fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Bilim İnsanları Ahtapotların Uzaydan Geldiğini İddia Ediyor

Yayınlandı

üzerinde

Uzaydan gelen virüsleri içeren “dışarıda” adlı bir fikir üzerine onlarca yıllık araştırmanın bir özeti yakın zamanda yayınlandı ve bu durum Dünya üzerindeki canlılık tarihi hakkında spekülatifler ortaya çıktığında, nasıl bilimsel olabiliriz gibi soruları artırıyor. Bu araştırmada toplamda 33 isim yazar olarak listelendi ve araştırma ‘Progress in Biophysics and Molecular Biology’ tarafından yayınlandı. Bilim yazarı Stephen Fleischfresser, iyi bilinen iki bilim insanının geçmişinin derinliklerine iner. Bu isimler; Edward Steele ve Chandra Wickramasinghe’dir. Okumaya değer. Steele, onun meta-Lamarckism olarak adlandırdığı ve evrim konusundaki görüşlerini rastgele mutasyonlardan ziyade çevrenin etkisi ile belirlenen gen değişikliklerine dayandıran bir bağışıklık uzmanıdır. Diğer taraftan, daha az tartışmalı kariyeri olan Wickramasinghe ise Sir Fred Hoyle’ın yıldızlararası toz üzerinde karmaşık karbon moleküllerinin üretimini açıklayan hipotezini ampirik olarak doğrulamak için kabul etti. Wickramasinghe ve Hoyle bir başka uzay biyoloji tezinden sorumlu oldu. Sadece bu, organik kimyanın kökeninden fazlasına dayalı. Hoyle Wickramasinghe (H-W) Cometary (Kozmik) Biyoloji tezi, evrimin yönünün gezegenimizde başlamayan biyokimyadan önemli ölçüde etkilendiği yönünde oldukça basit bir iddiadır. Wickramasinghe’nin kendi söylemiyle, ” Kuyrukluyıldızlar, kozmozdaki ve dünyadaki yaşamın taşıyıcıları ve dağıtıcılarıdır ve Cometary girdilerinin bir sonucu olarak geliştiler.” Wickramasinghe’nin iddiasına göre, bu girdiler uzay amino asitleriyle sınırlı değil. Aksine, kendilerini organizmaların içine alan, evrimini bütünüyle yeni yönlere iten virüsleri içerir.”Kambriyen Patlamanın Nedeni – Karasal mı Kozmik mi?” başlıklı rapor, yaklaşık yarım milyar yıl önce okyanuslarımızdaki yaşamın çeşitlendirilmesinde, uzaylı retrovirüslerin yağmurunun önemli bir rol oynadığı sonucuna varmak için var olan araştırmayı çekiyor. “Böylece retrovirüsler ve diğer virüsler, kuyrukluyıldıza ait kalıntıların özgürleştikleri varsayımıyla, hem potansiyel olarak yeni DNA dizilerini yeryüzüne ait genomlara ekleyebilir, hem de somatik ve germline genomlarda daha fazla mutajenik değişim sağlayabilirler.” Devam etmeden önce derin bir nefes alalım çünkü alıştırma vakti. Bu süreç boyunca bir grup kafadan bacaklılar olarak bilinen yumuşakçalar ilk olarak kollarını kabuklarının altından uzattı, müthiş bir şekilde ölçülerine göre dizili olarak kollara ayrıldı ve şekilleri dikat çekecek derecede kısa sürede bir çerçeve gibi göründü. Bu organizmaların genetikleri bugün ahtapotları ve mürekkep balıklarını içeren kendi başlarına oldukça tuhaf hayvanlar. Makalenin yazarları, bu genetik garipliklerin uzayda bir yaşam belirtisi olabileceğine dair oldukça cüretli iddialarda bulundu. Bu kez uzay virüsleri değil, ama ılık sularımızda çözülmeden önce durağan bütün genomlar donmuş halde bulunuyor. ” Böylece bir kaç yüz milyon yıl önce buzlu bolidlere giren, dondurulmuş kalamar ve / veya ahtapot yumurtaları hiçe sayılmamalı.” şeklinde yazıldı. Gazeteyi incelerken, Doğu Finlandiya Üniversitesi’nden tıp araştırmacısı Keith Baverstock, virüslerin ortaya çıkmasının ilginç zaman çizelgesinin H-W tezi ile makul bir şekilde uyuştuğuna dair çok fazla kanıt bulunduğunu kabul ediyor. Fakat bilimin ilerleyişi bu şekilde değil. Baverstock ” Bu makalenin, hayatın kökeni hakkındaki tek başına teorilerin bilimsel değerinin şüpheciliğini haklı çıkardığına inanıyorum.” dedi. ” Makul ama kesin olmayan kanıtların ağırlığı büyük olsa da önemli olan nokta bu değildir.” Fikir, özgün ve heyecan verici olduğu kadar provokatiftir, özetteki hiçbir şey bizim Dünya üzerindeki yaşamı var olan konjektürden daha iyi anlamamıza yardımcı olamaz. Yine de yerinde gerekli uyarılarla belki bilim, şimdi ve sonra da bol dozda çılgınlığın üstesinden gelebilir. Gazete editörü Denis Noble “daha ileri araştırmaların gerekli olduğunu kabullendi. Ancak son yıllarda uzay tabanlı organik kimya ile ilgili gelişmeler göz önüne alındığında, tartışma için bir yer var. Noble ” Uzay kimyası ve biyolojinin önemi arttıkça, tartışmaları teşvik etmek için fizik ve biyoloji arasındaki arayüze ayrılmış bir dergi için uygundur.” dedi. ” Gelecekte, fikir kesinlikle test edilebilir hale gelecek.” Her ihtimale karşı bu testler spekülasyonları doğrulasa da geri dönüşler için hazırlıklı olmanızı öneririz. Bu yumurtaları ne zaman geri isteyeceklerini kim bilebilir? Bu araştırma Progress in Biophysics and Molecular Biology’de yayınlandı. Kaynak: https://www.sciencealert.com/hoyle-wickramasinghe-thesis-cometary-biology-octopus-alien-retroviruses

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İnsan Beyninde Tıpkı Bağırsaktaki Gibi Bakteriler Bulunuyor ve Bu Bakteriler Bağırsaklarla İlişkili

Yayınlandı

üzerinde

İnsan bağırsağında yaşayan mikropların sağlığımızı, genlerimizi ve hatta duygularımızı etkileyen birçok şeyden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bilim insanları sürekli olarak insan mikrobiyomunun ölçeği ve etkisi hakkında yeni keşifler yapıyor. Ancak son kanıtlar özellikle şaşırtıcı. Bu gelişen bakteri krallığı yalnız olmayabilir, ancak kafanızda bulunan ayrı bir “insan beyni mikrobiyomu” ile ilişkilendirilebilir. Bu aşamada bilim insanları sadece ön bulgular elde etti. Birmingham’daki Alabama Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından Neuroscience 2018 yıllık toplantısında bu bulgular sunuldu.

Bu ön bulguların paylaşılmasında amaç henüz diğer bilim insanları tarafından bu alanın gözden geçirilmemiş olabileceğidir. Yani devam eden araştırmaların sonuçlarının paylaşımına yöneliktir. Burada önemli olan, bağırsak mikrobiyotasının beynin işlevini ve davranışını nasıl etkileyebileceği ve modern insan beyninin kendi mikrobiyomuna sahip olabileceği gerçeğidir. Araştırma nöroanatomist Rosalinda Roberts tarafından yönetilen bir ekip tarafından gerçekleştirildi. 34 ölmüş insandan alınan beyin örnekleri araştırma kapsamında incelendi. Bu kişilerin yarısı şizofreni hastalığından muzdaripti. Diğer yarısı ise ölmeden önce beyinsel bakımdan sağlıklı olarak tanımlanıyordu.

Deneyde bilim insanları tanımlama ve nicelendirme için bir dizi kesit analizi gerçekleştirdi. Araştırmacılar, bakterilerin yoğunluğunun, beyin bölgesinde bulunduğu yere göre değiştiğini ve substantianigra, hipokampus ve prefrontal kortekste bol miktarda bakteri bulunduğunu söylüyorlar. Ayrıca astrositler olarak adlandırılan hücrelerde, nöronların nasıl iletişim kurduklarında dair önemli bilgiler yer alıyor. Araştırmacılar bakterilerin beyne nasıl geldiğini bilmiyor. Ancak kan damarları aracılığıyla taşınmış olabileceği, aksonlarda ve beyin bariyerinde yerleşebilecek bir nokta bulduğu tahmin ediliyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/bacteria-could-actually-be-thriving-inside-the-human-brain-new-evidence-suggests

Devamını Oku

Bilim

Grönland Buz Kalıbının Altında Büyük Bir Jeolojik Sürpriz Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yerkürenin uzak kuzeyinde, neredeyse bir kilometre kalınlığında kıta levhası buzunun altında saklanan büyük bir jeolojik keşif ortaya çıktı. Jeologlar, Grönland’ın büyük bir göktaşıyla çarpıştığına dair kanıtlar buldu. Büyük bir çarpışma kraterinin çapı 31 kilometreye ulaşıyor. Bu boyutlarla bulunan en büyük 25. Krater Grönland’da ortaya çıkmış oldu. Ancak bu krater dünyadaki en yaşlı krater olması ve bir buz tabakasının altında gizlenen ilk krater olmasıyla dikkat çekiyor. Onu yaratan göktaşı en az bir kilometre genişliğinde bir demir canavarıydı. Krater Temmuz 2015’de keşfedildi.

Büyük bir jeolog ekibinden oluşan araştırma grubu keşfin doğrulanması için 3 yıllık bir araştırma yürüttü. Buzun altında gömülü kraterin nasıl farkedilebildiğini merak ediyor olabilirsiniz. Cevap, NASA’nın Kuzey Kutbu Bölgesel İklim Değerlendirmesi ve Operasyonu IceBridge Programı için 1997 ve 2014 yılları arasında araştırmacılar tarafından toplanan radar – sondaj verileridir. Bu yöntem buz tabakasının ya da buzulun altındaki topoğrafyanın haritasını çıkarabilmektedir. Aynı zamandaglasiyologların buz kalınlığını ölçmelerine yardımcı olur ve bu da küresel ısınmadan dolayı buz erimesinin hesaplanmasında faydalıdır.

Bu veri kümelerini inceleyen jeologlar gerçekten sıra dışı bir şey fark ettiler. Hiawatha Buzulu’nun altındaki büyük bir dairesel çöküntü verilerde görülebiliyordu. Araştırmada yer alan jeologlardan Kurt H. Kjær, “Bunun özel bir keşif olduğunu hemen anladık. Ancak bu çöküntünün kökenini doğrulamanın zor olacağı da belli oluyordu” dedi. Bu nedenle Mayıs 2016’da bir araştırma ekibi bölgenin daha detaylı bir araştırmasını yapmak, fotoğraf çekmek ve University of Kansas’ta geliştirilen son teknoloji ürünü bir radarı kullanmak için bölgeye gitti. Birden fazla gözlem yaparak, buzulun üzerinde uçuşlar gerçekleştirildi. Kansas Üniversitesi’nden elektrik mühendisi John Paden , “Buz tabakasının kenarındaki yuvarlak yapıyı, özellikle de yeterince yüksek uçtuğunuzda görebilirsiniz” açıklamasında bulundu.

Çoğunlukla krater uçak penceresinden görünmüyor. Zaten orada olduğunu bilmeden bu çöküntüyü fark etmek oldukça zor. Buzulun yakınındaki kraterden çıkarılan çökeltilerin zemin-temelli ve jeokimyasal analizleri, demirin varlığına işaret eden darbe süreçlerinin kanıtlarını göstermiştir. Bu bulgular, çarpma bölgelerinde yaygın olarak bulunan şok kuvveti ve çarpmanın yoğun ısısıyla ana kayadaki silikadan meydana gelen camı içeriyordu. Krater yaşını kesin olarak tahmin etmek zor. Grönland’ın buzla kaplanmadan önce, en az 3 milyon yıl kadar eski bir tarihte gerçekleştiğine dair kesin kanıtlar var ama son buzul çağının sonlarında yaklaşık 12.000 yıl önce meydana gelmiş olabilir. Bilim insanlarının bir sonraki hedefi buzulun altındaki kratere ulaşmak.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-impact-crater-from-a-huge-iron-meteorite-has-been-found-under-greenland-s-ice-sheet

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanları, pankreas kanserine karşı etken madde geliştirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Ege Üniversitesi’nde pankreas kanserinin erken teşhisi ve tedavisinde kullanılacak, dokulara zarar vermeden kanserli hücrenin ölmesini sağlayan etken madde elde edildi. Ege Üniversitesi (EÜ) Nükleer Bilimler Enstitüsünde, pankreas kanserinin teşhisi ve tedavisinde kullanılacak etken madde geliştirildi. EÜ’den yapılan açıklamaya göre, Nükleer Uygulamalar Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Yurt Onaran ve EÜ Tıp Fakültesi Tıbbi biyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cumhur Gündüz’ün öncülük ettiği çalışma ekibi, anti-kanser nitelikli etken madde elde etti. Pankreas kanserinin teşhisinde ve tedavisinde kullanılabilecek etken maddenin diğer dokulara zarar vermeden kanserli hücrenin ölmesini sağladığı ifade edildi.

serinin teşhisi ve tedavisi zor bir tür olduğuna işaret ederek, pankreas kanserinin dünyada en çok rastlanan kanser türleri arasında 13’üncü sırayı aldığına dikkati çekti. Fatma Yurt Onaran, çalışmada pankreas kanserinin teşhisinde kullanılabilecek bir floresans özellikte bir madde sentezlediklerini aktararak, şu bilgileri verdi: “Bu maddeye bir de radyoaktif iyot bağlayarak hem nükleer görüntülemenin hem de floresan görüntülemenin yapılabileceği ajan geliştirdik.

İkili görüntüleme yönteminin avantajı, her iki sistemden alınan veriler birleştirildiği için çok daha net bir görüntü elde edilmesidir. Bu etken madde, pankreas kanserine özel olduğu için normal dokularda olumsuz bir etkiye yol açmıyor. Bu madde aynı zamanda fotoaktif bir özelliğe sahiptir. Belirli bir dalga boyunda ışık uygulandığında oluşturduğu etki sayesinde etken madde kanserli hücrelerin ölmesine neden oluyor. Vücuda girdikten sonra herhangi bir bozulma söz konusu olmayan maddenin elde edilmesi de oldukça ekonomiktir.” Çalışma ekibini ziyaret eden EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise dünya çapında bir buluşa imza atıldığını belirterek, üniversite olarak bu tür çalışmaların maddi ve manevi olarak yanında olduklarını ifade etti. Kaynak: (İHA)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar