fbpx
Connect with us

Yaşam

Bebek kafatasları doğum sırasında ne kadar ezilir? 3D görüntüleri ortaya çıkarıldı

Published

on

Bebekler annenin doğum kanalından geçtiğinde, doğum kanalı uyum için geçici olarak minik kafalarını sıkar, esnek kafataslarını uzatır ve beyinlerinin şeklini değiştirir. Şimdi, bilim insanları bu şaşırtıcı koni benzeri bozulmanın boyutunu gösteren 3 boyutlu görüntüleri ortaya çıkardılar. Mayo Clinic’ e göre bebeklerin kafaları baskı altında şekil değiştirebiliyor çünkü kafataslarındaki kemikler henüz birbirine kaynaşmamış halde. Başın üstündeki yumuşak bölgeler, doğum kanalından sıkılır ve beynin bebeklik döneminde büyümesine izin verir. Bununla birlikte, doğum sırasında bebeğin kafatasının ve beyninin nasıl şekil değiştirdiğinin kesin mekaniği iyi anlaşılmamıştır. Bu işlem hakkında daha fazla bilgi edinmek için bilim insanları yedi gebe kadında manyetik rezonans görüntüleme (MRG) taraması yaptılar: Denekler 36-39. Haftalar arasında olduklarından ve servisleri tamamen dilate (dilate: Genişletmek; büyütmek; açmak) olduktan sonra doğum eyleminde bulundular.

Onların görüntüleri, tüm bebeklerde fetal kafa kalıplaması olarak bilinen – önemli sıkışma olduğunu ortaya koydu ve doğum sırasında bebek kafaları ve beyinlerine uygulanan baskıların, bir kez daha düşünülenden daha güçlü olduğunu öne sürdü. Araştırmacılar, yedi fetüsün hepsinde, doğumdan önce üst üste binmeyen kafatası kemikleri, doğum başladıktan sonra bebeklerin başlarını ve beyinlerini deforme ederek gözle görülür bir şekilde üst üste bindiğini yazdı.

Beş bebekte, kafatasları doğumdan hemen sonra prelabor şekillerine geri döndü ve yeni doğanlara bakıldığında deformasyon farkedilmedi. MRI taramaları, ultrasonla görülemeyen yumuşak dokular hakkında görüşler alınarak, doğum sırasında fetal kafataslarının ve beyinlerin deformasyonunu ve etrafındaki maternal (maternal: Anneye ait; anne ile ilgili) yumuşak dokuların hareketini anlamak için önemli ipuçları sağlandı. Bulgular PLOS One dergisinde yayınlandı.

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.livescience.com/65487-3d-image-baby-skulls-birth.html

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

TV’nizi Gece Açık Tutmak Kilo Almanıza Neden Olabilir

Published

on

Geceleri ışığa maruz kalma- bir yatak odası TV ‘sinin parıltısından veya pencereden sokak lambasından – uykunuzu bölmekten daha fazlasını yapabilir. Yeni bir araştırma, kadınlarda kilo alımı ve şişmanlık riskini artırabileceğini öne sürüyor. Araştırmacılar, geceleri ışığa maruz kaldıklarını bildiren kadınların, geceleri ışığa maruz kalmayan kadınlara kıyasla, yaklaşık altı yıl boyunca kilo alma ve obez olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu bulmuşlardır. Bulgular, geceleri ışığın sağlık için kötü olabileceğini düşündüren artan bir kanıt kitlesine katkıda bulunmaktadır. Yazarlar, hayvanlarda yapılan önceki çalışmalara dayanarak, gece ışığa maruz kalmanın uyku ve sirkadiyen ritimleri (1) bozabileceğini, yeme davranışlarını değiştirebileceğini ve kilo alımını artırabileceğini öne sürdü. Çalışmanın yazarları, sağlıksız beslenme davranışları ve düşük fiziksel aktiviteler gibi sonucu etkileyebilecek faktörleri tam olarak hesaba katmamışlardır. Başka bir deyişle, geceleri ışığa maruz kalmak, sağlıksız davranışlarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere ” kilo alımı ve şişmanlığa katkıda bulunabilecek faktörlerin” merkezini temsil edebilir.

Zararlı Işık?

Önceki çalışmalarda, gece ışığa maruz kalma ile obezite arasında bir bağlantı bulunmuştur. Bununla birlikte, bu araştırmanın çoğu, gece yüksek seviyede ışığa maruz kalan gece vardiyasındaki çalışanlarda yapıldı; bu sonuçlar genel popülasyon için geçerli olmayabilir. Genel popülasyonda yapılan az sayıda çalışma tipik olarak zaman içinde tek bir noktada veri toplamıştır, bu nedenle araştırmacılar geceleri ışığın zamanla kilo alımına bağlı olup olmadığını belirleyememiştir.

Yeni çalışmada araştırmacılar, 35 ila 74 yaş arasındaki yaklaşık 44.000 kadını analiz ettiler. Katılımcıların ağırlığı çalışmanın başında kaydedildi ve ortalama 5,7 yıl izlendi. Araştırmacılar, katılımcıların nerede yaşadığı (kentsel, banliyö ya da kırsal alanda), hane halkı gelirleri, kafein ve alkol tüketim düzeyleri ve herhangi bir depresyon ya da strese maruz kalma gibi faktörleri hesaba kattıktan sonra elde edilen bulguları dikkate aldı.

Bağlantının Ardında

Yazarlar, geceleri ışığa maruz kalmanın dolaylı olarak, iştah hormonlarını bozabilecek ve dolayısıyla yiyecek tüketimini artırabilecek uyku süresini azaltarak obezite riskini etkileyebileceğini belirtti. Veya geceleri ışığın obezite üzerinde daha doğrudan bir etkisi olabilir. Geceleri ışığa maruz kalmak uyku veya stres hormonu seviyelerini bozabilir veya kilo alımına katkıda bulunan şekillerde doğrudan metabolizmayı etkileyebilir.

Araştırma yazarları, akıllı telefonlardan, bilgisayar ekranlarından veya tabletlerden gelen ışığa maruz kalmayı özellikle değerlendirmediler, ancak daha önce yapılan araştırmalarda, bu cihazlardan (“mavi ışık” yayan) ışığa maruz kalmanın zayıf uyku ve gündüz uykululuğuyla ilişkilendirildiği belirtildi. Park ve Sandler, geceleri mavi ışığa maruz kalmanın kilo alımı ve şişmanlıkla da ilişkili olduğunu düşünüyor, ancak gelecekteki çalışmaların incelenmesi gerektiğini belirtti.

(1) Sirkadiyen ritim: Sirkadiyen ritim, özetle vücudunuzun saatidir. Vücudunuzun kimyasal ve hormonal üretim ve metabolizmasını yaklaşık 24 saatlik döngü boyunca düzenler. Bu, uyku zamanında uyumanızı ve uyanmanız gerektiğinde uyanmanızı sağlar.

Çeviri: Ülkü Güngör

Kaynak: https://www.livescience.com/65681-light-night-weight-gain.html

Continue Reading

Bilim

Bilimin Henüz Yanıtlayamadığı 5 Soru

Published

on

Her şey göz önünde bulundurulduğunda çağımız  bilim ve teknoloji açısından büyüleyici bir çağ olarak görülüyor. Bilimin yanıtladığı birçok sorunun cevabına sahibiz fakat hala bir o kadar da kesin cevaplar ortaya koyamadığı sorular da mevcut, peki bu sorular nedir ve bu kadar gizemli olmalarındaki etken nelerdir? Bilim zamanla gelişen ve çözümler üreten bir olgudur. Bu da demek oluyor ki henüz cevaplanmamış sorular olsa da hızlı gelişen teknoloji ve öğrenme yeteneği ile bu sorunlar kısa sürede cevaplanabilir hale gelmesini umuyoruz. Dilerseniz bilimin “şimdilik” cevaplayamadığı bazı sorulara birlikte göz atalım.

1. Neden Rüya Görürüz?

Bilim insanları, uykunun hangi aşamasında gerçekleştiğine dair yaptıkları araştırmalarda rüyaların REM safhasında, yani uykunun dördüncü safhasında gerçekleştiğini bulmuşlardır. Bu safha toplam uyku süresinin yüzde 15 ila yüzde 20 ’sini oluşturur. Ayrıca bu aşamada beynin elektrik sinyalleri vücuda o kadar güçlü verilir ki tıpkı uyanık olduğunuz zamanlardaki gibi fiziksel aktiviteler gösteririz. Bunlar bilimin açıklayabildiği kısmı. Peki ya rüya görüyor olmamızın ve rüyada gördüklerimizin nedeni? İşte burada bilim insanları fazla bir yanıt veremiyorlar. Bazı görüşler, rüyaların beynimizin kısa veya uzun vadeli bilgileri sıralayıp saklaması için verdiği biyokimyasal bir reaksiyon olduğunu öne sürüyor. Her her hâlükârda rüyalar iç dünyamızın aslında ne kadar derin ve tuhaf olduğunu kanıtlıyor.

2. Evrende Yalnız mıyız?

Bazıları evrende tek akıllı yaşam formu olduğumuzu düşünebilir. Eğer durum böyleyse hayal dahi edilemeyecek kadar büyük olan bu evrende yapayalnızız. Bazı bilim insanları ise sadece bizim galaksimizde bile yaşanabilir gezegenlerin sayısının 40 milyara kadar çıkabileceği kanısında. Hâl böyle ise uzaylıların bizlerle aynı evrende yaşıyor olma ihtimali de büyük bir olasılık. Gezegenimizin yaşam biçimlerinden en basit olanı dahi, modern bilim için bile çok karmaşık bir kimyasal tepkimeler ve hücreler çorbasıdır. İnanılmaz zorlu koşullarda hayatta kalabilen bakterileri anlamaya çalışıyorken uzaylıları bulmak ve onlarla iletişime geçebilmek çok daha karmaşık olabilir. Ama yine de NASA bu konuda umutlu, önümüzdeki 10 yıl içinde yaşam izleri bulabileceklerini düşünüyor.

3. Sahip Olduğumuz Bilinç Nereden Geliyor?

Zihnimiz iç konuşmalar, kim olduğumuz ve dünyadaki amacımızla ile ilgili sorularla dolu. Bildiğimiz kadarıyla bu tür aktif bilinçliliğe sahip tek yaratıklarız. Burada en büyük rol tabii ki beynin elinde, sahip olduğu 100 milyar sinir hücresiyle durmaksızın günlük problemler ve biyolojik işlevleri aynı anda yürütme özelliğine sahip eşsiz bir organ. Aynı zamanda bilim insanlarının yıllardır üzerinde çalıştığı ve hâlâ soru işaretlerini de beraberinde getiren bir alan. Bilim insanları şu an biyolojik kökenlere doğru yöneliyorlar. Şu an için bilinçliliğin öz farkındalık ve karmaşık düşünceye yönelik biyolojik süreçler koleksiyonu olarak görüyorlar.

4. Gerçeklik Gerçek mi?

Bazı bilim insanlarına göre fiziksel gerçeklik değişken bir kavramdır. Onlar için temel gerçeklik kuantum mekaniğine dayanıyor, en basitinden bir elektron bile ölçümüne bağlı olarak dalga veya parçacık özelliği gösterebiliyor, yani değişebiliyor. Evren ise sandığımızdan fazla boyuta sahip olabilir; bu noktada temel kuvvetler onları nasıl algıladığımıza göre değişkenlik gösterebilir. Mesela yerçekimi bir boyutta en zayıf temel kuvvet olarak bilinirken diğer boyutlarda en güçlü derecede olabilir. Göründüğü üzere ortada bu denli karmaşık bir yapı varken fizikçiler gerçeğin doğasını anlayabileceğimizden emin değiller. İhtimali en yüksek olan düşünce, evrenin binlerce boyuta sahip olduğu ve bu boyutlara ulaşmanın neredeyse imkansız olduğudur.

5) Zamanda Yolculuk Yapmak Mümkün mü?

Bilimsel gelişmeler sayesinde olacağını tahmin dahi edemeyeceğimiz durumlara tanık oluyorken, zamanda yolculuk yapma fikri pek de imkansız görünmüyor.  Bir olasılık, insanların zaman ve mekan içinde hareket etmelerine yardımcı olabilecek bir köprü olan solucan delikleri. Kimi bilim insanları solucan delikleri aracılığıyla teorik olarak galaksinin farklı yer ve zamanına gidebileceğini savunuyor. Işık hızı ile seyahat etmeyi de düşünebiliriz, çünkü bu noktada sizin için zaman geride bıraktıklarınız ile kıyaslandığında büyük ölçüde yavaşlar. Fakat şu anki bilim hiçbir şeyin ışık hızına çıkamayacağını, çıksak bile bunun bedenlerimizi parçalarına ayırabileceğini söylemektedir.

Kara deliklerin etrafında bir yörüngede dönmek de işe yarayabilir. Buralarda yerçekimi öyle kuvvetlidir ki, zamanı yavaşlatır. Kara delik etrafındaki bir yörüngede zaman yaklaşık yarı yarıya daha yavaş geçecektir; burada sizin algınıza göre geçireceğiniz 10 yıl, Dünya’nın 20 yılına denk düşer. Bu senaryolardan herhangi birini kurcalayarak sonunda zaman yolculuğunun yolunu bulabiliriz. Ancak işin ardındaki bilimi çözdüğümüz durumda bile zaman yolcuğunu tehlikeli ya da verimsiz kılacak bir sürü paradoksla uğraşmamız gerekecek. Şimdilik zaman yolculuğu filmlerin ve kitapların konusu olarak kalmaya devam edecek.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak:  https://science.howstuffworks.com/innovation/scientific-experiments/10-questions-science-cant-answer-yet.htm ,  https://www.livescience.com/38234-is-reality-real-or-not.html

Continue Reading

Yaşam

Gombe Şempanze Savaşları 1974-1978

Published

on

1974-1978 yılları arasında Tanzanya’da bir kabile savaşı başladı. Yerel bir liderin ölümünden sonra klasik gerilla savaşına karışan iki rakip grup kuruldu. Sonunda kuzey grubu, güney grubunu sistematik olarak ortadan kaldırarak neredeyse hepsini, hatta çocukları bile öldürdü ve kurtulanları kaçırdı. Ancak bu savaştaki eşsiz faktör, tüm katılımcıların Şempanze olmasıydı.
1960 ’lara kadar, vahşi maymunları incelemek için çok az çaba sarf edildi. Afrika’da önde gelen bir paleontolog olan Dr. Louis Leakey, ilk insanların atalarının olası sosyal yapıları hakkında daha fazla bilgi edinmenin bir yolunun en yakın yaşayan akrabalarımızı incelemek olduğuna karar verdiğinde bu durum değişti. Böylece göreve üç öğrenci atadı: biri orangutanları incelemesi için Borneo’ya, diğeri gorilleri incelemeye Ruanda’ya, üçüncüsü, Jane Goodall, Tanzanya’daki Şempanzeleri incelemek için Gombe Ormanına gönderildi. Bu çalışma, şimdiye kadar yapılmış en dikkat çekici uzun süreli bilimsel çalışmalardan biri haline geldi.

Gelecek beş yılda, Jane Goodall daha önce bilinmeyen şempanzeler hakkında çok şey keşfetti. İnsanlara genetik olarak en yakın olan şempanzeler, sıradışı bir şekilde de insanlar gibiydi: sıkı sıkıya bağlı sosyal gruplar, ittifaklar ve ortaklıklar temelinde karmaşık siyasi yapılar oluşturdular. Doğal ortamları hakkında kapsamlı bir bilgiye sahiptiler ve onları akıllıca kullanabiliyorlardı. Hatta tıbbi ihtiyaçları olan bitkileri ihtiyaç duyduklarında bile seçebiliyorlardı. Şempanzeler, fındık kırmak için taştan yapılmış kırıcılar, termit avcılığı için soyulmuş ince dallar ve avcılık için keskinleştirilmiş tahta mızraklar ve bunların oluşturduğu yerel kültürler de dahil olmak üzere aletler (eskiden yalnızca insan olarak düşünülen bir alan) üretip bunları kullanabildiler. Her topluluk, nesilden nesile kendi bilgi birikimini de aktardı. Şempanzelerin kesinlikle vejeteryan olduğu düşünülülürken, Colobus Maymunlarını yiyecek olarak dikkatlice takip edip öldürecek ve av partisi üyeleri arasında yüksek değerli eti paylaşan organize av partileri oluşturduğu keşfedildi. Bugün vahşi doğada şempanzeler hakkında bildiklerimizin çoğu Jane Goodall’ıneseridir.

Ancak Goodall da biraz eleştirilmiştir. O (ve diğerleri), şempanzeleri yıkıcı ve savaşçı insanların aksine, tabiat ana ile uyum içinde, barış içinde yaşayan bir tür hippi grubu ve kıllı küçük insanlar olarak görüyorlardı. Antropomorfizmaya ve çalışma konusundaki duygusal katılımına bilimsel yargılarını bulanıklaştırma ve etkileme izni verdiğine dair suçlamalar vardı. Hayal kırıklığı 1974’te geldi. Üç yıl önce, Goodall’ın Leakey adını verdiği Gombe’deki birliklerden birinin alfa erkek lideri öldü. O zamanlar bilmese de, ayrıntılı saha içi çalışma notları daha sonra bunun şempanze bandında çoğu için ölümcül bir bölünme ürettiğini gösterecekti. Şempanze birlikleri hiyerarşik bir politik yapıya dayanıyor.

En üstte alfa erkek bulunuyor.Alaf erkeksadece birlikteki tüm kadınlarla eşleşmekle kalmaz, aynı zamanda “kabile lideri” olarak da işlev görür ve birliğin nereye hareket edeceğini, ne zaman yemesi gerektiğini ya da uyuyacağı zamanı belirlemekgibi tüm kararları verir. Ancak, alfa erkek kendi başına yönetemez: bulunduğu pozisyon, grubun diğer erkekleriyle olan karmaşık ittifaklar ve ortaklıklar ağına dayanır. Sonuç; hiziplerin oluştuğu (kırıldığı), en güçlü ittifakın hüküm sürdüğü ve diğer ittifakların kendi planlarını hazırlayıp, kendileri için güç elde etme şansı elde edene kadar zamanlarını sabırla bekledikleri Bizans benzeri bir siyasi manzara…

Alfa lideri olarak Leakey, teğmenlerin bir ittifakı tarafından iyi bir şekilde desteklenmişti ve yaklaşık 15 erkek ve 15 kadından oluşan birlikte düzeni koruyabiliyordu. Fakat 1971’deki ölümünden sonra liderlik büyük yetişkin bir erkek olan Humphrey’e düştü. Humphrey, Leakey’in sahip olduğu kapsamlı destek ağına sahip değildi ve kısa sürede liderliğine Charlie ve Hugh adında bir çift küçük erkek kardeş tarafından meydan okundu. Yıllar boyunca, grubun geri kalanı tarafları seçti. Charlie / Hugh “isyancı” grup, diğerleriyle gittikçe daha az zaman geçirmeye başladılar veHumphrey grubunu görmezden gelmeye meyilliydiler. Sonunda bölünme hem sosyal hem de fiziksel hale geldi:Kahama birliği olarak isimlendirilen Charlie / Hugh grubu, güneyde bir bölge yamasına taşındı,Kasakela birliği olarak isimlendirilen Humphrey grubu ise kuzeyde kaldı. Goodall, bölünmenin iki yeni askeri birlik ile sonuçlanacağını, 7 yetişkin erkek ve 3 dişi olan Kahama grubunun ve 8 erkek ve 12 dişinin bulunduğu daha büyük Kasakela grubunun ortaya çıkacağını varsaydı. Ama bir sonraki olay olağanüstüydü.

Goodall ve onun saha gözlemcileri ayrıntılı notlar izleyip kaydederken, Kasakela birliği Kahamalara karşı sistematik bir şiddet kampanyası olarak tanımlanabilecek bir hareket başlattı. Kasakelalı erkek grupları gizlice Kahama bölgesine girmeye başladı, görünüşte bir şeyler aramaya başladılar. Ocak 1974 ‘te aradıkları şey belli oldu: altı Kasakela erkek grubu, yalnız bir ağaçta meyve yiyen Godi adında genç bir Kahama erkeğini sardı. Kasakelalılar onu ağaçtan çekip yere sürükledi ve erkeklerin birçoğu Godi’yi kolları ve bacaklarından tuttu, diğerleri onu dövdü ve ısırdı, birkaç kez büyük bir kayaya çarptı. Godi sürünerek uzaklaştı fakat bir daha asla görülmedi. Büyük ihtimalle dayaktan öldü.

Kasakelalılar, Şempanze ekolojisinden yararlanan kasıtlı bir taktik kullanıyor gibiydi. Şempanzelerin sosyal hayvanlar olmasına rağmen, normalde yapmadıkları bir şey var ki o da yiyecekleri paylaşmaktır. Yiyecek aramaya gelince, her yetişkin kendi başınadır. Ve büyük bir Şempanze grubu olan grup, yenilebilir kaynaklarının herhangi bir alanını reddettiğinden, her bir şempanzeçevredeki ormanda yiyecek aramak için sabahları diğerlerinden dayrılıp öğleden sonra gruba geri dönerek bunları dağıtıyordu. Kasakela erkekleri kasıtlı olarak Kahama bölgesine giriyor gibiydiler ve beslenme süreleri boyunca saldırılara açık olan birliklerinden ayrılmış yalnız bireyleri arıyorlardı. Klasik gerilla savaşıydı.

Bu taktikleri kullanarak Kasakelalılar, önümüzdeki dört yıl boyunca, her seferinde bir defa olmak üzere Kahama erkeklerini sistematik olarak araştırdı ve pusu kurdu. Korkunç bir şekilde, Passion adlı Kahama kadınlarından biri, belki de bitmeyen stres nedeniyle, çocukları kaçırmaya, öldürmeye ve kendi askerleri içinde yemeye başladı. 1977’de Kahama erkekleri Charlie ve Sniff öldürüldü. Birliğin erkekleri tamamen ortadan kalktıktan sonra, Kasakela akıncıları kadınlara döndü. Bunlardan üçü zorla Kasakela topraklarına sürüklendi, bir başkasının dövüldüğü ve ısırıldığı, diğerlerinin kaybolduğu ve muhtemelen öldürüldüğü gözlendi. Tüm bebekleri de tahrip edildi. 1978’de Kahama birliği artık yoktu. Tamamen ve sistematik bir şekilde silinmişti.

Goodall için hayal kırıklığı yıkıcıydı. Daha sonra şöyle yazdı: “Birkaç yıl boyunca bu yeni bilgiyle başa çıkmak için mücadele ettim. Çoğunlukla gece uyandığımda aklımakorkunç fotoğraflargeliyordu. Onu özellikle etkileyen bir kare, ölmekte olan bir Kahama erkeğinin yüzünden akan kanı yakalamak ve böylece içebilmek için ellerini çukurlayan, ironik bir şekilde Şeytan adındaki genç bir erkeğe aitti.

Dört yıllık savaşında muzaffer olan Kasakela grubu şimdi boş Kahama bölgesine taşındı. Ancak zaferleri kısa sürdü. Sınır anlaşmazlıkları kısa sürede Kasakelalıları ve onlardan daha büyük Kalande birliği olan yeni komşuları arasında dağıldı. Kasakelalılar bu anlaşmazlığı kazanacak sayılara sahip değildi ve çatışmadan kaçınmak için eski bölgelerine geri çekildiler.

Gombe Şempanze Savaşı, bilim topluluğunu hem elektriklendirdi hem de böldü. Bazıları için, kabileler arası şiddet ve savaşın; primatlarda genetik olduğu, insanların genetik olarak en yakın akrabalarındave aynı zamanda kendimizde olduğu gibi değiştirilemez bir parçası olduğu kanıtlandı. Diğerleri için, Gombe Savaşı sadece bir sapmaydı: bazıları Goodall ‘ın varlığının bu olayı kışkırttığını savundu (ilk çalışmalarında, araştırmacıların onları izlemesi için bazı birliklere yiyecek vermesini sağladı. ), diğerleri bunun geçici bir kalabalık ve kaynak yetersizliğinden kaynaklandığını savundu.

Bu konu daha ileri çalışmalara yol açtı: Araştırmacılar, hem hüküm süren askerler arasında hem de sürmeyenler arasında, bazı durumlarda askerlerin müdahaleci olmayan yöntemlerle gözlenen diğer birlik içi Şempanze şiddeti örneklerini buldular. Diğer şempanzeler tarafından öldürüldüğü bilinen şempanzelerin yarısından fazlasının Gombe Savaşı dahil olmak üzere sadece iki ihtilaftan kaynaklandığı ve bunların her ikisinde de kaynak eksikliğinin motive edici bir faktör olabileceği bulundu. Ayrıca, 2002 yılında Meksika ‘daki Örümcek Maymunları başta olmak üzere, diğer primat türlerinde de “savaş” bulundu.Bu çatışma birliklerden birinde erişkin kadınların bulunmamasından kaynaklanıyor gibi görünüyor.

Çeviri: Burak AKTEPE

Link: https://lflank.wordpress.com/2016/11/10/the-gombe-chimpanzee-war/

Continue Reading

Öne Çıkanlar