Bizi Takip Edin

Bilim

Avusturalya’daki 5 Bin Yıllık Eski Mısır Hiyeroglifi Çözüldü

Yayınlandı

üzerinde

Avusturalya’da keşfedilen ancak eski Mısırlı bir gruba ait olduğu düşünülen hiyeroglifte neler yazdığı tespit edildi. Hiyeroglifin yaklaşık olarak 5 bin yıl önce Avusturalya’ya gelmiş olan bir grup Mısırlı tarafından yazıldığı düşünülüyor.
Dünya üzerindeki pek çok araştırmacı hiyeroglif hakkında farklı fikirler ortaya koydu. Gelinen noktada Mısırlıların okyanuslar arası seyahat etmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Modern tarihteki en tartışmalı konulardan birisi olan eski Mısır gibi gelişmiş bir uygarlığın dünyayı dolaşıp dolaşamayacağı sorusu hiyeroglife dair gizemlerin çözülmesinden sonra ortaya çıkacak.

avusturalyadaki-5-bin-yillik-eski-misir-hiyeroglifi-cozuldu
Çok sayıda delil eski Mısır uygarlığının son derece gelişmiş olduğunu ortaya koyuyor. Birçok araştırmacı Mısırlıların Amerika ve Avusturalya kıtasına gitmiş olabileceğini kaydediyor. Özellikle eski mısır mumyalarında bulunan tütün izleri ve kokain içildiğine dair kanıtlar bu iddiaları güçlendiriyor. Bu bitkilerin Amerika kıtasına özgü olması ve dünyanın başka bir yerinde bulunmaması Mısırlıların Amerika’ya gitmiş olduklarını doğruluyor.
Antik Mısır’a ilişkin dünyanın farklı kıtalarına gitmiş olduklarına dair en güçlü kanıt ise Avusturalya’da bulunan Gosford Glyphs hiyeroglifi. 1900’lü yıllarda Avusturalya’da keşfedilen ve büyük bir kaya üzerine oyulmuş olan gizemli semboller seti, yüzyılı aşkın süredir inceleniyor.

avusturalyadaki-5-bin-yillik-eski-misir-hiyeroglifi-cozuldu2
Birçok bilim insanı hiyeroglifin sahte olabileceğine işaret ederken, hiyeroglifin gerçek olduğuna inanan ve mesajını çevirmeyi başaran araştırmacılar da bulunuyor. Modern Mısır uzmanları ise Gosford Gliflerine baktıkları zaman birçok tutarsızlık gördüklerini söylüyorlar.
Ancak Avustralya’da yaşayan Mısırlı Profesör Naguib Kanawati, Mısır tarihinde farklı biçimlerde hiyeroglifler bulunduğunu söyleyerek bu karmaşık hiyeroglif kümesine inandığını dile getiriyor.

avusturalyadaki-5-bin-yillik-eski-misir-hiyeroglifi-cozuldu5
Bu hiyerogliflerin Mısır’a ait olmadığını söyleyen uzmanlar tarafından dile getirilen ise hiyeroglifin eski Mısır’daki kaya yazıtlarının üretimine benzemediği ve çok dağınık olduğu. Ayrıca hiyeroglifi reddeden araştırmacılar, kullanılan şekillerde de bazı sorunlar olduğu görüşünde.
Bilim insanları hiyeroglif konusunda ikiye bölünmüş durumdalar. Eski Mısır bilimcileri Mohamed Ibrahim ve Yousef Abd’el Hakim Awyan ise 2012 senesine kadar belgelenmemiş bazı eski hiyerogliflerde ve gramer versiyonlarında Avusturalya’da bulunan hiyerogliflerin benzerlerini tespit ettiklerini açıkladı.
avusturalyadaki-5-bin-yillik-eski-misir-hiyeroglifi-cozuldu1
Hiyerogliflerde yazanları deşifre eden bilim insanları aşağıda yer alan mesaja ulaştılar:
Doğu Duvarındaki Mısır Hiyeroglifleri;
1. O’nun yükselişi, Prens
Gemiyle bu sefil adaya getirildik. Bu hiyeroglifler Tanrı’nın sözüyle aşağı Mısır tanrısı için oyuldu.
2. Benim Mısırlı takipçilerim bu yabancı adadan Tanrı SUTI için çağrıldı.
Ben, NEFER-DJESEB,
Khufu’nun oğlu, aşağı ve yukarı Mısır kralı (Ptah tarafından kutsanan) Tanrı SUTI’yi getirdim.
3. Prens nazik ve yardım sever birisiydi. Güneş tanrısı Ra’nın takipçilerindendi.
4. İki mevsim (sekiz ay) boyunca bizi doğuya götürdü. Hepimiz bitkindik ama sonuna kadar güçlü kaldık. Her zaman dua ettik, neşeliydik ve böcekleri etkiledik. O, tanrının hizmetkarı, Tanrı insanları korumak için böcekleri yarattı, dedi.
5. Ben kendimi zorladım. Tepelerin ve çöllerin etrafından dolaştım. Rüzgar ve yağmur altında yürüdüm. Çevrede hiçbir su kaynağı yoktu. Kendimi gizleyip erişilmediğimde düşük geceler tarafından kutsandım.
6. Son kampımızda elimle kuşları pişirdim ve bu yağmuru getirdi. Tepelerden çöllerden ve su birikintilerinden geçerken Golden Falcon Standart’ı taşıyan sırtıma zarar verdim.
7. Bitkiler can çekişiyor. Ada ölüyor. Bu mu bizim kutsal Mer’in en yüksek tanrısı?
8. Güneş arkamızdan vuruyor. Oh, kudretli Khepera Oracle’ın söylediği bu değil. Geyiklerimiz devrildi ama biz yılmadık.
9. Bu muhteşem insan NEFER-TI-RU Mısır’da bulunan Peru’daki tanrı tapınağından geldi. Tanrının evinden geldi. O yukarı ve aşağı Mısır kralı Khufu’nun oğluydu.
10. O, önceden ölen buraya gömüldü. Ebedi hayatı yaşayacak.
11. Bir daha asla kutsal Mer’in sularının yanında duramayacak. Yeryüzünün babası benim kardeş ruhumu yakala, onu sar.
Batı Duvarındaki Mısır Hiyeroglifleri;
12. Yılan iki kere ısırdı. Biz ilahi kral Khufu’nun takipçileri, aşağı Mısır’ın iki kudretli Adzes lordu. Biz hepimiz geri dönemeyebiliriz. Her ne olursa olsun arkamıza bakmadan devam etmeliyiz.
13. Biz dehşet içerisindeyiz. Tüm dere ve nehir yatakları kuru. Teknelerimiz halatla bağlı. Ölüme yılan sebep oldu.
14. İlaç kutusundan yumurta sarısı verdik ve gizli olana Amun’a dua ettik, çünkü yılan iki kez soktu.
15. Hepimiz için zor bir dönemdi. Protokola uyarak cesedin üstünde hıçkırıklarla ağladık.
16. Endişe ve derin bir sevgiyle adamlarımız cenazeyi izledi. Kırmızı dünya bölümüne mumyalanmış ceset gömüldü.
17. Bizler kendimizi koruduk.
18. Her yerden topladığımız taşlarla odanın yan girişine duvar ördük. Oda batı cennetiyle hizalandı.
19. Hançerli adamlarımın sayısını belirledim.
20. Sonsuzluğun üç kapısı kraliyet mezarının arka ucuna bağlandı ve mühürlendi.

Kaynak: https://www.ancient-code.com/an-egyptian-pyramid-in-australia-archaeologists-claim-massive-structure-dates-back-5000-years/

Devamını Oku
1 Yorum

1 Yorum

  1. Melike

    Ağustos 31, 2017 at 6:51 pm

    Avust”u”ralya ?

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yeni Araştırmalar İnsan Ömrünün Bir Genetik Sınırı Olduğunu Ortaya Koydu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni gerçekleştirilen bir araştırmayla insanlığın fiziksel gelişme ve ömür bakımından zirveye ulaştığı iddia edildi. İnsan ömrüne dair ortaya konan bu sınır çevresel koşullarla birlikte genetik kısıtlamaların bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Araştırma ekibi, insan ömrünün ve insanın fiziksel yeteneklerinin bir sınırı olduğunu ve insanlığın zaten bu eşiğe ulaşmış olabileceğini ortaya koyuyor. Ekip bu eşiği aşmamızın mümkün olamayabileceğini de ifade ediyor. Nitekim elde edilen bulgular; kişinin yaşı, fiziksel yetenekleri gibi unsurlarda maksimum genetik ve biyolojik sınıra işaret ediyor.
120 yıldan daha uzun tarihi bilgiyi kapsayan bu araştırma, kısa bir süre önce Frontiers dergisinde yayımlandı. Bu eşiğin üstesinden gelmek yerine insanlar arasında bu eşiğe yaklaşanların oranında bir değişiklik olacağı iddia ediliyor. Bu süreçte daha fazla insan yaşam beklentisini en yüksek seviyeye taşıyacak, ancak maksimum sınırı aşamayacak.

Araştırmacılar antropojenik faktörler ya da çevrenin üzerimizdeki etkilerinin bu eşikte düşüş yaşanması ihtimalini gündeme getirdiğini ifade ediyor. Tüm insan biyo belirteçleri olan (solunum sayısı, böbrek filtrasyonu vb. süreçler hem genetik yatkınlığa hem de çevresel parametrelere bağlıdır. Oluşan risk faktörleri işlenen her organizmanın performansını sınırlamaktadır. Olumlu bir ortam işlevsel kaliteyi yükseltirken, artan kısıtlamalar onu sınırlamaktadır.
Yeni çalışma insan ömrünün sınırına ulaşıldığı konusunda gerçekleştirilen tek çalışma değil. Eylül ayının başında Hollandalı bazı araştırmacılar tarafından insanın azami yaş sınırının 115 yıl olduğunu açıklanmıştı.
Kaynak: https://futurism.com/new-research-theres-genetic-limit-how-long-live/

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanların Başkalarından Enerji Çektiğini Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bielefeld Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada bilim insanları, bitkilerin diğer bitkilerden alternatif bir enerji kaynağı çıkardığını kanıtladı. Uzmanlar elde edilen bu bulgunun bio enerjinin geleceği olduğunu ifade ediyor.
Uzmanlar tıpkı bitkilerde olduğu gibi insanların da diğer insanlardan enerji çekme yeteneği bulunduğuna değiniyor.
İnsanlar diğerlerinden çektikleri enerjiyi özümseyebiliyorlar. Profesör Dr. OlafKruse ve biyolojik araştırma ekibinin yaptığı incelemelerde yeşil alg Chlamydomonas Reinhardtii sadece fotosentezle uğraşmakla kalmıyor aynı zamanda alternatif bir enerji kaynağından besleniyor. Yani diğer bitkilerden enerji çekme yeteneğini taşıyor. Araştırmaya dair bulgular Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Bir psikolog ve enerji şifacısı olan Olivia Bader-Lee konuyla ilgili yaptığı açıklamada çiçeklerin büyüyebilmek için suya ve ışığa ihtiyaçları bulunduğunu, insanların ve gezegenlerin de bitkilerden farklı olmadığını bildirdi. Doktor Olivia Bader-Lee insanın fiziksel bedeninin bir sünger gibi olduğunu ve çevreyi absorbe edebildiğini açıkladı. Bader-Lee, “İnsan organizmasının duygusal durumlarını besleyebilmek amacıyla gerekli olan enerjiyi tıpkı bitkiler gibi dış kaynaklardan çektiğini ve bu durumun hücrelere enerji verdiğini kaydetti.
Uzmanlar, Chlamydomonasre in hard tii bitkisinin enerji yetersizliği yaşadığı durumlarda komşusu olan sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyle gösterdi.

yetiştirerek, enerji yetersizliği ile karşı karşıya kaldıklarında, bu tek hücreli bitkiler komşu sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyde göstermeyi başardı. Böyle bir davranış bir bitkide ilk defa doğrulanıyor. Araştırmacılar çalışmalarını diğer bitkileri kapsayacak şekilde geliştirmeyi düşünüyor.
Kaynak: http://preventdisease.com/news/12/112112_People-Can-Draw-Energy-From-Other-People-The-Same-Way-Plants-Do.shtml

Devamını Oku

Bilim

Kozmik Malzemelerle Üretilen En Değerli Bronz Çağı Eserleri

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni bir araştırmaya göre, Bronz Çağı’ndaki tüm demir esaslı silah ve aletlerin, meteorlardan kurtarılmış metal kullanılarak oluşturulması mümkün. Bulgu, uzmanların, bu aletlerin insanlardan önce cevherden demir üretecek şekilde nasıl oluşturulduğu konusunda daha iyi bir fikir edinmesini sağladı. Önceki çalışmalar, meteorik metalden yapılmış belirli Bronz Çağı nesneleri (Kral Tutankhamun ile gömülmüş hançerlerden biri gibi) bulunmuş olsa da, bu son araştırma uygulamanın ne denli yaygın olduğu konusuna cevap vermektedir.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden (CNRS) Albert Jambon, Mısır, Türkiye, Suriye ve Çin’den gelen müze eserlerini incelemiş ve bunları, X-Işın Floresans Spektrometresi kullanarak analiz etmiştir. Sonuç olarak hepsinin aynı dünya dışı kökenleri paylaştıklarını keşfetmiştir. Jambon yayınladığı makalede, “Yüksek kaliteli analizleri tamamlayan mevcut sonuçlar, Bronz Çağı’ndaki demirlerin çoğunun ya da tümünün meteoritik demirden türedildiğini önermektedir” diyor. ” Bir sonraki adım, demirin ilk kez nerede ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemek olacaktır”.
Bronz, M.Ö 3300 yıllarında başlayan dolayısıyla dönemin de adı olan Bronz Çağı’nda aletler, silahlar ve mücevherler için seçilen metaldi. Alaşım, bakırın eritilmesi ve kalay gibi diğer metallerle karıştırılması ile sağlam ve kolay bir şekilde elde edilmiştir. Yaklaşık 2000 yıl sonra da Demir Çağı adını aldı.
Tarihçiler, Bronz Çağ’dan kalma bazı demir silah ve aletlerin varlığı ile şaşkına dönmüşlerdir. Bunlar, o tarihlerde nadir olarak bulunan değerli malzemelerdi. Bu demir nereden geliyor? Bu sorunun cevabı, nikel oluşumu sırasında gezegenimizin erimiş demir çekirdeğine doğru sürüklenme şekli nedeniyle yüzeydeki demir cevherine kıyasla meteorlardan dünyaya düşen demirin çok miktarda nikel içeriyor olmasıdır.

Demirin insan eliyle ilk kez ne zaman eritildiği hakkında kesin bir kanıt yok. Ancak bu teknikleri ve araçları kullanan daha ileri araştırmalar, meteorik demirden demir cevherine geçişin saptanmasında büyük bir yardımcı olabilir.
Jambon, “Çalışma, geçmiş kültürlerimizde metallerin ve metal işleme teknolojilerinin kullanım evrimini doğru bir şekilde incelemek için analitik yöntemlerin önemini vurguluyor” diye yazıyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/bronze-age-artefacts-have-meteorite-iron

Devamını Oku

Öne Çıkanlar