fbpx
Connect with us

Yaşam

AIDS’e yol açan virüsten tarihte kurtulan ikinci kişi: ‘Londralı hasta’

Published

on

‘Berlinli hasta’dan sonra ‘Londralı hasta’: AIDS’e yol açan virüsten kurtulan ikinci kişi. İngiltere’de HIV pozitif teşhisi konan bir hastanın kök hücre tedavisinin ardından AIDS’e neden olan virüsten kurtulduğu tahmin ediliyor. AIDS’li bir hastanın iyileşmesi tarihte ikinci kez görülüyor. Adı açıklanmayan ve ‘Londralı hasta’ olarak adlandırılan kişinin, çok nadir bir genetik mutasyon sayesinde HIV’e karşı bağışıklığı bulunan bir bağışçıdan kemik iliği nakli yapılması sayesinde tedavi olduğu belirtildi. AIDS ilaçlarını 18 ay önce kullanmayı bırakan hastada HIV’in izine rastlanmadığı belirtildi. University College London’da çalışırken hastanın tedavisini üstlenen HIV uzmanı Profesör Ravindra Gupta, “Artık ölçebileceğimiz bir virüs kalmadı. Hiçbir şey tespit edemiyoruz. Hasta işlevsel bir şekilde tedavi edildi ve şu anda nekahat döneminde” dedi. 
Ancak Gupta, hastanın ‘tamamen iyileştiğini söyleyebilmek için henüz çok erken’ olduğu konusunda uyardı. 2003 yılında HIV pozitif olduğu belirlenen hastaya 2012 yılında da ‘Hodgkin lemfoma’ adı verilen bir tip kan kanseri teşhisi konulduğu belirtildi. 2016 yılında hastanın kanserin tedavisi için kök hücre naklini kabul ettiği ifade edildi. Gupta, “Bu gerçekten onun yaşaması için son çareydi” dedi.
İlk Örnek Berlin’li Hasta
AIDS’ten tamamen kurtulan ilk kişi 2007 yılında Almanya’da benzer bir tedavi gören ABD’li Timothy Brown’du. Brown da o dönem ‘Berlinli hasta’ olarak anılıyordu. 1980’lerde yayılmaya başladığından beri AIDS dünya çapında 35 milyon kadar kişinin yaşamını yitirmesine neden oldu.
Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ
Kaynak: https://medicalxpress.com/news/2019-03-free-aids-virus-transplant.html

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Grip virüsünün en iyi arkadaşı: Düşük nem

Published

on

Yale araştırmacıları kış aylarında; insanların, hastalanma hatta gripten ölme ihtimalinin düşük nem gibi önemli bir nedeni olduğunu belirtti. Uzmanlar; soğuk hava şartlarının ve düşük nemin, grip virüsünün bulaşma mekanizmasında rol oynadığını biliyordu. Ancak azalmış nemin insanların bağışıklık sistemi üzerinde, grip enfeksiyonuna karşı savunmasındaki etkisi hakkında daha az fikir sahibiydi. Waldemar Von Zedtwitz İmmunobiyoloji Profesörü Akiko Iwasaki liderliğindeki Yale araştırma ekibi; farelerin genetik yapısını, insanlar gibi viral enfeksiyonlara karşı dirençli hale getirerek bu soruyu araştırdı. Farelerin hepsi aynı sıcaklıkta ancak düşük ya da normal nemde odalara yerleştirildi. Daha sonra fareler, influenza A virüsüne maruz kaldı. Araştırmacılar, düşük nemin hayvanların immün (bağışıklık) yanıtını üç şekilde etkilediğini buldu.

İlk mekanizma; solunum yolu hücrelerinde kıl benzeri yapılar olan kirpiklerin, viral partikülleri ve akıntıyı uzaklaştırmasını engellemesi ile ortaya çıktı.

İkinci mekanizma ise solunum yolu hücrelerinin, akciğerlerde virüsün neden olduğu hasarı onarma yeteneğini azalttı.

Üçüncü mekanizma, komşu hücreleri virüs tehdidine karşı uyarmak için virüsle enfekte olmuş hücreler tarafından salgılanan interferonları etkiledi. Düşük nemli ortamda, bu doğal bağışıklık sistemi başarısız oldu. Çalışma, hava kuruduğunda gribin neden daha yaygın olduğu konusunda fikir vermektedir. Ayrıca araştırma ekibi; “Nemin düştüğü yerde, grip insidansında ve mortalitede ani yükseliş olduğu iyi bilinmektedir.

Eğer farelerdeki bulgularımız, insanlarda aynı şekilde olursa çalışmamız grip hastalığının mevsim doğası altında yatan olası bir mekanizma hakkında bilgi sağlayacaktır. ” dedi. Araştırmacılar, nemin tek faktör olmadığını söylerken düşük nemin; grip salgınlarında, özellikle kış mevsiminde göz önünde bulundurulması gereken önemli bir konu olduğuna değinmektedir. Ayrıca havadaki su buharını evde, okulda, işte ve hatta hastane ortamlarında nemlendiriciler ile arttırmanın grip semptomlarını azaltmak ve iyileşmeyi hızlandırmak için potansiyel bir strateji olduğunu vurgulamaktadır.

Editör / Yazar: Tuğçe AYAR

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/05/190513155635.htm

Continue Reading

Yaşam

Göz Kırptığınızda Beyniniz Zamanı Durduruyor

Published

on

Göz, gerçekten de beyne açılan bir pencere. Retina kalınlığı ile bilişsel performans arasında bir korelasyon var.. Beyin bir kafatası ile çevrili olduğu için onun üzerinde doğrudan çalışmak zor. Beyne bakmak için manyetizma ya da elektrik aracılığıyla kemiğin ötesini gösterebilecek bir makine kullanmak gerekiyor. Neyse ki bu tür bir makine aracılığı olmadan gözlenebilecek küçük de olsa bir beyin dokusu var: retina. Bilim insanları tarafından kırk beş kişi üzerinde yapılan bir çalışmayla her göz kırpışımızda beynimizin zaman algısını durdurduğu ortaya konmuş. Uyanık zamanımızın yüzde 10’unu gözlerimiz kapalı geçiriyoruz. Bunun tek bir sebebi var: göz kırpmak. Her bir göz kırpışımızda retina ışıktan mahrum kalıyor. Bu süre saniyenin yüzde birinden tam bir saniyeye kadar değişiklik gösterebiliyor. Oysa çoğu zaman göz kırptığımızın farkında olmuyoruz.

Göz Kırpınca Beyniniz Zamanı Durduruyor

Bunun nedeni, beynimizin görüntüler arasındaki boşlukları kesip bir bütün halinde işlemesi. Zaman kavramını tam olarak açıklamak pek mümkün değil. Bilim insanları bunun yerine zaman algısını şekillendiren duyular üzerinde çalışmalar yürütüyor. Yapılan yeni bir çalışma görsel duyumuzun bu algı üzerinde önemli etkisi olduğunu gösteriyor. Hebrew Üniversitesi’ nden Ayelet Landau “elde ettiğimiz bulgular görsel duyumuzla zaman algımız arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor” diyor.

Landau ve arkadaşları yaptıkları çalışmada 45 kişi üzerinde görsel ve işitsel duyguları incelemişler. 22 kişiye görsel test yapılırken 23 kişiye işitsel test yapılmış. Görsel testte kişilere öncelikle 0.6 saniye ve 2.8 saniye boyunca ekranda kalan daire görüntüleri gösterilerek bunlar sırasıyla “kısa” ve “uzun” olarak tanımlanmış. Daha sonrasında ekrana farklı sürelerde yansıyan görüntülere bakarak bunları kısa ve uzun arasında sınıflandırmaları istenmiş. İşitsel testte yer alanlar için de dinledikleri sesleri tanımlamaları istenmiş.

Testin sonucunu inceleyen araştırmacılar, görsel testte yer alan bireylerin ekrana baktıkları sırada şayet gözlerini kırpıyorlarsa görüntü süresini olduğundan daha kısa tanımladıkları görülmüş. Dahası, her bireyin göz kırpma süresiyle orantılı olarak görüntü süresini yanlış bildiği görülmüş. Tüm bu bulgular, zaman akışındaki algımızın görme duyumuzla doğrudan etkilendiğini ortaya koymuş.

Öte yandan, işitsel teste katılanların göz kırpmalarına bağlı olmaksınız ses sürelerini doğru bildikleri görülmüş. Bu durum da zaman algımızın birincil olarak kullandığımız duyumuzla şekillendiğini göstermiş. Ayrıca, yapılan başka çalışmalar zaman algısını etkileyen durumun retinanın ışıksız kalması değil görsel korteksin uyarılmaması olduğunu ortaya koymuş. Kısacası gözlerimizi bilerek kırparsak zaman algısı etkilenmiyor.

Kaynak: https://digest.bps.org.uk/2019/05/14/your-brain-stops-time-when-you-blink/

Continue Reading

Ekoloji

Bilim İnsanları Kesinlikle Ahtapot Yetiştiriciliği Yapmamamız Konusunda Uyarıyorlar

Published

on

Çiftlik hayvanları yetiştiriciliğinin insanlara yaklaşık 1000 yıldır ciddi kazançlar sağladığı inkar edilemez. Fakat koyun ve inek gibi hayvanlar çiftlik hayatına iyi uyum sağlarken, çiftliklere uyumsuz olan ve insanların yemeyi sevdikleri bir hayvan var. Bilim insanlarının yeni bir denemede tartıştıkları ahtapotlar, sadece zeki oldukları için değil aynı zamanda yetiştirildikleri çiftliklerin yaratacağı çevresel etkiler nedeniyle de asla yetiştirilmemelidir. Bu süreç çoktan başladı. Geçen sene tedarik miktarının zayıf olması nedeniyle fiyatları tırmanan ahtapota yiyecek olarak küresel ihtiyaç artışta ve bu sebeple 2019’un kalan kısmında da fiyatların yüksek seyredeceği tahmin ediliyor. Yabani hayatta avlanan ahtapotların verimleri değişken olduğu için güvenilmez tedarik oranı artmaktadır. Dolayısıyla ahtapot çiftliklerine olan talep çoktan başladı. Dünya çapında birçok ülkede, eklembacaklıların suda yetiştirilmesini hızlandırmak için genetik modifikasyon denemeleri de dahil olmak üzere ahtapot yetiştirme çalışmaları devam ediyor.

Issues in Science and Technology dergisinin son sayısında çevrebilimci, filozof ve psikiyatristten oluşan bir ekip “bu durum kesinlikle bilinen bazı çevresel etkileri yaratacaktır” şeklinde yazmışlardır. Bu etkilerden bazıları; hayvan atıkları nedeniyle azot ve fosfor kirliliği, ırkların karışması ile hastalıkların yayılması ve habitat kaybı şeklinde devam etmektedir fakat en büyük çevresel endişe de ahtapotların beslenmesidir. Suda yetiştirilen yaratıkların çoğu gibi onlar da etçildir ve protein ile yağ için balıkla beslenmeye ihtiyaçları vardır. Ahtapot larvaları da sadece bir yerlerden getirilecek olan canlı yiyecekleri tüketmektedirler. Araştırıcılar “suda yetiştirilen hayvanların beslenmesi, yabani balık popülasyonlarıyla omurgasızlara yem olarak fazladan baskı yapmaktadır” yazmışlardır. Küresel balık avının üçte biri diğer hayvanları beslemek için yapılan bir aktivite haline gelmiştir ve kabaca yarısı su ürünleri yetiştiriciliğine gitmektedir. Çoğu yem balıkçılığı aşırı avcılığa dönüşerek hedefinden sapmaktadır.

Ahtapotlar fazlaca yiyeceğe ihtiyaç duyarlar (yaşam boyunca en az kendi ağırlığının üç katından fazla) ve fabrika çiftliklerinde onların bu ihtiyacının karşılanması, zaten hedefinden sapmış olan balıkçılığa daha fazla baskı yapacaktır. Bu durum da muhtemelen insanlar için küresel gıda güvenliğini azaltacaktır. Bu problem çözülse bile ahtapotları fabrika çiftliklerde zorla tutmak çirkin bir durumdur. Eğer daha önce bir deniz akvaryumunu ziyaret ettiyseniz bunu bilebilirsiniz. Ahtapotlar; zekâlarıyla ve problem çözme yetenekleriyle bilinmektedir. Bu eklembacaklıların sıkılmaması için ahtapot tanklarında sıklıkla oyuncaklar bulundurulur. Kavanozları açabilirler, insan bireyleri fark edebilirler, kendilerine önceden verilen puzzle ları hatırlarlar ve hatta gına geldiğinde akvaryumlardan kaçabilirler (bu durum da ele alınmalıdır çünkü çiftlikten tüm ahtapotların firar ettiğini düşünün).

Aynı zamanda esaret altında kanibalizm ve kendi dokunaç uçlarını yemek gibi endişe verici davranışlar göstermektedirler (bu, bulaşıcı bir hastalığa sebep olabilir). Uyarılmadıkları bir ortamda bu hayvanlar bıkmış ve sıkılmış şekilde yetişirler. Bilim insanları “biyolojik sağlık ve güvenliğin ötesinde ahtapotlar; keşfedilecek fırsatlar, kendi çevrelerini kontrol ve idare etmek gibi yüksek seviyelerde zihinsel uyarılmaya ihtiyaç duyarlar” yazmışlardır. Yoğun çiftlik sistemleri de kaçınılmaz şekilde bu özelliklere düşmandır. Günümüzde bile ahtapot çiftliklerinin başarılı olmasında; genç hayvanları yetişkinliğe kadar hayatta tutmak gibi üstesinden gelinmesi gereken zorluklar vardır fakat yeni teknolojiler le bunun üstesinden gelinebilmektedir.

Bu konudaki araştırmalar tüm dünyada günden güne artmaktadır. Meksika’daki ahtapot çiftliği denemelerinin son 10 yılda artış gösterdiği rapor edilirken bir Japon deniz mahsulleri firması da 2017’de yumurtalardan başarılı şekilde yeni hayvanlar ürettiğini rapor etmiştir. Bir sonraki yılda bu firmaların ahtapot yetiştiriciliği yaptıkları tahmin edilmektedir. Şimdiden ortaya konulmuş birçok problem nedeniyle bilim insanları, ahtapot yetiştiriciliğindeki artışın kesileceğini ümit etmektedirler.

Araştırıcılar “umut ediyoruz ki böyle bir seçenek pratiğe dönüşürse; toplum bu gibi projelerin ciddi sağlık ve çevresel problemlere neden olacağını fark edecektir ve ahtapot yetiştiriciliğinden vazgeçilecek ya da yasaklanacaktır” yazmışlardır. “Devletler, özel şirketler ve üniversite enstitüleri için de ahtapot yetiştirme araştırmalarını bırakıp, onun yerine gelecekteki yiyecek üretiminde gerçek anlamda şefkatli ve sürdürülebilir olunması için çaba sarf etmeleri açısından daha iyi olacaktır” Bu rapor, Issues in Science and Technology 35’te yayınlanmıştır.

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/scientists-are-warning-that-we-absolutely-must-not-farm-octopuses

Continue Reading

Öne Çıkanlar