fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Ahtapotlar Nasıl Ortaya Çıktı

Yayınlandı

üzerinde

İngiltere’de bulunan araştırmacılar, kalamar, ahtapot ve mürekkep balığı gibi canlıların yüz milyon yıl kadar önce denizde gerçekleştirilen bir evrim savaşının sonunda bugünkü hallerini aldıklarını söyledi.

ahtapotlar-nasil-ortaya-cikti (2)
Bu sayılan canlıların arasında bulunduğu kafadan bacaklılar, zeki omurgasızlar olarak bilinmektedir. Bu canlılar jet hızıyla ters yöne kaçabilme, sıvı püskürtme veya renk değiştirme gibi sıra dışı özellikler taşıyorlar. Bristol Üniversitesine göre yürütülen araştırmaya göre, bu hayvanlar zaman geçtikçe atalarından gelen kabuklarını kaybederek çok daha hızlı ve daha çevik bir hale gelmektedir. Fosiller karşılaştırılarak kafadan bacaklılar evriminin nasıl geliştiği incelendi. ‘Proceedings of the Royal Society B’ dergisince yayınlanmış bir araştırmada, kafadan bacaklılar 100 ile 160 milyon yıl önce gerçekleştirilen Mezozoik Denizel Devrimi esnasında, kafadan bacaklılar ahtapot, kalamar, mürekkep balığı gibi çeşitler sunulmuştur.
Bristol üniversitesinden Alastair Tanner, O devirde karadan dinazorlar hüküm sürmekteydi. Ama denizlerde bulunan ekoloji hızla değişim gösteriyor. Balıklar, kalamarlar ve onların avcıları tarafından evrimsel bir silahlanma yarışı gerçekleşmiştir ve bu dinazorlar daha yüksek oranda hızlı ve çevik olmaktan av durumuna geçmiştir.

ahtapotlar-nasil-ortaya-cikti (1)
Kafadan bacaklılar da bu temel dönüşümüne çok yakındır. Atalarından gelmekte olan kabuklarını kaybeden bu canlılar, dinamik ve diğer deniz canlılarından farklı bir biçimde bulundukları ortama uyum sağlayan deniz canlılarına dönüşmüştür.
Araştırmalarda bu canlıların farklı türlere ne zaman ayırdıklarını bulmak için moleküler saat adı verilen bir teknik kullanılmıştır.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2017/02/170228222814.htm

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Akraba evliliklerine bağlı hastalıklarda 4 anahtar gen tespit edildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Türkiye’de akraba evliliği yapan 200 aileyi genetik taramadan geçiren bilim insanları, zeka ve kas yapısını etkileyen çocukluk çağı nörolojik hastalıklarıyla ilişkili 4 yeni gen tespit etti. Research Councils UK ile TÜBİTAK desteğiyle yürütülen Türkiye – İngiltere İkili İşbirliği Projesi kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü (IBG İzmir) ve Newcastle Üniversitesi’nden bilim insanlarıakraba evliliklerine yönelik genetik araştırma yaptı. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden çocukluk çağı nörolojik hastalığı bulunan çocuklarla anne ve babalarının oluşturduğu toplam 200 ailedeki yaklaşık bin kişiden kan örnekleri alındı. “Türkiye’de akraba evliliklerine bağlı nörogenetik hastalık yükünün araştırılmasında yeni genomik yaklaşımlar” başlıklı çalışma kapsamında alınan kan örnekleri, Türkiye ve İngiltere’deki laboratuvarlarda yeni nesil dizileme yöntemiyle araştırıldı. Bugüne kadar tanı almamış bazı çocukların hastalıklarının tespit edildiği araştırma sonucu, zeka geriliği, yapısal beyin bozuklukları, epilepsi ve kas hastalıkları gibi sorunlarla ilişkili 4 yeni gen tespit edildi.
İlaç araştırması ve gen tedavisi
DEÜ Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semra Hız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, akraba evliliklerinde iki bozuk, hastalıklı genin karşılaşma olasılığının yükseldiğini, bu nedenle beyin ve kasları etkileyen hastalıkların ortaya çıkabildiğini vurguladı. Nadir hastalık çeşitlerinin 7 bine yaklaştığını, bunların büyük bölümünün de beyin ve kas sistemini etkilediğini anlatan Hız, bu hastalıklara tanı konulabilmesinin uzun ve zor tetkikler ile büyük maliyetler gerektirdiğini belirtti. Hız, hastalıkların altında yatan genetik etkenleri saptamak amacıyla tüm genleri yeni nesil dizileme yöntemiyle araştırdıklarını söyleyerek, aile bireylerinden kan alındığını ve genetik tarama gerçekleştirildiğini aktardı. “Şaşırtıcı ve sevindirici sonuçlar” elde ettiklerini vurgulayan Hız, şu bilgileri verdi: “Bu çalışmayla hastalıklara tanı koyma şansımız arttı. Hastalarımızın yüzde 45’i tanı aldı. Hastalığın ne olduğunu tespit etmiş olduk. Bulduğumuz yeni genler ile bazı hastalıkları ilişkilendirdik. Amacımız sadece yeni gen, yeni mutasyon bulmak değil. Toplumumuza nasıl faydamız olabilir bunu araştırıyoruz. Tespit ettiğimiz gen, ne gibi bozukluklar yaratıyor bunu araştıracağız. En sonunda hastaların bireysel tedavisi için ilaç araştırması ve gen tedavisine yöneleceğiz. Araştırmamız bu verilere zemin hazırlayacak.”

Samanlıkta iğne aramak
İzmir Biyotıp ve Genom Enstitüsü Genom Analiz Laboratuvarı Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Yavuz Oktay da insan genomunun 20 bin civarında protein-kodlayıcı gen içerdiğini, bunların içinde hastalık yapan değişiklikleri aramanın “samanlıkta iğne aramaktan farksız” olduğunu bildirdi. Oktay, Türkiye’de daha çok görülen mutasyonları belirlemek, önlemek, tedavi etmek için bazı genler üzerinde yoğunlaştıklarına işaret ederek, “Kalıtsal mutasyon için bu testler yapılabiliyor. Biz bu çalışmaları genişletmek istiyoruz. Elde ettiğimiz genetik veriler ışığında anne ve baba adaylarında tarama yapılabilir ve hastalıkların da önüne geçilebilir. Sadece Türkiye’de faydalı olmayacak. Dünyadaki tüm benzer hastalıklara yakalanma potansiyeli olan kişiler için de önemli. Nörogenetik hastalıklar, zeka geriliği, beynin yapısal bozuklukları, nöromusküler kas hastalıkları ve epilepsi sık analiz ettiğimiz hastalıklar. Bu konuda bilgi üretme şansımız daha fazla.” diye konuştu. Kaynak: AA

Devamını Oku

Bilim

Üç Soru Üç Cevap: Vücudumuz

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Hayatımızın en büyük nimetlerinden olan vücudumuz hakkında birkaç ilginç bilgi öğrenmeye ne dersiniz ? O zaman ilk olarak sağlık alanından başlayalım.
Egzersiz yaparken vücudumuzda neler olur ?
Evde, sokakta, spor salonunda veya herhangi bir spor sahasında çeşitli fiziksel aktiviteler yapan insanları görürüz. Kimimiz zayıflamak veya kas kütlesi oluşturmak kimimiz de yalnızca kafa dinlemek için egzersiz hareketleri yapar. Egzersiz sırasında vücudumuzun bölümlerinde ne gibi durumlar yaşandığına bir göz atalım. Beyin: Beynimiz egzersiz sırasında normalde harcadığı enerjinin iki katını harcar. Bunun sebebi ise; serotonin, dopamin ve GABA gibi üç önemli kimyasalı salgılar. Kalp: Kan akışı 20 kat artar, adrenalin seviyesi yükselir ve kaslardaki kılcal damarlar açılır. Akciğer: Solunum daha hızlanır ve derinden soluk alıp verilir. Yaklaşık 15 kat daha fazla oksijen alınır. Cilt: Derimizde ki buharlaşma miktarı artar. Ve saat başına 1.4 litre ter üretilir. Kaslar ve Kemikler: Kollarımız ve bacaklarımızın içindeki kaslar büyüyerek kısa bir süre dışarıya doğru şişer. Eğer egzersiz tekrarlanırsa bu şişme kalıcı olur. Kemiklerimizde ise kalsiyum kaybı azalır. Günümüzün yalnızca iki saatini egzersiz yapmaya -yürüyüş bile yeterli- ayırırsal daha sağlıklı bir hayat yaşayabiliriz. kaynak: https://www.sciencefocus.com/the-human-body/what-happens-to-my-body-when-i-exercise/
Araba sürerken insanın neden uykusu gelir ?
Direksiyon başındayken uyuya kalan insanlar hem kendileri hem de diğer sürücüler için çok büyük tehlike arz etmektedir. Yapılan araştırmalarda da her yıl 250.000 kişinin bu durumdan dolayı hayatını kaybettiği belirtildi. Peki insanların hayatını sonlandıran bu durum neden oluşur ? Temmuz ayında Avustralya’daki RMIT Üniversitesi’nden bir ekip, bu konu ile alakalı bir çalışma gerçekleştirdi. Beynimizde uykuya dalmamızı sağlayan teta dalgasına benzer bir olayın, sürüş esnasında da oluştuğu gözlemlendi. Saniyede yedi devir civarında olan frekans, belli bir saatten sonra sürücünün beynini etkiliyor ve bu nedenle uykulu hal başlıyor. Bir başka sonuç ise tekerleklerden gelen ve ”beyaz gürültü” adı verilen bir sesin de uykuya neden olduğu gözlemlendi. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/the-human-body/why-does-driving-make-us-drowsy/
Neden güleriz ?
Gülmek hayatımızın her anında vardır. Öyle ki hayata gözümüzü açtığımız ilk günlerden ömrümüzün sonuna kadar onlarca olay karşısında bazen hafif bazen de çoşkulu bir gülme durumu yaşarız. Peki dünyayı renklendiren gülücükler nasıl oluşur ? İlk olarak şunu belirtelim bu sorunun cevabı halen daha net değil. 15 kasımızın birden çalıştığı gülmeyi kontrol eden bölge, subkorteks içindedir. Evrimsel gelişme bakımından beynin bu bölümü; nefes alma, temel refleksleri kontrol etme gibi en eski ve birincil sorumlulukları üstlenir. Yani gülmeyi kontrol eden mekanizmalar, beynin çok daha sonra gelişen ve dil ve hafıza gibi işlevleri yerine getiren bölümlerinden uzaktadır. Yani gülme bir kez beynimizin derinliklerinde tetiklendiğinde ‘yüksek fonksiyonlu’ bölgeler müdahale edemiyor. Tersi de aynı derecede doğrudur; yani, talep üzerine gülmek imkânsızdır. Beynin gülmeden sorumlu bölümünü tespit etmiş ve o bölgeyi uyarma yoluyla insanın gülmesini sağlamış olsak bile insanı neyin güldürdüğünü hala bilmiyoruz. Tabii genelde bizi sevindiren durumlar karşısında gülüyoruz ancak iş bilimsel netlik kısmına gelindiğinde halen daha bazı soru işaretleri bulunuyor.   Kaynak: http://www.bbc.com/future
Editör Yazar: Kuzey Kılıç

Devamını Oku

Bilim

Yeni bir Çalışmaya Göre, Sağlıklı İnsanlar Bile Mutant Hücrelerle Dolu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Hücrenizin çoğunlukla normal olduğunu düşünüyorsanız, bir daha düşünün. Vücudunuz, mutant klon kolonilerinin tapınağı haline gelmiş olabilir. Hücrelerdeki mutasyonların kansere sebep olduğunu çoğumuz biliriz, fakat mutasyonların ilk olarak nasıl ortaya çıktığı, çok az bilinen bir şey. Şimdiyse bilim insanları, sağlıklı insanlardaki dokuların bile genetik mutasyonlar ile “kevgire döndüğünü” keşfetmişler. Hatta araştırmacılar, mutasyonların boyutunun şok edici miktarda olduğunu söylüyorlar.

İngiltere’deki Wellcome Sanger Enstitüsü’nde çalışan onkolog ve kanser araştırmacısı Phil Jones, şöyle söylüyor: “Orta yaşa ulaşan bir bireyin, muhtemelen normal hücrelerden çok mutant hücrelere sahip olduğunu keşfettik.” Jones ile takımı, genom sıralama yöntemleri kullanarak; öldükleri zaman 20 ila 75 yaşları arasında olan dokuz ölü insandan aldıkları bağışlanmış yemek borusu dokusunda yer alan mutant hücre gruplarının haritasını çıkarmış. Bu bireylerin bilinen kronik hastalık geçmişi veya yemek borusu sorunu olmadığından, yapılan çalışmanın amaçları doğrultusunda bu kişilerin dokuları sağlıklı olarak düşünülmüş; fakat araştırma takımının ortaya çıkardığına göre, sağlıklı olmak demek, mutant klon hücrelerin kolonisinden muaf olmak demek değilmiş.   “Yemek borusu dokusu, mikroskop altında tamamen normal görünüyordu” diyor Jones. “Genetik yönden çalışma yaptıktan sonra, sağlıklı olan yemek borusunun mutasyonlarla delik deşik olduğunu görüp şaşkına döndük.” Araştırma, aynı takımın 2015 yılında yaptığı bir çalışmanın devamı niteliğinde. Söz konusu çalışmada araştırmacılar, sağlıklı göz kapağı derisi hücrelerinin, yüksek miktarda bedensel mutasyon barındırdığını bulmuşlar; yani bunlar, gelecek nesillere aktarılmayan ve biz yaşlandıkça hücre bölünmesi yoluyla kazandığımız türden mutasyonlar. O çalışmada, incelenen deri hücrelerinin yüzde 25’inin, kanser ile bağlantılı olan bu bedensel mutasyonlardan en az bir tanesini taşıdığı bulunmuş. Araştırmacılar, mutasyonların vücudun derinliklerinde de bu kadar yaygın olup olmadığını görmek amacıyla yemek borusu dokusunu incelemişler.   Bu son çalışma, dokuz bağışçıdan alınan örneklere dayanıyor olsa da; elde edilen bulgular, bizler yaşlandıkça bu mutant hücrelerin hızlı şekilde biriktiğini akla getiriyor. Yirmili yaşlarındaki insanlar, sağlıklı yemek borusu dokularında hücre başına birkaç yüz adet mutasyon taşıyabiliyorlar; fakat onlarca yıl sonra, hâlâ sağlıklı olan ve bunun dışında normal işlev gösteren dokuları, hücre başına 2.000’den fazla mutasyon taşıyabiliyor.  Aşağıdaki görüntü, yaşa göre sıralanan 9 bireyde, 1 cm2’lik normal bir yemek borusu dokusunun nasıl göründüğünü özetliyor. Hastalar arasında yük, klon boyutları ve hatta belirli genlerin mutasyon tercihleri arasında geniş farklılıklar görüyoruz. Bu mutasyonların hepsi mutlaka kötü huylu olmayabilir; fakat yalnızca bol miktarda olmaları bile, kanserlerin oluşma şekli konusundaki fikirlerimizin yeniden düşünülmesi gerekebileceğini akla getiriyor; özellikle de bu mutasyonlardan bazıları, daha önce tümörlerle ilişkilendirildiği için. Bilhassa, TP53 adı verilen mutasyonlu bir genin (yemek borusundaki kötü huylu tümörlerin çoğu bu geni içeriyor), sağlıklı hücrelerin yüzde 37’sine kadarında mutasyon geçirdiği bulunmuş.

Daha kafa karıştırıcı olan şey ise, NOTCH1 adı verilen bir genin (hücre bölünmesini kontrol etmeye yardımcı oluyor), sağlıklı hücrelerin yüzde 80’ine kadarında mutasyon geçirdiğinin bulunmasıymış; bu mutasyon miktarı, yemek borusu kanserlerindeki mutasyondan çok daha fazlaymış. Bu uyuşmazlık, varsayımsal olarak bazı mutasyonların, yaşlanma ve hastalık bakımından (muhtemelen hücreleri tümörlerden koruyarak) sağlığa faydalı olabileceği anlamına bile gelebilir. Araştırmacılar bu durumu, sağlıklı dokuda yer alan “gizli bir bedensel mutasyon ve klon rekabeti dünyası” olarak tanımlıyorlar. Şimdilik henüz erken olsa da, çalışmanın eş baş yazarı olan Inigo Martincorena’nın açıkladığına göre bu bulgular, biz yaşlandıkça hücrelerimizin dokularımızı kolonileştirmek üzere nasıl mutasyon geçirdiğini, rekabet ettiğini ve evrimleştiğini incelemek yönünden bizlere yeni bir biyoloji manzarası sunabilir. “Bu mutasyonların kanserdeki önemini düşündüğümüzde, şimdiye kadar bu olgunun boyutunun farkına varmamış olmamız, olağanüstü bir durum” diyor.
Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ
Kaynak: http://science.sciencemag.org/content/362/6417/911 , https://www.sciencealert.com/healthy-people-hiding-way-more-mutations-than-scientists-ever-realised-somatic-cells-mutant-clones

Devamını Oku

Öne Çıkanlar