fbpx
Connect with us

Ekoloji

Bahçenizi nasıl yerli arı dostu yapabilirsiniz

Published

on

Şuan Avustralya’nın Yerel Arıları Rehberi’ne sahipsiniz ve AmegillaAsaropada’dan A. Zonamegilla’ya kadar biliyorsunuz. Şimdi bu vızıltı demetlerini bahçenize cezbetmeye başlamanın zamanı. Onların görsel zenginliğinin keyfini çıkartırken bir yandan da uçan arkadaşlarımıza bir yardım eli uzattığınızı bilmek sizi mutlu edecektir. Yerel arılar hakkında çok az araştırma bulunmaktadır. Örneğin populasyonlarının sürü takibini nasıl yaptıklarını da bilmediğimiz gibi. Şuan tüm batı Avustralya’da resmi koruma statüsünde sadece üç türü bulunmaktadır.  Kim sevimli gözlere sahip arıları cezbetmek istemez?! Megachile (Schizomegachile)monstrosa–Jean ve Fred Hart
Bunlardan Leroprocusdouglasiellas ve Neopasiphaesimplicitor “kritik seviyede tehlikede” ve Hesporocolletes Douglas “nesli tükenmis kabul edilen” sınıftadırlar. Toplumsal ve bireysel olarak bahçelerimizin yerel arı dostu olmasını sağlamak için harcayabileceğimiz her çaba, tehdit altında olan yada gelişmekte olan türlere yardımcı olacaktır.
Çiçek gücü Melaleucasquema(Hint Defnesi türü) Resim M. Fagg
Favorimiz olan eşek arıları protein paketli polen ve besleyici nektar olmadan yaşayamazlar. Bu sebeple yerel arıları cezbetmek için önemli olan ilk adım; yeni birçok çiçek dikmektir. Burksia, Callistemon ve Melaleuca bitki grupları fantastik şekilde bolca polen ve nektar üretirler. Macadonica ve Leptospermumfazla kullanışlı polene sahip değildir fakat özellikle Akasya türlerinin tamamen polen dolu olduğu yerlerde nektar bakımından oldukça zengindirler. Yerde yaşayan birçok arı türü papatyaları ve diğer yer örtücü çiçekleri bir çırpıda tüketirler. Tahmin edeceğiniz gibi arıların çoğu bölgelerindeki bitkilerden faydalanmak için özel yetenekler geliştirmişlerdir. Bu yüzden eğer bahçenizi kurma yolunda henüz toprak işleme kısmındaysanız, mümkün olan tüm yerel bitki türlerini kullanmalısınız. Bir bölgede yerel olan bitki türünün başka bir bölgede yerel olmayabileceği unutulmamalıdır. Yerel çiçekli bitkileri olan bir yetiştirme çiftliği bulun (yerel bitkiler Avustralya’nın her yerinde bulunabilirken endemik bitkiler sadece sizin bölgenize özgüdür) ve seçiminize mümkün olduğunca çeşitlilik katın. Yerel bitkiler sadece arılara faydalı olmayacak, aynı zamanda bahçenizin harika gözükmesini sağlayacak ve endemik bitkilerin yerel iklim ve topraklarda gelişmesini destekleyecektir. Bakımı kolay olan çimler ve iğne yapraklılar gibi çiçeklenmeyen bitkiler arılar için bir anlam ifade etmediğinden mümkün oldukça bunları kullanmaktan kaçının. Nektar yuvası Leptospermumflavescens, Mersingiller sınıfından bir çay ağacı türü Resim M. Fagg
Sebze bahçenizle ilgili biraz yardıma mı ihtiyacınız var? Bazı yerel arılar uzman iken, çiçeklerin tanıtılmış türlerini tozlayabilen fantastik bilgiye sahip tarlacı arılar da bulunmaktadır. Hatta arı ile tozlaşan domates, kırmızı biber, acı biber ve diğer üzümügiller bitkilerinde mavi bantlı arılar profesyoneldir. Bahçedüşkünleri için zor olabilecek son bir ipucu; bazı yabancı otlarınızı yolmadan önce çiçeklenmesine izin verin. Onlar genellikle baharda ilk çiçeklenen bitkilerdir ve erken süreçte vızıldayan dostlarımıza destek olurlar.
Yuvalamak İçin En İyi Yer  Oduncu arılar bu otelleri! severler Resim DominicusJohannesBergsma/Wikimedia ortaklığı
Avrupalı bal arılarından farklı olarak Avustralyalı arıların çoğunluğu yalnızdır yani dişisi yuvayı çürümüş odunları oyarak, çer çöpü ve hatta seyrekleşen çimlere delik açarak tamamen kendi başına yapar. Bu çalışkan yalnız annelere yardım etmenin en iyi yollarından birisi oduncu arılarımız için biraz arı oteli oluşturmaktır. Oduncu arılar yuvalarını sizin önceden oluşturacağınız deliklere mutlulukla inşa ederler. Bambu yada karton boruları uzunlamasına kestikten sonra onları bir ağacın gövdesine yada elementlerden korunmuş bir duvara yapıştırın. İnternette kolaydan abartılı görünüme kadar değişen bazı güzel ve pratik arı oteli inşa etme rehberleri bulunmaktadır o yüzden arayın.  Sadece bu güzel çiçekler değil, yapraklar da yaprak kesici arılar için mükemmeldir. Hardenbergiawiolacea Resim KymNicolsen
Yerde konaklayan arılar besin temin etme açısından sıkı bir gruptur. Toprak seçimleri türler arasında oldukça değişkendir fakat toprağın açık olmasını, makul şekilde yoğun ve iyi drenaja sahip olmasını sağlamak genel bir kuraldır.Bahçenize üzerindeevleri için açılmış delikler bulunan bir iki çürüyen kütükeklediğiniz için marangoz arılar size minnettar olacaktır. Yaprak kesici arıların başka bir yuvalama gereksinimleri vardır; geniş ve yumuşak yapraklar. Gül gibi bitkiler, Hardenbergia ve Kennnedyia onlar için mükemmel olacaktır.
İğnesiz Muamele
Avustralya’da arıların çoğunluğunun nasıl yalnız olduğunu söylediğimizihatırlıyor musunuz? Şimdi ise azınlığı hakkında konuşma zamanı. Eğer Avustralya’nın en zirvesinde yada doğu kısımlarında yaşıyorsanız (Victoria hariç) iğnesiz bir arı kovanı bulundurmayı düşünebilirsiniz (Austroplebeiaaustralis ve Tetragonulacarbonaria). Bu oldukça sosyal arı türleri bal arılarıyla yakın akrabalardır. Bu yerel arı türlerinin iğneleri körelmiştir yani beyzbol eldiveni büyüklüğünde bir el ile acile gitmek gibi endişeniz olmasın. Onlar bal arılarından daha küçüktürler. 5mm’den daha kısa (tabiki kraliçe arı hariç) ve neredeyse parlak olmayacak kadar mat görünürler. Abdomen renkleri siyahtan kahverengiye ve koyu kırmızıya kadar değişir. Her ne kadar ürettikleri bal mumları serumen isimli cisme dönüşen reçine ile karışık olsa da tıpkı bal arıları gibi bal ve bal mumu üretirler. Yuvalarını ağaç gövdelerine, dallardaki ve kayalardaki oyuklara ve insan yapımı oyuklara yaparlar. Ballarını bal arıları gibi açık hücrelerde saklamak yerine küçük kapalı kozalarda saklamaları onları bal üreten adaylara göre daha az seçilir yapar fakat onları izlemek büyüleyicidir ve oldukça arkadaş canlısıdırlar. Eğer samimi hissediyorsanız bu arılar tatlı hazır içeceğin keyfini çıkarmalarıyla bilinirler.  Austroplebeiaaustralis Resim Dianne
Artık yerel arıları bahçenize cezbetmek için pratik bir kılavuza sahipsiniz. Acele edin ve dikime başlayın. Bu sayede sevimli, miskin, oyuncak ayı arılarının (Amegillabombiformus) doğu Avustralya’da vızıldayışlarının yada parlak yeşil oyucu arıların (Ctenocolletessmaragdinus) batıda gökyüzü boyunca parıldamasını izlemenin keyfini çıkarabilirsiniz.
Editör / Yazar: Onur İLERİ
Kaynak: https://blog.csiro.au/how-to-make-your-garden-native-bee-friendly/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

İnsanlığı tehdit eden en büyük olaylar nelerdir?

Published

on

Popüler kültür, dev bir göktaşının dünyaya düşmesi veya uzaylıların istilası gibi konulara odaklansa da, bu senaryolar günümüzde karşı karşıya olduğumuz tehlikeleri görmezden gelmemize neden olabiliyor. İşte insanlık için en büyük tehditler:
Volkanlar: 1815 yılında Endonezya’daki Tambora Yanardağı patlayıp küllerini yeryüzüne saçtığında, 79 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Bu olay sonucu yeryüzüne vuran Güneş ışınlarının miktarı azaldı ve o yıl, “yazsız yıl” olarak tarihe geçti. 75 bin yıl önce burada dev bir süper yanardağın patlaması, tüm dünyayı etkilemişti. Kimilerine göre, dünya üzerindeki insan nüfusu da büyük oranda gerilemişti. Ancak fazla endişelenmemize gerek yok. 2019’da süper yanardağ patlaması ve Dünya’ya asteroid çarpması gibi doğal felaket yaşama riski yok denecek kadar az. Büyüyen tehditler: İnsan eliyle yaratılan küresel riskler için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Ekonomik Forumu’na göre, 2019 yılının önündeki en büyük tehlike, iklim değişikliği ile bunun olası etkileri. Birleşmiş Milletler (BM), iklim değişikliğinin çoktan ‘ölüm kalım meselesine’ döndüğü uyarısında bulunuyor. BBC’nin tanınmış doğa belgeselcisi David Attenborough ise, “İklim değişikliği dünyanın binlerce yıldır karşılaştığı en büyük tehdit. Medeniyetlerimiz çökebilir” diyor.Aşırı sıcaklık artışı ve deniz seviyesinin yükselmesi, büyük salgınlar ve göç dalgaları, tehlikelerden bazıları. Öte yandan, yapay zeka gibi yeni teknolojiler de giderek bizim için tehlike haline gelebilir. Siber saldırganların koca bir ülkenin verilerini çalması ve fidye istemesinden tutun da, otonom algoritmaların farkında bile olmadan borsayı çökertmesine pek çok senaryo ortada dolaşıyor. Nükleer savaş da, bir diğer olasılık: Üstelik bu, küresel güçler arasındaki nükleer silah gerilimi ile sınırlı da değil. Nükleer silahlar ve geleneksel silahların birbirine karışması ve yapay zekanın nükleer savaşı daha da büyütmesi, güvenliğimizi tehlikeye sokabilir.
Bir başka büyüyen tehlike de, küresel salgınlar: Grip salgınlarının her yıl dünyada ortalama 700 bin kişinin ölümüne, küresel ekonominin de yılda 500 milyar dolar kaybetmesine neden oluyor. İnsan topluluklarının hem nüfus olarak artması hem de daha hareketli hale gelmesi de, salgınların daha kolay yayılmasıyla sonuçlanıyor. Bu da 1918’de 50 milyon kişinin ölümüne neden olan İspanyol Gribi salgınını akla getiriyor. Ancak aşı programlarının yayılması sayesinde riskleri azaltabiliriz. İnsanlık karşısındaki riskleri nasıl ölçersiniz?

  • Tarihsel ve jeolojik kayıtlara bakın. Geçmişteki süper yanardağ patlamaları ve asteoid çarpmalarını araştırın.
  • Doğal örnek vakalar bulun.
  • Bir model oluşturun. Bilim insanları iklim değişikliğinin geleceğini gelişmiş atmosfer modellemeleriyle inceliyor.

Dünya’da 8 milyara yakın insan yaşıyor ve bizler, gün geçtikçe hayatta kalmamız için gereken gıda, su, temiz hava, aynı zamanda onları mal hizmetlere çeviren küresel ekonomiye bağımlı hale geliyoruz. Buna rağmen biyoçeşitlilik seviyesi azalırken, altyapı ve tedarik zincirlerinin aşırı zorlanması sonucu, söz konusu sistemlerin çoğu büyük zarar görmüş durumda. İklim değişikliğinin artan etkileri, durumu daha da kötüleştiriyor. Bu nedenle, küresel riskleri onlara neden olan felaketlerin büyüklüğü ile değil, yaşamımız için gerekli olan sistemlerde yarattığı hasarının büyüklüğü ile ölçmeliyiz. 2010 yılında İzlanda’da patlayan ‘nı hatırlayın. Yanardağ patlaması sonucu hayatını kaybeden olmamıştı ama Avrupa’nın hava trafiği 6 gün boyunca kapanmıştı.2017’de ise, WannaCry fidye yazılımı dünyadaki farklı kuruluşların sistemlerinin kısmen kapanmasına neden olmuştu. Günümüzde neredeyse her şey, elektrik, bilgisayarlar ve internetin çalışıyor olmasına bağlı. Bu sistemlerin nükleer patlama ya da güneş patlaması sonucu zarar görmesi, büyük bir hasara yol açacaktır.
Kaynak: https://www.bbc.com/news/world-47030233

Continue Reading

Ekoloji

Bolivya’da Yaşanan Depremler Dağları Ortaya Çıkardı

Published

on

Deprem hattının en şiddetli kısmında yer alan Bolivya, uzun yıllardır sarsıntılı depremler ile gündeme geliyor. Bu depremler, , bilim insanlarının dünyanın üst ve alt mantoları arasındaki sınırın yapısını incelemeye ve büyük dağ zirveleri ile derin yarıklarla kaplı olduğunu keşfetmelerine yardımcı oldu. Özellikle de 9 Haziran 1944’te yaşanan deprem, yeni bir jeolojik gelişmeyi ortaya çıkardı.

Güney Amerika’da gerçekleşen depremin kırılma noktası yüzeyden 650 kilometre aşağıdaydı. Sarsıntı o kadar kuvvetliydi ki şok dalgası Kanada’ya kadar ulaşmıştı. Derinliği ve büyüklüğü bu denli olan bir deprem; dünyanın derinliklerini, ultrasona girmiş bir canlının iç organlarını görür gibi gözlemleyebilmemize vesile oldu. Modern teknolojik çağda kaydedilen ilk büyük deprem olan Bolivya depremi; ABD’deki Princeton Üniversitesi ile Çinli Bilimler Akademisi’nin ortaklığında yapılan çalışma ile sıradağları ortaya çıkardı. Bilim insanları, deprem sırasında toplanan veriler bir araya getirerek yeraltının yapısını ortaya çıkardı.

1994’de gerçekleşen depremden de veriler alındı ve Jeobilimciler, yerkürenin katmanlarını yakın zamanda ayrıştırmaya başladı. Katmanlardaki sismik hareket farkları, yer kabuğunun altındaki mineraller ve madenlerden kaynaklanıyor. Ortaya çıkan sonuçlara göre yer kabuğu katmanlarını sıradağlar ve yeraltı dağları bölüyor. Bu yapılar aynı zamanda eski tektonik plakalara ve yüzeylere ne olduğunu da ortaya koyuyor. Böylece geçmişte ortaya çıkan dünya yüzeyinin geçmişteki teorilerinin doğruluğu da kontrol edilebilir hale gelecek. California Teknoloji Enstitüsü’nde bir jeoloji uzmanı olan yazar Wenbo Wu, ”Çok büyük ve pürüzsüz bir alanda bu keşif yapıldı. Bu çok heyecan verici bir keşif. Yer kabuğunun içine kadar inebilirsek en eski tektonik plakalara ulaşabilir ve geçmiş teorileri test edebiliriz. Tabii şu ana kadar en fazla 12 km derine gidebildik; bu alanda çalışmak için biraz daha gelişmemiz gerekiyor.” demecini verdi.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.sciencealert.com/a-huge-earthquake-in-bolivia-revealed-mountains-hundreds-of-kilometres-under-the-surface

Continue Reading

Ekoloji

Dünya, Deniz Seviyesinin 6 metre Yükselmesiyle Kaybolacak. Antarktika, Saatli Bir Bomba Olabilir.

Published

on

Yaklaşık 115.000 yıl önce Homo sapiens büyük oranda Afrika ile sınırlı, avcı-toplayıcı topluluğunda yaşıyordu. Henüz kesin olmamasına rağmen yine de Dünyayı Neandertallerle paylaştık. Bu çeşitli insansılar bunu bilmese de, Dünya çok büyük bir sıcak dönemin sonuna geliyordu. Mevcut iklimimize oldukça benzer bir iklimdi, ancak büyük bir çelişki vardı, o zamanlarda denizler bugünkünden 20 ile 30 fit (6 ile 9 metre) daha yüksekti. Bazen Eemian olarak adlandırılan bu antik dönemde, okyanuslar bugün oldukları kadar sıcaklardı. Geçen ay, merak uyandıran yeni araştırmalar, Kuzey Yarımküre buzullarının, Kuzey Kutbu’ndaki dramatik ısınmanın etkisiyle Eemian’da olduğu kadar gerilediğini ortaya koydu. Bulgular, kuzeydoğu Kanada’daki Baffin Adası’nda çalışan bir araştırmacı ekibinin, hızla gerileyen dağ buzullarının erimesiyle meydana çıkan antik bitkilerin kalıntılarını incelediği zaman ortaya çıktı. Bitkilerin gerçekten çok yaşlı olduklarını ve belki de en son 115,000 yıl önce bu bölgelerde yetişmiş olduğunu buldular. Baffin Adası’ndaki araştırmayı yöneten, Boulder’daki Colorado Üniversitesi Jeolojisti Gifford Miller, “Çalıştığımız alanın, geçen yüzyılın son 115.000 yıldaki herhangi bir yüzyıl kadar sıcak olması dışında, başka bir açıklama yapmak çok zor” dedi. Ama Miller haklıysa, büyük bir sorunumuz var. Eemian’dan deniz seviyelerinin jeolojik kayıtlarına sahibiz ve bilim insanları, okyanusların 20 ile 30 fit (6 ile 9 metre) daha yüksek olduğuna inanıyor. Büyük olasılıkla bir miktar su, potansiyel deniz seviyesi yükselmesinin 20 fitten (6 metreden) fazlasını barındıran Grönland’dan geldi. Fakat bu kadar su sadece Grönland’dan gelmiş olamazdı, çünkü o zamanlar buz tabakasının tamamı erimemişti. Bu nedenle araştırmacılar, Antartika’nın en savunmasız kısmı olan Batı Antartika buz tabakasının çöküşünden şüpheleniyorlar. Bu bölge, deniz seviyesinin 10 fit yükselmesini (3 metre) kolaylıkla sağlayabilir. Antarktika’nın Nasıl Düşeceğini Anlamaya Çalışalım
Batı Antartika’nın bir kez daha geri çekilmeye başladığı gösterilmiştir. DeConto ve bazı araştırmacılar deniz-buz uçurumu çöküşü olarak adlandırılan, Batı Antartika’dan deniz seviyesinin çok fazla artışını sağlayabilecek olan anahtar bir süreç bulduklarını düşünüyorlar. Konuyu anlamak için, Batı Antarktika’nın hassas ortamını düşünün. Esasen, o büyük bir kısmı çok soğuk suya batmış muazzam bir buz kütlesi. Buzulların tüm kenarları okyanusa ve merkezine dik açı yapacak şekildedir. Bu yüzden buz tabakasının yüzeyi toplamda iki mil kalınlığında olacak kadar büyüse bile, hızla denize doğru eğim yapar. Denizin üzerinde 1.5 mil kadar buz olsa da, denizin altında çok daha fazla buz kütlesi vardır. Eğer geçit buzulları geriye doğru hareket etmeye başlarsa -özellikle Thwaites adlı (şu ana kadarki en büyük) buzul- okyanus hızla daha kalın buzlara ev sahipliği yapabilir. Fikir şu ki, Eemian döneminde bu bölgenin tamamı bir buz bloğu değil, adı olmayan bir denizdi. Bir şekilde, okyanus içeri girdi, dış buzul savunmasını devirdi ve azar azar Batı Antarktika’nın tamamını suya sokarak erimesine yol açtı. DeConto, meslektaşı David Pollard ile birlikte, bunun nasıl olabileceğini anlamak için Eemian’a ve Pliyosen denilen (diğer bir antik sıcak dönem) bir model oluşturdu. ‘Deniz buz tabakası dengesizliği’ adı verilen modelde, kısmen batmış bir buzulun merkezine doğru gittiğinizde daha derin ve daha kalın olması durumu açıklanmaktadır.Bu yapıda, ısınmış su, okyanusu daha kalın buza maruz bırakarak aşağı doğru hareket etmesine neden olur ve daha kalın buz daha hızlı dışarı akar. Böylece buz kütlesi kendisinden beslenir. Deniz buzu tabakasının dengesizliği muhtemelen Batı Antartika’da çoktandır var, ancak bu model yeterli değildi. DeConto ve Pollard çalışmalarında, şu anda Grönland’da Jakobshavn adlı büyük bir buzulun tükendiğini söylediler. Jakobshavn, bir denizaltı tepesinin yamacından geriye doğru ilerliyor, tıpkı çok daha büyük Thwaites gibi. Ancak Jakobshavn da başka bir şey daha var, neredeyse dilimlenen somun ekmek gibi, önündeki kalın buz parçalarını sürekli olarak koparıyor.  Sonuç olarak, Jakobshavn şimdi denize dik duruyor. Buzulların buzunun çoğu suyun altında ve hatta 100 metreden (330 fit) daha fazla kalınlıkta. Bu kalınlık DeConto ve Pollard’ın çalışmasını sürdürebilmeleri için sorun oluşturuyor. Buz çelik değildir. Kırılır. Ve kırılır. Ve kırılır.. ‘Deniz buz uçurumunun çökmesi’ adı verilen bu ek işlemi, Thwaites’e uygularsanız tam bir felakete sebep olur. Eğer Thwaites bir gün kendi buz rafını kaybeder ve okyanusa dik durursa, su yüzeyinden yüzlerce metre yükseklikte buzdan uçurumlara sahip olursunuz. DeConto ve Pollard, bu uçurumların devamlı denize ineceğini söylüyor ve bu hesaplamayı ekledikleri zaman, sadece Eemian dönemindeki deniz seviyesine yükselmeyi yeniden sağlamakla kalmadılar ve aynı zamanda Antartika’nın bu yüzyılda ne kadar buz üretebileceği – üç metreden fazla – konusunda tahmin yürütmelerini sağladı. Grönland gibi, deniz seviyesinin yükselmesi için diğer etmenler olduğundan beri, bu yüzyılda toplamda 6 fit kadar -kabaca önceki tahminlerin iki katı- su seviyesi yükselmesi görebileceğimiz anlamına geliyordu; Ve gelecek yüzyılda, bu yükselme daha da kötü olacak. Bugün Grönland’da gördüğümüz su seviyelerindeki artışı Antartika’da görseydik, o zaman Antarktika’nın buz tabakası daha kalın olduğu için, deniz seviyesinin yükselmesi gerçekten muazzam miktarlarda olurdu. 
Deniz Buzu Uçurumları Üzerine Büyük Tartışmalar
Tamsin Edwards ikna olmadı. [Kings College London’daki bir glojolog, önde gelen yazarlardan – birkaç Antarktika uzmanıyla – Çarşamba günü Nature’da (DeConto ve Pollard’ı 2016’da yayınlayan aynı dergi) modelini ayrıntılı olarak tartışan bir çalışmanın baş yazarı.] Sonuçları incelemek için istatistiksel bir teknik kullanan Edwards ve çalışma arkadaşları, buzul uçurumların devrilmesinin, sıcak geçen dönemleri yeniden üretmek için gerekmediğini buldular. Bu yüzyılda Antartika’da deniz seviyesinin yükselme olasılıklarının daha düşük olabileceğini söylediler. Haklılarsa, su seviyesi yükselişi 3-4 metre yerine yaklaşık 40 santimetrede kalacak. Edwards, “İşler, son çalışmanın öngördüğü kadar korkunç olmayabilir” dedi. “Ama yine de durum hala kötü.”
Bu yeni bir bilim ve buz kayalıklarının sonuçta deniz seviyesinin yükselişini nasıl etkileyeceği net değil. Fakat sonra Eemian’da ne oldu? Edwards, Batı Antartika’yı kaybetmenin uzun zaman aldığını düşünüyor. Sonuçta, tüm jeolojik dönem binlerce yıl uzunluğunda sürdü. “Biz insanlar sabırsız bir türüz ve buz tabakaları on yıllarca yanıt vermiyor, çok daha yavaş hareket ediyorlar.” dedi. DeConto yeni eleştirisinde, “bu süreçlerin gelecekteki deniz seviyesinin yükselmesi için önemli olmadığını ve ona göre bu durumun tehlikeli bir tür mesaj” olduğunu belirtti.
Dikkate değer önemli bir şey daha var – Eemian, çok miktarda sera gazı yayan insanlar olmadan ortaya çıktı. Atmosferik karbondioksit bugün olduğundan çok daha düşüktü. Bunun yerine, kuzey yarımküreye daha fazla güneş ışığının düşmesine yol açan Dünya’nın yörüngesindeki değişikliklerden kaynaklandı.  Bu sefer etraftaki en büyük fark, insanların Dünya’yı çok daha hızlı ısıtmasıdır. Thwaites Buzulu çalışması için uluslararası milyonlarca dolarlık bir misyonun ABD tarafını yöneten ve Colorado’daki Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezinde kıdemli bir araştırmacı olan Antartika’dan bir araştırmacı Ted Scambos “bu çok önemli bir fark yaratıyor.” dedi. Scambos, “Mevcut iklim değişikliği çok hızlı” dedi ve ısınma oranı buzulların geçmişte olduğundan daha farklı olmasına neden olabilir. Thwaites Buzulu’nun kaderi hakkındaki endişesinin azalmadığını ve buzulun böyle giderse erimenin hızlanmayacağını garanti eden bir model yok” dedi.
Biz insanlar, Eemian’da ve modern dönemde, Thwaites’in erimesi kadar büyük bir buzul görmemiştik. Bunun için emsalsiz bir şeyin olması muhtemel. Örneğin, daha geçen hafta, bilim insanları buzulun bir bölümünün altında açılan büyük bir oyuk olduğunu bildirdi – modellemeler bunu tahmin edememişti. En azından daha olmadan önce gerçekte ne olabileceğini anlamaya çalışan büyük bir proje var. Çalışmalar şu anda örgütlenmiş ve sanayileşmiş biz insanların ve fosil yakıt uzmanlarının, kendi jeolojik geçmişimizin bir tekrarını yürütmeye hazır olup olamayacağımızın belirlenmesine yardımcı olacaktır. Bu makale original olarak The Washington Post. Tarafından yayınlandı.
Editör / Yazar; Zahide Solak
Kaynak; https://www.sciencealert.com/earth-s-climate-s-now-like-115-000-years-ago-when-the-sea-was-much-higher

Continue Reading

Öne Çıkanlar