fbpx
Connect with us

Yaşam

Albert Einstein’dan Size Mesaj Var!

Published

on

Tarihin gördüğü en önemli fizikçilerden olan Albert Einstein’ın dünyaya kattıkları anlatmakla bitmez. Einstein, yaşadığı süre zarfında fizik alanında sunduğu büyük katkıları ile biliniyor. Fakat öte yandan kültürel anlamda da bir kitap kulübü kurdu. Müzik konusunda da oldukça başarılı biriydi. “Eğer ki bir bilim insanı olmasaydım, bir müzisyen olurdum.” diyordu. İşte tüm zamanını fizik, evren bilimleri ile geçirmediğini gösteren Ünlü fizikçi Albert Einstein’ın 12 altın öğüdünü sizler için derledik.
1. Zekanın gerçek işareti bilgi değil hayal gücüdür.  2. Önce kuralları öğrenmelisiniz; sonra da herkesten iyi oynamayı.  3. Başarılı bir insan olmaktan ziyade değerli bir insan olmaya çalışın.  4. Barış güçle değil; ancak hoşgörü ile sağlanabilir.  5. Hiç hata yapmayan bir insan hiçbir şey denememiş demektir.  6. Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır.  7. Mantık, sizi A noktasından B noktasına götürür; hayal gücü ise her yere.  8. Aşka düşmekten yer çekimi sorumlu değildir.  9. Benim özel bir yeteneğim yok; yalnızca tutkulu bir meraklıyım. Merakınızın peşinden gidin.  10. Mutlu yaşamak istiyorsanız hayatınızı bir amaca bağlayın; kişilere veya eşyalara değil.  11. Dünya, kötülük yapanlar değil; seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.  12. Aslında herkes dahidir. Ama siz bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirecektir. 
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: http://dailynewsdig.com/albert-einstein-quotes/

Ekoloji

Pasifik Okyanusu ’nun derinliklerinde arsenik soluyan Mikroorganizmalar keşfedildi!

Published

on

Hayat dediğimiz şey çok kırılgandır. Binlerce farklı dinamiğin, canlıların hayatını etkilemek için hali hazırda beklediğini söyleyebiliriz. Ancak yaşayan organizmalar beklenmedik sıkıntıları farklı yollarla aşma konusunda büyük bir yeteneğe sahiptir. Buna verebileceğimiz en güncel örnek, tropikal Pasifik Okyanusunda, metabolizmasında arsenik kullanabilen mikroorganizmaların keşfidir. ABD Ulusal Bilimler Akademisi Bildirilerine göre araştırmacılar oksijenin olmadığı bölgelere özgü metabolizmaların incelemelerini yaparken, hücresel solunum için arsenik kullanan küçük bir mikroorganizma yüzdesinin (bir taneden daha az) varlığını keşfetti. Bir avuç mikroorganizmanın arsenik kullandığı keşfedildi ancak bilim insanları okyanusta bunu yapan gelişmiş organizmalara tam olarak rastlayamadı.

Araştırmacılar mikroorganizmalardaki bu kabiliyetin antik Dünya’dan geldiğine inanıyor. Antik Dünya döneminde oksijen kıt olduğu için ilk yaşam formları oksijen kullanamadı. Bunun yerine okyanuslarda bulunan arsenik, enerji kazanım yöntemlerinden biri haline gelmişti. WHOI ve MIT’den Dr. Jaclyn Saunders “Okyanusta bugün varlığını sürdüren bu arsenikle solunum yapan organizmalarla ilgili en güzel şey, okyanusta oldukça az miktarda bulunan arsenik ortamda genlerini muhafaza etmeleridir. Bu da diğer arsenik oranı az olan ortamlarda arsenikle döngü kurmuş organizmaları arayabileceğimiz anlamına gelir” dedi. Bu araştırmanın başlangıç noktası, okyanusta görülen bazı arsenik iyonlarının tipinde oluşmuş belirgin yapısal farklılıklardı.

Araştırmacılar bu yapısal tutarsızlığın bazı canlı organizmalardan kaynaklanmış olabileceğinden şüpheleniyorlardı. Bu yüzden alansal inceleme başlatıp, kanıt aramaya koyuldular. Washington Üniversitesi’nde oşinografi profesörü olan komisyon yazarı Gabrielle Rocap, “Okyanuslarda uzun zamandır çok düşük seviyelerde arsenik bulunduğunu biliyoruz. Fakat organizmaların geçimini sağlamak için arsenik kullanıyor olabileceği fikri bütün metabolizma sistemleri için açık okyanus oldu. Bu keşif bile bizlere okyanusta hala bilmediğimiz ne kadar çok şey olduğunu gösteriyor” dedi.

Araştırma ekibi, organizmaların genomik bilgilerini parçalar halinde topladı. Bu parçalar organizmaların arsenikle nasıl başa çıkabildiklerini gösterdi. Organizmaların her birinin arsenat veya arsenit molekülleri ile uğraşan iki genetik yol haritası kullandıkları keşfedildi. Bu organizmalar gibi zamanla oksijensiz ortamlarda büyüyen çok fazla tür bulunamadı. Araştırma ekibi, bu oksijen içermeyen bölgelerin küresel ısınmadan dolayı giderek büyümesinden endişeleniyor. Ekip için bir sonraki adım, organizmaların çevrelerine nasıl adapte olduklarını daha iyi anlamak için organizmaların tüm genomunu çıkarmak olacak.

Editör / Yazar: O. Can CANİKLİ

Kaynak: https://www.iflscience.com/plants-and-animals/there-are-arsenicbreathing-microorganisms-in-the-pacific-ocean/

Continue Reading

Yaşam

Karabasan: Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Published

on

İnsanlar gecenin bir yarısında uyanıp kendilerini, hareket edemedikleri veya herhangi bir ses çıkaramadıkları bir durumun ortasında bulabilirler. Köşede süzülen gölgeli bir figür görebilir, göğüs kafeslerinde bir baskı hissedebilir veya boğazlarının etrafında bir el hissedebilirler. Bu tuhaf deneyimler, tanısal ve oldukça yaygın bir uyku bozukluğu olan karabasan veya uyku felci olarak bilinir. Tarih Boyunca Gösterdiği Yaygınlık: Karabasan veya uyku felci hakkında bilinen bilgiler, genellikle bizzat “karabasan” adı ile olmasa da farklı isimlerle tarih boyunca yer almıştır. Dünyanın dört bir yanından gelen gelenekler ve efsaneler, karabasanı, uyanamama ve belirsiz varlıkları görme, boğulma veya tutulma gibi korkunç deneyimler olarak nitelemişlerdir. 1664’te Hollandalı bir doktor, karabasan olan hastasının deneyimini, hastalığın bilinen ilk klinik açıklamasını da ifade eden “Karabasan veya Kabus” şeklinde tanımlamıştır.

2011 yılında yapılan bir incelemeye göre, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 7.6′ sı, yaşamları boyunca en az bir karabasan vakası yaşamaktadır; öğrenciler ve psikiyatri hastaları, özellikle de travma sonrası stres veya panik bozukluğu olanlar arasında bu oranlar daha da yükselmektedir. Ulusal Uyku Vakfı tarafından tarif edildiği şekilde karabasanı aynı zamanda, aşırı uykululuk, uyku saldırıları ve ani kas kontrol kaybı ile karakterize olan yaygın bir uyku hastalığı (narkolepsi) belirtisidir. Narkolepsinin yokluğunda karabasan, “izole edilmiş uyku paralizi” veya “tekrarlayan izole uyku paralizi” olarak da bilinir.

Karabasan Anında Görülen Şeytanlar, Yaratıklar ve Diğer Halüsinasyonlar

Günümüzde bilim insanları paranormal olarak değil de nörolojik bir hastalık olarak karabasanı daha iyi kavramışlardır. Aslında karabasanın; uyku döngüsünün,hızlı göz hareketler olarak da adlandırılan REM uykusu aşamasında meydana geldiği bilinmektedir. Lisanslı bir klinik psikolog ve “karabasan:  Tarihsel Psikolojik ve Tıbbi Perspektifler” kitabının yazarlarından BrianSharpless, ‘karabasan sırasında, REM uykusunda iki farklı bakış açısı oluyor. Ayrıca REM uykusunda rüya görmeyi deneyimleme olasılığınız çok yüksek ve bedeniniz de gerçekten felçli hale geliyor’ demiştir.
karabasan sırasında, bir kişi uyurken ya da uyanırken saniyelerce ya da dakikalarca felç halde olur. Yatakta vücut kaskatı kesilirken birçok insan canlı halüsinasyonlar yaşar.

karabasan geçirmiş insanlar genellikle odada kötü bir varlık hissettiklerini söylemiş ve çoğunluk da bu varlığı şeytan olarak tanımlamışlardır. Geçtiğimiz ay SleepMedicine dergisinde yayınlanan bir çalışma, karabasan teşhisi konan 185 hastadan yaklaşık yüzde 58’inin odada bir varlık olduğunu, genellikle insan dışı bir şey gördüğünü ve yaklaşık yüzde 22’sinin de odada genellikle yabancı bir kişiyi gördüğünü söylediklerini bildirmiştir. Amerikan Göğüs Hastalıkları Birliği’ ne göre karabasan, insanların göğüs kafeslerinde baskı hissetmelerine veya vücutlarını yönlendirmeden hareket ediyormuş gibi hissetmelerine neden olabilir.

Bazen insanlar bu halüsinasyonları keyifli buluyor ve sanki yerçekimsiz bir ortamdaymış gibi hissediyorlar, ancak daha sık olarak gerçekleştiğinde bu duygular oldukça rahatsız edici olabilir. Felç gibi bu halüsinasyonlar da REM uykusunun kalıcı bir tezahürü olabilir. Boston’ daki BethIsrael Deaconess Tıp Merkezi’ndeki psikiyatride araştırmacı olan Daniel Denis, “Amigdalanın, korku ve duygusal hafıza için önemli olan REM’de oldukça aktif olduğunu biliyoruz” dedi. “Halüsinasyon, beyinde aktif olarak korku ya da herhangi bir duygusal duruma cevap veren bir bölüm var ancak çevrede bu cevap vermenin sebebini açıklayacak hiçbir şey yok ise beynin bu paradoks için bir çözüm bulması, açıklaması olası bir açıklama’ dedi. Ancak halüsinasyonların asıl nedeni hala bilinmemektedir.

Risk Faktörleri ve Tedavisi

2018’de yapılan bir incelemeye göre; mdde kullanımı, genetik faktörler, travma öyküsü, psikiyatrik tanı ve kötü fiziksel sağlık durumu ve uyku kalitesi gibi sayısız faktör karabasan geliştirme riskini artırabilir. Vaka (karabasan gerçekleşme) sıklığı ve ciddiyeti, aynı zamanda kaygı, stres benzeri semptomlar ve uyku yoksunluğu ile de ilişkilendirilmiştir. karabasan için kesin bir tedavi yoktur, ancak genellikle doktorlar tanı konulmuş hastaların, uyku düzenlerini iyileştirebilmeleri ve daha iyi bir yatış zamanı rutinini sürdürebilmeleri için yönlendirir. İngiltere Ulusal Sağlık Derneği’ne göre daha aşırı gözlenen durumlarda ise hastalara düşük dozda antidepresanlar verilebilir. Sharpless, bu ilaçların REM uykusunun bazı yönlerini bastırarak karabasan semptomlarının hafifletilmesinde yardımcı olabileceğini belirtti.

Peki, diyelim ki bir karabasan yaşadınız ne yapmalısınız?

Montefiore Health’ teki Sleep – Wake Bozuklukları Merkezi Davranışçı Uyku Tıbbı Direktörü Shelby Harris, “Eğer nadiren karabasan geçiriyorsanız ve bir uyku uzmanına da görünmediyseniz, sağlıklı bir uyku için gerekli bilgilerinizin tam olduğundan emin olun. Örneğin, karabasan, aslında uykusuz olduğunuza dair bir işaret de olabilir” demiştir. Harris, karabasan yaşayan kişilerin düzenli olarak yeterince uyumalarını, yatış zamanının 3 saat öncesinden başlayarak bütün gece sarhoş edici içecekler, nikotin ve uyştruclardan uzak durmalarını, öğlen saat 2’den sonra kafeini kısıtlamayı ve elektronik eşyaları yatak odasının dışında tutmayı önermiştir. Harris, ‘Bu öneriler yardımcı olmazsa ve biraz daha sık hale gelen vakalarınız varsa, karabasana neden olabilecek herhangi bir hastalığınızın olup olmadığını öğrenmek için bir uyku uzmanına mutlaka görünün’ diyerek uyarmıştır.

Editör / Yazar: Zeynep Erva Şahin

Kaynak : https://www.livescience.com/50876-sleep-paralysis.html

Continue Reading

Yaşam

Bebek kafatasları doğum sırasında ne kadar ezilir? 3D görüntüleri ortaya çıkarıldı

Published

on

Bebekler annenin doğum kanalından geçtiğinde, doğum kanalı uyum için geçici olarak minik kafalarını sıkar, esnek kafataslarını uzatır ve beyinlerinin şeklini değiştirir. Şimdi, bilim insanları bu şaşırtıcı koni benzeri bozulmanın boyutunu gösteren 3 boyutlu görüntüleri ortaya çıkardılar. Mayo Clinic’ e göre bebeklerin kafaları baskı altında şekil değiştirebiliyor çünkü kafataslarındaki kemikler henüz birbirine kaynaşmamış halde. Başın üstündeki yumuşak bölgeler, doğum kanalından sıkılır ve beynin bebeklik döneminde büyümesine izin verir. Bununla birlikte, doğum sırasında bebeğin kafatasının ve beyninin nasıl şekil değiştirdiğinin kesin mekaniği iyi anlaşılmamıştır. Bu işlem hakkında daha fazla bilgi edinmek için bilim insanları yedi gebe kadında manyetik rezonans görüntüleme (MRG) taraması yaptılar: Denekler 36-39. Haftalar arasında olduklarından ve servisleri tamamen dilate (dilate: Genişletmek; büyütmek; açmak) olduktan sonra doğum eyleminde bulundular.

Onların görüntüleri, tüm bebeklerde fetal kafa kalıplaması olarak bilinen – önemli sıkışma olduğunu ortaya koydu ve doğum sırasında bebek kafaları ve beyinlerine uygulanan baskıların, bir kez daha düşünülenden daha güçlü olduğunu öne sürdü. Araştırmacılar, yedi fetüsün hepsinde, doğumdan önce üst üste binmeyen kafatası kemikleri, doğum başladıktan sonra bebeklerin başlarını ve beyinlerini deforme ederek gözle görülür bir şekilde üst üste bindiğini yazdı.

Beş bebekte, kafatasları doğumdan hemen sonra prelabor şekillerine geri döndü ve yeni doğanlara bakıldığında deformasyon farkedilmedi. MRI taramaları, ultrasonla görülemeyen yumuşak dokular hakkında görüşler alınarak, doğum sırasında fetal kafataslarının ve beyinlerin deformasyonunu ve etrafındaki maternal (maternal: Anneye ait; anne ile ilgili) yumuşak dokuların hareketini anlamak için önemli ipuçları sağlandı. Bulgular PLOS One dergisinde yayınlandı.

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.livescience.com/65487-3d-image-baby-skulls-birth.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar