluşan bir bilim dalı olarak görülmektedir. Belki de arkeologlar için ilk olarak el emeğini pratik bir şekilde özelleştiren zanaatkar daha sonra tarihçi denmesi daha doğru olur. (Genel halk için bilinen en yaygın zanaat kazılardır).

Bu çalışmanın gerekçeleri tüm tarihi bilimlerin gerekçesidir; atalarımızın tecrübeleri ve bilgileri sayesinde geleceği zenginleştirmek. Çünkü çoğu arkeolojik buluntular sanat tarihine ve teknolojisine dayanmakta olup, insanların yaptığı şeylerle ilişkilidir ama bu durum eski sanat eserlerini yaratan geçmiş insanların ekonomik, bölgesel ve toplumsal bilgilerinin veriminin sonucuyla bağlantılıdır. Ayrıca, bu bizleri aydınlatabilir ve geçmişle alakalı kesin olan daha fazla kanıt elde etmemizi sağlar.

Fakat hiçbir arkeolog insan tarihinin ait olan tüm zamansal aralığı tek bir noktada birleştiremez. Coğrafi bölgelere ya da periyotlara göre çok fazla ayrılmış olan arkeolojiye dair branş mevcuttur. (Klasik arkeoloji, Roma ve Yunan Arkeolojisi, ya da Mısır arkeolojisi coğrafya bölgelerine göre ayrılmış olan arkeoloji branşlarına örnek olarak verilebilir.) (Ortaçağ Arkeolojisi ya da Endüstriyel Arkeoloji periyotlara göre ayrılmış olan arkeoloji branşlarına örnek olarak verilebilir.) Yazı yazma eylemi 5,000 yıl önce Mısır ve Mezopotamya’da başlamıştır. Ardından çeşitli yollarla Hindistan ve Çin’de ve akabinde Avrupa’da devamını getirmiştir. Arkeolojiye eski insanların yazıyı öğrenmeden önceki açıdan baktığımızda, 19. yüzyıl ortalarından beri, bu süreci prehistorik arkeoloji ya da prehistorya olarak atfedebiliriz. Prehistorya arkeolojisi heybetlidir çünkü o dönemdeki tek kaynak materyaller ve çevresel unsurlardır.

A) Arkeoloji ile Tarih İlişkisi

Arkeoloji konuyu ancak tarihsel bir çerçeve içerisinde değerlendirdiğinde değer kazanmaktadır. Arkeoloji elde dilen bilgileri insanlara iletmek için tarihle içli dışlı bir yol izlemektedir. Özellikle tarihin yazılı belgelerden yoksun olduğu ilk çağlarda arkeoloji tarihi aydınlatan tek ana kaynaktır. Kazılarda elde edilen materyaller ve yazılı olmayan belgelerle beraber tarihin en büyük yardımcısı olmuş ve yaşananları sadece bir anı olarak kalmaması anlamında büyük bir kurtarıcı olmuştur. Bununla beraber tarih de arkeolojiye yardımlarını esirgememektedir; ortaya çıkan eserlerin tanımlanması ve tarihlenmesi açısından önemli destekleri vardır. ‘’Arkeoloji tarihin görünen yüzü, tarih arkeolojinin söylenen dilidir.’’

Pergamon Zeus Altarı – M.Ö. 2. yy

B) Arkeoloji İle Filoloji İlişkisi

Filoloji dilbilimi olarak literatürde geçmektedir. Kazılardan elde edilen bilingual yazıtlar (çift dilli) ve ilk yazılı belgelerle beraber filoloji beslenmektedir ve arkeolojiyle ortak noktada buluşmaktadırlar.

Pantheon Yazıtı – Roma ‘’M. AGRİPPA.L.F.COS.TERTIUM.FECIT’’ yazılarak ‘Agrippa’nın ilak tapınağı yaptırdığı beirtilmiştir. – M.Ö. 27. yy

C) Arkeoloji İle Jeoloji İlişkisi

Jeoloji literatürde yer bilimi olarak geçmektedir, Jeoloji dünya oluşumuyla ilgili ve dünyanın geçirmiş olduğu evreleri detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Bilimsel kazılarda ilk çağ topluluklarıyla ilgili elde edilen bilgiler ve arkeolojinin oluşturduğu sonuçlar jeoloji için önem taşımaktadır.

D) Arkeoloji İle Felsefe İlişkisi

Arkeoloji bahsetmiş olduğumuz üzere coğrafya ya da periyodik üzene göre branşlara ayrılmıştır ve bu branşlardan biri de Klasik Arkeoloji’dir. Bu branş ‘’Klasik Yunan’’ kültürünü ele almaktadır ve bu kültürü oluşturan düşünceleri her yönden araştırarak düşünce oluşumuna katkı sağlayan felsefenin kurucularını ortaya çıkarmıştır. Felsefe düşünce akımlarını, bu akımları ortaya atan felsefecileri ve eserlerini günümüz insanına sunmaktadır.

Antik Yunan Filozof Sokrates felsefenin ilk kurucularındandır. (DOĞUM – ATİNA: M.Ö. 469 – Ö: M.Ö.399 )

E) Arkeoloji İle Zooloji ve Botanik İlişkisi 

Hayvanlarla alakalı olarak yapılan geniş çaplı araştırmaları kapsayan bilim zoolojidir ve bitkilerin türleri, gelişimi ve çeşitliliği botaniği kapsamaktadır. Arkeoloji zengin bir bilimdir ve zoolojiyle beraber botanik, hayvanlar ile bitkilerin tarihsel ve gelişimsel olarak detaylı bilgilerini arkeolojiden sağlamaktadır.

F) Arkeoloji İle Sanat Tarihi İlişkisi

Sanat tarihinin eş anlamlısı bizantolojidir, bu ismi almasının sebebi sanat tarihi alanının Bizans çağı ile başlamış olduğunun kabul edilmesidir. Bu zaman dilimi arkeoloji için bitiş kabul edilebilir. M.Ö. 3 yy ile M.S. 5. yy’a kadar Hitit, Yunan ve Latin uygarlıklarıyla beraber Anadolu’da dönem kültürleri olarak bulunan Urartu, Asur, Pers ve Frig gibi çeşitli kültürlere ait olan tüm kalıntılar arkeolojinin ilgi alanıdır. Ancak sanat tarihi ile bu noktada ayrılmaktadırlar. Arkeoloji bir ayrım yapmadan insan eli ile oluşturulmuş tüm kalıntı ve eserleri incelerken sanat eseri bu noktada belli bir sınırlama ve sanat değerleri için seçici davranmaktadır. Ancak arkeoloji sanat tarihi için daha rahat bir çalışma ortamı yaratmaktadır.

Makalenin kapsamını kısaca tarif edecek olursak; arkeolojinin nasıl var olduğunu ve bilim disiplini olarak kabul edildiğini, arkeologların arazide, müzelerde, laboratuarlarda nasıl çalıştığını, tarihe dönüştürdüğü kanıtları nasıl yorumladığını ve arkeolojiyle beraber diğer bilim dallarının nasıl bir ilişki kurmuş olduklarını gördük.

Ludovisi Tahtı – Afrodit’in Doğuşu / Heykeltıraş: Lysoppis – Klasik Dönem (M.Ö.480-M.Ö.330)

Editör / YAZAR: Meltem TERZİOĞLU

Kaynaklar:

  • https://www.britannica.com/science/archaeology
  • Arkeolojiye Giriş I. – Dr. Cevdet BAŞARAN / Fen Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 13
  • Edebiyat Keimi Yayınları No: 10
  • Arkeoloji ve Sanat Tarihi Yayınları No: 1

Continue Reading

Arkeoloji

Bu 240 Milyon Yıllık Sürüngen tüm dünya sürüngenlerin atasıdır

Published

on

Yüz milyonlarca yıl öncesine ait bir fosil, yakın zamanda “tüm kertenkelelerin atası” (ve hatta yılanların) olarak tanımlanmıştır. Bu eski kertenkele, bugün 240 milyon yıldan fazla bir süredir gezegende yaşayan yaklaşık 10.000 türün doğrudan atasıydı. Paleontologlar başlangıçta küçük sürüngen olan Megachirella wachtleri’i 2003’te tanımladılar. Ancak son taramalar, fosilin gizlenmiş özelliklerini ortaya çıkardı ve bilim insanlarının Megachirella’yı, kertenkele ve yılanları içeren sürüngen grubunun en eski bilinen atası olarak tanımlanmasını sağladı. Araştırmacılar yeni bir çalışmada, yaklaşık 75 milyon yıllık eski skuamatlara ait olduğu düşünülen Megachirella’nın, bilinen en eski skuamatlar ile bu sürüngen grubunun moleküler verilerden elde edilen tahmini kökenleri arasındaki boşluğu kapattığını bildirdi. Megachirella fosili, kuzey İtalya’daki Alplerde bulunmuştur. Bu fosilin yaklaşık 240 milyon yaşında olduğu tahmin edildi ve bilim insanları bunun bir ilkel sürüngen (lepidosaur) türüne ait olduğunu düşündüler.

Ancak, Edmonton’daki Alberta Üniversitesi’nde biyolojik bilimler alanında doktora adayı olan Kanadalı çalışma yazarı Tiago Simões, kertenkele benzeri, belirli özellikler taşıyan fosillerin değerli ve benzersiz ipuçları sağlayabileceğini ima etti. Simões, “Özellikle CT tarama formunda [bilgisayarlı tomografi] , daha fazla anatomik ayrıntı ve gelişmiş veri kümesi sağlamak için ve sürüngenlerin evrim ağacındaki yerini anlamak için daha fazla dikkati hak ediyordu.” dedi. Araştırmacılar, fosil sürüngeninin 3 boyutlu bilgisayar modelini oluşturmak için BT taramalarını kullandı ve Megachirella’yı skuamat’lar ile bağlantılı olduğunu gösteren bir dizi özellik keşfetti. Kafatasının bir kısmı ve köprücük kemiğinin yapısı gibi özellikler skuamat grubuna özgüydü. Bu unsurlarla birlikte, Nature dergisinde(30 Mayıs’ta) çevrimiçi olarak yayınlanan çalışmaya göre, Megachirella’yı “Triyas’tan gelen tartışmasız ilk skuamat” olarak tanımladılar.

Araştırmacılar, moleküler ve iskelet ipuçlarının, iguanalardan ziyade (iguanalar, anoller ve bukalemunları içeren) gecko’ların ortaya çıkması için en eski skuamat grubunu oluşturduklarını da belirttiler. Skuamat’ın kökenleri ile ilgili moleküler verilerin ne anlama geldiğini desteklemek için fosil kanıtlar, evrimsel bir yapbozun eleştirel ve “gerçekten tatmin edici” eksik bir parçasını tamamlamayı sağladı. Araştırmaya dahil olmayan Raxworthy, “Bilim insanları aynı cevapla gelen farklı veri türlerini görmeyi her zaman seviyorlar.” dedi. Ancak, 240 milyon yıl önce yaşamış olan Megachirella ile 168 milyon yıl öncesinden daha önce ortaya çıkmamış diğer fosil skuamatlar arasındaki fosil kayıtlarında büyük bir boşluk kalıyor. Simões, bu boşluğun eski yılanların ve kertenkelelerin çeşitliliği ve neye benzediklerini anlatan çok şeyi eksik bıraktığını söyledi. “Keşfettiğimiz şey buzdağının görünen kısmı ve skuamatların erken evrimini anlamak için çok daha fazla çalışma yapılması gerekiyor” dedi.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.livescience.com/62693-mother-of-lizards-fossil.html

Continue Reading

Arkeoloji

Hobbitler İnsan Irkıyla Akraba

Published

on

Hobbitler: 12 yıl önce Endonezya’nın Flores Adası’nda, uzunluğu 1 metre olan fosiller bulunmuştu. Homo Floresiensis isimli bu yaratıklara boylarının kısa vücut ölçülerinin oldukça küçük olmasından dolayı “Hobbit” de denilmiştir. İlk olarak 12 bin yıl önce yaşadıkları düşünülmüş fakat detaylı incelemeler sonucunda 50-60 bin yıl önce yaşamış olabilecekleri ifade edilmiştir. İnsanların öncelerden bilinmeyen akrabasının iskeletleri ve dişleri – keşfedilenlerden bir tanesi Hobbit olarak adlandırılıyor. 2003 yılında Endonezya bölgesinde Hobbit’lere benzeyen ve bilim insanları tarafından Homo Floresiensis adı verilen bir tür hakkında yeni bir bulgu ortaya çıktı. Önceden modern insanların (Homo Sapiens) atası olarak kabul edilen ve Dik İnsan olarak adlandırılan Homo Erectus kategorisine girdiği düşünülen Hobbit türünün geçmişi bilinenden daha eskiye dayanıyor.

Avusturalya Ulusal Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalar sonucunda Hobbit olarak adlandırılan bu türün insandan çok daha önce evrimleştiği ortaya çıkarıldı. Hatta Hobbitlerin varlıklarına dair robot bir resim oluşturuldu. Journal of Human Evolution dergisinde yayınlanan çalışma sonrası Homo Floresiensis türünün kökenine dair birkaç popüler teori çürümüş oldu. Geçersiz hale gelen teorilerin en başında tekil Homo Sapiens mutasyonu olasılığı geliyor.

Hobbitlerin önceleri 18 ile 20 bin yıllık bir tarihi olduğu düşünülürken, yeni ortaya konan bulgulara göre bu tür 60 ile 100 bin yaş aralığında. Mağara adamları olarak adlandırılan Neandertal türe tropik bir akrabalığı olduğu düşünülen Hobbitler, sanıldığının aksine daha ilkel bir tür. Bu türün Afrika’da milyonlarca yıl önce yaşamış olan Homo Habilis ya da Australopithecus Afarensis benzeri oldukları araştırmalar sonunda ortaya konuluyor.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2017/04/170421084917.htm

Continue Reading

Öne Çıkanlar