fbpx
Connect with us

Bilim

Bilim Tarihine Katkıda Bulunmuş 10 Harika Kadın Bilim İnsanı

Published

on

Ada Lovelace, Rosalind Franklin ve Marie Curie gibi bilime yön veren kadınları hepimiz duyduk, ancak *STEM’de merakınızı cezbedecek daha birçok ünlü kadın var. Bilim tarihi, zaman zaman sakallı yaşlı erkeklerin bir listesi gibi görünebilir (üzgünüz Darwin), ancak çevremizdeki dünyayla ilgili anlayışımızı değiştiren birçok inanılmaz ve ilham verici kadın oldu ve onları hatırlamak için Ada Lovelace Gününü beklememiz gerekmiyor. İşte bilmeniz gereken ünlü bilim kadınları.   1- Caroline Herschel – Alman Gökbilimci (1750-1848) :  1.2 m’den sadece biraz daha uzun olan bu bilim kadını yaptıklarıyla uzayı anlamamıza çok büyük katkılar sağlamıştır. Almanya’da doğan Caroline ,22 yaşında şarkıcı olarak eğitim görmek için İngiliz şehri olan Bath’ daki abisi William’ ın yanına taşındı, ancak kısa sürede astronomi, kardeşlerin hayatlarının odak noktası haline geldi.

Gece gökyüzünü gözlemlemeyi kolaylaştıran lensler üreten abisinin yanında asistanlık yapan Caroline ve abisi, bunların yanı sıra, yaklaşık 2.500 yeni bulutsu ve yıldız kümesi kaydettiler ve Yeni Genel Kataloğu- bu göksel cisimlerin bu güne dek gelen isimlerinin verildiği ilk kaynak olan NGC notasyonu için temel oluşturdular. Kendi başına bir gökbilimci olan, bir kuyrukluyıldızı keşfeden ilk kadındı ve çalışmalarını tanıtmak için 1787′ de Kral George III tarafından William’ ın asistanı olarak işe alınması, onu bilimsel çalışmalar için maaş ödenen ilk kadın yaptı. Toplamda 14 yeni nebula (bulutsu), sekiz kuyruklu yıldız keşfetti ve Flamsteeds Atlas’a 561 yeni yıldız ekledi. Adı kardeşi William Herschelkadar bilinmese de, Caroline’ın katkısı, 1838’de Kraliyet Astronomik Topluluğundan Altın Madalya (bir kadın için bir ilk) ve kuyruklu yıldız olan bir asteroite verilen ismi de dahil olmak üzere birçok kez onurlandırıldı. , Ay’da bir krater ve onun adını taşıyan bir uzay teleskobu ve hatta bir Google Doodle’ı bile var.

 2- Mary Anning – İngiliz Fosil Avcısı (1799-1847)

19. Yüzyıldaki yaşam şüphesiz bazıları için zordu, ama özellikle fakir, eğitimsiz bir kadın olmak, daha zordu, bu da Mary Anning’in başarılarını daha da şaşırtıcı kılıyor. Deniz kenarındaki Lyme Regis kasabasında yaşayan genç Mary, babasıyla birlikte cilalayıp turistlere satmak için fosiller topluyordu. Babasının ölümünden sonra bu, ailenin tek gelir kaynağı oldu. 1811’de kardeşi Joseph bir kafatası buldu ve birkaç ay sonra, sadece 12 yaşındayken, Mary fosilleşmiş iskeletin geri kalanını keşfetti. Fosilin ilk başta bir timsah olduğuna inanılıyordu, ancak bu alanda bilim ilerledikçe nihayet 200 milyon yıl öncesine dayandığı ve bir dinozorun ilk eksiksiz fosili olan bir ichthyosaurus( iktinozor ) olduğu ortaya çıktı ve bu şekilde sınıflandırıldı.

Anning, hayatının tamamını Lyme Regis’in (şu anda Jurassic Sahili olarak bilinen) kumsallarını arayıp, uzun boyunlu Plesiosaurus iskeleti ve Pterodactylus gibi fosilleri bulmak için keşif yapmaya harcadı. Dünya’nın İncil’e göre başladığına inanılan bir zamanda, eski taşların derinliklerine gömülü olan 200 milyon yıllık hayvanların var olması, yaratılış öyküsüne aykırıydı ve Tanrı’nın yaratıklarının kusurlu doğasını öne sürdüğü için sorunlu olduğu da kanıtlandı. Anning’in alışılmadık ve sıklıkla tuhaf keşifleri, bilimsel düşünceyi İncil hikayelerinden uzaklaştırmaya yardımcı oldu ve paleontoloji alanını açtı. Henüz bebekken şimşek çarpan birine göre hiç de fena değil.  

3- Lise Meitner – Avusturya-İsveçli Fizikçi (1878-1968)

1930′ larda, Lise Meitner, sadece bilim alanında çalışmasına izin verilen az sayıdaki kadından biri olduğu için değil, aynı zamanda Almanya’daki en önde gelen nükleer bilim insanı olduğu için özeldi. Fakat aynı zamanda Yahudi kökenliydi ve Naziler 1938’de iktidara geldiğinde ülkeden kaçmak zorunda kaldı. O yılın ilerleyen zamanlarında Stockholm’de, Almanya’daki çalışma ortağının, uranyumun radyoaktif bozunması konusundaki çalışmalarında elde ettiği son sonuçları ve ne yapmadığı anlatıldı yani; uranyumun nükleer füzyona uğradığı, ikiye bölündüğü ve bazı muazzam nükleer enerji deposunu serbest bıraktığını.

Yedi yıl sonra, uranyumdaki aynı nükleer füzyon süreci, Little Boy (Küçük Çocuk) adlı bir bombanın içinde tetiklendi ve Japon şehri Hiroşima ‘ya atıldı. Gerisi, tarih diyebiliriz. Marie Curie nükleer fizik alanındaki çalışmaları için iki Nobel ödülü kazandı ve adını ondan alan (Curium) kimyasal bir elemente sahipti, ancak kelimenin tam anlamıyla yer sallayan Lise Meitner’ın keşifleri çok daha az biliniyor. Kazanması gerektiği düşünülmesine rağmen asla bir Nobel kazanamadı, ancak kendi elementi meitnerium ‘a sahip. Albert Einstein bir keresinde onun için, “Almanya’nın Marie Curie’si” demiştir.  

4- Barbara McClintock – Amerikalı Genetikçi (1902-1992)

İnsan genomunu haritalandırdığımız ve yaşamın yapı taşlarını düzenlemek için CRISPR gibi araçlar geliştirdiğimiz bir çağda yaşıyoruz, ancak bunların tamamı Barbara McClintock tarafından genetiğe olan özveri ve yaşam boyu çalışma sayesinde mümkün oldu. Tüm kariyerini mısır analizi yaparak geçirdi ve 1930’larda bireysel kromozomların tanımlanmasına, incelemesine ve analizine izin veren bir boyama tekniği geliştirdi. Mısıralışılmadık bir çalışma seçimi gibi görünebilir, ancak bir genetikçi için, her bitki kendi genetik yapısına sahip, farklı renkte çekirdekler oluşturabildiğinden, bunlar altın değerinde bilgilerdir.

Araştırmasıyla, genomlar arasında hareket eden DNA dizisi olan -sıçrayan genlerin- varlığını kanıtlayabildi. Çalışmaları hemen fark edilmedi ve o zamanlar sıçrayan genler, bilim çevrelerinin çoğu tarafından hurda DNA olarak kabul edildi, ancak McClintock baskı yaptı ve aslında hücrelerdeki genlerden hangisinin aralarındaki farkları yaratmada hayati öneme sahip olduğunu belirleyebileceklerini söyledi. Hücre türleri olmasaydı, sadece bir amorf madde damlası olurduk. 1983 yılına kadar, Nobel Fizyoloji ya da Tıpta Nobel Ödülü ‘ne layık görülmediğinde, bilim dünyası, sadece bu sıçrayan genlerin ne kadar önemli olduğunu değil, aynı zamanda insan genomunun yüzde 40’ı kadarını oluşturduklarını da kabul etti. McClintock ayrıca, genlerin dış etkenlere yanıt olarak aktivitelerini değiştirdiği epigenetik fikrini resmi olarak üzerine çalışılmadan 40 yıl önce öneren ilk kişiydi.

 5- Dorothy Hodgkin – İngiliz Kimyager (1910-1994)

Margaret Thatcher’ ın bilimsel konular hakkında, özellikle de sosyalizmin vokal destekçisi olanlar arasından tavsiye aldığı Demir Leydi’nin eski öğretmeni olan DorothyCrowfootHodgkin gerçekten ilham verici bir kadındı. X-ışını kristalografisi alanındaki ilerlemeleriyle tanınan Hodgkin, kolesterol, penisilin ve B12 vitamininin atomik yapısını belirleyebildi. Buluşlarıyla1964’te Nobel Kimya Ödülü’nü kazandı ve ödülü kazanan tek İngiliz kadın oldu. Sadece 1969 yılında, onlarca yıl süren X-ışını kristalografi tekniklerini geliştirdikten sonra, en uzun süren mücadelesini vermiş, 35 yıllık çalışmadan sonra insülinin yapısını haritalandıran, diyabet hastalarının tedavisini geliştirecek buluşunu tamamlamıştı., Bütün bu büyük çalışmaları uzun ve aktif yaşamının çoğunda romatoidartrit’tenmuzdarip olmasına karşın yapmıştı.

6- Yahudi Mary – MS 1. ve 3. yüzyıllar arasında yaşayan simyacı

Baz metalleri altına çevirme sanatı olan simya, bugünlerde sert bilim olarak adlandırdığımız şey değil fakat eski bir kimya biçimi (tamamlanmış ya da değil) olarak, bunun için hala kullandığımız yöntem ve araçları temellerini atmıştır. En eskilerden biri, “sanatın” ilk öncüsü olmasa da, Yahudi Meryem idi. Kendine ait hiçbir çalışma olmamasına rağmen, Simyaya temel teşkil eden çalışmaları veilk simya metinlerini yazan Panopolis’ten Zosimos tarafından referans alınmıştır. Her ne kadar metali altına dönüştürmek zor olsa da, her ikisi de modern kimyada günümüzün eşdeğeri olan tribikos ve kerotakisin simya aygıtlarının yanı sıra hidroklorik asidi keşfetmesiyle itibar kazanmıştır. Ve eğer yemek pişirmek sizin için önemliyse, Mary’ye şerefine adı verilen pişirme şekli Bain-Marie için teşekkür edebilirsiniz.

 7- Elizabeth Garrett Anderson – İngiliz Doktor (1836-1917)

İlk İngiliz kadın doktor olan: Elizabeth Garrett Anderson, duruşu ve kararlılığı ile diğer kadınların da yücelmesini sağlayan şaşırtıcı ve güçlü bir kadındı. ABD’deki ilk kadın doktor Elizabeth Blackwell gibi başarılı kadınlardan ilham alan Elizabeth Garrett Anderson, itaatkar yaşamına ters düşmeyi seçti. Saygın eğitimine rağmen, herhangi bir tıp fakültesine kabul edilmemesi yüzünden,itirazları sonucu okuldan atılmasına yol açan erkek akranlarıyla birlikte hemşirelik okumak zorunda kaldı. Elizabeth eczacılar derneği aracılığıyla doktor olarak kaldıktan hemen sonra, dernek kadın katılımcıları yasakladı. Elizabeth’in karşılaştığı cinsiyetçilik ve sıkıntılar, yalnızca onun gücünü ve amacını körükledi.

Paris Üniversitesi’nde okumak için kendi kendine Fransızca öğrenen Elizabeth, nihayet tıp diplomasını aldı. Bununla birlikte, bu hala İngiliz Tıbbi Kayıt Sicili izni için yeterli değildi, bu yüzden daha sonra Dekan olarak atandığı Londra Kadın Tıp Okulu olacak Kadınlar için Yeni Hastane’yi kurdu. Sonunda vokal kampanya çabaları karşılığını verdi ve 1876’da tıp mesleğine kadın girişi yasallaştırıldı. Tıptan emekli olduktan sonra bile, Dr Anderson hâlâ ataerkilliğe başkaldırıyordu ve İngiltere’deki ilk kadın belediye başkanı oldu. Eşitlik hareketi üzerinde etkiliydi, kızına ve diğer pek çok korkusuz kadına adımlarını takip etmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik çaba göstermesi için ilham verdi.  

8- Grace Hopper – Amerikalı Bilgisayar Programcısı (1906-1992)

“İnanılmaz Grace” takma adı, Grace Hopper’a boşuna verilmedi. Sezgileri kuvvetli bir matematikçi ve bilgisayar programcısı olarak, ilk yıllarını Amerika’daki en prestijli kurumlardan bazılarında okuyarak geçirdi, sonuçta matematik alanında doktora yapan ilk kadınlardan biri oldu. II. Dünya Savaşı başladığında, Hopper büyükbabasının ayak izlerini takip ederek Vassar Koleji’ndeki matematik öğretmenliği işini ABD Deniz Kuvvetleri’ne katılmak için bıraktı. İlk fonksiyonel bilgisayar olan Mark I’ i programlamayı öğrenmek için Harvard Üniversitesi’ne yönlendirildi. Teknoloji Mark II bilgisayarına ilerlediğinde, Hopper, programlama ekibi bilgisayarın işleyişini bozan bir hatayı çıkardığında “debugging”(hata ayıklama) terimini meşhur etti.

Grace, her şeyden önce, ikili kod yerine İngilizce kelimelere dayanan kapsamlı bir bilgisayar dili olan COBOL’un geliştirilmesiyle, bilgisayarı genel kullanıma açık hale getirmek için çabaladı. İki kez emekli olmaya çalıştı ancak 80’lerinde çalışmaya devam ederek ABD Donanması ‘nın en eski aktif görevli subayı oldu ve Savunma Üstün Hizmet Madalyası kazandı. Ayrıca, ilk defa Bilgisayar Bilimi Yılın Adamı Ödülü (Computer Science Man-of-the-YearAward), ilk kadın Ulusal Teknoloji Madalyası (NationalMedal of Technology)ve İngiliz Bilgisayar Derneği( British ComputerSociety) tarafından Seçkin İnsan seçilen ilk Amerikalı ve ilk kadın olmak gibi pek çok ilke layık görüldü. Onun mirası günümüz bilgisayarcılığında yaygındır vekadın bilişimcileri destekleyen Kadın Bilişimciler Konferansı’nda GraceHopperKutlaması yapılmaktadır.

 9- Valentina Tereshkova – Rus Kozmonot (1937-)

Uzay Yarışı söz konusu olduğunda, ABD, Ay’a ilk inen kişiye sahip olmasına rağmen, yenildiği başka yerler de vardı. Sovyetler Birliği’nin şeref salonuna başkanlık eden üç Kozmonot; Uzayda ilk kişi olan YuriGagarin, ilk uzay yürüyüşü yapan kişi olan Alexey Leonov ve ValentinaTereshkova. Bir tekstil işçisi iken Tereshkova, paraşütle atlama becerisi, proletarya geçmişi ve görev için yeterli olması nedeniyle 400 aday arasından seçildi ve 16 Haziran 1963’te uzayda ilk kadın olup bir tarih yazdı.

Yaklaşık üç gün süren bir görevde 48 kez Dünya’nın yörüngesinde döndü ve sadece 26 yaşındayken uzayı ziyaret eden en genç kadın ve ilk sivil olmayı başardı. Dünya’ya döndükten sonra, hükümetin yüksek rütbeli bir üyesi olarak Sovyet kadınlarını Küresel mecralarda temsil etmeye devam etti . Fakat uzaydan kopabilmiş değil ve tek yönlü bir yolculuk olsa bile Mars ‘a uçmak istiyor.

 10- Jane Goodall – İngiliz Etolog (1934’den günümüze)

Şempanze meraklısı JaneGoodall gibi olağanüstü bilim insanlarının araştırmaları, bağlılığı ve şefkati sayesinde, son yıllarda yaban hayatı korumaya yönelik tutumlar çarpıcı bir şekilde değişmiştir. Çocukluğundan beri Jane, doğduğu savaştan, İngiltere’den uzakta Afrika’daki vahşi yaşama kavuşmahayalleri kuruyordu. Üniversite’yi karşılayamayan Jane, sekreter olarak çalışmaya başladı ve 23 yaşındayken, ünlü antropolog ve paleontologDr Louis S B Leakey ile tanıştığı Kenya’ya yolculuk için yeterli parayı biriktirdi.

Jane’in coşkusu ve bilgisi ile şaşıran Leakey, Afrika’da vahşi Afrika hayvanlarıyla birlikte yaşayan genç bir kadın kavramının akıl almaz olduğu bir zamanda Jane ile Gombe’deki vahşi şempanzelerin yaşam araştırmasına başladı. Şefkatli doğası Jane’in şempanzelerin güvenini kazanmasını ve şempanzelerin vejeteryan olduğu yönündeki varsayımları yanlışlayan et yemek, alet kullanmak gibi davranışlara tanık olmasını sağladı, 1965 yılında, bir okul derecesine sahip olmamasına rağmen doktora yapan ilk kişi olma olasılığını reddetti ve bu nedenle birçok bilim adamı onun başarısını göz ardı etti. Fakat sonunda başarısı, NationalGeographic’den fon sağlayarak Gombe Nehri Araştırma Merkezini kurmasını sağladı.

Olağanüstü kariyeri boyunca, JaneGoodall devrim niteliğindeki eseri Gombe Şempanzeleri: Davranış Modelleri ’gibi birçok kitap yayınladı ve JaneGoodall Yaban Hayatı Araştırma, Eğitim ve Koruma Enstitüsü gibi öncü araştırma kuruluşlarını kurdu. Küresel vahşi yaşamı tehdit eden ormansızlaşmaya tanık olan, Dr. Goodall deneyimli elini korumaya yöneltti ve şimdi dünya çapında seyahat ederek gelecek nesle, tehlike altında olan vahşi yaşamı aktif olarak korumak için ilham veriyor.

*Science (Fen), Technology (Teknoloji ), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik)

Editör / Yazar: Berfin KAZAZ

Kaynak: https://www.sciencefocus.com/science/10-amazing-women-in-science-history-you-really-should-know-about/

Bilim

FDA Yiyeceklerimizde “Kalıcı Kimyasal“Keşfetti. İşte O Ürünler

Published

on

Sağlıklı beslenme kuralları önceden basitti, en azından teoride ; daha az islenmş gıdalar tüket, şekerden uzak dur ve dengeli beslen ancak bilim insanları bu öğretiyi zorlaştıran gizli bir tehdidi yavaşça ortaya çıkarıyor. Amerikan ılac ve Gıda Dairesi (FDA) ’nin yeni bir araştırması Orta Atlantik’te – et, deniz ürünü ve çikolatalı kek numuneleri dahil-satılan pekçok yiyecekte kanserle bağıntılı yapay kimyasalların bir sınıfının izini buldu. Söz konusu kimyasallar – Per- ve polyfluoroalkil maddeler (PFAS)¹  – 1940 ’larda, İmalatçı firmaların ısıya, yağa, boyaya ve suya dirençli olduğunu fark ettiği zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri ’nde ünlendi. Pek çok PFAS çeşidi imalat endüstrisinden yavaşça çıkmış olsa da onlar yiyecek paketleri, kilimler, deri, tekstil ürünleri ve zamksız tencere setlerinde hâlâ bulunuyor. Kanserle bağlantılarının yanısıra PFAS ’lar karaciğer hasarı ve gelişimsel sorunlarla da bağıntılı. PFAS ’lar nadiren doğa da yok olduğundan havada ve suda binlerce yıl kalır işte bu yüzden “Kalıcı Kimyasallar bknz: ’Forever Chemicals‘” adını almıştır.

FDA yiyecek numunelerinin bir sağlık tehdidi olmadığını söyledi. Kasım 2017 ’de yürütülen FDA soruşturması Daire ’nin Batı Virginia, Ohio, Virginia, Tennesse, Kentucky, Kuzey Carolinia, Washington, Dc, Maryland ve Delaware olarak belirttiği Orta Atlantik bölgesinde 16 tip PFAS ’ı test etti. Marketlerde 90 ’nın üzerinde örnek alındıktan sonra Daire, ananas ve tatlı patateslerde eser miktarda PFAS buldu. Ayrıca ette, deniz ürünlerinde, çikolatalı sütte ve çikolatalı kekte bu kalıcı kimyasallardan yüksek derece buldu. Hindi kıymasını, bifteği, hot dogları, kuzu şişleri, tavuk budunu, tatlı su çipurasını, morino balığını, karidesi ve yayın balığını da içeren tüm et ve deniz ürünü numuneleri Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından belirlenen uyarı düzeyini aştığını gösteriyor.

Uyarı düzeyleri yer altı ve içme suyunu kapsıyor ama yiyecekleri kapsamıyor. Çikolatalı kek en yüksek PFAS miktarını içermesine rağmen (trilyonda 17.640 parça) EPA tarafından henüz değerlendirilmemiş bir farklılık içeriyordu. FDA Business İnsider ’a numunesi alınmış besin ögelerinin insan sağlığına muhtemel bir tehdit olmadığını belirten araştırmanın genel bir değerlendirmesinin geniş bir kopyasını verdi. Ancak bu değerlendirme New Mexico ’daki Hava kuvvetleri Üssü ’ne yakın bir mandıradan alınan örneklerin 2018 ‘de korkutucu seviyede PFAS içeriğinin üstüne bastı. Çiftliğin yer altı suyu ve silajı (hayvanlara verilen yeşillik) PFAS ’la kirlendi ve ineklerin bileşiği tüketmesine neden oldu. FDA atığa sadece 30 gün maruz kalan bir ineği PFAS ’tan arındırmanın 1.5 yıl sürdüğünü tahmin ediyor. Mandıradan alınan süt numuneleri EPA’nın önerilen eşiğinden 35 kat daha fazla PFOS içeriyordu. FDA güvenlik değerlendirmesine istinaden örneklerin insan sağlığına tehdit teşkil ettiğini ve çiftlikteki tüm Sütun yok edildiğini söyledi. EPA Belirli Bir PFAS ’lar Hakkında Sağlık Önerileri Belirtti. Neredeyse 5000 çeşit PFAS bulunuyor ama EPA sadece iki çeşit için sağlık önerisi verdi: PFOA VE PFOS Gözlemci Çevre Çalışma Grubu’nda (EWG) kıdemli bilim insanı David Andrews bu kimyasalların PFAS’ların en dehşet verici çeşidini temsil ettiğini belirtti.

EPA trilyonda 70 parçayı aşan PFOA veya PFOS ’lu içme suyunu insan sağlığı riski olarak görüyor. Tavsiyeleri yasal bir düzenleme olmasa da devlet daireleri ve toplum sağlığı kurumlarına bir uyarı niteliği taşıyor. Toksik kimyasallara gelindiğinde EPA çoğu çevreci gruptan bir sağlık hükmü vermeden önce kayda değer miktarda bilimsel kanıt için bekleyerek daha ihtiyatlı davranıyor.
Andrews Business İnsider’a “PFAS’ların ne kadar güçlü olduğunu anlamamız onlarca çalışma gerektirdi. “dedi. “Tüm bu kimyasalların müthiş güvenli olduğu varsayımını terk etmek zorundayız. Bu kimyasallar endişe verici ve bunların maruziyetinden mümkün olduğunda uzağında durmalıyız “ Bilim İnsanları Hâlâ Besinlerimizdeki “Kalıcı Kimyasal “ların Kaynağını Bulmaya Çalışıyor. PFAS ’ların neden gıdalarımızda ortaya çıktığına dair birkaç teori mevcut ama bilim insanları hâlâ en yüksek ihtimalle sebebi bulmak için uğraşıyor. Bir olasılık yiyecek paketleme olabilir. Aralık 2018’de bir gözlem raporu WholeFoodsMarket’ta kağıt yiyecek kutularında ve bir sandviç paket kağıdı ürününde PFAS’ın izini buldu. Aynı yıl Washington mikrodalga mısır çantaları ve fastfood paketleri dahil yiyecek paketlerini PFAS’tan men eden ilk Amerikan eyaleti oldu. Birkaç ay süre sonra San FransiscoPFAS ’ları tek kullanımlık yiyecek kabından, kap-kacaktan, pecetelerden, tabaklardan, pipetlerden, tepsilerden, kavanoz kapaklarından menetti.

PFAS’ları içeren çözünebilen paketler toprağa karışınca kimyasallar eninde sonunda bitkilere daha sonra insanlara geçiyor. Andrewsbir diğer senaryonun ise New Mexico ’daki kirli süt örnekleri tarafından sergilediğini söyledi. 1970 ’lerde Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı eğitim talimlerinde ve acil durum müdahalelerinde PFAS içeren ateş söndürme köpüğü kullanmaya başladı. 2018’le birlikte Bakanlık en az 90 Hava Kuvvetleri, Ordu ve Deniz Filosu Üssü’nün EPA ’nın kabul edilebilir seviyesini aşan PFAS ’lı su barındırdığını rapor etti. Ayrıca EPA ;Colorado, Michigan, Pensilvanya, New York ve Kuzey Carolina’nın yerel su sistemlerinde detespit etti. Eğer bu kirli su tarlalara geçerse yiyeceğimizin zehirlenmesiyle sonuçlanabilir. Andrews“Bilim çevrelerinde genel kanının tüm insanların gıda vasıtasıyla PFAS ’a maruz kaldığı yönünde ama daha öğrenecek çok şey var. FDA soruşturması derinlere inmiyor. Cevaplardan ziyade daha çok soru doğuruyor” dedi .

Per- ve polyfluoroalkil maddeler¹ : (PFAS), PFOA, PFOS, GenX ve diğer birçok kimyasal maddeyi içeren bir grup insan yapımı kimyasaldır. PFAS, 1940’lardan bu yana Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünya çapında çeşitli endüstrilerde üretilip kullanılmaktadır. PFOA ve PFOS, bu kimyasalların en yoğun şekilde üretilen ve çalışılanları olmuştur. Her iki kimyasal da çevrede ve insan vücudunda çok kalıcıdır – yani parçalanmadıkları ve zaman içinde birikebilecekleri anlamına gelir. PFAS’a maruz kalmanın olumsuz insan sağlığı etkilerine yol açabileceğine dair kanıtlar vardır.

PFAS şuralarda bulunabilir:

  • PFAS içeren malzemelerle paketlenmiş, PFAS kullanılan ekipmanla islenmş veya PFAS ile kirlenmiş toprak veya suda yetişen yiyecekler.
  • Leke ve su itici kumaşlar, yapışmaz ürünler (örneğin, Teflon), cilalar, balmumları, boyalar, temizlik ürünleri ve yangın söndürme köpükleri dahil olmak üzere ticari ev ürünleri (hava limanları ve askeri üslerde yangın söndürme eğitimi verilen başlıca yeraltı suyu kirlenme kaynakları) ) meydana gelir.
  • PFAS kullanan üretim tesisleri veya endüstrileri (örneğin, krom kaplama, elektronik üretimi veya yağ geri kazanımı) içeren işyeri.
  • Tipik olarak lokalize edilmiş ve belirli bir tesisle ilişkili içme suyu (örneğin, üretici, depolama, atık su arıtma tesisi, itfaiyeci eğitim tesisi).

Çeviri: Ahmet Can AKYOL

Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-fda-have-found-trace-amounts-of-a-toxic-chemical-called-pfas-in-foods

Continue Reading

Bilim

Bilim İnsanları, Salyangozdan İlham Alarak süper yapıştırıcı geliştirdiler

Published

on

Sümüksü ve kabuklu arkadaşlarımız olan mütevazı salyangozlardan biraz yardım alarak, bilim insanları insanoğlunu sadece damga büyüklüğünde bir yama ile tutabilecek kadar güçlü, yapışkan bir süper yapıştırıcı geliştirdiler. Bu yapıştırıcı geri dönüşümlü olup gerektiğinde açılıp kapatılabilir. Pennsylvania Üniversitesi ‘nden, Ulusal Bilimler Akademisi Bildirilerinde yer alan dergideki rapora göre bilim insanları tersinir (Tersinir kimyasal, fiziksel ve mekanik olarak geri dönüştürülebilir demektir.) bir yapışkan geliştirmek için yola çıktılar ve bu projede ilham almak için doğal dünyadan yararlandılar. Yumuşakçalardan¹ olan bilhassa salyangoz ve sümüklü böcek, ürettikleri gloop (yapışkan, yapış yapış olan) sümüğü sayesinde yüzeylere yapışabilir. Islak formda bu sıvı, hayvanın hareket etmesine ve yapışmasına izin verirken sert formda yumuşakça, kendisini uzun süre boyunca bir yüzeye bağlayabilir.

Böyle bir malzemenin avında olan, araştırma ekibinin bir üyesi, kısaca PHEMA olarak bilinen polihidroksi etil metakrilat (Hidroksil fonksiyonlu akrilik polimerlerin sentezinde kullanılan ester yapılı monomer.) denilen bir polisten hidrojene rastladı, bu da ıslak formda lastik, kuru formda sert bir yapıya sahip olup tersinirliği su ile kontrol edilir. PHEMA ile ilgili yapılan araştırmalara göre ıslak halde bir yüzeye uygulanırsa, kururken büzülmeye meyilli diğer yapışkan malzemelerin aksine küçük çatlak ve oyuklara yayılmaya devam eder.

Tıpta Bazı Faydalı Uygulamalarda Kullanılabilir

PHEMA ’nın bu özelliğe sahip olması ideal bir seçim olduğunun göstergesidir. Malzeme Bilimi, Kimya ve Biyomoleküler Mühendisliği Bölümü ‘nden Profesör Shu Yang yaptığı açıklamada, “Bu, duvara fırlattığınız ve yapıştırdığınız çocuk oyuncakları gibidir. Bunun nedeni ise çok yumuşak olmalarından kaynaklanır. Malzemeler kuruduğunda genellikle küçülürler. Yüzeyden büzülürse, artık mikro boşluklara uymak istemez ama PHEMA yapıştırıcımız uyumludur, kuru veya sert formda olsa da şekillerini sabit tutar. Araştırmacılar tersinir su ile aktifleşen bir yapışkan malzemenin bilimsel araştırma ve tıpta bazı faydalı uygulamalara sahip olabileceğini söylüyorlar. Bilim insanları da kimyasallar ve pH veya ışık ve ısı olup olmadığına dair ipuçlarına cevap vererek tersine çevrilebilecek diğer yapıştırıcıların peşinde.  Yumuşakçalar¹: Hayvanlar âleminin geniş bir sınıfıdır. Ahtapot, midye, salyangoz, sümüklü böcek bu sınıftandır.

Çeviri: Seval ÖZGÜR

Kaynak: https://www.iflscience.com/chemistry/slug-slime-inspires-a-reversible-superglue-that-can-stick-a-human-to-the-ceiling/

Continue Reading

Bilim

Kafataslarında Neden Bu Kadar Çok Kemik Var?

Published

on

Kafanda kaç tane kafatası kemiği var? Hayvan kafataslarını, kafatasının üst bölgesi ve alt çene olarak iki kemikten oluştuğunu tahmin edebilirsiniz. Ama kafatasları aslında beklediğinizden çok daha fazla kemiğe sahip karmaşık bir yapıdır. Bazı hayvanların küçükken kafataslarında fazlaca kemik bulunur ve bu kemikler canlı olgunlaştıkça, birbirine kaynayarak bütünleşmeye başlar. Bazı hayvanlar ise yetişkinlik döneminde olmasına rağmen kafatasında fazlaca kemiğe sahiptir. Peki, kafataslarında neden bu kadar çok kemik var ve en çok kemik hangi hayvanlarda bulunur? Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi ‘ne (NCBI) göre insan kafatası kemikleri anatomisinde kafataslarında 8 kraniyal kemik (kafa kubbesini oluşturan kemik) ve 14 yüz kemikleri olarak toplam 22 kemik vardır.

Ohio Üniversitesi Laboratuvarı ‘ndaki araştırmacılar ve Witmer, dağıtılmayan bir timsah kafatasının fotoğrafını Twitter ’da paylaşarak şaşırtıcı bir kemik sayısı olduğunu söyledi. Timsah kafataslarında yaklaşık olarak 53 kemik bulunur. Memeli fetüsler, gelişimlerine göre kemik sayılarında farklılık göstermekte olup kafatasında yaklaşık olarak ortalama 43 kemik bulunur. Karada yaşayan omurgalıların ise çoğu 22 adet kemiği olan oldukça muhafazakâr bir kafatası morfolojisine sahiptir.

Oregon Devlet Üniversitesindeki Su Ürünleri ve Yaban Hayatı Anabilim Dalında balık profesörü olan BrianSidlauskas, en fazla kafatası kemiğinde 156 kemik bulunan soyu tükenmiş bir balık fosilinde bulunduğunu söyledi. Ohio Üniversitesi Biyomedikal Bilimler Bölümü ile paleontoloji profesörü LarryWitmer, omurgalı kafataslarındaki kemiklerin sayısı, birbirine nasıl bağlandıkları ve birbirleriyle kaynaşma şekli çeşitlilik göstermektedir. Bu çeşitlilik kafatasının hayvan tarafından nasıl vene kadar esnek kullanıldığını yansıtabildiğini söyledi.

kafatasının esnekliği – Kredi : Ohio Üniversitesi ‘nde Witmer Lab

Örneğin balıklar hareketli bir kafatasına sahiptir çünkü diğer pek çok omurgalıdan daha fazla kafatası kemiği ve daha az füzyonu vardır. Balıkların diğer hayvanlarla paylaştığı kafatası kemiklerine ek olarak solungaçlarını kaplayan dört tane kaynaşmış kemikleri de vardır. Hayvanlar milyonlarca yıl boyunca geliştikçe, bazı kafatası kemikleri büyümüş bazıları küçülmüş, bazıları kaynaşmış ve bazıları tamamen kaybolmuştur. Witmer”farklı gruplar arasında kemik sayısındaki bu değişkenlik zengin evrim dokusunu gösteren büyüleyici bir şeydir” dedi.

Editör / Yazar: Seval ÖZGÜR

Kaynak: https://www.livescience.com/65720-bones-in-animal-skulls.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar