Bizi Takip Edin

Bilim

Aşırı Sıcakta Ağaçların Havadan Karbon Emmeyi Durdurduğu Tespit Edildi

Yayınlandı

üzerinde

Avusturalya’daki bir grup bilim insanı aşırı sıcaklara ağaçların nasıl tepki vereceğine dair bir dizi çalışma yürüttü. Ülkede bulunan ağaçları tam 1 yıl süresince gözlemleyen bilim insanları, ağaçların aşırı sıcaklarda hayatta kalabilmek için terlediğini buldu.
Western Sydney Üniversitesi’nden ve Hawkesbury Enstitüsü’nden bilim insanlarının yaptıkları çalışma oldukça dikkat çekici. Ağaçların şimdiye kadar fotosentez ve transpirasyon işlemini (su salma işlemi) bir arada yaptığı ve birisi olmadan diğerinin olamayacağı düşünülüyordu. Global Change Biology dergisinde yayınlanan yeni çalışmada, aşırı sıcaklık dalgaları sırasında ağaçların yaprakları üzerinden terlemeye devam ettiklerini ancak karbon alımını geçici olarak durdukları açıklandı. “Terleme” eylemi ağaçları serin tutmaya yardımcı olmaktadır. Ancak karbon alımının aşırı sıcaklarda durdurulması dünyanın küresel ısınması çerçevesinde oluşacak tesirlere dair kaygıları arttırdı.

Eğer mevcut bulgular doğruysa bu sıcakların olduğu bölgelerde sıkıntıların artacağını gösteriyor. Araştırmacılar ısının dalgalanan geniş bir yüzey alanına yayılması halinde o bölgede var olan ormanların ve ağaçların daha az karbon emeceğini söylüyor. Bu bulgular bilim insanlarının aklına ağaçların karbon emmeyi tamamıyla bırakıp bırakmayacağı sorusunu getiriyor. Araştırma için bilim insanları bir düzine ağaç dikti ve bu ağaçlar üstünde tüm değişkenleri rahatlıkla test edebildi.
Araştırmacılar ağaçların ortalama sıcaklığın 3 santigrat derece yükseldiği yerlerde büyüyebilmek için ortam oluşturduğunu simüle etti. İklim değişikliği engellenemezse gelecekte sıcaklıkların ne gibi tesirler oluşturacağı modellendi. Bu sebeple birkaç ısı dalgası simüle edildi.

Ağaçların çeşitli şekillerde strese tepki verdiği biliniyor ve “terleme” bunlara sadece bir örnek olabilir. Genellikle ağaçlardaki streslerinsan faaliyetinden geliyor. Çim biçme makineleri sonucu yaralanma, trafik benzeri durumlar ağaçların strese girmesine ve büyümelerine yavaşlatmalarına sebep olabiliyor. Ağaçların aşırı sıcaklara verecekleri tepkiler ve bu tepkiler ışığında genetik mühendislik kullanarak ağaçların yaşatılabilmesinin mümkün olup olmayacağına dair çalışmalar ekip tarafından sürdürülecek.
Kaynak: https://futurism.com/extreme-heat-trees-stop-sucking-carbon-from-air/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Uzun Süren Yalnızlık Beynimizin Kimyasını Değiştiriyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bazı insanlar aktif bir şekilde sosyalleşme arayışında olmalarına rağmen, uzun süreli yalnızlığın depresyona ve çeşitli hastalıklara neden olduğuna dair kanıtlar var. Hücre hapsi sıradan hapishanenin ötesinde bir cezadır. Bu etkilerden sorumlu beyin molekülü, potansiyel bir panzehir ile birlikte tanımlanmış olabilir. Fareler bile insanlardan daha sosyal varlıklar ve kendi türünden ayrıldığında negatif uyaranlara karşı daha tepkili hale geldiler. California Institute of Technology’den Profesör David Anderson ve takım iki hafta boyunca fareleri izole etti ve tehlike geçtikten sonra bile sürekli donma tepkileri de dahil olmak üzere uyaranlara yönelik beklenen artan saldırganlık ve olumsuz tepkileri gözlemledi. Diğerlerine saldırmadıkları sürece fareleri toplu bir yere geri döndürmenin güvensiz hale gelmesi oldukça kötü olabilir. İzole hayvanların güçlü reaksiyonlarından sorumlu olduğuna inandıkları beyindeki kimyasallarda Tac2 / nörokinin B peptidinde veya Tac2 / NkB’de artış bulmuşlardır. Anderson, “Tac2 / NkB’nin farklı beyin duygusal davranışları ve saldırganlık türlerini içeren farenin çok sayıda beyin bölgesinin genişlediğini keşfettik,” dedi. Sinyalleşme molekülü beynin içine yayılırken akış etkileri üzerine Tac2 / NkB’yi artıran tek bir ana şalterden ziyade, her bir hassas bölgenin, bu bölgeyle ilgili etkilerle birlikte topluluktan yoksun kaldıkça Tac2 / Nkb’yi fazla ürettiği ortaya çıktı.  Anderson, bir nörokinin reseptör antagonisti olan osanetantı izole edilmiş farelere enjekte ettiğinde, akranlarıyla olduğu zamanlardaki gibi davrandıklarını keşfetti. Doğal olarak, osenantın yalnızlığı azaltıp azaltmadığını farelere soramayız, ama davranışları en azından sosyal izolasyonun etkilerini her zamanki gibi yaşamadıklarını ve diğer fareler ile rahatça yeniden yaşayabileceklerini göstermiştir. Buna karşılık Anderson, kendisi ve Cell’deki yazarlar, grup içi farelerde Tac2 / NkB’nin aşırı üretimine neden olduğunu bildirmektedir. Anderson, “Bunu yaptığımızda, sosyal izolasyonun etkilerinin çoğunu taklit edebiliriz” dedi. Bu çalışma, Anderson’ın Tak2 ve izole meyve sineklerinin saldırganlıkları üzerinde yaptığı benzer bir çalışmada devam etmektedir. Yazarlar, bir memeliyi bir böcekle birleştiren herhangi bir beyin mekanizmasının insanlarda korunmuş olabileceğini düşünüyor. Özellikle, yazar Moriel Zelikowsky’nin de yazdığı gibi, “İnsanlar benzer bir Tac2 sinyal sistemine sahiptir.” Osanetant, psikozu tedavi etmek için yapılan başarısız girişimler sırasında insanlar için güvenli bulunmuştur ve sosyal izolasyonun negatif sağlık etkilerine karşı etkili olduğu kanıtlanabilir. Potansiyel faydalar geniş ve barizdir, ancak bir hapın sosyal bağlantı için gerçek bir alternatif olup olmadığı ve nedenleri değil de belirtileri tedavi etmek isteyip istemediğiyle ilgili zor soruları gündeme getirir. Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/loneliness-for-long-periods-of-time-actually-changes-our-brain-chemistry-/

Devamını Oku

Bilim

Güneş Sistemi’nde yıldızlar arası ilk yerleşik ‘göçmen’ keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Gökbilimciler, güneş Sistemimizde bilinen ilk göçmeni keşfetti. Şu anda Jüpiter’in yörüngesine yerleşen asteroit, başka bir yıldız sisteminde yakalanmış bilinen ilk asteroittir. Çalışma Monthly Notices of the Royal Astronomical Society: Makalesinde yayınlandı. ‘Oumuamua’ olarak bilinen nesne, 2017 yılında manşetlere giren son yıldızlararası yabancıydı. Ancak bu sadece gelip geçici bir turistti, oysaki bu önceki exo-asteroid (akılda kalıcı verilen isim (514107) 2015 BZ509) uzun vadeli ikamet ediyor. Güneş Sistemimizdeki tüm gezegenler ve diğer nesnelerin büyük çoğunluğu da Güneş’in etrafında aynı yönde dolaşırlar. Ancak 2015 BZ509 farklıdır. ‘Retrograd’ yörüngesi olarak bilinir ve zıt yönde hareket eder. Çalışmanın baş yazarı Dr Fathi Namouni ” Jüpiter’in yörüngesini paylaşırken nasıl bu şekilde hareket ettiği şu ana kadar gizemini koruyor.” diye açıklıyor. “2015 BZ509 sistemimizin bir parçası olsaydı, bu, onları oluşturan gaz ve toz bulutundan miras kalan diğer tüm gezegenler ve asteroitler ile aynı orijinal yöne sahip olmalıydı.” Bununla birlikte, 4.5 milyon yıl önce gezegenin oluşumu bittiğinde ekip 2015 BZ509’un yerini Güneş Sistemimizin doğuşuna kadar takip etmek için simülasyonlar oluşturdu. Bu durum, 2015 BZ509’nun hep bu yönde hareket ettiğini, bu nedenle orjinal olarak orada bulunmadığını ve başka bir sistemden gelmiş olabileceğini gösteriyor. Ekibin bir başka üyesi Dr Helena Morais, ” Diğer yıldız sisteminden asteroit göçü yaşanabilir çünkü Güneş ilk olarak ,her yıldızın kendi gezegen ve asteroit sistemine sahip olduğu yoğun bir yıldız kümesinden oluştu.” diyor. “Gezegenlerin yerçekimsel güçlerinin yardımıyla yıldızların yakınlığı, bu sistemlerin birbirlerinden asteroitleri çekmesine, çıkarmasına ve yakalamasına yardımcı oluyor.” Güneş Sistemindeki ilk kalıcı asteroit göçmeninin keşfi, gezegen oluşumu, güneş sistemi evrimi ve belki yaşamın kendisinin kökeni problemleri üzerinde önemli etkileri var. 2015 BZ509 tam olarak nasıl ve ne zaman Güneş Sistemine yerleştiğini anlamak, Güneşin orjinal yıldız yuvası hakkında ve Dünya’daki yaşamın ortaya çıkması için gerekli olan bileşenlerle erken çevremizin zenginleşme potansiyeli hakkında ipuçları verir. Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/05/180521092717.htm

Devamını Oku

Bilim

Güneş Sistemindeki Plazma Yağmuru Şaşırtıcı Yerlere Düşüyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Güneş atmosferindeki plazma yağışı için yapılan bir araştırma yağışın beklenmeyen yerlerde oluştuğunu ortaya çıkardı. Bu keşif, yağmurun sağanak olmasının yanı sıra bir sis olarak yağabileceği anlamına gelebilir. Sonuç olarak, bu plazmanın hareketinin izlenmesi, güneş atmosferinin veya korona’nın neden bu kadar sıcak olduğuna dair gizemin çözülmesine yardımcı olabilir. Güneş Dünya ile benzer yağışa sahiptir, ama su yerine plazma olarak yağar. Sıcak plazma, koronanın daha soğuk bir kısmına hareket ettiğinde, sıcak hava, Dünya üzerinde yağan su damlacıklarını oluşturan bulutlara dönüştüğü gibi, güneş yüzeyine doğru yoğunlaşır ve düşer.  22 Mayıs’ta düzenlenen Trienal Dünya-Güneş Zirvesi’nde yeni koronal yağmur gözlemlerini sunan Washington DC’deki Güneş Katolik Üniversitesi’nden güneş fiziği uzmanı Emily Mason, “Fizik, kelimenin tam anlamıyla aynıdır” diyor. Bilim insanları, daha çok alevlenmelerle ilişkili güneş bölgelerinde daha önce koronal yağmur görmüştür. Mason, yağmurun koronoda sıcaklıkların yüksekten alçağa düştüğü her yerde oluşabileceğini söylüyor. Meslektaşı Spiro Antiochos’unda yer aldığı teorik çalışmalar, Güneş yüzeyinin üzerinde 6 güneş yarıçapına kadar uzayabilen uzun flamaların tepesi altından daha sıcak olabilir ve bu nedenle yağmurla dolu olabileceğini öne sürüyor. Mason, “Benim işim onu bulmaktı” diyor. NASA’nın Güneş Enerjisi Gözlemevi’nde aşırı ultraviyole ışıkta kaydedilen videolarda uzun flamalarla düşen parlak su damlalarını araştırdı. Sağanak yağışı keşfetti ama ancak yüzeyden yaklaşık 0.1 güneş yarıçapına kadar uzanan, null noktalı topolojiler olarak adlandırılan daha kısa döngüler halinde. ” Bu şeyler çılgın gibi yağıyor.” dedi. 30 saatte Koronal yağmur bu küçük döngülerden birine düştü. Bulgu şaşırtıcı çünkü daha kısa döngülerin, aşağıdan yukarıya sıcaklık farkı, uzun flamalardan daha az olmalıydı. Dahası, Mason daha kısa döngülere aslında flamalardan daha fazla yağmur yağmadığını, ancak bu döngülerdeki plazma lekelerinin daha büyük ve daha kolay görülebileceğini düşünüyor. Uzun flamalarda, sıcaklık dereceli olarak değiştiği için, lekeler daha küçük olur ve muhtemelen kum taneleri kadar küçüktür. Mason, orada olduklarını ama görünmez olduklarını savunuyor. Mason daha sonra bu fikri destekleyen orta ölçekli sözde flamalarda daha sönük bir yağmur buldu. Şu andaki teleskoplar en küçük damlaları göremiyor, ancak Hawaii’de yapım aşamasında olan Daniel K. Inouye Güneş Teleskobu ile görmek mümkün olabilir. Uzun süredir devam eden güneş gizemi, koronadaki sıcaklıkların güneş yüzeyindekilere göre milyonlarca derece daha yüksek olmasıdır. Bilim insanları, ekstra ısının bilinmeyen, sürekli bir kaynaktan gelebileceğini düşünüyor. Viall, “Yağmurun orada olması, koronal ısıtmanın nasıl olabildiğine dair sınırlamalar getiriyor.”diyor. “Onu bulduğu gerçeği oldukça önemli.” Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/plasma-rain-sun-atmosphere-falls-surprising-places?tgt=nr

Devamını Oku

Öne Çıkanlar