fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Bilim İnsanları Ölümün Bir İllüzyon Olduğunu Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitili ateşlendi. Bir bilim insanı tarafından ölümün gerçek olmadığı, bilincimiz tarafından üretilen bir illüzyon olduğu ortaya kondu. Bu teoriye göre beden öldüğünde yaşam sona ermiyor, sonsuza dek devam ediyor. Wake Forest Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bilim adamı Robert Lanza “Biyocentrism” adlı kitabında ölümün bilincimiz tarafından üretilen bir illüzyon olduğunu söylüyor. Dr. Lanza, dünyanın ilk erken dönem insan embriyolarını kopyalayan bilim adamları ekibinin bir üyesiydi.
bilim-insanlari-olumun-bir-illuzyon-oldugunu-acikladibilim-insanlari-olumun-bir-illuzyon-oldugunu-acikladi
2011 Eylül ayında, Lanza şirketi Avrupa’daki ilk insan embriyonik kök hücre denemesine başlamak için Birleşik Krallık İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu’ndan onay aldı.
Profesör Lanza, kuantum fiziği kavramlarına dayanan kitabının yayınlanmasının ardından, hipotezini açıklamasının ardından kamusal bir şöhret elde etti. Bu teoriye göre, farklı bilinç düzeyleri tarafından desteklenen birçok gerçeklik bulunuyor. Böylece ölüm sadece aklımızda bulunan bir düşünce olacaktır. Çünkü, ne zaman ne de alan bulunmuyorsa ölümden de söz edilemez.
bilim-insanlari-olumun-bir-illuzyon-oldugunu-acikladi1
Lanza web sitesinde ölümün zamansız ve uzaysız bir dünyada nasıl olmadığına dair açıklamalar yapıyor. Bu teori daha önce Einstein tarafından da dile getirildi. Yeni elde edilen kanıtlar Einstein’ı doğrular nitelikte. Lanza, ölümsüzlüğün zaman içerisinde kalıcı bir varlık olma anlamını taşımadığını, ancak zamanın ötesinde bir durumu olduğunu söylüyor.
Profesör Lanza, bilinen şekliyle ölüm kavramının gerçekte olmadığını, çünkü tanımlanabilecek gerçek sınırların olmadığını söylüyor. İnsan ölme fikrini kabul etmeyi öğrenir, ancak bu aslında sadece akılda olan bir durumdur. Bu fikre göre onu gözlemleyen yaşamdan bağımsız hareket edebilen bir zaman yoktur.
bilim-insanlari-olumun-bir-illuzyon-oldugunu-acikladi3
Bu fikir paralel evren fikriyle temelde benziyor. Pek çok fizikçinin formüle ettiği hipotezde, insanların ve yaşananların farklı versiyonları bulunduğu ve bunların eş zamanlı olarak ortaya çıktığı sonsuz evrenden söz edilmektedir. Dolayısıyla birisi hayatı boyunca ölümün olduğuna inanırsa, bu inancına dayalı olarak bunu yaratacaktır. Bunun tam tersi durumda ise birisi ölümsüzlüğün bir parçası olduğuna inanıyorsa, eskiden olduğundan daha farklı bir biçimde yaşamaya devam edecektir.
Kaynak: https://www.ancient-code.com/scientist-concludes-death-is-only-an-illusion-it-is-not-real/

 

Reklam Alanı
8 Yorumlar

8 Comments

  1. MUHARREM EREN

    Eylül 17, 2017 at 7:42 pm

    İNSANLAR, ÖLECEĞİNİ ÖLECEĞİNİ NEDEN DÜŞÜNÜR?KENDİNDEN ÖNCE YAŞAYANLARIN ÖLDÜĞÜNÜ GÖRDÜKLERİ VE BİLDİKLERİ İÇİN DÜŞÜNÜR.ÖLENLERİ GÖREREK BU SONUCA VARIR.ÖLÜMÜ HİÇ GÖRMEMİŞ,İLK İNSANIN BUNU DÜŞÜNMESİ BEKLENEMEZ.BİZ İNSANLARIN,ÖLÜMÜ DÜŞÜNDÜĞÜ İÇİN,BUNU KABULLENSEK BİLE,TÜM CANLILARIN VE DE BİTKİLERİN BUNU DÜŞÜNDÜĞÜNÜ NERDEN BİLECEĞİZ?BANA GÖRE,ASIL İLLÜZYONU,BUNU ORTAYA ATAN BİLİM ADAMI YAPIYOR GİBİ GELİYOR BANA.BU DÜŞÜNCENİN BİLİMSEL OLDUĞUNA İNANMAK GERÇEKTEN ZOR.ÇÜNKÜ;BİLİMDE NEDEN VE NİÇİN ARANIR.YAPILAN ÇEŞİTLİ DENEYLERDEN AYNI SONUÇLAR ÇIKTIĞINDA BİR HÜKÜM YÜRÜTÜLÜR.BENİM GENÇLİĞİMDE,TANRILARIN ARABALARI DİYE BİR KİTAP REVAÇTAYDI.SONUÇ OLARAK;İNSANLARI MEŞGUL ETMEK,KAFALARINI İLAHİ DÜŞÜNCELERLE DONATMAK İÇİN ORYTAYA ATILAN VARSAYIMLAR OLARAK DEĞERLENDİRİYORUM.

    • Marijane

      Kasım 9, 2017 at 6:39 pm

      Beden ve ruh ayrı şeylerdir. Beden ölür, ruh ölmez. Ruh enerjidir ve enerji yok olmaz. Mantık ile düşünürsek anlarız zaten. Sadece ateistler ruhun varlığını inkar eder. Onlar ruh ile değil bilinç ile hareket ettiğimizi savunurlar. Ben ise ruhun varlığına eminim. Ruhun çok güçlü bir enerji olduğuna eminim. Ve enerji yok olmaz. Enerji aynı zamanda yok yere de var olmaz. Bu herşey için geçerli. Herşey bir yerden gelir bir yere gider hiçbirşey yoktan var olmaz. Zaman, mekan algımızdan dolayı bazı şeyleri anlayamıyoruz. Maddesel dünyanın dışında daha çok şey var oysa ki. Evrim sadece fiziki olmuyor, ruh evrimi de var farklı boyutlar var biraz araştırmak yeterli kavramak için. Evren sizin gözlerinizle gördüğünüz şeyler ile sınırlı değil. Ruhun ölümsüzlüğü ilahi düşünce değil. Tamamen bilimsel bir teori. Sonuçta bu günlere bu bilgilere teorilerle geldik. Bilim özel bir alan, “aaaa şunu söyliyim çok çılgınca” demiyorsun belirli şeylerden yola çıkarak yılların çalışması sonucu böyle bir teori gelişiyor.

  2. dassadsa

    Kasım 10, 2017 at 6:55 am

    Saçma sapan bir yazı, ne anlatıyor şimdi şu cümle : ” Dolayısıyla birisi hayatı boyunca ölümün olduğuna inanırsa, bu inancına dayalı olarak bunu yaratacaktır. Bunun tam tersi durumda ise birisi ölümsüzlüğün bir parçası olduğuna inanıyorsa, eskiden olduğundan daha farklı bir biçimde yaşamaya devam edecektir.” Ölüme inananölüyor, inanmayan da işte ölüyor ama pek de ölmüyor 😀

  3. LEWY

    Kasım 10, 2017 at 12:34 pm

    KONU GÜZEL HATTA DAHA GÜZELİ OLAMAZ..ÖLÜMÜ BİZ NEREDEN BİLİYORUZ,TANIYORUZ? OKUDUKLARIMIZDAN MEDYADAN GÖRDÜKLERİMİZDEN GAZETE,TV VB. VEYA YAKINIMIZ VYADA YAKINIZIMIZIN YAKINI ÖLDÜĞÜNDE BİLİYORUZ..HMM SIRA BANADA GELECEK DİYORUZ..KENDİM HENÜZ TATMADIM 🙂 BELKİDE DEFALARCA DENEYİMLEDİM FAKAT FARKINDA DEĞİLİM..NASIL MI? ŞÖYLE DİYELİM 😉 BELKİ DÜN AYAĞIM TAKILDI DÜŞTÜM BEYİN KANAMASI GEÇİRİP ÖLDÜM ŞUAN EVİMDE AĞLAŞMALAR,PİDELER,AYRANLAR EV FUL ŞUAN FAAKAAT BEN PARALEL EVRENLERİMİN BİRİNDE DEVAM EDİYORUM AYNI HAYATIMA AMA DÜNKÜ OLAY HİÇ YAŞANMAMIŞ OLARAK NEYSE DAHA DERİN ANLATABİLİRİM DE YAZIYA DÖKEMİYORUM…BENCE HERKES YAŞARKEN ÖLÜM KORKUSUYLA YAŞIYOR EĞER KORKU VARSA İŞİN İÇİNDE ”ÖLÜM”DİYE BİŞEY YOKTUR.KORKUNUZUN ÜZERİNE GİDİN DERLER YA NAPALIM ÖLELİM Mİ :)) BÜYÜK VE ÇOK BASİT BİR BİLMECEDEYİZ TADINI ÇIKARIN…!!!

    SAYGILAR
    KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK :==))))

  4. Adnan

    Kasım 10, 2017 at 10:43 pm

    Ölüm basbayagı bir gerçek, diger taraf veya bilincin devam ettigine dair test edilmiş bir delil yok, ölmemek mümkündür bunun için kafa yorulur ama böylesine bir teori dinlerin ahiretinden farksız

  5. Halit Özdüzen

    Kasım 11, 2017 at 9:44 am

    İnsan Biyolojik beden, Enerji bedeni ve Ruhtan oluşan varlıktır. Hayvanlar ve Bitkiler ise Eneji bedeni ve biyolojik bedenden oluşur. Biyolojik beden ölür.Fakat enerji bedeni parelel dünyadaki enerji ortamınd ruh ise evrendeki yükselebildiğ ve yükselebileceği gökte yaşarlar. Gökler için Dini
    ve tasavvufi izahta Yıldızlar alemi,Cehennnem ve cenet tabakalarında yaşam ortamlrı bulunmaktadır. ” Ölürse tenler ölür canlar ölesi değil”

  6. Bora

    Kasım 13, 2017 at 8:28 am

    Doğmadan önce hiç olduğunu bilen ama öldükten sonra hiç olacağını kabul edemeyen varlıklarız.
    Eğer zaman ve mekanın olmadığı bir yerde bilinç ölmese bile maddesel dünyada beden yok oluyor. Sonuçta bu dünyada edinilen anılar ve tecrübeler bedensiz hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Örn;
    Bir dondurmayı yediğinizi düşünmekle onu gerçekten yemek arasında ki fark gibi yada annenizi düşünmekle ona gerçekten sarılıp öpüp koklamak arasındaki fark gibi. Evrende herşey bir kural ve düzen çerçevesinde gerçekleşmekte. Bunun dışında eğer bir kuralsızlık varsa zaten bizim şu andaki anlama yetilerimizle bunu çözmemiz imkansız.

  7. aguk guguk.

    Kasım 15, 2017 at 9:30 pm

    ossuruktan teyyare selam söyle o yare,,
    ölümsüzlüğe inanırsa ölümsüz olacak.
    inanmazsa ölümlü olacak….. eee ölüm var o zaman!
    hani cümleye ölüm yok sadece illüzyon diye başlamıştık!!!

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Odaklanmayı artıracak 5 bilimsel yöntem

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var. Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?
1. Zihni dağıtmak:  Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir. Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir. Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir. Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar. Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar. Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın? Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır. Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir. “Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli. İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.
2. Boş boş dolanmak:  Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor. İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var. Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”
3. Düzen değil karmaşa mı?:  Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir. Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir. Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır. Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir. Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme baş vurulabilir.
4. İşe ara vermek:  İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor. Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır. Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor. Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır. İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, aArdından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır. Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir. Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.
5. Fazla zorlamayın:  Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi. Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü. Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü. Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir. Kaynak: http://www.bbc.com/capital/story/20170925-the-surprising-tricks-to-help-you-focus-at-work

Devamını Oku

Bilim

Küresel ısınma erkeklerde kısırlığa sebep olabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Ne yazık ki küresel ısınma ve etkileri gün geçtikçe artıyor. Kırk yıl boyunca küresel ısınmayla ilgili yapılan gözlemler şüphelenilen bir gerçeği ortaya çıkardı. İnsan aktiviteleri, bitkilerin, hayvanların ve mevsimlerin davranışlarını bozuyor. Bilim insanları her sene yaşanan değişimin büyüyerek arttığını söylüyor. Önceleri değişim küçük dalgalar şeklinde gelirken, şimdi gittikçe büyüyen bir şekil aldı. Nature Communications adlı dergide yayımlanan makaleye göre; Bilim insanları, İklim değişikliği sebebiyle sperm oluşturabilmek için düşük ısıya ihtiyaç duyan erkeklerin üreme kapasitesini etkiliyor. Yeni bir araştırmaya göre erkeklerde üreme kapasitesi sıcaklık yükseldikçe azalıyor. Çalışmada, ısı dalgalarından kaynaklanan stresin “sperm sayısını ve yaşayabilirliğini” azalttığını gösteren bulgulara ulaşıldı. Deneylerde insanlar yerine, yaygın bir tür olan kırmızı un böcekleri kullanıldı. Böcekler kontrollü bir hava ortamında tutuldu ve ardından beş gün boyunca sıcak hava dalgasına maruz bırakıldılar.
DİŞİLER ISIDAN ETKİLENMEDİ
Nature Communications adlı dergide yayımlanan deneyde, tipik bir yüksek sıcaklığın 9 ila 13 derece üstünde ısı dalgası altında tutulan erkek böceklerin üreme kapasitesinin zarar gördüğü belirlendi. Dişilerde ise üremede herhangi bir değişim olmadığı gözlemlendi. Rochester Tıp Merkezi Üniversitesi’ne göre, erkeklerin yaşayabilir sperm oluşturması için testislerin dışındaki sıcaklığın iç ısıdan daha düşük olması gerekiyor. Deneyde erkek böcekler yüksek sıcaklıkta sperm üretebilseler de bu spermlerin ortalama hayatta kalma sürelerinin daha kısa oldu.
Editör / Yazar: İsa EKİCİ
Kaynak: https://www.nature.com/articles/s41467-018-07273-z

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanları gıda morfinlerini parçalayan enzim üretti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Dr. Öğretim Üyesi Özlem Aytekin’in önderliğindeki ekip tarafından yapılan çalışmayla, gıda kaynaklı morfin etkisi gösteren opioidleri parçalayabilen enzim üretildi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gıda Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Özlem Aytekin’in önderliğindeki bilimsel ekip, gıda kaynaklı morfin etkisi gösteren opioidleri parçalayabilen enzim üretmeyi başardı. Çalışma, ani bebek ölümü sendromu, atopik egzama, kalp hastalıkları, otistik bireylerin göz kontağı kurmaktan kaçınması, dikkat eksiklikleri, hiperaktivite, dil problemleri gibi birçok sorunla ilişkilendirilen opioidlerin, gıda orijinli bir mikroorganizma tarafından üretilen enzimle parçalanmasını ortaya koyması bakımından bir ilki oluşturuyor. Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Dr. Öğretim Üyesi Aytekin, gıdaların işlenmesi, fermantasyonu, enzimatik hidrolizi ya da sindirimiyle yapılarındaki büyük protein moleküllerinin daha küçük protein moleküllerine parçalandığını ifade etti. Yeni oluşan proteinlerin bazılarının, yapılarındaki aminoasitlerin dizilimlerinden kaynaklanan gıda kaynaklı morfin etkisi gösteren maddelere dönüştüğünü aktaran Aytekin, bunlara opioid adı verildiğini söyledi.

“Çalışma ümit vadediyor”
Dr. Öğretim Üyesi Aytekin, bu maddelerin gastrointestinal fonksiyonların, sosyal davranışların düzenlenmesi, insülin ekspresyonu gibi pozitif etkilerinin yanı sıra ani bebek ölümü sendromu, açıkça yaşamı tehdit eden olaylar, atopik egzama ve kalp hastalıkları gibi birçok problemlerle de ilişkilendirildiğini aktardı. Çalışmada, mikroorganizmadan elde edilen bir enzimin, hazır gıda üretiminde kıvam, besin değerini artırmak, tadı iyileştirmek gibi gerekçelerle bolca kullanılan kazein, gluten ve soya proteinlerinden oluşan opioidlerle laboratuvar koşullarında sindirim süresi boyunca bekletildiğini dile getiren Aytekin, şu bilgileri verdi: “Elde ettiğimiz bu enzimin, bahsi geçen opioid yapılarını (kazomorfin, gluteomorfin, soymorfin) belli konsantrasyonlarda parçaladığı görülmüştür. Çalışmamız gıda morfinlerinin (ki soya morfini daha önce hiç çalışılmamıştı), gıda orijinli bir mikroorganizma tarafından üretilen bir enzimle parçalanmasını ortaya koyması bakımından bir ilktir. Ayrıca çalışma, özellikle enzim üretiminde dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik bir çalışma olması ve ümit vadetmesi açısından önem arz etmektedir”

“Hedefimiz kendi kaynaklarımızı kullanarak gıda takviyesi üretmek”
Dr. Öğretim Üyesi Özlem Aytekin, çalışmanın prestijli bir dergide de basıldığını dile getirerek, “Dünyadaki çalışmalar gıda morfinleri ve ürettiğimiz enzimin muhtemel reaksiyonları olabileceği hipotezi etrafında dönüyordu ama laboratuvar koşullarındaki denemeleri yapılmamıştı. Özellikle soya kaynaklı morfin ile ilgili aydınlatıcı bir çalışma bulunmuyordu. Çalışmalarımız bize gıda kaynaklı üç opioid yapısının da ürettiğimiz enzimle reaksiyona girebildiğini gösterdi.” diye konuştu. Aytekin, merkezi sinir sistemi hastalıklarının, hatta şizofreninin bile bu morfin yapılarıyla ilişkilendirildiğini gösteren çalışmalar olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu çalışma bize şu açıdan bir ümit vadetti, ilaç diyemem ama bu tarz bir gıda takviyesi üretebileceğimizi gördük. Bu enzimi kullanması gereken bireylerin bir kısmı, bu gıda takviyelerini yurt dışından getirip kullanıyor. Ancak bunlara ulaşım her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Biz daha ulaşılabilir bir ürün yapmak istiyoruz. Temel hedefimiz kendi kaynaklarımızı kullanarak ürettiğimiz bir gıda takviyesi yapabilmek. Ümidimiz var, bu işi yapabilecek yeteneğimiz, kapasitemiz, bilgi birikimimiz de var ama yeterli bütçemiz yok. Bu konuda bize destek olunursa yerli olarak üretimi sağlanan enzimi bu sorunu yaşayan hastalarımızın kolayca ulaşabilecekleri şekilde hizmete sunabiliriz.” Kaynak: AA

Devamını Oku

Öne Çıkanlar