fbpx
Connect with us

Ekoloji

Arılar Kışın Ne Yapar?

Published

on

Daha önce hiç arıların kışın ne yaptığını, kışı geçirmek için ne kadar bal depolamaları gerektiğini ya da 1 libre(1 libre=453,59237 gram) bal üretebilmek için kaç tane çiçeği ziyaret ettiklerini merak ettiniz mi? Kış geldiğinde ayılar kış uykusuna yatar, kuşlar güneye doğru uçar peki ya arılar ne yapar? Dünyadaki bütün diğer canlılar gibi arıların da kendilerine özgü kışın soğuk havalarla başa çıkma yolları vardır. Bu yollardan biri ise kış için bal rezervi oluşturmaktır. Hava on dereceye düştüğünde arılar kovanlarına yönelirler. Havalar soğudukça, bal arıları kovanın ortasında toplanıp bir ‘’kış kümesi’’ oluştururlar. Oluşturdukları kış kümesi, futbol maçları sırasında konuşmak için ortada toplanan oyuncuların görüntüsüne benzer fakat arılarınki bütün kış boyunca devam eder.
Arıların kış boyunca bir tane ana görevi vardır: kraliçe arı ile ilgilenmek. Bu kraliçe arıyı sıcak ve güvende tutmaları gerektiği anlamına gelmektedir. Bunu yapmak için işçi arılar, kraliçe arının etrafını sararak vücutlarıyla bir küme oluştururlar ve daha sonra kanatlarını çırparak titreşmeye başlarlar. Bu sabit hareket ve sürekli enerji tüketimi sayesinde arılar kovanın içini sıcak tutarlar. Enerjilerini baldan alan arılar, titreşime devam edebilmek için yeteli miktarda bala ihtiyaç duyarlar.

Arı yetiştiricisinin en önemli görevlerinden biri, arıların titreşime devam edebilmek için bal deposunu her zaman dolu tutmaktır. Kraliçe arı her zaman kümenin ortasında bulunmasına rağmen işçi arılar belli aralıklarla kümeye girip çıkarlar. Bu değişim sayesinde hiçbir arı çok fazla üşümemiş olur. Kümenin sıcaklığı dışlara doğru 7-8 dereceyken iç taraflarda 25-26 derece arasında değişmektedir. Dışarıdaki hava ne kadar soğuk olursa küme de o kadar sıkışık olur. Vücut sıcaklığını korumak ve hayatta kalabilmek adına arılar enerj alabilmek için bala muhtaçlardır. Yapılan bazı çalışmalar balarılarının tek bir kışta 30 libre (1 libre=453,59237 gram)’ye kadar bal tükettiğni göstermiştir. Daha sıcak günlerde arılar, boşaltımlarını gerçekleştirmek üzere kovandan dışarı çıkarlar. Arılar ile ilgili eğlenceli gerçekler:

  • Bal arıları insanların tüketebileceği türde yiyecek üreten tek böcek türüdür.
  • İşçi arılar dişidir.
  • Ortalama ir işçi arı hayatı boyunca sadece 1/ 12 yemek kaşığı bal üretir.
  • Bir işçi arı yaklaşık 6 hafta yaşar. Kraliçe arı ise 5 yıla kadar yaşayabilir.
  • Bal asla bozulmaz
  • 1 libre bal yapabilmek için arılar 2 milyon çiçeği ziyaret etmelidir.

Editör / Yazar: Zeynep BİROL
Kaynak: https://wonderopolis.org/wonder/what-do-bees-do-in-winter

Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Mevsimler Nedir? Mevsimler Hakkında Bilmediğiniz 20 Şey |

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

Pasifik Okyanusu ’nun derinliklerinde arsenik soluyan Mikroorganizmalar keşfedildi!

Published

on

Hayat dediğimiz şey çok kırılgandır. Binlerce farklı dinamiğin, canlıların hayatını etkilemek için hali hazırda beklediğini söyleyebiliriz. Ancak yaşayan organizmalar beklenmedik sıkıntıları farklı yollarla aşma konusunda büyük bir yeteneğe sahiptir. Buna verebileceğimiz en güncel örnek, tropikal Pasifik Okyanusunda, metabolizmasında arsenik kullanabilen mikroorganizmaların keşfidir. ABD Ulusal Bilimler Akademisi Bildirilerine göre araştırmacılar oksijenin olmadığı bölgelere özgü metabolizmaların incelemelerini yaparken, hücresel solunum için arsenik kullanan küçük bir mikroorganizma yüzdesinin (bir taneden daha az) varlığını keşfetti. Bir avuç mikroorganizmanın arsenik kullandığı keşfedildi ancak bilim insanları okyanusta bunu yapan gelişmiş organizmalara tam olarak rastlayamadı.

Araştırmacılar mikroorganizmalardaki bu kabiliyetin antik Dünya’dan geldiğine inanıyor. Antik Dünya döneminde oksijen kıt olduğu için ilk yaşam formları oksijen kullanamadı. Bunun yerine okyanuslarda bulunan arsenik, enerji kazanım yöntemlerinden biri haline gelmişti. WHOI ve MIT’den Dr. Jaclyn Saunders “Okyanusta bugün varlığını sürdüren bu arsenikle solunum yapan organizmalarla ilgili en güzel şey, okyanusta oldukça az miktarda bulunan arsenik ortamda genlerini muhafaza etmeleridir. Bu da diğer arsenik oranı az olan ortamlarda arsenikle döngü kurmuş organizmaları arayabileceğimiz anlamına gelir” dedi. Bu araştırmanın başlangıç noktası, okyanusta görülen bazı arsenik iyonlarının tipinde oluşmuş belirgin yapısal farklılıklardı.

Araştırmacılar bu yapısal tutarsızlığın bazı canlı organizmalardan kaynaklanmış olabileceğinden şüpheleniyorlardı. Bu yüzden alansal inceleme başlatıp, kanıt aramaya koyuldular. Washington Üniversitesi’nde oşinografi profesörü olan komisyon yazarı Gabrielle Rocap, “Okyanuslarda uzun zamandır çok düşük seviyelerde arsenik bulunduğunu biliyoruz. Fakat organizmaların geçimini sağlamak için arsenik kullanıyor olabileceği fikri bütün metabolizma sistemleri için açık okyanus oldu. Bu keşif bile bizlere okyanusta hala bilmediğimiz ne kadar çok şey olduğunu gösteriyor” dedi.

Araştırma ekibi, organizmaların genomik bilgilerini parçalar halinde topladı. Bu parçalar organizmaların arsenikle nasıl başa çıkabildiklerini gösterdi. Organizmaların her birinin arsenat veya arsenit molekülleri ile uğraşan iki genetik yol haritası kullandıkları keşfedildi. Bu organizmalar gibi zamanla oksijensiz ortamlarda büyüyen çok fazla tür bulunamadı. Araştırma ekibi, bu oksijen içermeyen bölgelerin küresel ısınmadan dolayı giderek büyümesinden endişeleniyor. Ekip için bir sonraki adım, organizmaların çevrelerine nasıl adapte olduklarını daha iyi anlamak için organizmaların tüm genomunu çıkarmak olacak.

Editör / Yazar: O. Can CANİKLİ

Kaynak: https://www.iflscience.com/plants-and-animals/there-are-arsenicbreathing-microorganisms-in-the-pacific-ocean/

Continue Reading

Ekoloji

Mantıklarını kullanarak düşünebildiği keşfedilen ilk böcek türü eşek arıları

Published

on

Size bir sorumuz var: A, B’den büyükse ve B, C’den büyükse, A, C’den büyüktür diyebilir miyiz? Bu basit bir soru, hatta çocukların bile çözebileceği düzeyde. Aslında, hayvanlar bile, biz insanların bu tür bir soruya cevap vermek için kullandığı geçişli çıkarsama olarak adlandırılan mantık aktivitelerini gösterebiliyorlar. Ancak bu zamana kadar hiçbir omurgasız hayvanın bu yeteneği gösterdiğine yönelik kanıtlar bulunamamıştı. Yeni bir araştırmada, bilim insanları kağıt yaban arıları olarak adlandırılan bir eşek arısı türünün bizim yaptığımız gibi geçişli çıkarsama yapabileceğini ileri sürüyorlar . Yani açıkça birbirleriyle karşılaştırılmayan, ancak daha önce başka maddelerle karşılaştırılan çeşitli şeyler arasındaki ilişkileri bulmak için mantık yürütebiliyorlar. Michigan Üniversitesi’ nden evrim biyologu Elizabeth Tibbetts, “Eşek arılarının bu sorunu çözmek için mantıksal çıkarım kullandığını söylemiyoruz, ancak bilinmeyen ilişkiler hakkında çıkarımlar yapmak için bilinen ilişkileri kullanıyor gibi görünüyorlar”diyor.

“Bulgularımız, karmaşık davranış kapasitesinin, beyin büyüklüğü ile sınırlandırılmak yerine, davranışların yararlı olduğu sosyal çevre tarafından şekillenebileceğini göstermektedir.” Tibbetts, onlarca yıl boyunca eşek arıları, davranışları ve çevreleri hakkında çalışmalar yaptı ve bunların sonucunda , önceki karşılaşmalardan diğer eşek arılarının anıları ve eşek arılıkları konusunda dürüst olmayan eşek arılarını cezalandırma yöntemleri gibi konularda keşifler yaptı. İçinde bulunduğu diğer araştırmalarda ise , eşek arılarının sosyal işaretleri almak için daha iyi bir vizyon geliştirdiğini ortaya çıkardı ve şimdi de, aynı sosyal konuda, Tibbetts, bu yaban arısı toplumunun geçişli çıkarsama gibi akıl yürütme kapasitelerini de geliştirdiklerini ileri sürüyor.

Benzer deneyler,arıların aynı özelliklere sahip olmadığını ileri sürüyordu, şimdi de kağıt yaban arılarından olan Polistesdominula ve Polistesmetricus ile yapılan yeni deneyler, bazı böceklerin diğerlerinden daha akıllı olabileceğini gösteriyor. Deneylerde bu eşek arılarına, ‘öncül çiftler’ adı verilen renklerin hiyerarşik bir sınıflaması tanıtıldı. Çiftlerin öncülleri, eşek arısı A rengi yerine B rengine inerse, hafif bir elektrik çarpması verilmesiydi. Buna karşılık aynı şey, B yerine C, C yerine D ya da D yerine E’ye inerse de yaşanacaktı. Her durumda, önceki harflere karşılık gelen renk güvenli bir seçimdi. Şaşırtıcı bir şekilde, eşek arıları daha önce hiç çift olarak gösterilmeyen renkler gösterildiğinde,örneğin B ve D, üçte iki gibi bir olasılıkla onlara elektrik şoku verdirmeyecek renklere iniş yaptılar. Bu deneydeki tercihleri, ilk defa eşleşmiş öğeler yani onlara daha önce açıkça gösterilmemiş olan kombinasyonlar arasında bir çıkarım yapabildiklerini göstermektedir.

Tibbetts , öncül çiftleri ne kadar çabuk ve doğru bir şekilde öğrendiklerini görünce gerçekten şaşırdığını belirtiyor. ” Yaban arılarının da diğer arılar gibi kafalarının karışacağını düşünmüştüm. Ancak, belirli bir rengin bazı durumlarda güvenli olduğunu, bazı durumlarda ise olmadığını bulmakta hiç güçlük çekmediler.  ” Kağıt yaban arılarının ve arıların benzer şekilde karmaşık sinir sistemlerine sahip olmalarına rağmen neden geçişli çıkarsama kapasitelerinin bu derece farklı olduğunu kimse kesin olarak söyleyemiyor. Ancak araştırmacılar, yaban arısı evriminde birçok şeyde olduğu gibi, akıl yürütmenin temellerinin de arılardan oldukça farklı olan toplumsal ilişkilerinin doğasında olduğunu düşünüyorlar. Tek bir kraliçenin etrafında kurulan arı kolonilerinin aksine, Polistes yaban arısı kolonileri daha karmaşık sosyal düzenlemelere sahiptir.

Örneğin bu kolonilerde, kurucular olarak adlandırılan birden fazla üretken dişinin, bir dizi hiyerarşi kurarak tek bir koloni içinde birbirleriyle rekabet etmesi söz konusudur. Tibbetts ve ekibi, kağıt eşek arılarıyla yaşamanın sonucu olarak ortaya çıkan baskıların örneğin kurucular tarafından yönetilen rakip krallıklar, bu böceklere, bir arının asla zorunda kalmayacağı ince ayrımları yapabilmek gibi sosyal bilgilere dayanarak kararlar alma kabiliyetini kazandırdıklarını söylüyor. Araştırmacılar yazılarında “Polistes gibi karmaşık sosyal hayatı olan türler bilgileri organize etmekten yararlanıyor olabilirler çünkü bu, bireylerin alışılmamış sosyal ilişkiler konusunda çıkarım yapmalarına yardımcı oluyor.” açıklamasında bulunuyorlar.

“Sonuç olarak, sosyal olarak esnek taksonlar, geçişli çıkarsama için gerekli olan ortak bir altta yatan boyut boyunca kendiliğinden bilgi düzenleme eğiliminde olabilirler.” Her ne kadar araştırmacılar, şu anda bunun sadece bir hipotez olduğunu kabul etseler de, gelecek deneyler daha net kanıtlar ortaya koyana kadar yani gerçekte neler olup bittiğini daha iyi anlamamıza kadar şimdilik tamamlanmamış haliyle fikir bu kadar. Her durumda, bu özelliği nereden aldıklarına bakmaksızın, bu yaban arılarının, hiçbir böceğe gösterilmemiş haliyle, doğru noktalara nasıl ineceklerini bildiklerini gözlemledik ve bu gerçekten görülmeye değer bir şeydi.

Editör / Yazar: Meltem ARSLANER

Kaynak: https://www.sciencealert.com/wasps-are-the-first-known-insects-capable-of-reasoning-in-a-logical-manner?perpetual=yes&limitstart=1

Continue Reading

Ekoloji

Karbondioksit En Az 800.000 Yılda Görülmeyen, Rekor kıran Seviyelere Çıktı

Published

on

Atmosferde türlerimizin gelişmesinden bu yana 800.000 yıldan bu yana çok fazla karbondioksit var. 11 Mayıs Cumartesi günü, sera gazı seviyeleri, Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin Hawaii’deki Mauna Loa Gözlemevi tarafından ölçülen milyonda 415 parçaya (ppm) ulaştı. Gözlemevindeki bilim insanları, 1958’den beri atmosferik karbondioksit seviyelerini ölçmektedir.Ancak, buz çekirdeklerine hapsolmuş eski hava kabarcıkları üzerinde yapılan analiz türlerinden dolayı, 800.000 yıl öncesine ulaşan seviyelere dair veriler var. Buz çağlarında atmosferdeki karbondioksit seviyeleri 200 ppm civarındaydı. NASA ‘ya göre, gezegenler arası dönemlerde 280 ppm civarındaydı. Ancak her hikayenin kendi kötü insanları vardır: İnsanlar fosil yakıtları yakmakta, bu da zaten sıcak bir gezegene fazladan bir örtü ekleyen karbondioksit ve diğer sera gazlarının salınmasına neden olmaktadır. Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli tarafından geçen yıl yayınlanan özel bir rapora göre, küresel sıcaklıklar 19. yüzyıldan bu yana yaklaşık 1.8 derece Fahrenheit (1 santigrat derece) veya sanayi öncesi zamanlara göre arttı.

Her yıl, Dünya havada yaklaşık 3 ppm daha fazla karbondioksit görüyor, diyor PennState Üniversitesi’nde seçkin bir meteoroloji profesörü olan Michael Mann.”On yıldan fazla bir sürede 450 ppm’yi geçeceğiz.” Daha sonraki ısınma, gezegen üzerinde şimdiden değişikliklere neden oluyor – buzulları küçültüyor, mercan resiflerini ağartıyor ve diğer etkilerin yanı sıra ısı dalgalarını ve fırtınaları yoğunlaştırıyor. Mann Live Science’ a verdiği demeçte, 450 ppm’ den yüksek karbondioksit seviyelerinin “iklimimizdeki tehlikeli ve geri dönüşü olmayan değişikliklere kilitlenmesi muhtemel” olduğunu belirtti.

Urbana-Champaign’ deki Illinois Üniversitesi Atmosferik Bilimler Profesörü Donald Wuebbles, “CO2 seviyeleri en azından bir sonraki on yıl boyunca artmaya devam edecek ve muhtemelen çok daha uzun olacak” dedi. “Uzun vadeli artış insan kaynaklı emisyonlardan, özellikle de fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan emisyonlardan kaynaklanmaktadır.” Bununla birlikte, bitkilerin solunum ritimlerini değiştirirken yıl boyunca dalgalanan karbondioksitin yıllık zirvesinin şu anda olduğunu belirtti. Yıllık ortalama değer 410 ila 412 ppm gibi olacak, dedi. Hala çok yüksek.

Michigan Üniversitesi Çevre ve Sürdürülebilirlik Okulu Dekanı, ” Rekorları kırmaya devam ediyoruz, ancak atmosferdeki mevcut CO2 seviyelerini en rahatsız kılan şey, şu anda Dünya’nın iklimindeki büyük devrilme noktalarının geçebileceği ‘tehlike bölgesine’ gittiğimiz yönünde “dedi. “Bu, özellikle atmosferde olan metan dahil diğer sera gazlarının ilave ısınma potansiyelini hesaba kattığınızda geçerlidir.” Overpeck Live Science’a göre, atmosferik karbondioksit seviyeleri, Homo sapiens gezegen üzerinde yürümeden önce, Antarktika Buz Tabakası’ndan çok daha küçüktü ve deniz seviyeleri bugünden 20 metreye kadar daha yüksekti.

“Böylece, yakında buz tabakası boyutundaki karşılaştırılabilir düşüşlerin ve deniz seviyesindeki karşılık gelen artışların önümüzdeki birkaç yüzyıl boyunca hem kaçınılmaz hem de geri döndürülemez olduğu noktada olabiliriz” dedi. Küçük buz tabakaları, gezegenin ısınmasını daha da hızlandırabilir. “Sanki dolu bir silahla oynuyoruz ve nasıl çalıştığını bilmiyoruz.”

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.livescience.com/65469-highest-carbon-dioxide-levels.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar