fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Bilim İnsanları Yeni Bir ‘Organ’ Keşfetti!

Yayınlandı

üzerinde

Binlerce yıllık çalışmadan sonra, içimizde neler olup bittiğini sonuçlandırdık diye düşünebilirsiniz. Ama araştırmacılar tesadüfen tamamen yeni olan bir organ keşfetti.Yeni yapı , vücudumuzdaki sıvının büyük kısmının nerede bulunduğunu açıklamada yardımcı olabilir ve bağışıklık sistemimizin işleyişi için gerekli olan sıvı, lenf kaynağı bile olabilir. Bu ağ veya sıvı dolu kanalların yapısı, sağlığımızı korumanın yanı sıra hastalığın yayılmasını önlemede önemli bir rol oynayabilir.Bize ait olan saklı kısımlarla bile sınırlı kalmayıp iyi bilinen organların etrafına sarılmış olarak bulundu. Görüyorsunuz, akciğerlerimizin, sindirim sistemimizin ve hatta cildimizin bile sert ve yoğun bağ dokusuyla çevrildiğini düşünürken, bu dokunun aslında çökmesini önlemek için güçlü bağ proteinlerinin ağ örgüsü ile desteklenen ve serbest akış sağlayan boşluklarla dolu olduğu ortaya çıkıyor. Araştırmacılar, Scientific Advances’de yayınlanan bir makalede, “interstisyum” un kendi başına bir organ olarak tanımlanması gerektiğini iddia ediyorlar.Bu durum vücut sııvımızın çoğunun nereye gittiğini açıklamada yardımcı olabilir. Hücrelerimiz sıvının çoğunu içeriyor ve dolaşım sistemi yükü daha fazla taşıyor olsa da, hesaplanamayan üçte birinin bir ”çatlak” nedeniyle ya da organlar ve hücreler arasındaki akıştan olduğu söylenebilir.Bu durum bazı kanser formlarının bağlantısız organlara çok çabuk yayılmasının nedenini açıklayabilir diye düşnülüyor. Aynı zamanda, kırışıklıkların neden geliştiğini açıklamaya da yardımcı olabilir çünkü bu kanallar yaşlandıkça cildinizin altınaki dokular kendi üzerine katlanabilir.Hastaların rutin endeskopileri yapılırken doktorlar dokunun safra kanalını sardığını farketti. Aynı cihazla burun derisinin altına bakmaya karar verildiğinde şaşırtıcı bir şekilde aynı etkiyle karşılaşıldı.Çözümün canlı dokudaki kayda değer büyümeye bakmakta olduğu görünüyor. Bugüne kadar, tıp araştırmacıları, insan vücudunu incelerken, sabit doku mikroskop slaytlarının doğruluğuna güveniyordu. Bunu gerçekleştirmek için, ince bir doku alınıp kimyasallarla işlenir ve yapı boyanır ve böylece mikroskopta kolayca teşhis edilebilir.Bu yapıyı yeni bir dokudan ziyade kendi başına bir organ olduğunun kanıtlanabilmesi için daha fazla çalışma yapılması gerekiyor gibi görünüyor.Yazar Neil Theise “Bu bulgunun, interstisyel sıvının güçlü bir tanı aracı haline gelme olasılığı dahil , tıpta dramatik gelişmeler sağlama potansiyeli var.” diyerek açıkladı.
Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/researchers-accidentally-discover-what-could-be-an-entirely-new-organ-in-the-human-body/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

28 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Lens !

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Görme bozukluklarının düzeltilmesinde, göz renginin değiştirilmesinde, ya da kornea hastalıklarının tedavisinde kontakt lens kullanılmaktadır. 14 yaşındayken sol gözündeki rahatsızlıktan dolayı kontakt lens kullanan bir bayan, badminton maçı sırasında gözüne aldığı darbeden sonra lensini bir daha bulamadı.
Kaybolan bu lens, tam tamına 28 yıl sonra ortaya çıktı !
İskoçya’da yaşayan bayan, bir süre önce gözleriyle ilgili çeşitli rahatsızlıklar yaşamaya başladı. Tam 6 ay boyunca sol gözünde sulanma ve şişlik problemleriyle uğraşan kadın, sonunda doktora gitmeye karar verdi.

İskoçya’nın Dundee şehrindeki Oftalmoloji hastanesine giden kadın, yapılan kontrollerin ardından çıkan sonuçlara inanamadı. Kadının göz kapağında 6 milimetre çapında bir yuvarlak cisimle karşılaşan doktorlar, yapılan kontrollerin sonucunda bunun bir kontakt lens olduğunu anladılar. Yapılan operasyonun ardından 28 yıllık kontakt lens, kadının göz kapağından çıkarıldı.
Kaynak: https://www.livescience.com/63333-contact-lens-eyelid.html
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Pirinç Tanesi Kadar Küçük Bir Denizatı Türü Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Sadece güneydoğu Japonya’da bulunan yepyeni bir cüce denizatı türü keşfedildi. Japonya’da kaydedilen birçok denizatı türü bulunuyor. Bu bölge biyolojik çeşitlilik bakımından üst seviyededir.
Bölgede bulunan türler daha önce güneyden orta doğu Japonya’ya kadar yerel tüplü dalgıçlar tarafından gözlemlendi.
Araştırmacılar yeni keşfedilen bu küçük denizatı türüne “Hippocampus Japapigu” yani latince adıyla “Japon Domuzu” ismini verdi. İsim ilk defa hayvanı gören ve minik bir bebek domuza benzediğini söyleyen dalgıçlardan geliyor. Bu cüce denizatı yaklaşık olarak 15 milimetre uzunluğa sahip, yani bir pirinç tanesi büyüklüğünde. Mevcut şekli ve renkli yapısı bu denizatlarını minik bir deniz yosunu gibi gizleyerek, gözlerden koruyor.
Bu denizatları, minicik boyutlarına rağmen çok güzel renklere sahip. Texas A & M Üniversitesi’nden National Geographic’tede araştırmacı olarak görev yapan Kevin Conway, Hippocampus Japapigu’nun çok özel olduğunu vurguluyor. Hippocampus Japapigu, araştırmacılar tarafından Tokyo’nun 287 kilometre güneyinde deniz yaşamını araştırmaları esnasında tespit edildi. Bu denizatları yumuşak mercan ve yosun resiflerinde 5 ile 22 metre derinlikte bulunuyor. Cüce denizatlarının sırtında kanat benzeri yapılar bulunuyor. Bu türlerin çoğunda kanatlar çift olarak bulunurken, bu yeni türde sadece bir kanat yer alıyor.
Araştırmacılar bu yeni türün kafa, gövde ve kuyruğunun üzerinde göze çarpacak şekilde beyaz ve kahverengi örgü desenleri bulunduğunu ve bunun ayırt edici olduğunu ifade ediyor. Bu tür hakkında hemen hiçbir şey bilinmiyor. Bilinen tek şey oldukça aktif ve hareketli oldukları ve planktonları yedikleri. Bu tür Japonya’da kaydedilen cüce denizatlarının beşincisi ve bilim insanları başka denizatı türlerinin de keşfedileceğini düşünüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/researchers-have-discovered-a-colourful-seahorse-the-size-of-a-grain-of-rice

Devamını Oku

Arkeoloji

Eski İnkalar İleri Kranial Cerrahi Tekniklerine Sahipti

Yayınlandı

üzerinde

Eski İnkaların uzmanların kabul ettiğinden daha gelişmiş tekniklere sahip olduğu gün geçtikçe ortaya çıkıyor. Yeni yürütülen bir çalışmada antik İnka’ların kafa cerrahisinde oldukça ileri olduğunu ortaya koydu.
Eski dönemlerde uygarlıkların gelişmişlik düzeyleriyle ilgili birçok tartışma bulunuyor. Kolomb’un Amerika’yı keşfinden önce bazı uygarlıkların oldukça gelişmiş olduğu bilim insanları tarafından dile getiriliyordu.
Birçok Aztek ve Maya kentinin Amerika’nın keşfedildiği dönemdeki Avrupa merkezleri kadar ilerlediği düşünülüyor. Şimdi yeni elde edilen bulgularda İnkalarınkraniyal ameliyatlar yapabildiği keşfedildi. Dünya Nöroşirürji dergisinde yayınlanan bir çalışmada, İnkaların kazıma, ensizyon ve perforasyon gibi teknikleri başarıyla uyguladığı ortaya çıktı. Trepanasyon adı verilen teknik, binlerce yıldır kafa travması, baş ağrısı, epileptik nöbetler ve akıl hastalığı vakalarını tedavi etmek için dünyanın çeşitli halkları tarafından kullanılmıştır. Trepanasyon, kafatasına bir deliğin açıldığı tıbbi bir prosedür olarak tanımlanır. Trepanasyon antik çağlardan beri uygulanmaktadır ve migren, nöbetler, travma, akıl hastalıkları ve hatta şeytanın kişiyi ele geçirdiği düşünülen vakalarda kullanılmıştır. Yeni araştırma İnkaların bu alanda diğer tüm medeniyetlerden daha ileri bir düzeyde olduğunu ortaya çıkardı. İnkalar nasıl olduğu bilinmeyen bir biçimde anatomi konusunda uzmandılar. Çalışma İnkaların M.Ö. 400’lü yıllarda ameliyat ettiği 800’ün üzerinde kafatasının değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Bu kafa tasları 1500’lü yıllarda Peru’da bulundu. Araştırmacılara göre, İnka İmparatorluğu’ndaki bu ameliyatlarda ölüm oranı% 17 ile% 25 arasında değişiyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, yüzyıllar sonra Kuzey Amerika İç Savaşı sırasında, kranial operasyonlardaki ölüm oranlarının % 46 ile 56 arasında olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Bilim adamları İnkaların başarısının nedenini bilmiyorlar ama hijyenin belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyorlar.
Kaynak: https://www.ancient-code.com/the-ancient-inca-possessed-advanced-cranial-surgery-techniques-thousands-of-years-ago/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar