fbpx
Bizi Takip Edin

Arkeoloji

Araştırmacılar Inka Mumyaları Hakkında Ölümcül Bir Sır Keşfetti

Yayınlandı

üzerinde

Arkeologlar, 1976’da Kuzey Şili’deki bir gömü bölgesinde bulunan iki mumyanın kalıntıları hakkında ilginç bir keşif yaptılar. Mumyalar iki genç kadına aitti. Bir insan kurban ritüelinde kurban edilen kadınların üstlerinde zehirli bir boyayla kırmızıya boyanmış kıyafetler bulunuyor. Bu keşif diğer bazı unsurların yanı sıra bölgede keşfedilen diğer İnka bulgularıyla aykırılık içeriyor.
Journal of Archeometry’deyayımlanan makalede Inka bölgesinde bulunan iki kadın kurbanın 9 ve 18 yaşlarında olduğu, politik veya tarihsel olayları anmak maksadıyla Inka’lar tarafından yürütülen bir ritüelde kurban edildikleri bildiriliyor. Mumyaların bulunduğu saha daha önce çalışılan Capacocha bölgelerine kıyasla daha düşük yüksekliğe sahip olan Iquique’de bulunmaktadır. Araştırma ekibi mumyaların bulunduğu konumun çok önemli olduğunu düşünüyor. Bu yükseklik büyük bir olasılıkla siyasal ve sembolik olarak kıyı halkını Tawantinsuyo İmparatorluğu’na dahil eden özel bir alt yüksekliktir.
Mumyalar, gümüş takılar takmış, seramik kaplarla çevrelenmiş ve zehirli kırmızı kıyafetler giymiş şekilde bulunmuştur. Inka giysilerindeki kırmızılar genellikle hematit veya diğer demir oksitler kullanılarak elde edilmiştir. Ancak mumyaların elbiselerindeki bu özel boya cürufta zengin bir mineral olan cinnabar içeriyordu. Cinnabar, antik dünyada makyaj, giysi ve resim için pigment olarak kullanılmıştır. Cinnabar’ın kullanılması, kas güçsüzlüğü ve koordinasyon kaybından hafıza kaybına, konuşma engelleri ve işitme kaybı gibi nörolojik etkilere kadar çok çeşitli semptomlara sahip olan cıva zehirlenmesine yol açar. Toksik etkiyi kısmen veya tamamen tersine çevirmek mümkündür. Ancak sadece hızlı bir şekilde zehirlenme tespit edilebilirse. İnsan beynindeki inorganik civaların ömrü neredeyse otuz yıldır.
Araştırmacılar, cinnabar’ıntoksisitesinin antik Peru’da iyi bilindiğini, sadece bir pigment olarak kullanılmadığını, aynı zamanda saf civaya dönüştürüldüğünü düşünüyor. Bu madde altınları ve gümüşü diğer cisimlere tutturmak için kullanılıyordu. Hatta bu süreçte civa dumanlarının sonuçlarına dair tanıklıklar bulunuyor. Cinnabar’ın kullanılmış olması mumyalara gerçekleştirilen ritüelin önemini göstermektedir. Çünkü, prestij için kullanılan bu maddenin kullanım riskleri bu ritüel için göze alındı. Aynı zamanda parlak kırmızı pigmentlerin tehlikesinin farkında olan mezar soyguncularını bu mezardan uzak tutmak için bir önlemdi. Elde edilen bu bulgular arkeologlar için önem taşıyor. Mumyalar 40 yıl önce keşfedilmiş olsalar da şimdi ne denli tehlikeli oldukları anlaşılıyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/editors-blog/researchers-discovered-something-deadly-about-these-inca-mummies/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Mumyalamada kullanılan sıvının formülü çözüldü

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İtalya’nın Torino kentindeki Mısır Müzesi’nde bulunan mumya üzerinde yapılan araştırmanın sonucunda elde edilen veriler ışığında mumyalama sırasında kullanılan sıvının içeriğinde neler olduğu tespit edildi.
BBC’ye konuşan York Üniversitesi’nden arkeolog Dr. Stephen Buckley, araştırmanın mumyalamada kullanılan sıvının araştırılması ile başladıklarını aktardı. Buckley, araştırmada yer alan diğer bilim insanlarıyla birlikte bu sıvıya ait tüm kimyasal parmak izlerini incelediklerinin altını çizdi.Dr. Buckley, “Herkesin bildiği mumyalama sürecinin kökenlerini kimyasal olarak bu kadar mükemmel bir şekilde gösteren bir mumya daha önce olmamıştı” dedi.

Mumyalamada kullanılan sıvı, susam olduğu tahmin bir bitki yağı, hasırotu düşünülen balsam türü bir bitki, akasya olabilecek bir bitki ve kökten elde edilmiş zamk ve kozalaklı bir ağaçtan aldığı zannedilen bir tür reçineden oluşmakta. Bütün bu bileşenler yağın içinde karıştırıldığında reçine içindeki anti-bakteriyel özelliğiyle bedenin çürümesini engelliyor.

BOLTON MÜZESİ’NDE ANTİK MISIR’DAN KALMA TEKSTİL ÜRÜNLERİ ARAŞTIRMADA ÖNEMLİ ROL OYNADI

Dr.Buckley “Birkaç yıl önce mumyaları sarmakta kullanılan Antik Mısır tekstillerinden parçalar alıp bunları kimyasal olarak inceledikten sonra İngiltere’de yer alan Bolton Müzesi’nde bulunan kumaşların MÖ 4000 yılından kalma olduğunu tespit ettik” açıklamasında bulundu.York Üniversitesi’nde görevli arkeolog, mumyalamanın Keops Piramidi’nin yapıldığı dönemde, MÖ 2600’de ortaya çıktığında dair yaygın bir düşünce vardı. Fakat, elimizdeki bulgularla birlikte mumyalamanın çok daha önceki tarihlerde başladığını tespit ettiklerini belirtti.

Elde edilen bulgular sonrasında İtalya’nın Torino kentindeki Mısır Müzesi’nde bulunan tarih öncesinden kalma mumya üzerinde çalışmaya başlayan arkeologlar önemli verilere ulaştı.Konu ile ilgili olarak Dr.Buckley “Bulunduktan sonra hiçbir koruyucu işlemden geçmeyen bu tarih önce mumya, kimyasal kirliliğe maruz kalmadığı için Antik Mısır kimyasını anlamak için önemli bir fırsat sunuyordu” açıklaması yaptı.

Devamını Oku

Arkeoloji

Eski İnkalar İleri Kranial Cerrahi Tekniklerine Sahipti

Yayınlandı

üzerinde

Eski İnkaların uzmanların kabul ettiğinden daha gelişmiş tekniklere sahip olduğu gün geçtikçe ortaya çıkıyor. Yeni yürütülen bir çalışmada antik İnka’ların kafa cerrahisinde oldukça ileri olduğunu ortaya koydu.
Eski dönemlerde uygarlıkların gelişmişlik düzeyleriyle ilgili birçok tartışma bulunuyor. Kolomb’un Amerika’yı keşfinden önce bazı uygarlıkların oldukça gelişmiş olduğu bilim insanları tarafından dile getiriliyordu.
Birçok Aztek ve Maya kentinin Amerika’nın keşfedildiği dönemdeki Avrupa merkezleri kadar ilerlediği düşünülüyor. Şimdi yeni elde edilen bulgularda İnkalarınkraniyal ameliyatlar yapabildiği keşfedildi. Dünya Nöroşirürji dergisinde yayınlanan bir çalışmada, İnkaların kazıma, ensizyon ve perforasyon gibi teknikleri başarıyla uyguladığı ortaya çıktı. Trepanasyon adı verilen teknik, binlerce yıldır kafa travması, baş ağrısı, epileptik nöbetler ve akıl hastalığı vakalarını tedavi etmek için dünyanın çeşitli halkları tarafından kullanılmıştır. Trepanasyon, kafatasına bir deliğin açıldığı tıbbi bir prosedür olarak tanımlanır. Trepanasyon antik çağlardan beri uygulanmaktadır ve migren, nöbetler, travma, akıl hastalıkları ve hatta şeytanın kişiyi ele geçirdiği düşünülen vakalarda kullanılmıştır. Yeni araştırma İnkaların bu alanda diğer tüm medeniyetlerden daha ileri bir düzeyde olduğunu ortaya çıkardı. İnkalar nasıl olduğu bilinmeyen bir biçimde anatomi konusunda uzmandılar. Çalışma İnkaların M.Ö. 400’lü yıllarda ameliyat ettiği 800’ün üzerinde kafatasının değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Bu kafa tasları 1500’lü yıllarda Peru’da bulundu. Araştırmacılara göre, İnka İmparatorluğu’ndaki bu ameliyatlarda ölüm oranı% 17 ile% 25 arasında değişiyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, yüzyıllar sonra Kuzey Amerika İç Savaşı sırasında, kranial operasyonlardaki ölüm oranlarının % 46 ile 56 arasında olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Bilim adamları İnkaların başarısının nedenini bilmiyorlar ama hijyenin belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyorlar.
Kaynak: https://www.ancient-code.com/the-ancient-inca-possessed-advanced-cranial-surgery-techniques-thousands-of-years-ago/

Devamını Oku

Arkeoloji

Homo Erectuslar Değişen İklime Uyum Sağlamak İçin Çok Tembel Olduklarından Yok Oldu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yakın zamanda yürütülen bir çalışmada Homo Erectus olarak bilinen eski bir insan neslinin tükendiği ortaya kondu. Atalarımızın yaşamlarına bir göz atmak için Avustralya Ulusal Üniversitesi (ANU) araştırmacıları, Alt Paleolitik Dönem’de Arap Yarımadasındaki bir alanda bulunan binlerce eseri inceledi. Oldukça eski dönemlere ulaşan bu inceleme esnasında Homo Erectuslara dair birçok veriye rastlandı.
Nesli tükenen bu insan topluluğu kendilerini dış dünyaya açma noktasında oldukça tembel davrandılar. Farklı bir yeri keşfetme gibi bir eylemlerinin olmadığı yapılan incelemelerde ortaya kondu. Homo Erectusların birçok insanın sahip olduğu merak duygusuna sahip olmadıkları düşünülüyor. Homo Erectusların yaşadığı bölgede kurumuş iki büyük nehir yatağı yer alıyor. Arkeologlar Homo Erectusların bir süre için güçlü ve başarılı olduklarını ifade ediyor.
Ancak teknolojik bakımdan ilerleyememeleri onların sonunu getirdi. Homo Erectuslar yaşadıkları bölgede değişen iklim koşullarına ayak uydurmalarını sağlayacak aletleri geliştirmedikleri gibi bölgeden gitmeyi de düşünmediler. Homo Sapiensler ve Neanderthaller uzun mesafelerde dağlara gidebilecek ve buralara tırmanmayı sağlayacak aletler ürettiler.
Homo Erectuslar ise hayatta kalmalarını sağlayacak bir hızda kendi araçlarını üretemedi. Tortu örnekleri, Arap Yarımadası’ndaki ortamın kademeli olarak çöle döndüğünü ancak Homo Erectusların kullandıkları aletlerde bir değişimin yaşanmadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar, “Onlar sadece tembel değil, aynı zamanda çok muhafazakardı” açıklamasında bulunuyor. Hiçbir ilerleme kaydedemediler ve sonunda kuraklaşan iklim şartlarıyla nesilleri tükendi.
Kaynak: http://www.iflscience.com/editors-blog/homo-erectus-died-out-because-they-were-too-lazy-to-adapt-to-changing-climate-study-suggests/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar