Bizi Takip Edin

Bilim

Bilim Dünyadaki En Tehlikeli 6 Cinsel Aktiviteyi Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Seks mutluluk veren bir deneyim olarak tanımlansa da insanlar seks yaparken ölebilirler ya da ağır yaralanabilirler. Ancak hangi deneyimlerin böylesi bir durumu yaratacağının kategorize edilmesi oldukça zordur.
ABD hastalık kontrol ve önleme merkezi CDC ülkede kaç kişinin güneş ışığına maruz kalma sonucu öldüğü gibi istatistiki bilgileri paylaşmaktadır. Cinsel deneyim sırasında ölenlere dair bir veri ise oldukça belirsizdir. Buna en yakın veri ancak tekrarlayan hareketler sonucu ölüm ya da titreşime maruz kalma sonucu ölüm gibi veriler olabilir.
Cinsel deneyim sırasında kalp krizi geçirme sonucu ölüm istatistikleri bile değişmektedir. Bu istatistikler toplanmaya çalışıldığında ABD’de yalnız ve yaşlı erkekler çoğunlukta olmak üzere yılda 11 bin civarında bir rakam ortaya çıkmaktadır. Ancak farklı bir istatistik de bu oranı daha düşük göstermektedir.

bilim-dunyadaki-en-tehlikeli-6-cinsel-aktiviteyi-acikladi
Bu istatistiğin bulunmasını kolaylaştıracak uygulama ise cinsel eylemler sırasında meydana gelen yaralanmalardan yola çıkmaktır. Bilim insanları yaptıkları detaylı analizler ve araştırmalar neticesinde en tehlikeli cinsel 6 aktiviteyi tespit etmeyi başardı. İşte dünya üzerindeki en tehlikeli 6 cinsel aktivite:

6. Oral seks

Doğrulaması zor olsa da oral seks sırasında meydana gelen yaralanmalara ilişkin az sayıda vaka bulunmaktadır. Bu avtivite sırasında omurga yaralanmasına sebep olan otofellasyona girilmesi halinde zarar oranı artmaktadır.

bilim-dunyadaki-en-tehlikeli-6-cinsel-aktiviteyi-acikladi6

5. Cinsel oyuncaklar ya da nesneler

Cinsel oyuncaklar çok farklı şekil, boyut ve türdedir. Seks oyuncaklarıyla yaralanmalarda bu sebeple tek bir kategori değil birden çok kategori yer almaktadır. Cinsel tıp incelemeleri dergisinde yer alan bir analiz bu oyuncakların kullanımı sırasında meydana gelen kazaların kullanıcıların deneyimleriyle alakalı olduğunu ortaya koymaktadır. Yani bir cinsel oyuncağın nasıl ve ne ölçüde kullanıldığı yaralanmayı belirleyen unsurdur.

4. Cowgirl

Vajinal yırtılma korkunç bir şeydir ve gerçekleşmesi mümkündür. Ancak bu tür yaralanmalar nadirdir. Zira kadının yapısı gereği vajinanın yapısı oldukça esnektir. Bu sayede doğum esnasında bebek zorlanmadan vajinadan geçebilir. Fakat penisin kırılması olayları vajina yırtılmalarına oranla çok fazladır. İktidarsızlık Araştırması dergisinde yayınlanan bir çalışmada belirtildiği gibi penisinde kırılma meydana gelen hastaların bazıları acil servise gelmeye utanıyor olabilirler. Bu nedenle bu vakaların düşünüldüğünden daha fazla olduğuna inanılmaktadır. Cowgirl cinsel pozisyonu penis kırılmalarına sebebiyet veren en masum cinsel deneyimdir. Vakaların %10 kadarı bu pozisyon sebebiyle gerçekleşmektedir.

3. Mastürbasyon

Mastürbasyon penis yaralanmalarına sebebiyet veren uygulamalardan bir tanesidir. Vajina yırtılmalarına sebebiyet verecek uygulamalar da mastürbasyon sırasında oluşmaktadır. Mastürbasyon penis kırılmalarında %18’lik bir yüzdeye sahiptir. Doğu ülkelerinde bu oran daha yüksektir.

bilim-dunyadaki-en-tehlikeli-6-cinsel-aktiviteyi-acikladi4

2. Misyoner Pozisyonu

Bu pozisyon penis kırılmalarında %28’lik bir dilimi oluşturmaktadır. Erkek egemen cinsel aktivitelerin kuvvetli doğası yaşanan yaralanmalarda oldukça etkilidir.

1. Doggy Style

Penis kırılmalarının %41’i bu pozisyon sebebiyle meydana gelmektedir. Ancak Advances in Urology dergisinde yayınlanan bir araştırma bu pozisyonun %29 etkili olduğunu Cowgirl’ün ise %50 oranında etkili olduğunu ortaya koydu. Yapılan daha yeni araştırmalarda ise DoggStyle’ın bu yaralanmalarda en etkili pozisyon olduğu söyleniyor. Yapılan araştırmalarda dikkat çeken diğer bir nokta ise penis yaralanmaları ve kırılmalarında heteroseksüel ilişkinin homoseksüel ilişkiye göre daha büyük risk oluşturduğu ortaya konuyor.

bilim-dunyadaki-en-tehlikeli-6-cinsel-aktiviteyi-acikladi0

Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/these-are-the-sexual-activities-most-likely-to-cause-injury-according-to-science/

Devamını Oku
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yeni Araştırmalar İnsan Ömrünün Bir Genetik Sınırı Olduğunu Ortaya Koydu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni gerçekleştirilen bir araştırmayla insanlığın fiziksel gelişme ve ömür bakımından zirveye ulaştığı iddia edildi. İnsan ömrüne dair ortaya konan bu sınır çevresel koşullarla birlikte genetik kısıtlamaların bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Araştırma ekibi, insan ömrünün ve insanın fiziksel yeteneklerinin bir sınırı olduğunu ve insanlığın zaten bu eşiğe ulaşmış olabileceğini ortaya koyuyor. Ekip bu eşiği aşmamızın mümkün olamayabileceğini de ifade ediyor. Nitekim elde edilen bulgular; kişinin yaşı, fiziksel yetenekleri gibi unsurlarda maksimum genetik ve biyolojik sınıra işaret ediyor.
120 yıldan daha uzun tarihi bilgiyi kapsayan bu araştırma, kısa bir süre önce Frontiers dergisinde yayımlandı. Bu eşiğin üstesinden gelmek yerine insanlar arasında bu eşiğe yaklaşanların oranında bir değişiklik olacağı iddia ediliyor. Bu süreçte daha fazla insan yaşam beklentisini en yüksek seviyeye taşıyacak, ancak maksimum sınırı aşamayacak.

Araştırmacılar antropojenik faktörler ya da çevrenin üzerimizdeki etkilerinin bu eşikte düşüş yaşanması ihtimalini gündeme getirdiğini ifade ediyor. Tüm insan biyo belirteçleri olan (solunum sayısı, böbrek filtrasyonu vb. süreçler hem genetik yatkınlığa hem de çevresel parametrelere bağlıdır. Oluşan risk faktörleri işlenen her organizmanın performansını sınırlamaktadır. Olumlu bir ortam işlevsel kaliteyi yükseltirken, artan kısıtlamalar onu sınırlamaktadır.
Yeni çalışma insan ömrünün sınırına ulaşıldığı konusunda gerçekleştirilen tek çalışma değil. Eylül ayının başında Hollandalı bazı araştırmacılar tarafından insanın azami yaş sınırının 115 yıl olduğunu açıklanmıştı.
Kaynak: https://futurism.com/new-research-theres-genetic-limit-how-long-live/

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanların Başkalarından Enerji Çektiğini Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bielefeld Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada bilim insanları, bitkilerin diğer bitkilerden alternatif bir enerji kaynağı çıkardığını kanıtladı. Uzmanlar elde edilen bu bulgunun bio enerjinin geleceği olduğunu ifade ediyor.
Uzmanlar tıpkı bitkilerde olduğu gibi insanların da diğer insanlardan enerji çekme yeteneği bulunduğuna değiniyor.
İnsanlar diğerlerinden çektikleri enerjiyi özümseyebiliyorlar. Profesör Dr. OlafKruse ve biyolojik araştırma ekibinin yaptığı incelemelerde yeşil alg Chlamydomonas Reinhardtii sadece fotosentezle uğraşmakla kalmıyor aynı zamanda alternatif bir enerji kaynağından besleniyor. Yani diğer bitkilerden enerji çekme yeteneğini taşıyor. Araştırmaya dair bulgular Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Bir psikolog ve enerji şifacısı olan Olivia Bader-Lee konuyla ilgili yaptığı açıklamada çiçeklerin büyüyebilmek için suya ve ışığa ihtiyaçları bulunduğunu, insanların ve gezegenlerin de bitkilerden farklı olmadığını bildirdi. Doktor Olivia Bader-Lee insanın fiziksel bedeninin bir sünger gibi olduğunu ve çevreyi absorbe edebildiğini açıkladı. Bader-Lee, “İnsan organizmasının duygusal durumlarını besleyebilmek amacıyla gerekli olan enerjiyi tıpkı bitkiler gibi dış kaynaklardan çektiğini ve bu durumun hücrelere enerji verdiğini kaydetti.
Uzmanlar, Chlamydomonasre in hard tii bitkisinin enerji yetersizliği yaşadığı durumlarda komşusu olan sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyle gösterdi.

yetiştirerek, enerji yetersizliği ile karşı karşıya kaldıklarında, bu tek hücreli bitkiler komşu sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyde göstermeyi başardı. Böyle bir davranış bir bitkide ilk defa doğrulanıyor. Araştırmacılar çalışmalarını diğer bitkileri kapsayacak şekilde geliştirmeyi düşünüyor.
Kaynak: http://preventdisease.com/news/12/112112_People-Can-Draw-Energy-From-Other-People-The-Same-Way-Plants-Do.shtml

Devamını Oku

Bilim

Kozmik Malzemelerle Üretilen En Değerli Bronz Çağı Eserleri

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni bir araştırmaya göre, Bronz Çağı’ndaki tüm demir esaslı silah ve aletlerin, meteorlardan kurtarılmış metal kullanılarak oluşturulması mümkün. Bulgu, uzmanların, bu aletlerin insanlardan önce cevherden demir üretecek şekilde nasıl oluşturulduğu konusunda daha iyi bir fikir edinmesini sağladı. Önceki çalışmalar, meteorik metalden yapılmış belirli Bronz Çağı nesneleri (Kral Tutankhamun ile gömülmüş hançerlerden biri gibi) bulunmuş olsa da, bu son araştırma uygulamanın ne denli yaygın olduğu konusuna cevap vermektedir.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden (CNRS) Albert Jambon, Mısır, Türkiye, Suriye ve Çin’den gelen müze eserlerini incelemiş ve bunları, X-Işın Floresans Spektrometresi kullanarak analiz etmiştir. Sonuç olarak hepsinin aynı dünya dışı kökenleri paylaştıklarını keşfetmiştir. Jambon yayınladığı makalede, “Yüksek kaliteli analizleri tamamlayan mevcut sonuçlar, Bronz Çağı’ndaki demirlerin çoğunun ya da tümünün meteoritik demirden türedildiğini önermektedir” diyor. ” Bir sonraki adım, demirin ilk kez nerede ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemek olacaktır”.
Bronz, M.Ö 3300 yıllarında başlayan dolayısıyla dönemin de adı olan Bronz Çağı’nda aletler, silahlar ve mücevherler için seçilen metaldi. Alaşım, bakırın eritilmesi ve kalay gibi diğer metallerle karıştırılması ile sağlam ve kolay bir şekilde elde edilmiştir. Yaklaşık 2000 yıl sonra da Demir Çağı adını aldı.
Tarihçiler, Bronz Çağ’dan kalma bazı demir silah ve aletlerin varlığı ile şaşkına dönmüşlerdir. Bunlar, o tarihlerde nadir olarak bulunan değerli malzemelerdi. Bu demir nereden geliyor? Bu sorunun cevabı, nikel oluşumu sırasında gezegenimizin erimiş demir çekirdeğine doğru sürüklenme şekli nedeniyle yüzeydeki demir cevherine kıyasla meteorlardan dünyaya düşen demirin çok miktarda nikel içeriyor olmasıdır.

Demirin insan eliyle ilk kez ne zaman eritildiği hakkında kesin bir kanıt yok. Ancak bu teknikleri ve araçları kullanan daha ileri araştırmalar, meteorik demirden demir cevherine geçişin saptanmasında büyük bir yardımcı olabilir.
Jambon, “Çalışma, geçmiş kültürlerimizde metallerin ve metal işleme teknolojilerinin kullanım evrimini doğru bir şekilde incelemek için analitik yöntemlerin önemini vurguluyor” diye yazıyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/bronze-age-artefacts-have-meteorite-iron

Devamını Oku

Öne Çıkanlar