Bizi Takip Edin

Bilim

Bilim Renklerin Beynimizi ve Vücudumuzu Nasıl Etkilediğini Araştırdı

Yayınlandı

üzerinde

İnsanların renklerden etkilendiği yüzyıllardan beri bilinen bir olgu. Ancak renklerin görsel olmayan etkilerinin net olarak keşfedilmesi süreci son 12 yıla dayanıyor. Tıpkı kulağın denge ve duyma işlevinin bulunması gibi gözün de iki işlev gerçekleştirdiği artık biliniyor. Gözün arka bölümündeki retinada bulunan koniler olarak bilinen ışığa duyarlı hücreler görülen herhangi bir görselle ilgili görsel korteks olarak bilinen alana elektrokimyasal sinyal göndermektedir.

bilim-renklerin-beynimizi-ve-vucudumuzu-nasil-etkiledigini-arastirdi
Bununla birlikte, şimdi, bazı retinalganglion hücrelerinin, görsel imgeler oluşturmada rol oynamayan hipotalamus adı verilen merkezi bir beyin bölgesine sinyaller göndererek ışığa tepki verdiğini biliyoruz.Hipotalamus sıcaklık, uyku, açlık vesirkadiyen ritimleri de dahil olmak üzere vücudun kendi kendini düzenlemesiyle ilgili pek çok yanını kontrol eden bir dizi hormonun salgılanmasından sorumlu olan önemli bir beyin bölümüdür.
Sabaha karşı ışığa maruz kalındığında ve özellikle mavi ve yeşil ışık insanı uyandıran kortizol hormonunun serbest kalmasını sağlar ve melotoninin bırakılmasını engeller. Güneş ışınlarındaki mavi miktarının azaldığı akşam saatlerinde ise melotonin kan dolaşımına salınır ve insanda uyku durumu oluşur. Göz ve hipotalamus arasında görüntü oluşturmayan retina hücreleri, kısa dalga boyları olan mavi ve yeşile karşı seçici bir özellik sergilemektedir. Bunun anlamı ise renk ve ışığın ruh halini, uyanıklığı, dürtüselliği, kalp atış hızını etkileyebileceği, ancak birkaçının belirtilmesi için kurulmuş bir fizyolojik mekanizmanın olduğu gerçeğidir.
Bunu örneklemek gerekirse normal uyuma zamanından birkaç saat önce parlak, kısa dalga boyu bulunan bir ışığa maruz kalınması halinde uyanıklığın artabileceği ve bunun sonrasında uyku kalitesini etkileyeceği tespit edilmiştir. Bilgisayarların ve tabletlerin akşam saatlerinde kullanımının uyku kalitesini etkileyebileceğine ilişkin çeşitli iddialar bulunuyor. Çünkü bu cihazlar melotonin salınımını engelleyen kısa dalga boylarını önemli miktarda içeriyor.

bilim-renklerin-beynimizi-ve-vucudumuzu-nasil-etkiledigini-arastirdi1
Leeds Üniversitesinde Deneyim Tasarımı araştırma grubunu tarafından kısa bir süre önce yapılan bazı çalışmalarda kırmızı rengin kalp atış hızını arttırdığı tespit edildi. Kırmızı ışık kalp atış hızını arttırırken, mavi ışık bu hızı düşürüyor. Etki küçük ama bu konuda 2015 yılında yayınlanan bir raporu doğrulaması açısından önemli.
2009’da intiharı azaltmak için Tokyo’nun Yamanote demiryolu hattı üzerindeki platformların sonuna mavi ışıklar yerleştirildi. Bu uygulama başarı gösterdi ve intiharlarda %74 oranında bir düşüş sağlandı. LED teknolojisindeki ilerlemeler sonucu artan renkli aydınlatma kullanımı bu alandaki titiz araştırmalar yapma gereksinimini artırdı.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/does-colour-really-affect-our-brain-and-body-a-professor-of-colour-science-explains

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

ABD’li bilim insanları, farelere insan beyni hücrelerini aşıladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

ABD’li bilim insanları, farelere insan beyni hücrelerini aşıladı ve davranışlarının nasıl değiştiğini inceledi. Araştırmanın sonuçları Nature Biotechnology dergisinde yayınlandı.Biyologlar, tüp içinde mercimek tanesi büyüklüğündeki insan beyni organoidlerini yetiştirerek farelerin kafasına yerleştirdi. Mini beyin, kısmen farelerin kendi beyinlerin yerini aldı. Sinir hücreleri tuttu ve hatta gelişmeye başladı: 223 gün sonra yapısı ve olgunluk durumu yeni doğanın beyni ile karşılaştırılabilirdi.
Ancak ‘insan’ beynine sahip farelerin davranışları normalden farklı değildi. İlk başta denekler hafıza testinden daha iyi sonuçlar almaya başladıysa da sonuç itibariyle standart göstergelere geri döndüler.Bilim insanları, araştırma sonuçlarının rejeneratif tıpta devrim yaratabileceğini düşünüyor: yetiştirilen hücreler insanlara aşılamak için kullanılabilir.
Kaynak: Sputnik

Devamını Oku

Bilim

NASA Bizi Büyük Asteroidlerden Korumayı Başaramayabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

21 Eylül 2135’te, büyük bir gök taşının dünyaya çarpma ihtimali var. Araştırmacılar 500 metre genişliğindeki asteroidin dünyamıza çarpmasını önlemenin mümkün olamayacağını söylüyor. NASA’nın en üstün teknolojisinin bile böyle bir tehlikeye karşı yetersiz kalabileceği ile ilgili uyarılarda bulunuluyor. Bilim insanları problemi çözmek adına HAMMER adında bir plan geliştiriyor. Uluslararası Nükleer Güvenlik Yönetimi’nden ve NASA’dan bilim insanları nesnenin yönünü değiştirmek için bir uzay aracı kullanılabileceklerini söylüyor. Fakat, yeterli zaman olmazsa, uzmanlar nükleer silah kullanımının daha iyi bir yöntem olabileceğine dair uyarıyor.Araştırmalar, İnsanlığın sonunu getirecek, 500 metre genişliğindeki dünyaya çarpma ihtimali olan çok büyük bir asteroidin NASA tarafından bile durdurulamayacağını gösteriyor. Daily Mail’in raporuna göre de, 2135’te olması beklenen çarpışmayı durdurmak mümkün olmayabilir.
Buzz Feed News , 21 Eylül, 2135’te gerçekleşmesi beklenen çarpışmanın 2,700’de 1 olma ihtimalini raporladı.Uzmanlar, bu büyüklükteki bir gök taşının en gelişmiş teknolojiler kullanılsa bile yetersiz kalabileceğinin altını çiziyor.”Bennu” adı verilen karbon içerikli bu asteroid LİNEAR tarafından 11 Eylül, 1999’da keşfedildi. Robert Marcus, H. Jay Melosh Gareth Collins’in araştırmalarına göre her 130 yılda 1 bu tür asteroidlerin dünyaya çarpması beklenebilir. 2015’te yapılan çalışmalarda, bu esteroidin çarpma ihtimalinin en yüksek olduğu gezegen Venüs (26%), ardından Dünya(10%) ve Merkür (3%). Marsa çarpma ihtimali ise yalnızca 0.8% ve Jupiter’e çarpma ihtimali ise 0.2%. Bilim insanları, bu denli büyük bir çarpışmanın sonuçlarının iyi olamayacağını ve medeniyeti ortadan kaldırabileceğini söylüyor.Hesaplamalara göre, çarpışmanın oluşması halinde beklenen kinetik enerji 1200 megaton olabilir. Bilim insanlarının ortaya çıkardığı HAMMER; bir uzay aracının asteroide çarptırılarak yönünü değiştirmeye yönelik bir plan. Hammer 9 metre ve 8.8 tonluk bir uzay aracı. Şu anda, oldukça büyük olan bu astroid dünyadan 84 milyon kilometre uzaklıkta ve güneş yörüngesinde yavaşça hareket ediyor ama gezegenlerin yörüngesi dairesel olmadığından, dünyaya çok yakın bir noktadan geçebilme ihtimali var.NASA bunu bir fırsata çevirip asteroid üzerinde çalışıp evrenin merkezini ve gezegenlerin oluşumunu ve eğer mümkünse nerden geldiğimizi bilmek istiyor.
Her ne kadar dünya doğrudan BENNU tarafından tehdit altında olmasa da ve yakınlarda Dünya’ya çarpması beklenmiyor olsa da, bilim insanları gelecek yüzyılda 2,700’de 1 dünyamıza çarpma ihtimalinin olduğunu söylüyor. Acta Astronautica dergisinde yayınlanan habere göre iki gerçekçi çözümden sözedilebilir. Uzay aracı kullanılarak ya kinetik bir çarpma ile ya da nükleer patlayıcılarla NEO(Dünya’ya yakın nesneler)’nun yönünü değiştirmek. Her ne kadar tercih edilen yaklaşım kinetik bir çarpma olsa da çeşitli faktörler ve belirsizlikler ya da kısa sürede uygun cevapların alınamaması, kinetik çarpmanın etkisini ve uygunluğunu azaltabilir. HAMMER, insanlığı kurtaracak uzay aracı, yalnızca bir teori, böyle bir araç şu an mevcut değil. Ama NASA bunun gelecek için düşünülmesi gereken bir şey olduğunun farkında ve umarız Bennu çok yaklaşmadan önce hazır olur.
Kaynak: https://ancient-code.com/nasa-may-not-manage-to-save-us-from-massive-asteroid-that-could-wipe-out-life-on-earth/

Devamını Oku

Bilim

Afrika Kıtası İkiye Ayrılıyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kenya’da büyük bir çatlak ortaya çıktı ve giderek büyüyor. 29 Mart 2018’de yakın zamanda Güney Kenya’da birkaç kilometre genişliğinde büyük bir çatlak ortaya çıktı. Büyümeye devam eden çatlak, Mairobi Narok otoyolunda çökmeye neden oldu ve bölgedeki deprem hareketleri de buna eşlik etti. Bazı yönlerden değişimler bizim için neredeyse fark edilemez olsa da, Dünya sürekli değişen bir gezegendir. Levha tektoniği bunun iyi bir örneğidir. Ama arada bir etkili şeyler oluyor ve Afrika Kıta’sının ikiye ayrılmasıyla ilgili yeni sorulara yol açıyor. Dünya’nın litosferleri ( kabuk ve kabuğun üst tarafıyla oluşturulmuş) bir dizi tektonik levhaya ayrıldı. Bu levhalar statik değil ama ”kayma” yapışkan bir astenosfer üzerinde, çeşitli hızlarda birbirlerine bağlı şekilde hareket ederler. Hareketlerinin arkasındaki mekanizma veya mekanizmaların kesin olarak ne olduğu henüz kesin değil ama muhtemelen astenosferde konveksiyon akımlarını ve levhalar arasındaki sınırlarda üretilen kuvvetleri içeriyor.Bu kuvvetler basitçe levhaların etrafında hareket etmiyor, aynı zamanda levhaların kırılmasına, çatlak oluşumuna ve potansiyel yeni levha sınırlarının oluşmasına da yol açabiliyor. Doğu Afrika Rift sistemi bunun şu anda nerelerde meydana geldiğine bir örnek.Doğu Afrika Yarık Vadisi, kuzeydeki Aden Körfezi’nden 3,000 km güneyde Zimbabve’ye doğru uzanıyor ve Afrika levhasını iki eşit olmayan bölüme ayırıyor: Somali ve Nubya levhaları. Kenya’nın güneybatısında büyük bir çatlak ortaya çıktığında, yarık vadinin doğu kolu boyunca Etiyopya, Kenya ve Tanzanya boyunca ilerleyen faaliyetler belirgin hale geliyor.
Çatlak neden meydana geliyor: Litosfer yatay bir genişleme kuvvetine maruz kaldığında gerilir ve incelir. Sonunda, onu kırarak yarık bir vadi oluşmasına neden olur. Yarık vadisi boyunca volkanizma ve sismik aktivite şeklinde yüzeyin dışavurumuyla birlikte bu sürece eşlik eder. Çatlaklar kıta kırılmasının ilk adımıdır ve başarılı olursa yeni bir okyanus havzasının oluşumuna neden olabilir. Yıllar önce Güney Amerika ve Afrika’nın ayrılmasıyla sonuçlanan bu olayın dünyada gerçekleştiği yere örnek Güney Atlantik Okyanus’udur. Aynı pazılın parçaları gibi sınırlarının nasıl eşleştiğini hiç farkettiniz mi? Kıtasal yırtılmalar litosferin kırılması için yeterince büyük olan genişleme kuvvetlerinin varlığını gerektirir. Doğu Afrika Çatlağı aktif bir çatlak olarak tanımlanıyor ve bu streslerin kaynağı altta yatan mantonun dolaşımında yatıyor. Bu çatlağın altında, büyük bir manto yükselmesi litosferin yukarı doğru yükselmesine ,sıcaklık artışının sonucu güçsüzleşmesine ve faylanma nedeniyle kırılmaya neden olmaktadır. Normalden daha sıcak olan manto yükselmesi varlığına dair bulgular jeofizik verilerinde bulundu ve ”African Superswell” olarak adlandırıldı.Bu superplume yalnızca yarık vadisinin oluşmasıyla sonuçlanan çekme ayrılma kuvvetlerinin kabul gören bir kaynağı değil ,aynı zamanda Güney ve Doğu Afrika Platolarının anormal şekilde yüksek topografisini açıklamak için de kullanılıyor. Ayrılma kolay değil çatlaklar yüksek arazi ile çevrili bir dizi fay ile sınırlanmış çöküntü ile karakterize edilmiş çok farklı bir topografi sergiliyor. Doğu Afrika sisteminde, büyük sınırlayıcı faylarla birbirinden ayrılmış bir dizi hizalanmış çatlak vadiler uzaydan açıkça görülebilir. Bu fraksyonların tümü aynı anda oluşmadı ama yıllar önce Kuzey Etiopya’da Afar bölgesinde yaklaşık olarak 30m ile başlayan ve güneyde Zimbabve’ye doğru yılda ortalama 2.5-5 cm arasında yayılan bir seriyi takip etti. Birçok zaman çatlamayı farkedemememize rağmen, Nubia ve Somali levhaları dağılmaya devam ederken yeni fayların oluşması, eski faylar boyunca çatlakların ya da yeni hareketlerin oluşması depremlerle sonuçlanabilir. Her nasılsa, Doğu Afrika’da deprem alanlarının çoğu çatlak vadi boyunca geniş bir alana yayılıyor ve boyutları nispeten küçük. Yan yana çalışan volkanizma, devam eden kıta kırılması sürecinin ve sıcak erimiş astenosferin yüzeye yakınlığının daha ileri bir yüzey görünümüdür.Hareket halinde bir zaman çizelgesi, Doğu Afrika Çatlağı, uzunluğu boyunca çatlağın farklı evrelerini gözlemlememize müsade eden eşsizlikte bir şey. Çatlak henüz küçük olduğundan, güneyde, genişleme oranı düşük ve bu yüzden faylanma geniş bir alanda meydana gelir.
Ancak, Afar bölgesine doğru olan yarık vadi tabanı volkanik kayalarla kaplıdır. Bu alanda, litosferin neredeyse tamamen ayrılma noktasına kadar inceldiğini göstermektedir. Bu durum gerçekleştiğinde, kırık levhaların yarattığı alanda magmanın katılaşmasıyla yeni bir okyanus oluşmaya başlayacak. Sonunda, on milyonlarca yıllık bir süre boyunca, deniz tabanı yayılması tüm çatlak boyunca ilerleyecektir. Okyanus içine dolacak ve sonuç olarak Afrika kıtası küçülecek ve Hint Okyanusunda Etiopyanın ve somalinin bir kısmından ve Afrika Boynuzunu da içine alan bir büyük ada olacaktır.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/there-s-mounting-evidence-that-the-african-continent-is-splitting-in-two

Devamını Oku

Öne Çıkanlar