fbpx
Connect with us

Enerji

Araştırmacılar, deniz suyundan hidrojen yakıtı üretiyor

Published

on

Stanford araştırmacıları, güneş enerjisi, elektrotlar ve San Francisco Körfezi’nden gelen tuzlu su kullanarak hidrojen yakıtı üretmek için bir yol geliştirdiler. 18 Mart tarihli Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayınlanan bulgulara göre, bu yeni yöntem sayesinde deniz suyu elektrik enerjisi ile hidrojen ve oksijen gazına ayrıştırılabilmektedir. Eldeki mevcut elektroliz yöntemleri ile yalnızca saf su hidrojen ve oksijene ayrıştırılabilmektedir ve bu deniz suyunun elektrolizine göre daha pahalı bir yöntemdir. “Teorik olarak şehirlerin ve araçların ihtiyacını karşılayacak elektrik enerjisini üretebilmek için çok büyük miktarlarda hidrojen gerekmektedir ve bu gerekli hidrojeni saf sudan karşılamak makul bir çözüm değildir.”

Diyor Hongjie Dai, J.G. Jackson ve Stanford üniversitesi kimya profesörü C.J. Wood ”Bizim sadece California’nın ihtiyacını bile zor karşılayabilecek miktarda suyumuz var.” Karbondioksit salınımı olmaması açısından Hidrojen çok cezbedici bir yakıt çeşidi. Hidrojen yanması sonucu ortaya yalnızca su çıkıyor ve bu küresel ısınma için çok iyi bir şey. Dai, kendi laboratuvarında hazırladığı prototipin bu sonuçları verdiğini ancak araştırmacıların bu işi üreticilere bıraktığını ve seri üretime geçilmesi için topun onlarda olduğunu söylediklerini belirtiyor.

KOROZYON İLE MÜCADELE

Elektroliz adını verdiğimiz kimyasal olay aslında çok eski bir suyu bileşenlerine ayırma yöntemidir. Suyun içine yerleştirilen iki ayrı elektrod, bir güç kaynağına bağlanır. Güç kaynağı açıldığında hidrojen gazı katot, oksijen ile anot tarafında açığa çıkmaya başlar. Ancak saf suyun aksine deniz suyunda bulunan tuz, pozitif taraf yani anodu korozyona uğratır ve parçanıın ömrünü azaltır. Dai ve çalışma arkadaşlarının çözüm bulmak istediği konuların başında bu geliyor. Araştırmacılar eğer anot kutbunu negatif yükü fazla olan bir kaplamayla katman katman sarabilirlerse, alt kısımda bulunan metali korozyondan koruyabileceklerini düşünüyor.

Bu nedenle Nikel köpük çekirdeğini kaplayan nikel sülfitin üstüne nikel-demir hidroksit eklediler. Nikel köpük burda elektriği ileten bir kondüktör görevi görüyor ve nikel-demir hidroksitte elektrolizi başlatıyor. Elektroliz boyunca nikel sülfit, negatif yüklü bir katmana dönüşerek anodu korur. Aynı eksi kutuplara sahip mıknatıs uçlarının birbirini itmesi gibi, bu eksi yüklü katman da klorürü iterek çekirdek metale ulaşmasını engeller. Bu eksi yüklü katman olmadan anot kutbunun yalnızca 12 saat çalışabildiğini söylüyor Dai laboratuvarından mezun Michael Kenney. “12 saat sonunda korozyondan dolayı tüm elektrod un ufak oluyor, ancak bu teknoloji ile birlikte kesintisiz olarak binlerce saat çalışabiliyor.”

Bizden önceki tüm çalışmalar düşük akımlarla deniz suyunu elektroliz ederek hidrojen elde etmek üzerine yapılmıştı. Çünkü yüksek akım değerlerinde korozyon başlar. Ancak Dai, Kenney ve diğer çalışanları bu akım değerlerinin yaklaşık 10 kat fazlası değerlerde, çoklu katman deneylerini yaparak deniz suyundan hızlı bir biçimde hidrojen yakıtı üretmeyi başardılar. Dai “Zannedersem deneylerimizde kullandığımız akım değerleri yeni bir rekor” diyor. Ekip, sisteme giren enerjinin düzenlenebilmesini sağlayan bir laboratuvarda çalışmalarını sürdürmekte ve bunun yanında San Fransisco limanında deniz suyundan hidrojen ve oksijen üretmelerini sağlayan yeni bir solar sistem de tasarlamış durumdalar. Korozyon tehlikesi olmaksızın, sistem saf su ayrıştırmlarında kullanılan akım değerlerini yakalamış durumda. “Bu çalışmalarla ilgili en heyecan verici şey şu anda endüstride kullanılan akım değerlerinde çalıştırabiliyor olmamız.” diyor Kenney.

SON DERECE BASİT

Dai ve Kenney, düşününce ne kadar basit bir sistem dizayn ettiklerini görüyorlar. “3 yıl önce elimizde bir sihirli küremiz olsa yinede bunu hayal edemezdik, ancak şu an elimizde deniz suyundan elektroliz yapabilmemizi ve sınırsız hidrojen kaynağı yaratmamızı sağlayan bir teknoloji yöntemi var. Ve bu yeni yöntem ileride soalr ve rüzgar enerjisi ile çalışan hidrojen yakıtı teknolojisinin yaygınlaşması için yepyeni kapılar açacak.” Gelecekte, teknoloji enerji üretmenin ötesinde amaçlar için kullanılabilir. İşlem aynı zamanda solunabilen oksijen ürettiğinden, dalgıçlar veya denizaltılar, cihazları okyanusa götürebilir ve aşağıda aynı havayı solumak zorunda kalmadan oksijen üretebilir. Dai, teknolojinin aktarılması açısından, “bu yöntem mevcut elektroliz sistemlerinde hızlıca kullanılabilir” dedi. “Sıfırdan başlamak gibi değil – daha çok yüzde 80 veya 90’dan başlamak gibi.”

Editör / Yazar: Oğuzhan PEKGÜRLER

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190318151726.htm

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Tüm Zamanların En Büyük 20 İcadı

Published

on

Teknoloji, insan deneyiminin temel bir parçasıdır. Türümüz ilk günlerinden bu yana fiziksel dünyayı değiştirmeye yardımcı olacak araçlar yaratıyor. En önemli teknolojik buluşları belli bir sıralamaya tabi tutmak kesinlikle tartışmaya açıktır. Ancak böyle bir listede bulunması gereken belli başlı büyük icatlar var (kronolojik sırayla):

1. Ateş

Ateşin icat edilmekten ziyade keşfedildiği söylenebilir. Kuşkusuzdur ki, ilkel insanlar ateşin neden olduğu bazı olayları gözlemlediler, ancak onu nasıl kontrol edeceklerini, nasıl üreteceklerini öğrenene kadar bu araçtan tam anlamıyla yararlanamadılar. En eski ateş kullanımı iki milyon yıl öncesine kadar uzanırken, bu teknolojinin yaygın olarak kullanımı yaklaşık 125.000 yıl öncesine dayanıyordu. Ateş bize sıcaklık, koruma sağladı ve önemli icatların gelişmesine, pişirme gibi becerilerin ortaya çıkmasına öncülük etti. Pişirme yeteneği, gelişen beyinlerimiz için gerekli besin maddelerini almamıza ve diğer primatlara karşı tartışılmaz bir avantaj sağlamamıza yardımcı oldu.

2. Tekerlek

Tekerlek, Mezopotamyalılar tarafından çanak çömlek yapımında kullanılmak üzere yaklaşık M.Ö. 3500’de icat edildi. Bundan yaklaşık 300 yıl sonra, tekerlek bir at arabasına eklendi ve gerisi malum. Ulaşım ve ticaretimizi kolaylaştıran tekerlek, günlük hayatımızda her yerde bulunuyor.

Yaklaşık M.Ö. 2000 yıllarında İki tekerlekli bir antik Mısır arabasını çeken öküzler (Fotoğraf Hulton Arşivi/Getty Images)

3. Çivi

Çok basit fakat son derece kullanışlı olan bu metal bağlayıcıların bilinen en eski kullanımı, M.Ö. 3400 yıllarında Eski Mısır’a kadar uzanmaktadır. Eğer çivi yerine vida kullanma taraftarıysanız, onlar Antik Yunanlılardan (M.Ö. 1. veya 2. yy) beri var olmuşlardı. Haberiz ola…

4. Optik Lens

Gözlüklerden mikroskoplara ve teleskoplara kadar, optik lensler görme olanaklarını büyük ölçüde genişletti. Optik lensler ilk olarak antik Mısırlılar ve Mezopotamyalılar tarafından geliştirilmiş olsalar da uzun bir geçmişleri vardır. Antik Yunanlıların katkıda bulunduğu ışık ve görmenin temel teorileri de bunlara dahildir. Ayrıca optik lens; fotoğraf, film ve televizyonun da yer aldığı medya teknolojilerinin oluşturulmasında önemli bir bileşen olmuştur.

5. Pusula

Günümüz tabiriyle bu eski navigasyon cihazı insanoğlu için araştırmalarda ve keşiflerde büyük bir güç olmuştur. İlk pusulalar M.Ö. 300 ile 200 yılları arasında Çin’de kerestelerden yapılmıştır.

Yaklaşık M.Ö. 1121 yılları, Antik bir Çin manyetik arabası. Bu figür güneyi gösterir, manyetik pusula prensibiyle hareket eder. (Fotoğraf Hulton Arşivi/Getty Images)

6. Kağıt

Çin’de yaklaşık olarak M.Ö. 100 civarında icat edildi. Kağıt, fikirlerimizi yazmamıza ve paylaşmamıza izin vermesi açısından vazgeçilmezdir.

7. Barut

9. yüzyılda Çin’de icat edilen bu kimyasal patlayıcı, askeri teknolojinin gelişmesinde (ve buna bağlı olarak, insanlık tarihinin akışını değiştiren savaşlarda) önemli bir etken olmuştur.

8. Matbaa

1439’da Alman Johannes Gutenberg tarafından icat edilen bu cihaz, birçok yönden modern çağımızın temelini attı. Mürekkebin hareketli basma kalıplardan kağıda mekanik bir şekilde aktarılması sağlamıştır. Bu durum bilgi ve dini inançların yayılmasında devrim yarattı. Kitaplar daha öncelerinde genellikle keşişler tarafından elle yazılarak çoğaltılıyordu.

1511, Matbaa, Paris’te Jodocus Badius Ascensius tarafından basılan, ‘Hegesippus’un kapak sayfafısından (Fotoğraf Hulton Arşivi/Getty Images)

9. Elektrik

Elektriğin kullanımı, Miletli Thales’in fenomen hakkındaki ilk araştırmalarından, binlerce yılda bir dizi parlak fikrin katkıda bulunduğu, Antik Mısır ve Antik Yunan’a kadar uzanan bir süreçtir. 18. yüzyıl Amerikan Rönesans adamı Benjamin Franklin, keşfi olmasa da, genel olarak elektrik konusunda anlayışımızı önemli ölçüde ilerletti. Alet edevatlarımızın büyük bir bölümünü çalıştırdığı ve yaşam biçimimizi şekillendirdiği için elektriğin insanlık haline gelmesinin ne kadar önemli olduğunu tahmin etmek güçtür. Ampulün icadı, 1879’da Thomas Edison’a atfedilen ayrı bir katkı olmasına rağmen kesinlikle elektriği kullanma kabiliyetinin önemli bir sonucudur. Bununla birlikte yaşam tarzımızı, şehirlerimizin görünümünü ve işleyişini de köklü bir şekilde değiştirdi.

10. Buhar Makinesi

1763-1775 yılları arasında İskoçyalı mucit James Watt (1712 Newcomen motoru gibi önceki buhar motoru girişimlerinin fikirlerini temel alan) tarafından icat edildi. Watt, buhar motoru ile trenleri, gemileri, fabrikaları yani Sanayi Devriminin büyük bir bölümünü etkiledi.

Yaklaşık 1830: Bir yük treni lokomotifi (Fotoğraf Hulton Arşivi/Getty Images)

11. İçten Yanmalı Motor

19.yüzyılda icat edilen (1859’da Etienne Lenoir tarafından yaratılmış ve 1876’da Nikolaus Otto tarafından geliştirilmiştir.) kimyasal enerjiyi mekanik enerjiye çeviren bu makine, buhar makinesinin yerini alıp, modern arabalarda ve uçaklarda kullanıldı. Elon Musk’un elektrikli otomobil şirketi Tesla, şu anda bu alanda teknolojide bir kez daha devrim yaratmaya çalışıyor.

12. Telefon

Bu tür bir teknolojik gelişme için çalışan tek kişi o olmasa da, İskoçya doğumlu mucit Alexander Graham Bell, 1876’da elektrikli telefon için ilk patenti aldı. Kesinlikle, bu araç, iletişim kurma yeteneğimizde bir devrim yarattı.

13. Aşılama

Bazen tartışmalara neden olsa da, aşılama uygulamaları, hastalıkların ortadan kaldırılması ve insan ömrünün uzatılması açısından önemlidir. İlk aşı (çiçek hastalığı için) 1796’da Edward Jenner tarafından geliştirilmiştir. Kuduz aşısı, 1885 yılında aşılamayı bugünkü tıbbın önemli bir parçası haline getirmesiyle bilinen Fransız kimyager ve biyolog Louis Pasteur tarafından geliştirildi. Pasteur, aynı zamanda adını taşıyan pastörizasyon gıda güvenliği sürecini de icat etmiştir.

14. Arabalar

Arabalar seyahat yöntemlerimizi ve şehirlerimizin tasarımınlarını tamamen değiştirdi ve montaj hattı konseptini (üretim istasyonuna geçerken genellikle değiştirilebilir parçaların eklendiği bir imalat işlemidir) hayatımıza soktu. Arabalar, 19. yüzyılın sonlarından modern biçimlerine gelene dek birçok kişi tarafından geliştirildi. Ancak 1885’te ilk pratik araba olarak nitelendirilen aracı yaratan Alman Karl Benz’in de hakkını teslim etmemiz gerek.

Karl Benz (açık renk takım elbiseli), 1893 yılında yapılmış, tek silindirli, 3 hp elektrikli ilk otomobillerinden biriyle ailesiyle birlikte bir gezideyken. (Fotoğraf Hulton Arşivi/Getty Images)

15. Uçak

1903 yılında Amerikalı Wright kardeşler tarafından icat edilen uçaklar, dünyadaki lokasyonları birbirine daha da yakınlaştırdı ve çok uzak mesafelere hızla seyahat etmemize olanak sağladı. Bu teknoloji, muazzam kültürel değiş tokuşlarla birlikte zihinleri genişletti ancak aynı zamanda çıkacak olan dünya savaşlarının erişimini kolaylaştırıp, bundan sonraki her savaşın şiddetini arttırdı.

16. Penisilin

1928’de İskoç bilim adamı Alexander Fleming tarafından keşfedilen bu ilaç, bulaşıcı bakteriyel hastalıkları tedavi etme olanağı sağladı. Antibiyotik çağını başlattı.

17. Roketler

İlk roketlerin icat edilmesi Antik Çin’e dayanır. Modern roketler ise insanlığa 20.yüzyılın katkısıdır. Roketler askeri olanakların gelişiminde ve insanoğlunun uzayı keşfinde önemli bir rol oynamıştır.

18. Nükleer Füzyon

Atomları bölerek muazzam miktarda enerji ortaya çıkaran bu süreç, nükleer reaktörlerin ve atom bombalarının yaratılmasına yol açtı. Bir dizi önde gelen (çoğunlukla Nobel ödüllü) 20. yüzyıl bilim adamları bu buluşu doruk noktasına taşıdı. Ancak nükleer füzyonun spesifik keşfi genellikle Lise Meitner ve Otto Frisch gibi Avusturyalılarla çalışan Otto Hahn ve Fritz Stassmann gibi Almanlara atfedilmiştir.

Avusturalyalı nükleer fizikçi Lise Meitner (1878- 1968) Alman kimyager Otto Hahn (1879- 1968)’ı 80. yaş gününde kutluyor. Gottingen, Almanya, 8 Mart 1959. İkili, nükleer füzyonun icadına imkân sağlayan radyoaktivite çalışmalarında 30 yıl beraber çalıştı.

(Fotoğraf Keystone/Hulton Arşivi/Getty Images)

19. Yarı İletkenler

Yarı iletkenlik sağlayan maddeler elektronik cihazların ve içinde bulunduğumuz modern Dijital Çağın temelini oluştururlar. Çoğunlukla silikondan yapılmış olan yarı-iletken cihazlar, bugünün önde gelen bilişim şirketlerine ev sahipliği yapan “Silikon Vadisi”ne adını vermiştir. Yarı iletken malzeme içeren ilk cihaz 1947’de Bell Laboratuvarı’nda Walter Brattain ve William Shockley’ye John Bardeen tarafından tanıtıldı.

20. Kişisel Bilgisayar

1970’lerde icat edilen kişisel bilgisayarlar insan becerilerini büyük ölçüde genişletti. Günümüzde elimizdeki akıllı telefonlar gittikçe güçlenip birer kişisel bilgisayara dönüşürken, en eski kişisel bilgisayarlardan biri olan Altair, 1974’te MITS tarafından posta siparişi veren bir bilgisayar seti aracılığıyla tanıtıldı. Bu sistemle Apple, Microsoft ve IBM gibi şirketler kişisel bilgisayarları yeniden tanımladılar. Günümüzdeki kişisel bilgisayar teknolojisi o dönemlerden beri yuvarlanarak gelen bir kartopunun etkisiyle yoluna çığ olarak devam etmektedir.

21. (BONUS) İnternet – Dünya çapındaki (Bu makaleyi bulmak için kullandığınız) bilgisayar ağı 1960’lardan beri gelişmeye devam ediyor. Önceleri ABD Savunma Bakanlığı ARPANET şeklinde askeri enformasyon ve bilgi işlem aktarımı amacıyla oluşan, bugün bildiğimiz haliyle İnternet; zamanla daha modern bir buluş haline gelmiştir. 1990’larda Tim Berners-Lee tarafından yaratılan World Wide Web (www) iletişim, ticaret, eğlence, siyaset ve aklınıza gelebilecek her şeyi dönüştürmüştür.

Editör / Yazar: O. Can CANİKLİ

Kaynak: https://bigthink.com/paul-ratner/top-20-greatest-inventions-of-all-time

Continue Reading

Astrofizik

Kara delikleri duymuşsunuzdur, peki ya aklınızı uçuracak beyaz delikleri duydunuz mu?

Published

on

Kara delikler belki de evrenin keşfedilmesi en zor gizemi. Ölen yıldızların çekirdeklerinin birleşmesiyle oluştuğu düşünülen kara delikler hakkında bilinmeyen çok şey var fakat kesin olarak bilinen bir özelliği mevcut; maddeler içeri girer ama çıkan hiç bir şey olmaz. Bildiğimiz kadarıyla, kara delikler o kadar yoğun ki olay ufkundan hiç bir şey kaçamaz. Fakat uzaydaki tek “delik” onlar değildir. Bir kara deliğin çevresinde uzay-zamanı incelerken sayılarla uğraşmakta olduğunuzu varsayalım. Ölen yıldızı (yani tüm o cisim ve kütleyi) hesaplarınızdan çıkarıyorsunuz ve sonuçta beyaz delik elde ediyorsunuz, kütlesiz bir karadelik tekilliği… İsminden de anlaşılacağı gibi beyaz delik, kara deliğin tam tersi. Astrofizikçiler 1970lerden beri bu kavramla çalışıyorlar. Kara deliklerin olay ufkundan ışık bile kaçamazken beyaz deliklerin olay ufku içeri hiç bir şeyin girmesine izin vermemektedir.

Kara delikten kaçamazsınız ama beyaz deliğe de giremezsiniz. Yani kara delik maddeleri yutarken beyaz delik onları geri tükürür. Beyaz delikler, inanılmaz derece parlaktır ve uzaya inanılmaz derecede radyasyon yayarlar. Varsayımsal olarak, beyaz delikler, kara deliklerin “rewind” (geri sarma) butonuna basılmış halidir. Stanford Felsefe Ansiklopedisi yazarı Erik Curiel şöyle diyor: “ Genel izafiyetin alan denklemleri istenilen zaman yönetimini vermediğinden eğer kara deliklerin oluşumu uzay zaman ve kütle çekim yasaları tarafından açıklanabiliyorsa, beyaz delikler de öyle olmalı.” Bildiğimiz kadarıyla, şu ana kadar hiç beyaz delik gözlemleyemedik. Fizikçiler, Evrende beyaz deliklerin olabileceklerine olanak vermiyorlar ve bunu destekleyen bir kaç neden var. En büyük soru: Nasıl oluşurlardı? Kara deliklerin oluşmasından üretilen bir kaç akla yatkın model olsa da kanıtlayamıyoruz çünkü Evreni geri sarıp tüm kara delikleri beyaz deliklere dönüştüremeyiz sonuçta.

Önce tekillik üzerine çalışıp sonra geri sarmalıyız, nesne tüm maddeleri kusar ta ki… Bum! Kendini bir yıldıza dönüştürene kadar. Bu entropinin düşmesi demektir, bu da termodinamiğin ikinci yasasının ihlali demektir. Çalışmaya tekillikle başlamak da bir sorun. Astrofizikçi Karen Masters şöyle açıklıyor: “gerçek Evrende tekilliği oluşturmanın tek yolu onun orda olduğuyla başlamaktır. Bir şekilde evren hâlihazırda tekilliklerden oluşmuş olmalıdır.” “ Evrenin hâlihazırda tekilliklerle çalışmaya başlamış olmasını ileri sürmenin hiç bir manası yoktur. Öyle olsaydı gerçekten garip olurdu.” Bir kaç dakikalık tüm bunları rafa kaldıralım ve beyaz deliklerin gerçekten hiçlikten oluştuğunu varsayalım. Matematiğe göre, uzay zamanda kara delikleri içeren hiç bir cisim bulanamaz. Madde içine girer girmez ne kadar küçük olursa olsun, artık hiç bir şekilde bir beyaz delik oluşamaz.

Yani eğer bir beyaz delik oluşmuşsa bile varlığı çok uzun sürmemiş demektir. Eğer Evren başlangıçta beyaz deliklere sahiptiyse Dünyadaki ilk yaşam formları denizin dibinde oluşmaya başlamadan milyarca yıl önce yok olmuşlardır. Fakat nasıl beyaz delikler şu anda saf teori aşamasındaysa bir zamanlar ve hatta çok yakın geçmişte kara delikler de öyleydi. Aslında bilim insanlarının beyaz delikler için önerdiği bir olay var; bu da gamma ışını yanması. Bunlar evrende gerçekleşen muhtemelen en parlak ve enerji yüklü olaylar çünkü Güneş’in 10 milyar yılda salacağı enerjiyi sadece 10 saniyede salabilirler. Bu olay, yıldızların patlamasından oluştuğunu gösteren görüntü tutulmasıyla devam eder. 2017’de gökbilimciler 2 nötron yıldızının çarpışması sonucu gerçekleşen bir örneğini gözlemleyebildiler.

Fakat 2011de 2 gökbilimci bilinmedik özelliklere sahip gamma ışını yanmasının beyaz delik olabileceğini söylediler. NASA gökbilimcileri bunun kara deliğin oluşma sürecinin bir parçası olduğunu söylüyor. Beyaz delik olma olasılığı oldukça düşük. Ama yine de başka bir çılgın fikir var; o da BigBang’inkendisinin devasa bir beyaz delik olabileceği. Bu fikir de daha önce matematiksel olarak hesaplanmış olsa da hepsi bir teoriden ibaret. Aslında, BigBang kavramı bu doğrultuda biraz yanıltıcı olabilir. Şu an revaçta olan bir teoriye göre Evren tek bir noktadan var olmadı. Varlığın içine doğru yavaşça sızdı ve karanlığın içinde 500 milyon yıl ya da daha fazla bekledi, herhangi bir genişleme göstermeden ta ki gökadalar arasındaki alan iyonlaşana ve ışıklar yanana kadar. Bu pek de tutarlı bir beyaz delik modeli değil tabi ki.

Ama dahası var; beyaz deliğin, kara deliğin yaşam süresini doldurduktan sonra dönüştüğü hali olduğuna dair bir hipotez daha var. Kara delikler fazlasıyla uzun yaşam süresine sahip oldukları için Evrende daha önce hiç beyaz delik oluşmamış olabilir ya da oluşmuşsa bile biz onu göremeden yok olmuş olabilir. Bir diğer olanak ise minik, ilkel bir kara deliğin küçük bir beyaz deliğe dönüşmüş olması ve şu anda karanlık maddenin bir parçası olması. Tabi ki bunların hepsi matematiksel olasılıklar ama gerçek, yaşadığımız Evrende hala bir tane bile beyaz delik göremedik.
Eğer bir gün gözlemlersek, bu Evren hakkındaki tüm fikirlerimizi baştan yazmamız mı demek olacak? Öyleyse bu çok heyecanlı olmaz mıydı?

Editör / Yazar: Meltem ARSLANER

Kaynak: https://www.sciencealert.com/what-in-the-freaking-heckballs-are-white-holes

Continue Reading

Bilim

Enerji depolayabilen yumurta kabukları

Published

on

Protein deposu, sağlıklı yağ kaynağı ve kahvaltıların vazgeçilmezi olan yumurta, gıda, ilaç ve imalat endüstrisinde dünya çapında yüksek miktarda kullanılmaktadır. Aile büyüklerimizin dediği gibi, ”Kabuğu ile ye evladım, bütün vitamini kabuğunda” öğüdü yumurta adına da gerçek oldu; yumurta kabuğu, kalsiyum karbonat bileşiğinden (CaCO3) ve protein bakımından zengin bir zarı bünyesinde barındırıyor. Ve bu durum, enerji kaynağı olarak kullanılabilir. Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü (KIT) tarafından kurulan Helmholtz Enstitüsü, alanında uzman profesörler tarafından araştırmayı gerçekleştirdi. Bilim insanları, kalsiyum karbonat bileşeninin yüksek oranı sayesinde lityum depolayabilen yumurta kabuğunun ümit verici elektrokimyasal özelliklerini keşfetti.

Daha önceden biyoseramik, kozmetik ve boya endüstrisi dâhil olmak üzere birçok alanda yararlanılan yumurta kabukları, elektrot olarak kullanılabildi. Bilim insanlarının çalışmadaki yeni hedefi; daha detaylı bir araştırmayla yumurta kabuğunun elektrokimyasal ve fiziksel davranışını anlamak ve performansını da aynı ölçüde arttırmak. Bu sayede yumurta kabukları, gelecekte enerji depolamada yaygın bir kullanıma sahip olabilir.

Helmholtz Enstitüsü’nden Profesör Maximilian Fichtner, ”Yumurta kabuklarından bu şekilde yararlanmayı hiçbirimiz beklemiyorduk. Dünya nüfusunun artması gelecekte enerji alanında bazı problemlere neden olabilir; ancak yeni bulduğumuz bu enerji deposu çözüm olabilir. Elektrot üretmedeki performansı inanılmaz, gerçekten de enerji üretiyor…” demecini verdi.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Kaynak: https://phys.org/news/2019-03-energy-eggshells.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar