Bizi Takip Edin

Bilim

ABD’nin Yayınladığı Rapor İklim Değişiminin Boyutlarını Ortaya Koydu

Yayınlandı

üzerinde

Amerika’nın tirajlı gazetelerinden The New York Times, hükümetin uzun süreden beri beklenen iklim değişikliği raporunun bir taslağını yayınladı. Raporun çizdiği tablonun oldukça karamsar olduğu görülüyor.
Gazetenin elde ettiği kopya raporun orijinali olmasa da raportörler tarafından kullanılan dil oldukça net ve korkusuzca sunuluyor. Özellikle raporun yönetici özeti bölümünde kullanılan net ifadeler, çalışma raporları, tonlarca bilimsel veri ve iklim değişikliğini gösteren figürlerle destekleniyor. Kullanılan her bir veri iklimin nasıl etkilendiğini, aktif bir şekilde nasıl değiştiğini, gittikçe ısınmakta olduğuna dair anlayışı kuvvetlendirebilmek adına kullanılmış.

abdnin-yayinladigi-rapor-iklim-degisiminin-boyutlarini-ortaya-koydu0

Onlarca yıldan beri sürdürülen bu çalışmanın tamamlanabilmesi kolay bir süreç değildi. ABD hükümeti elde ettikleri bulgulara karşı kültürel muhalefetle karşı karşıya kaldı.
Rapordan elde edilen verilerde özellikle sera gazlarının salınımları sonucu gelişen etkiler, son 150 sene içerisinde meydana gelen iklim değişikliğinin ana sorumluları arasında gösteriliyor. Buna ek olarak Dünya’daki iklim sistemi içerisinde meydana gelen doğal döngüler sadece ısıyı dağıtma kapasitesine sahip. İklim sisteminde yaşanan genel ısı artışından doğal döngülerin sorumlu olamayacağı sporda açıkça belirtiliyor.

abdnin-yayinladigi-rapor-iklim-degisiminin-boyutlarini-ortaya-koydu12
Bundan başka raporda havanın atmosferde kısa süreli değişiklikler gösterdiği, iklimin ise hava istatistiklerine dayalı olarak ortaya konduğu belirtiliyor. Bu istatistikler incelendiğinde ise havanın sürekli olarak tuhaflaştığı ve geleceğe dair iklim tahminlerinin çalkantılı, karışık ve görülmemiş oranda sıcak olacağı belirtiliyor. Rapor alternatif yakıt kaynaklarına geçilmesi gerektiğini veya imkan olduğu ölçüde jeomühendislik seçenekleri üzerinde durulması gerektiği vurgulanıyor.
Kaynak: http://www.popsci.com/here-are-some-key-takeaways-leaked-climate-change-document

Devamını Oku
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilime Göre Nasıl Mutlu Olunur?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Son yirmi yılda pozitif psikoloji hareketi, mutluluk, insan potansiyeli ve gelişme bilimi ile ilgili bir psikolojik araştırma yürüttü. Bu hareket, psikologların sadece zihinsel hastalıkları araştırmakla kalmayıp aynı zamanda yaşamı değerli kılan şeyleri de araştırması gerektiğini savunuyor .
Pozitif psikolojinin kurucu babası Martin Seligman, mutluluğun , sevinç, heyecan ve memnuniyet gibi olumlu duyguların sıkça yaşanmasına sebebiyet verdiğini, daha derin anlam ve amaç duygularıyla insanı birleştirdiğini anlatıyor . Bu fikir, şimdiye kadar olumlu bir zihniyet ve geleceğe yönelik iyimser bir bakış açısı getirdi. En Önemlisi, mutluluk uzmanları, mutluluğun istikrarlı, değişmez bir niteliğe sahip olmadığını, üzerinde çalışılarak geliştirilecek bir şey olduğunu ortaya koydu.

Martin Seligman, psikoloji alanında elde ettiği bulgulara dayanarak son dört seneden beri mutluluk atölyeleri yürüttüğünü kaydediyor. Atölyelerin son derece eğlenceli olduğuna değinen Seligman, “Mrs Happy” olarak ün kazandım, ancak istediğim son şey, her zaman mutlu olduğumu düşünmeniz. Mutlu bir yaşam için gayret etmek bir şeydir, ancak her zaman mutlu olmaya çalışmak gerçekçi değildir” açıklamasında bulundu.
Son zamanlarda yapılan araştırmalar, psikolojik esnekliğin daha fazla mutluluk ve refahın anahtarı olduğunu gösteriyor. Örneğin, duygusal deneyime açık olmak ve rahatsızlık olma durumlarınıtolere etme yeteneği, daha zengin, daha anlamlı bir varlığa doğru hareket etmemizi sağlayabilir.
Çalışmalar göstermiştir ki hayatımızdaki koşullara nasıl cevap verdiğimiz mutluluğumuz üzerinde direkt bir etkiye sahiptir. Kısa vadede stres, hüzün ve endişenin yaşanması, uzun vadede mutlu olamayacağımız anlamına gelmiyor.
Felsefi olarak mutlu, hedonistik ve eudaimonic olmak üzere iki yol vardır. Hedonistler, mutlu bir yaşam sürmek için zevki en üst düzeye çıkarmayı ve ağrıdan kaçınmamız gerektiğini düşünüyorlar. Bu görüş, insanların iştahını ve arzularını tatmin etmekle ilgili olmakla birlikte genellikle kısa ömürlüdür.

Buna karşılık, eudaimonic yaklaşım uzun bir ömre sahiptir. Bu görüş iyilik, adalet, dürüstlük ve cesaretle hayatınızın anlamını ve potansiyelini bulmanız gerektiğini savunuyor.
Mutluluğu hedonist anlamda görürsek, mutlu olabilmek yeni haz ve deneyimler aramaya devam etmeliyiz. Ayrıca ruh halimizi yüksek tutmak için hoş olmayan ve acı verici duyguları en aza indirmeye çalışmalıyız.
Ancak eudaimonic yaklaşımı ele alırsak, güçlü olduğumuz şeyleri kullanarak kendimize daha büyük bir katkıda bulunmaya çalışırız. Bu bazen tatsız deneyimler ve duygular içerebilir, ancak sık sık daha derin sevinç ve mutluluklara neden olur . Öyleyse mutlu bir yaşama liderlik etmek, zor zamanlardan kaçınmak değildir. Bu, olumsuzluklara elde ettiğimiz deneyimle büyümemizi sağlayacak bir şekilde cevap verebilmektir.
Araştırmalar, olumsuzluklar yaşanmasının, onlara nasıl tepki verdiğimize bağlı olarak, aslında bizim için iyi olabileceğini gösteriyor. Sıkıntı yaşamak bizi rahatsız edebilir ve hayatımızda değişiklik yapmak için bizi harekete geçirebilir.

Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/how-to-be-happy-according-to-science/all/

Devamını Oku

Bilim

Saturn’ün Uydusu Titan’ın Dünya’ya Benzer Bir Deniz Seviyesine Sahip Olduğu Ortaya Çıktı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Satürn’in dev uydusu Titan’ın düşünülenden daha fazla dünyaya benzediği her geçen gün ortaya çıkan kanıtlarla anlaşılıyor. Daha önceki gözlemlerde Titan’ın yüzeyinde yoğun bir atmosfer bulunduğu ve dengeli bir sıvı yapısına sahip olduğu tespit edilmişti.
Elbette Titan’ın denizleri ve gölleri sudan oluşmuyor. Metan ve etandan meydana geliyor. Şimdi bilim insanları bu uzak yabancı uydunun deniz seviyesinin yer çekimi ile ilgili sabit bir yükselti taşıdığını buldu.

NASA’nın Cassini misyonu çerçevesinde uzay aracının verilerine dayanarak hazırlanan yeni çalışma Jeofiziksel Araştırma Mektupları dergisinde yayımlandı. Çalışmada Titan’ın denizlerinin tıpkı dünyadaki okyanuslar gibi yer çekimine oranlı şekilde düzenli olarak arttığı kaydedildi. Cassini’nin çektiği görüntülerde Titan üzerindeki en küçük göllerin deniz seviyesinden birkaç yüz metre yüksekte olduğu görülüyor. Dünyada da göller genel itibariyle yüksek rakımlarda bulunmaktadır.

Titan’daki en yüksek göl olan Titicaca deniz seviyesinden 3 bin 700 metre uzakta yer alıyor. Yeni çalışma yüksekliğin önem taşıdığını da ortaya koydu. Çünkü Titan’ın sıvı cisimleri yeryüzünde bir akifer sistemi gibi bir şeyle yüzeyin altına bağlanmış olarak görülüyor. Hidrokarbonlar, suyun gezegenimizdeki gözenekli yer altı kayaçları veya çakıllarından akmasıyla aynı şekilde ayın yüzeyinin altına akar gibi görünüyor. Bu da yakınlardaki göllerin birbirleriyle iletişim kurması ve ortak bir sıvı seviyesi paylaşması anlamına geliyor.
Son yıllarda Titan hakkında çok şey öğrendiğimiz gerçeğine rağmen, Titan’ın sadece yüzde 9’u yüksek çözünürlüklü olarak eşleştirildi, yüzde 30’u daha düşük çözünürlükte görüntülendi.
Kaynak: https://ancient-code.com/new-map-moon-titan-reveals-sea-level-similar-earth/

Devamını Oku

Bilim

İnsandaki Y Kromozomu Gün Geçtikçe Yozlaşıyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Y kromozomu erkekliği sembolize ediyor, ancak bu onun güçlü ya da kalıcı olduğu anlamını taşımıyor. Bilim insanları Y kromozomunun gün geçtikçe yozlaştığını açıkladı. Bu yozlaşma aynı hızla devam ederse, 4.6 milyon yıl sonra Y kromozomu tamamıyla ortadan kalkacak. Bu size oldukça uzun bir zaman gibi gelebilir. Fakat Y kromozomunun 3,5 milyar yıldan beri var olduğu düşünüldüğünde çok da uzun bir zaman olmadığı anlaşılıyor.

Y kromozomu her zaman böyle değildi. Saati 166 milyon yıl önce, ilk memelilere geri sararsak, hikaye tamamen farklıydı. Erken “proto-Y” kromozomu orijinalde X kromozomu ile aynı büyüklükteydi ve aynı genleri içeriyordu. Bununla birlikte, Y kromozomlarının temel bir kusurları vardır. Her hücremizde iki kopyası olan tüm diğer kromozomların aksine, Y kromozomları yalnızca babalarından oğullarına geçen tek bir kopya olarak mevcuttur. Bu, Y kromozomundaki genlerin genetik rekombinasyona, yani her nesilde meydana gelen, zarar veren gen mutasyonlarının ortadan kaldırılmasına yardımcı olan genlerin müdahalesine izin verilmeyeceği anlamını taşıyor.
Rekombinasyonun faydalarından yoksun olan Y kromozomal genleri, zaman içinde dejenerasyon gösterir ve sonunda genomdan kaybolurlar. Buna rağmen, son araştırmalar Y kromozomunun, “frenlemeleri” gerçekleştirmek için mekanizmalar geliştirdiğini ve gen kayıp oranının olası bir durgunluğu yavaşlattığını gösterdi.
Y kromozomunun gerçekten kaybolup kaybolmayacağı sorusu üzerine şu an bilim dünyası ikiye bölünmüş durumda. Bir grup insan mekanizmasının harika bir iş çıkardığını ve Y kromozomunun kurtulacağını savunurken, diğeri ise Y kromozomunun yok olacağını düşünüyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/y-chromosome-vanishing-changing-genetics-males-evolution

Devamını Oku

Öne Çıkanlar