fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Afrika’nın Altındaki Gizemli Bir Anomali Dünya’nın Manyetik Alanını Kökünden Zayıflatıyor

Yayınlandı

üzerinde

Dünya’nın manyetik alanı dramatik bir zayıflama durumu içerisinde ve akıl almaz yeni bir araştırmaya göre, bu olağanüstü bozulma, 1000 yıldan fazla süren bir modelin parçası. Dünya’nın manyetik alanı bize sadece Kuzey ve Güney kutuplarını vermez; ayrıca bizi Güneş rüzgârları ve kozmik radyasyonlardan korur. Fakat, bu görünmez kuvvet alanı bilim adamlarının düşündüklerinin aksine, manyetik kutuplarımızın tersine dönüşüyle birlikte hızlı bir şekilde zayıflıyor.
Bunlar kadar çılgınca olan başka bir şey ise bu olayın aslında geniş zaman aralıkları boyunca sürmüş olmasıdır. Bu olay son yaşandığında, yaklaşık 780 bin yıl öncesiydi. Buna rağmen, 40 bin yıl öncesinde bunun tekrar yaşanmasına ramak kalmıştı.Bu olay gerçekleştiğinde, binlerce yıl boyunca,polarite geri dönüşle birlikte pek de hızlı sayılmaz aslında.
Kimse böyle bir tersine dönüşün yakında olup olmayacağını kesin olarak bilmiyor. Bunun bir nedeni ise somut veri eksiklği.

Şu anda bilim adamlarını en çok ilgilendiren ve Şili’den Zimbabve’ye kadar uzanan bu geniş bölgeye Güney Atlantik Anomali deniyor. Dünya’nın uydularının geri dönmesini engelleyecek aşırı derecedeki zararlı anomaliyi içinde barındıran bu güçsüz alan, aynı zamanda yaydığı fazladan radyasyonla elektronik akşamlara da zarar verebilir.
A.B.D.’nin Rochester Üniversitesi’nden fikiz profesörü olan Vincent Hare, “manyetik alanın değiştiğini bir süredir biliyorduk, ancak bu bölge için uzun bir süre olup olmadığını veya bu bölge için normal bir süreç olup olmadığı bilmiyorduk,” dedi. Bilim adamlarının Dünya’nın bu bölgesinin manyetik tarihiyle ilgili çok fazla bilgi sahibi olmamasının sebeplerinden birisi ise geçmiş çağlarda arkeolojik olarak korunmuş kalıntılar anlamına gelen “arkeomanyetik veri” eksikliğidir. Bu tarz bir geçmiş çağ bugünün Güney Atlantik Anomalisi’nin üzerinde bulunan Zibabve, Güney Afkrika ve Bosvana’ya komşu olan Limpopo Nehir Vadisi’nde yaşamış bir grup eski Afrikalı’ya aitti.Yaklaşık 1000 yıl önce, bu Bantu insanları çevresel sıkıntıların olduğu zamanlarda batıl bir ayin olan bir ayrıntıyı gözlemledi. Kuraklık zamanları boyunca, yıllar sonra bilim adamları için bilimsel bir çalışma ortamı hazırladıklarını asla bilmeden, yağmurların tekrar gelmesi için kutsal bir arınma ayini olarak kilden yapılmış evlerini ve tahıl ambarlarını yakacaklardı. Ekipteki jeofizikçilerden biri olan John Tarduno, “kili çok yüksek sıcaklıklarda yaktığınızda, aslında manyetik mineralleri dengeliyorsunuz ve çok yüksek sıcaklıklarda soğuduklarında Dünya’nın manyetik alanının bir kaydını çıkarıyorsunuz,” diyerek bir açıklama yapmıştır.

Bu yakma ayinlerinden kurtulan eski eserlerin bir analizi, bugünün Güney Afrikalı’larının atalarının yalnızca kültürel uygulamalarının dışında çok daha fazlasını gün yüzüne çıkarmaktadır.Tarundo, “anomalilerin tekrarlayan davranışlarını araştırıyorduk çünkü bugün olan olayın o olduğunu düşünüyoruz ve Güney Atlantik Anomalisi’ne sebep olan şey de bu,” diyor. “Bu anomalilerin geçmişte olduğunu gösteren kanıtlar bulduk ve bu manyetik alandaki değişiklikleri bağlamsallaştırmamıza yardımcı oluyor.”“Yanma olayından hemen sonra zamanda donmuş bir pusula” gibi, zayıflayan Güney Atlantik Anomalisi’nin ortaya çıkaran yapay dokular tarihten bağımsız bir olay değil.Benzer dalgalanmalar 400 ile 450, 700 ile 750 ve 1225 ile 1550 yılları arasında meydana gelmiştir ve bize Güney Atlantik Anomalisi’nin yerini gösteren bir desen olduğu gerçeği coğrafik bir sürpriz değildir. Tarundo, “Afrika’nın altında,çekirdek ile manto sınırında, küresel manyetik alan üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilecek olağandışı bir şeyin varlığına dair daha güçlü kanıtlar elde ediyoruz,” dedi. 160 sene veya daha fazla bir süredir yer alan, Dünya’nın şu anki manyetik alanındaki zayıflama, “Geniş-Alçak Hız Kesme Gerilim Bölgesi” denilen ve Afrika Kıtası’nı yaklaşık 2900 kilometre altında yer alan, yoğun kaya topluluklarından oluşan geniş bir rezervuarın neden olduğu düşünülmektedir.

Araştırmacılar, geçen sene, bunun on milyonlarca yıllık olması mümkün olan derin bir özellik olduğunu açıkladılar. “Binlerce kilometre boyunca, bütün sınırları çok net. Neredeyse Güneş’in yüzeyi kadar sıcak olan, Dünya’nın dış çekirdeğindeki sıcak sıvı demir ile daha sert ve serin bir manto arasında bulunan bu yoğun bölgenin, bir şekilde Dünya’nın manyetik alanını oluşturmaya yardımcı olan demiri kötü bir şekilde etkilediği düşünülüyor. Burada neler olduğu hakkında daha fazla şey öğrenmeden önce, daha yapılacak çok fazla araştırma var.Araştırmacıların açıklamasına göre, kutubun tersine dönüşündeki geleneksel düşünce, bunun çekirdeğin herhangi bir yerinden başlayabileceği ama üstümüzdeki manyetik alanda neler olduğunu gösteren en son bulgular (keşifler), çekirdek ile manto sınırındaki yerlerde oluşan olaylara bağlı.Eğer onlar haklıysa, bin yıl önce yapılan bir ayin sayesinde,bütün bunlar gelecek için ne anlama geliyor kimse emin olmasa da zayıflayan bir yapbozun büyük bir parçası avuçlarımızın içinde.Hare, “şu anda bu olağandışı davranışın 160 yıl öncesinden en az birkaç kez oluştuğunu ve bunun daha uzun vadeli bir desenin bir parçası olduğunu biliyoruz, dedi. “Ancak, bu davranışın tam bir kutup dönüşüne yol açıp açmayacağından emin olmak için çok erken.”
Bu keşifler GeophysicalReviewLetters’da yayınlanmıştır.
Kaynak:https://www.sciencealert.com/something-mysterious-under-southern-africa-dramatically-weakening-earth-s-magnetic-field-south-atlantic-anomaly

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

28 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Lens !

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Görme bozukluklarının düzeltilmesinde, göz renginin değiştirilmesinde, ya da kornea hastalıklarının tedavisinde kontakt lens kullanılmaktadır. 14 yaşındayken sol gözündeki rahatsızlıktan dolayı kontakt lens kullanan bir bayan, badminton maçı sırasında gözüne aldığı darbeden sonra lensini bir daha bulamadı.
Kaybolan bu lens, tam tamına 28 yıl sonra ortaya çıktı !
İskoçya’da yaşayan bayan, bir süre önce gözleriyle ilgili çeşitli rahatsızlıklar yaşamaya başladı. Tam 6 ay boyunca sol gözünde sulanma ve şişlik problemleriyle uğraşan kadın, sonunda doktora gitmeye karar verdi.

İskoçya’nın Dundee şehrindeki Oftalmoloji hastanesine giden kadın, yapılan kontrollerin ardından çıkan sonuçlara inanamadı. Kadının göz kapağında 6 milimetre çapında bir yuvarlak cisimle karşılaşan doktorlar, yapılan kontrollerin sonucunda bunun bir kontakt lens olduğunu anladılar. Yapılan operasyonun ardından 28 yıllık kontakt lens, kadının göz kapağından çıkarıldı.
Kaynak: https://www.livescience.com/63333-contact-lens-eyelid.html
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Pirinç Tanesi Kadar Küçük Bir Denizatı Türü Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Sadece güneydoğu Japonya’da bulunan yepyeni bir cüce denizatı türü keşfedildi. Japonya’da kaydedilen birçok denizatı türü bulunuyor. Bu bölge biyolojik çeşitlilik bakımından üst seviyededir.
Bölgede bulunan türler daha önce güneyden orta doğu Japonya’ya kadar yerel tüplü dalgıçlar tarafından gözlemlendi.
Araştırmacılar yeni keşfedilen bu küçük denizatı türüne “Hippocampus Japapigu” yani latince adıyla “Japon Domuzu” ismini verdi. İsim ilk defa hayvanı gören ve minik bir bebek domuza benzediğini söyleyen dalgıçlardan geliyor. Bu cüce denizatı yaklaşık olarak 15 milimetre uzunluğa sahip, yani bir pirinç tanesi büyüklüğünde. Mevcut şekli ve renkli yapısı bu denizatlarını minik bir deniz yosunu gibi gizleyerek, gözlerden koruyor.
Bu denizatları, minicik boyutlarına rağmen çok güzel renklere sahip. Texas A & M Üniversitesi’nden National Geographic’tede araştırmacı olarak görev yapan Kevin Conway, Hippocampus Japapigu’nun çok özel olduğunu vurguluyor. Hippocampus Japapigu, araştırmacılar tarafından Tokyo’nun 287 kilometre güneyinde deniz yaşamını araştırmaları esnasında tespit edildi. Bu denizatları yumuşak mercan ve yosun resiflerinde 5 ile 22 metre derinlikte bulunuyor. Cüce denizatlarının sırtında kanat benzeri yapılar bulunuyor. Bu türlerin çoğunda kanatlar çift olarak bulunurken, bu yeni türde sadece bir kanat yer alıyor.
Araştırmacılar bu yeni türün kafa, gövde ve kuyruğunun üzerinde göze çarpacak şekilde beyaz ve kahverengi örgü desenleri bulunduğunu ve bunun ayırt edici olduğunu ifade ediyor. Bu tür hakkında hemen hiçbir şey bilinmiyor. Bilinen tek şey oldukça aktif ve hareketli oldukları ve planktonları yedikleri. Bu tür Japonya’da kaydedilen cüce denizatlarının beşincisi ve bilim insanları başka denizatı türlerinin de keşfedileceğini düşünüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/researchers-have-discovered-a-colourful-seahorse-the-size-of-a-grain-of-rice

Devamını Oku

Arkeoloji

Eski İnkalar İleri Kranial Cerrahi Tekniklerine Sahipti

Yayınlandı

üzerinde

Eski İnkaların uzmanların kabul ettiğinden daha gelişmiş tekniklere sahip olduğu gün geçtikçe ortaya çıkıyor. Yeni yürütülen bir çalışmada antik İnka’ların kafa cerrahisinde oldukça ileri olduğunu ortaya koydu.
Eski dönemlerde uygarlıkların gelişmişlik düzeyleriyle ilgili birçok tartışma bulunuyor. Kolomb’un Amerika’yı keşfinden önce bazı uygarlıkların oldukça gelişmiş olduğu bilim insanları tarafından dile getiriliyordu.
Birçok Aztek ve Maya kentinin Amerika’nın keşfedildiği dönemdeki Avrupa merkezleri kadar ilerlediği düşünülüyor. Şimdi yeni elde edilen bulgularda İnkalarınkraniyal ameliyatlar yapabildiği keşfedildi. Dünya Nöroşirürji dergisinde yayınlanan bir çalışmada, İnkaların kazıma, ensizyon ve perforasyon gibi teknikleri başarıyla uyguladığı ortaya çıktı. Trepanasyon adı verilen teknik, binlerce yıldır kafa travması, baş ağrısı, epileptik nöbetler ve akıl hastalığı vakalarını tedavi etmek için dünyanın çeşitli halkları tarafından kullanılmıştır. Trepanasyon, kafatasına bir deliğin açıldığı tıbbi bir prosedür olarak tanımlanır. Trepanasyon antik çağlardan beri uygulanmaktadır ve migren, nöbetler, travma, akıl hastalıkları ve hatta şeytanın kişiyi ele geçirdiği düşünülen vakalarda kullanılmıştır. Yeni araştırma İnkaların bu alanda diğer tüm medeniyetlerden daha ileri bir düzeyde olduğunu ortaya çıkardı. İnkalar nasıl olduğu bilinmeyen bir biçimde anatomi konusunda uzmandılar. Çalışma İnkaların M.Ö. 400’lü yıllarda ameliyat ettiği 800’ün üzerinde kafatasının değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Bu kafa tasları 1500’lü yıllarda Peru’da bulundu. Araştırmacılara göre, İnka İmparatorluğu’ndaki bu ameliyatlarda ölüm oranı% 17 ile% 25 arasında değişiyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, yüzyıllar sonra Kuzey Amerika İç Savaşı sırasında, kranial operasyonlardaki ölüm oranlarının % 46 ile 56 arasında olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Bilim adamları İnkaların başarısının nedenini bilmiyorlar ama hijyenin belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyorlar.
Kaynak: https://www.ancient-code.com/the-ancient-inca-possessed-advanced-cranial-surgery-techniques-thousands-of-years-ago/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar