fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Bazı Antibiyotikler Böbrek Taşı Oluşumunu Arttırıyor

Yayınlandı

üzerinde

Böbrek taşına sahip olmak ölümle sonuçlanmasa da oldukça acı verici bir deneyimdir. Geçtiğimiz birkaç on yılda, bu acı verici rahatsızlığı geçirenlerin sayısı dünya genelinde ciddi boyutta artmıştır. Bu artışı fark eden doktorlar bile böbrek taşı sorunu yaşayanların bu denli çoğalmasındaki şaşkınlıklarını dile getiriyor. Philadelphia Çocuk Hastanesi’nden (CHOP) araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma, genel olarak çeşitli enfeksiyonlar için verilen 5 antibiyotiğin böbrek taşından sorumlu olabileceğini düşünüyor. Böbrek taşı, vücutta kristalleşen tuzların böbreklerde düzgün bir şekilde filtrelenmemesi sonucu birikmesi sebebiyle oluşmaktadır. Böbrek taşını oluşturan sebepler hala biraz bulanık. Bu rahatsızlığa genetik yatkınlık, inflamatuar bağırsak hastalığı, hiperaktif paratiroid bezleri ve obezite gibi durumların etken olabileceği daha önceki çalışmalarda ortaya konmuştur. Betel somunu çiğneme (Asya’da popüler olan güneşte kurutularak çiğnenen bir yiyecektir.), aşırı kafein alımı ve takviyelerden veya antasitlerden aşırı kalsiyum alımı da böbrek taşıyla ilişkilendirilmektedir. Bu riskler arasındaki ortak konu, böbreklerin doğru sıvı-iyon dengesini koruma becerilerini bozmalarıdır.Yapılan birkaç araştırmadan sonra antibiyotiklerin böbrek taşı üzerindeki muhtemel rolü, böbrek taşı olan hastaların böbrek taşı olmayan hastalara kıyasla bağırsak mikrobiyomlarının değiştiğinin ortaya çıkmasıyla ortaya konmuştur. Daha derine inmek isteyen CHOP ekibi, yaklaşık 26 bin çocuğun ve yetişkinin tıbbi hikayelerini 259 binden fazla yaş uyumlu kontrole karşılaştırmak için İngiltere genelindeki kliniklerden elektronik sağlık kayıtlarını kullandı.Amerikan Nefroloji Derneği’nde yayınlanan bulgularda, sülfa, sefalosporinler, florokinolonlar, nitrofurantoin ve geniş spektrumlu penisilin alan hastaların, üç ay ile beş yıl arasında böbrek taşı geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi. Sülfas, aynı zamanda diüretik olarak da kullanılan bir ilaç sınıfı gibi görünmektedir. Sülfas ilaçları alan bir kişi, aynı yaş ve cinsiyette olanlardan daha fazla böbrek taşı alma olasılığı % 133. Penisilinler, en düşük risk oranına sahip. Penisilin kullanan bir kişinin böbrek taşına yakalanma oranı kullanmayana göre %27 daha fazla. Veri analizi ayrıca, antibiyotik maruziyeti ve böbrek taşları arasındaki istatistiksel bağlantının çocuklar ve genç yetişkinler için daha güçlü olduğunu ortaya koydu.
Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/certain-antibiotics-could-increase-your-risk-of-the-living-hell-that-is-kidney-stones/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim insanları, CRISPR ile DNA yerine RNA düzenleyebilecek

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

CRISPR hiç şüphesiz yaşam bilimlerindeki çalışmalara büyük bir ivme kazandıracağı aşikar. Bu teknoloji ile çok kısa sürede sonuçlar alınmasının yanında maliyeti bakımından diğer teknolojilere göre çok daha uygun. CRISPR teknolojisi son 10 yıldır en çok ilgi duyulan gen düzenleme teknolojisidir. Bilim insanları, gen düzenleme teknolojisi CRISPR ile Deoksiribo Nükleik Asit (DNA) yerine Ribo Nükleik Asidi (RNA) hedef alabilen bir enzimin moleküler yapısının haritasını çıkarmayı başardı.

Techcrunch’ın haberine göre, ABD’de Salk Enstitüsünde görevli uzmanlar, gen düzenleme teknolojisi CRISPR ile RNA’nın hedef alınabileceği Cas13d enziminin moleküler yapısını ayrıntılarıyla saptadı. Çalışmanın, gen düzenleme teknolojisinde hücre içindeki fonksiyonların daha kusursuz yönlendirilmesine olanak sağlayacağına inanılıyor. Araştırmanın ayrıntıları “Cell” dergisinde yayımlandı. Münferit hücre içindeki kusurların ortadan kaldırılması için Cas9 enzimiyle DNA’nın hedef alındığı gen düzenleme teknolojisinin, sanılandan daha büyük genetik yıkıma neden olabileceğinden endişe ediliyor.

Bilim adamları, RNA’yı hedef alan CRISPR-Cas13d enzimiyle hücrelerin işlettiği mekanizmaların düzenlenebileceğini, genin üzerinde kalıcı ve potansiyel tehlike oluşturan değişiklikler yapılmayacağına işaret etti. Araştırma ekibinden Hanna Gray Fellow, “DNA sabittir, sürekli değişen, DNA’dan kopyalanan RNA iletileridir. Doğrudan RNA’yı kontrol ederek bu iletileri düzenlemek, hücrenin kaderini etkilemek açısından önemli olası sonuçlar barındırıyor.” ifadesini kullandı.
Kaynak: https://www.genengnews.com/gen-news-highlights/detailed-structure-of-crispr-enzyme-for-rna-editing-technology-described/81256259

Devamını Oku

Yaşam

Dünya Nüfusunun Yarısı, Karasal Alanın %1’inde Yaşıyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

New York merkezli veri çözümleyicisi Max Galka’ya göre, şu an dünyada bulunan 7.3 milyar insanın yarısı, yukarıdaki haritaya serpilen sarı renkli bölgelerde yaşıyor. Geri kalan nüfus ise, devasa boyuttaki siyah alana dağılmış durumda. NASA’nın yayınladığı ve Dünya’daki 14 km karelik her toprak parçasında bulunan küresel nüfusun kaydedildiği ızgaralı nüfus verisini kullanan Galka, insanların yarısının, dünyanın karasal alanının yüzde 1’ine (sarı) tıkıştığını ve diğer yarısının ise geriye kalan yüzde 99’da (siyah) yaşadığını gösteriyor.

Galka’nın Metrocosm sitesinde belirttiği üzere nüfus, genelde ülkeler, eyaletler ve şehirler gibi coğrafi bölgelerle bölünse de; ızgaralı nüfus verisi, küresel nüfusu küçük, eşit şekilde boyutlandırılmış dörtgenlerin oluşturduğu ve yönetimsel sınırların önemini yitirdiği bir ızgaraya bölüyor. Yukarıdaki harita, her biri yaklaşık 4.8 km x 4.8 km (3 mil x 3 mil) ölçüsünde olan 28 milyon hücrelik bir nüfus ızgarasına dayanıyor. Galka şöyle açıklıyor:

  • “Haritadaki sarı bölge, 8.000 veya daha fazla nüfusa sahip hücrelerin tümünü barındırıyor. Bunların her biri yaklaşık 14 km (9 mil) karelik bir alana sahip olduğundan, her sarı hücrenin nüfus yoğunluğu, 1.6 km (1 mil) başına en az 900 insandan oluşuyor.
  • Bunun aksine, siyah bölge ise 8.000’den daha az insanın yer aldığı hücrelerden oluşuyor. Başka bir ifadeyle; siyah alandaki nüfus yoğunluğu, 1.6 km başına 900 insandan daha düşük.”
    Daha iyi bir görüntü için, yüksek çözünürlüklü olanını buradan indirebilirsiniz.


Sarı alanın çoğunun, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının (yüzde 46) bulunduğu Hindistan, Bengladeş ve Çin’de olduğunu görebiliyorsunuz. Buranın altında, Endonezya’da bulunan ve New York eyaletiyle hemen hemen aynı boyutta olan parlak sarı renkli Java adası bulunuyor fakat 140 milyon insandan oluşuyor. Bu durum, adayı dünyadaki en kalabalık ada haline getiriyor. Onun yanında daha soluk renkli bir bölge şeklinde görülen Japonya, 37 milyon insanı Tokyo’ya sığdırarak, dünyadaki en kalabalık ikinci ada oluyor. Tokyo ise dünyanın en kalabalık şehri. Fakat bu bölgelerin hiçbiri, haritanın tamamındaki en kalabalık hücreyi barındırmıyor. “Bütün dünyada en büyük nüfusa sahip olan hücre, Kahire’de bulunuyor” diyor Galka. “Sadece 14.4 km kare (9 mil) ölçüsünde olan alan, bir milyondan fazla insana ev sahipliği yapıyor.” İlginç şekilde harita, nüfus verisini bu yönde görselleştirerek, ABD nüfusunun aslında küresel nüfusun bölünme şeklini yansıttığını gösteriyor.

Galka, internet sitesinde şöyle söylüyor: “Şans eseri, dünya nüfusunu eşit şekilde bölen sarı-siyah bölgelerin aynısı, ABD nüfusunu da eşit şekilde yarıya bölüyor. Dünya nüfusunda olduğu gibi, ABD nüfusunun kabaca yarısı sarı bölgede, yarısı da siyah bölgede yaşıyor.” Peki bu çalışmanın verdiği mesaj ne? Eğer küresel nüfus, tahmin edildiği gibi 2100 yılında 11 milyara ulaşacaksa (ve en fazla artışın Afrika’da meydana gelmesi bekleniyor), herkes için yetecek yerimiz olduğunu söyleyemeyiz. Fakat en iyi ve en yaşanılır bölgelerin halihazırda tamamen kapılmış olması sebebiyle, yayılmak kolay bir şey olmayacak; hem de hiç. Belki de Mars bu yüzden vardır.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/half-the-world-s-population-lives-on-1-of-its-land

Devamını Oku

Arkeoloji

Kayıp Kıta Atlantis Hakkında Bilinmeyen 5 Bilgi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bir gecede okyanusa batan efsanevi kıta Atlantis’i çoğu kişi duymuştur. Atlantislilerin Amerika kıtası hakkında bilgi sahibi olduklarını biliyor muydunuz? Peki Atlantis’in aslında bir imparatorluk olduğunu biliyor muydunuz? Platon’un “Timaeus” ve “Critias” kitaplarında bahsettiği Atlantis, Batı Avrupa ve Afrika’nın birçok bölgesini fetheden ve M.Ö. 9500 yılında Atina’yı fethetmeye çalışan ancak başarısız olan bir uygarlıktır.
1. Konumunu biliyoruz:  2011 yılında arkeolog Richard Freund ve ekibi, İspanya’nın Cadiz kentinde Atlantis imajında inşa edilen anıt şehirler buldu. Cadiz’in konumu, Platon’un metninde bahsedilen konumla eşleşiyor.
Cadiz, Batı Avrupa’da ayakta kalmış olan en eski şehirlerden biridir. Yunan efsanelerine göre kentin tarihi M.Ö. 1100 yılından bile eskiye dayanmaktadır. Peki bunlar neden önemlidir? Eskiden kentin adı Gades’ti. Platon’un metninde Gadeirüs adında bir Atlantis prensinden bahsediliyor.
2. Atlantis ismi, bir yarı-tanrıdan geliyor: 
Atlantis’in adının, Atlantik Okyanusu’nda bulunmasından geldiği düşünülüyor. Ancak metin, deniz tanrısı Poseidon’un Atlantisli bir kadın olan Cleito’dan olan 10 erkek çocuğundan bahsediyor. Hikâyeye göre Poseidon, 10 oğlundan her birine Atlantis’in farklı kısımlarını paylaştırdı. Gadeirus, ikinci büyük oğluydu ve İspanya’da kendisine ait bir şehir vardı. Ancak en büyük oğul olan Atlas hem ada ile hem de çevreleyen deniz ile adaştı.
3. Atlantis bir imparatorluk:  Atlantis denilince muhtemelen kafanızda canlanan görüntü derin ve mavi okyanus sularıyla çevrili yemyeşil bir ada oluyordur. Ancak Platon, bu adada muhteşem bir imparatorluk olduğundan bahseder. Platon’a göre şehri çevreleyen 3 su hendeği ve bu hendeklerin arasında bulunan, şehri denize bağlayan bir kanal bulunur.
4. Atlantisliler Amerika kıtasını biliyorlardı:  Athanasius Kircher’in kuzeyi ters gösteren Atlantis haritası, 1669. Metne göre bir Mısır rahibi Solon’a, Atlantis’in diğer adalara giden bir yol olduğunu ve bu yolu kullanarak Atlas Okyanusu’nun diğer tarafına geçilebileceğini söylemişti. Dolayısıyla Atlantis’in karşısında büyük bir kıta vardı. Buradan Antik Akdeniz İnsanları’nın Amerika’yı bildiği, hatta Amerika’ya geçtikleri düşünülebilir mi?
5. Hikâyenin bir kısmı kayıp:  Platon’un Atlantis ile ilgili 2 kitap yazdığını biliyoruz. Bunlardan biri olan Timaeus’un eksiksiz bir versiyonuna sahibiz. Ancak diğer kitap olan Critas’ın tamamlanmış versiyonuna sahip değiliz. Critas’ta Hermocrates adında bir kitaptan daha bahsediyor. Hermocrates’te ne mesaj vermek istediğini bilmiyoruz. Fakat askeri bir lider olan Hermocrates’in hayat hikayesinden bazı çıkarımlar yapmak mümkün. Peloponez Savaşı’nda Atina’ya karşı savaşan Hermocrates’in hikayesi Atlantis’in hikayesine çok benzemektedir. Belki de verilmek istenen mesaj Atina’nın bu savaşta neden başarısız olduğudur. Fakat kitap kayıp olduğundan bulunana kadar asla öğrenemeyeceğiz. Kaynak: http://listverse.com/2017/07/12/10-things-you-probably-dont-know-about-the-lost-city-of-atlantis/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar