Bizi Takip Edin

Bilim

BİLİM ADAMLARI GENÇ İNSANLARIN KANIYLA YAŞLI FARE GENÇLEŞTİRDİ

Yayınlandı

üzerinde

Ürpertici bir halk hikayesinden çıkmış birşey gibi gelebilir ancak bilim adamları, genç insan kanının eski bedenlere enjekte edilmesiyle gençleştirmenin mümkün olabileceğine dair kanıt buldu. Yeni bir araştırmada, araştırmacılar, bir grup sağlıklı, 18 yaşındaki genç katılımcılardan kan örnekleri aldılar ve 12 aylık farelere enjekte ettiler. 3 hafta boyunca, farelere haftada 2 kez insan kanı plazması enjekte edildi. Plazma, bilim adamlarının gençleştirici özelliklerinden sorumlu olduğunu düşündükleri kan sıvı bileşenidir.

Bundan sonra, Kaliforniya merkezli biyafarmasötik şirketi Alkahest’den bilim adamları, enjekte edilen hayvanların davranışlarıyla, enjekte edilmeyen 3 aylık ve 12 aylık farelerin genç ve yaşlı kontrol gruplarını karşılaştırdı. Yeni kan, yaşlı farelerin gençleşmesini sağladı. Aynı zamanda bellek yetkinliklerinin de arttığına dair kanıtlar var. Araştırmacılar, tedavi edilen fareleri Barnes labirenti olarak adlandırılan bir aygıta yerleştiriyorlar. Bu, kemirgenlerdeki mekansal öğrenmeyi ve hafızayı ölçmek için kullanılan bir araç. Daha zayıf hafızadan ötürü, yaşlı fareler Barnes labirentini gezme konusunda kötü olmaya eğilimlidir. Ancak testlerde, tedavi edilen hayvanlar, genç fareler kadar iyi performans göstermiştir.

Alkahest araştırmacılarından biri olan Sakura Minami, New Scientist’da Jessica Hamzelou’ya şöyle demiştir:
Bir gençleşme etkisi görüyoruz. Genç insan plazması, bilişimi geliştirir. Hafızaları korur.

Sinirbilimci ve Alkahest kurucusu Karoly Nicolich’e göre, genç kanın gençleştirici özellikleri, genç ve yaşlı plazmanın farklı protein yapımlarına indirgenmiştir. Plazma binlerce protein içerir. Ancak genç plazma, dokuları canlandıran birtakım proteinleri içerirken, yaşla birlikte bunlar kaybolur ve yerini zararlı moleküller alır. “Aslında ilk kez yüzlerce proteinin yaşlanma ile değiştiğini farkettik” diye ekledi Nikolich. “Yaşlanan plazmada gördüğümüz şey, inflamatuar olan ve hücre ölümüne neden olan proteinlerin artmasıdır.”

Bu proteinlerin tam olarak ne olduğuna gelince, araştırmacılar bu ayrıntıları henüz paylaşmıyorlar. Ancak Minami, bu proteinlerin sadece vücut dokularında etki yaratmadığını, aynı zamanda da bazılarının beynin üzerinden geçtiğini söylüyor.

Ekip, plazma tedavisini alan farelerin beyinlerinin kesitlerini incelediğinde ve enjeksiyon almamış benzer yaştaki farelerle karşılaştırdığında, tedavi edilen hayvanlarda yeni oluşmuş nöronların daha büyük miktarlarda olduğunu gördü. Nöronlar, öğrenme ve ezberleme kabiliyeti açısından önem taşıyan nevrojenez adı verilen yerde oluşur. Ve farelerin beyinleri, genç insan plazmasının bu işlemi arttırdığını gösteriyor. Minami CBS’ye “Oldukça dramatik” dedi. “Tedavi yaptığımızda bunun 2 katına çıktığını görüyoruz.”

Çalışma, bu hafta San Diego’daki Neuroscience Topluluğunun yıllık toplantısında sunuldu. Ancak, henüz diğer araştırmacılar tarafından incelenmediğini ve yayınlanmadığını belirtmek önemli. Bu nedenle, bu araştırmanın potansiyel erişimini gözönünde bulundururken, etkilerinin şu zamana kadar sadece farelerde görüldüğünü aklımızda tutmalıyız.

Fakat bu, genç kana bağlı olarak farelerde gençleşmeyi bulmak için yapılan ilk çalışma değil. 2014 yılında yapılan bir dizi çalışma, genç farelerden yaşlı farelere alınan kan infüzyonlarının, yaşlı hayvanların kognisyon ve gücünü geliştirdiğini ortaya koydu;buna rağmen, Alkahest araştırması, insan kanının iki türe de aynı avantajları sağladığını bulan ilk çalışma olabilir. Alkahest araştırmacıları, şimdi de genç insan plazmasının yaşlı insanlar için de aynı şeyi yapıp yapamayacağını araştırmak istiyor. Ve Stanford Üniversitesinde, hafif yada ılımlı Alzheimer hastalığı bulunan 18 kişinin bulunduğu bir klinik araştırmaya başlamışlardır. Bu deneme başarıyla sonuçlanırsa, genç kan tarafından uyarılan nevrojenezin, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklarda bilişsel düşüşe neden olan iltihaplanmayı karşılayıp karşılamadığını, daha fazla hasta ve daha fazla plazma dozu içeren daha geniş bir çalışma ile takip etmeyi umuyorlar.

Bu tür araştırmalara bakan tek şirket bu değil. Ambrosia adlı başka bir şirket, bir defaya mahsus genç plazma enjeksiyonu alabilecek 35 yaş ya da daha üstünde insanların bulunduğu bir klinik araştırma için, gönüllü arıyor. Bir kerelik tedavinin yaşlanma karşıtı yararlar sağlayacağı konusunda ise netlik yok ve şirket, deneme masraflarını karşılamak için katılımcılardan 8000 dolar ücret talep ettiği yönünde bazı eleştiriler aldı. Bununla birlikte, bu alandaki herhangi bir araştırma, özellikle, teknik girişimci ve kan temelli anti-aging tedavilere olan kişisel ilgi alanının milyonlarca kişiyi sağlık araştırmasına kanalize ettiği PayPal kurucularından Peter Thiel’in dikkatini çekiyor.

Sonuç olarak Alkahest, Alzheimer hastalığına yakalanan hasta sayısına yardımcı olmak için dünyada yeterince genç insan plazması olmadığından, gerekli proteinin sentetik versiyonlarını üretebileceğini de belirtiyor. Ama bunun için uzun bir yol var. Şimdilik, tüm gözler, genç kanın farelere olduğu kadar insanlara da yardım edip edemeyeceğini ilk kez görme şansımızın olabileceği ilk araştırmaya odaklandı.

Nikolich, CBS’ye verdiği demeçte, sonuçların yıl sonunda geleceğini söyledi.

Kaynak: http://www.sciencealert.com/scientists-have-rejuvenated-old-mice-with-the-blood-of-human-teenagers

Devamını Oku
1 Yorum

1 Yorum

  1. Pingback: BİLİM ADAMLARI GENÇ İNSAN...

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yeni Araştırmalar İnsan Ömrünün Bir Genetik Sınırı Olduğunu Ortaya Koydu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni gerçekleştirilen bir araştırmayla insanlığın fiziksel gelişme ve ömür bakımından zirveye ulaştığı iddia edildi. İnsan ömrüne dair ortaya konan bu sınır çevresel koşullarla birlikte genetik kısıtlamaların bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Araştırma ekibi, insan ömrünün ve insanın fiziksel yeteneklerinin bir sınırı olduğunu ve insanlığın zaten bu eşiğe ulaşmış olabileceğini ortaya koyuyor. Ekip bu eşiği aşmamızın mümkün olamayabileceğini de ifade ediyor. Nitekim elde edilen bulgular; kişinin yaşı, fiziksel yetenekleri gibi unsurlarda maksimum genetik ve biyolojik sınıra işaret ediyor.
120 yıldan daha uzun tarihi bilgiyi kapsayan bu araştırma, kısa bir süre önce Frontiers dergisinde yayımlandı. Bu eşiğin üstesinden gelmek yerine insanlar arasında bu eşiğe yaklaşanların oranında bir değişiklik olacağı iddia ediliyor. Bu süreçte daha fazla insan yaşam beklentisini en yüksek seviyeye taşıyacak, ancak maksimum sınırı aşamayacak.

Araştırmacılar antropojenik faktörler ya da çevrenin üzerimizdeki etkilerinin bu eşikte düşüş yaşanması ihtimalini gündeme getirdiğini ifade ediyor. Tüm insan biyo belirteçleri olan (solunum sayısı, böbrek filtrasyonu vb. süreçler hem genetik yatkınlığa hem de çevresel parametrelere bağlıdır. Oluşan risk faktörleri işlenen her organizmanın performansını sınırlamaktadır. Olumlu bir ortam işlevsel kaliteyi yükseltirken, artan kısıtlamalar onu sınırlamaktadır.
Yeni çalışma insan ömrünün sınırına ulaşıldığı konusunda gerçekleştirilen tek çalışma değil. Eylül ayının başında Hollandalı bazı araştırmacılar tarafından insanın azami yaş sınırının 115 yıl olduğunu açıklanmıştı.
Kaynak: https://futurism.com/new-research-theres-genetic-limit-how-long-live/

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanların Başkalarından Enerji Çektiğini Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bielefeld Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada bilim insanları, bitkilerin diğer bitkilerden alternatif bir enerji kaynağı çıkardığını kanıtladı. Uzmanlar elde edilen bu bulgunun bio enerjinin geleceği olduğunu ifade ediyor.
Uzmanlar tıpkı bitkilerde olduğu gibi insanların da diğer insanlardan enerji çekme yeteneği bulunduğuna değiniyor.
İnsanlar diğerlerinden çektikleri enerjiyi özümseyebiliyorlar. Profesör Dr. OlafKruse ve biyolojik araştırma ekibinin yaptığı incelemelerde yeşil alg Chlamydomonas Reinhardtii sadece fotosentezle uğraşmakla kalmıyor aynı zamanda alternatif bir enerji kaynağından besleniyor. Yani diğer bitkilerden enerji çekme yeteneğini taşıyor. Araştırmaya dair bulgular Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Bir psikolog ve enerji şifacısı olan Olivia Bader-Lee konuyla ilgili yaptığı açıklamada çiçeklerin büyüyebilmek için suya ve ışığa ihtiyaçları bulunduğunu, insanların ve gezegenlerin de bitkilerden farklı olmadığını bildirdi. Doktor Olivia Bader-Lee insanın fiziksel bedeninin bir sünger gibi olduğunu ve çevreyi absorbe edebildiğini açıkladı. Bader-Lee, “İnsan organizmasının duygusal durumlarını besleyebilmek amacıyla gerekli olan enerjiyi tıpkı bitkiler gibi dış kaynaklardan çektiğini ve bu durumun hücrelere enerji verdiğini kaydetti.
Uzmanlar, Chlamydomonasre in hard tii bitkisinin enerji yetersizliği yaşadığı durumlarda komşusu olan sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyle gösterdi.

yetiştirerek, enerji yetersizliği ile karşı karşıya kaldıklarında, bu tek hücreli bitkiler komşu sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyde göstermeyi başardı. Böyle bir davranış bir bitkide ilk defa doğrulanıyor. Araştırmacılar çalışmalarını diğer bitkileri kapsayacak şekilde geliştirmeyi düşünüyor.
Kaynak: http://preventdisease.com/news/12/112112_People-Can-Draw-Energy-From-Other-People-The-Same-Way-Plants-Do.shtml

Devamını Oku

Bilim

Kozmik Malzemelerle Üretilen En Değerli Bronz Çağı Eserleri

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni bir araştırmaya göre, Bronz Çağı’ndaki tüm demir esaslı silah ve aletlerin, meteorlardan kurtarılmış metal kullanılarak oluşturulması mümkün. Bulgu, uzmanların, bu aletlerin insanlardan önce cevherden demir üretecek şekilde nasıl oluşturulduğu konusunda daha iyi bir fikir edinmesini sağladı. Önceki çalışmalar, meteorik metalden yapılmış belirli Bronz Çağı nesneleri (Kral Tutankhamun ile gömülmüş hançerlerden biri gibi) bulunmuş olsa da, bu son araştırma uygulamanın ne denli yaygın olduğu konusuna cevap vermektedir.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden (CNRS) Albert Jambon, Mısır, Türkiye, Suriye ve Çin’den gelen müze eserlerini incelemiş ve bunları, X-Işın Floresans Spektrometresi kullanarak analiz etmiştir. Sonuç olarak hepsinin aynı dünya dışı kökenleri paylaştıklarını keşfetmiştir. Jambon yayınladığı makalede, “Yüksek kaliteli analizleri tamamlayan mevcut sonuçlar, Bronz Çağı’ndaki demirlerin çoğunun ya da tümünün meteoritik demirden türedildiğini önermektedir” diyor. ” Bir sonraki adım, demirin ilk kez nerede ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemek olacaktır”.
Bronz, M.Ö 3300 yıllarında başlayan dolayısıyla dönemin de adı olan Bronz Çağı’nda aletler, silahlar ve mücevherler için seçilen metaldi. Alaşım, bakırın eritilmesi ve kalay gibi diğer metallerle karıştırılması ile sağlam ve kolay bir şekilde elde edilmiştir. Yaklaşık 2000 yıl sonra da Demir Çağı adını aldı.
Tarihçiler, Bronz Çağ’dan kalma bazı demir silah ve aletlerin varlığı ile şaşkına dönmüşlerdir. Bunlar, o tarihlerde nadir olarak bulunan değerli malzemelerdi. Bu demir nereden geliyor? Bu sorunun cevabı, nikel oluşumu sırasında gezegenimizin erimiş demir çekirdeğine doğru sürüklenme şekli nedeniyle yüzeydeki demir cevherine kıyasla meteorlardan dünyaya düşen demirin çok miktarda nikel içeriyor olmasıdır.

Demirin insan eliyle ilk kez ne zaman eritildiği hakkında kesin bir kanıt yok. Ancak bu teknikleri ve araçları kullanan daha ileri araştırmalar, meteorik demirden demir cevherine geçişin saptanmasında büyük bir yardımcı olabilir.
Jambon, “Çalışma, geçmiş kültürlerimizde metallerin ve metal işleme teknolojilerinin kullanım evrimini doğru bir şekilde incelemek için analitik yöntemlerin önemini vurguluyor” diye yazıyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/bronze-age-artefacts-have-meteorite-iron

Devamını Oku

Öne Çıkanlar