fbpx
Connect with us

Bilim

Bilime Göre 10.000 Yıl Sonra Neler Olacak?

Published

on

İnsanlığın, gezegenimizin ve soğuk, karanlık Evren’in içinde bulunduğumuz köşesinde değer verdiğimiz tüm şeylerin geleceğini hayal etmek, genelde bilim kurgunun ilgi alanıdır ve bizler, genelde en iyi ihtimalle önümüzdeki birkaç yüzyılı merak ederiz. Peki ya gelecekteki binlerce yıl? O zamanlarda neler olacak? Görünüşe göre uzak gelecekteki birkaç şey, bilimin çeşitli araçları sayesinde şaşırtıcı bir isabetle tahmin edilebiliyor.

Yaşam, Evren ve diğer her şey hakkındaki bildiklerimize dayalı olarak, astrofizik ve evrim gibi alanlardaki bazı bilimsel tahminler aslında günümüzden yüzbinlerce yıl öteye ulaşabiliyorlar. Vikipedi’de, uzak geleceği kapsayan ve merak uyandıran birkaç tane zaman çizelgesi bulabilirsiniz. Bunlar arasında bilim kurgu ve popüler kurguya ağırlık veren de var. Fakat gelin, uzaktaki bu geleceklerin en yakınında, günümüzden kabaca 10.000 yıl içinde neler olacağına ve bilimin bu konuda söylediklerine bakalım. Bu noktada ilk olarak Güney Kutbunun doğu kısmı tamamen kaybolacak. Kendisi gezegenimiz üzerinde aralıksız devam eden en uzun buz katmanı. Yapılan örneklemelerde, Wilkes buzulaltı havzası çökerse, bu devasa buz kütlesinin 5.000 ila 10.000 yıl arasında denizde dağılarak su seviyelerini 3-4 metre yükselteceği tahmin ediliyor. Fakat bir ihtimale göre, yükselen tüm bu denizlerle mücadele edecek insan kalmayabilir. Avustralyalı kuramsal fizikçi Brandon Carter’ın öne sürdüğü ve Kıyamet günü iddiası adı verilen bir tahmine göre, insanların 10.000 yıl içinde yok olma ihtimali yüzde 95. Bu iddia çok tartışıldı, bu yüzden insanların yok olup olmayacağını kesin olarak bilmiyoruz. Ancak yok olmazlarsa, insanlar arasında 10.000 yıl içinde hiçbir bölgesel genetik çeşitlilik olmayacak. Bu demek değil ki bütün herkes aynı görünecek. Ancak genetik farklılıklar ne olursa olsun (mavi ve kahverengi göz gibi), bu farklılıklar gezegen boyunca eşit şekilde dağılacak ve bu sayede insanlar eşit oranda karışacaklar.

Günümüzde bildiklerimizden büyük oranda farklı sahil hatlarının ve Güneş’in konumuna 10 gün uyumsuz bir Gregoryan takviminin bulunduğu bir dünyada yaşayacak olan bu insanlar, göz alıcı bir yıldız patlamasına da şahit olabilirler. Önümüzdeki 10.000 yıl içinde, kırmızı süper dev yıldız Antares’in bir süpernova patlaması geçireceği ve bu patlamanın çok parlak olup güpegündüz görülebileceği tahmin ediliyor. (Aslında Antares her an patlayabilir, bu yüzden bunun daha erken gerçekleşmesini umuyoruz. Bu sayede onu kuramsal ve muhtemelen yok olmuş torunlarımız değil, kendimiz görüyor oluruz.) Ve bu arada eğer bu zaman penceresini 13.000 yıla uzatırsak, Dünya’nın eksen eğimi tersine dönecek ve yarımkürelerin mevsimleri birbiriyle değişecek. Bunu yaşamak insanın kafasını karıştırırdı. Ancak insanlar 10.000 yıl yaşasın veya yaşamasın, uzaydaki keşif araçları olan Pioneer 10 ve 11, Voyager 1 ve 2 ile New Horizons, yıldızların arasında binlerce değil, muhtemelen milyonlarca yıl boyunca geziyor olacaklar. Aslında Voyager 2, gözlerimizi kısıp gelecekte biraz daha ileriye bakarsak, günümüzden 296.000 yıl sonra, gökyüzündeki en parlak yıldız olan Sirius’tan (yıldızsal mesafeyle) bir tükürme mesafesinde olacak. Bütün bu tahminler, uzak gelecek olarak bilinen dönemlerin sadece en yakın olanlarıyla ilgili. Şimdiden bile epey sersemledik. Bu zaman dönemlerinde çok daha uzakları incelemek istiyorsanız, Vikipedi zaman dönemlerinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Gitmeden önce komik bir bilgi sızıntısı verelim: Neil Armstrong’un Ay’da bıraktığı ayak izi, 1 milyon yılda aşınacak.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/here-s-what-will-happen-10-000-years-from-now-according-to-science
Editör / Yazar: İsa EKİCİ

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yüz körlüğü hastalığı nedir? Nedeni ne? : Sevdiklerimin yüzünü hatırlayamıyorum

Published

on

İnsan yüzlerini tanıyamama durumu olarak tanımlanan ‘yüz körlüğü’ Tıp dilinde prosopagnosia olarak adlandırılan bu durum, insanların yüz, ağız, göz gibi unsurları görmelerine rağmen aralarında bağlantı kuramamaları olarak nitelendiriliyor.

Bir gün bir yabancı, otobüste Boo James’e el salladı. Üzerine pek düşünmedi. Ta ki, el sallayanın aslında annesi olduğu ortaya çıkana dek. Boo’nun nadir görülen bir hastalığı, yüz körlüğü var. Yani, ailesinin, arkadaşlarının ve hatta kendi yüzünü tanıyamıyor. Uzmanlar şimdi, Boo gibilerinin insanları daha iyi tanımak üzere eğitilmesi umuduyla yeni bir çalışma başlattı.

‘Başka bir gezegendenmiş gibi’

Boo yıllarca “başka bir gezengendenmiş gibi” hissettiğini söylüyor. “Bunun üzerine oturup düşünmek, çok stresli ve duygusal açıdan rahatsız edici. Dolayısıyla, düşünmemeye çalışıyorum. Çok zor bir iş. Dışarıda olduğunuz bir günü sürekli biriyle konuşup konuşmamanız gerektiğini düşünerek geçirmek, fiziksel ve duygusal açıdan tüketen bir şey” diyor. Boo, hayatının büyük kısmı boyunca, prosopagnozi diye de adlandırılan rahatsızlığından habersizdi ve insanları tanıyamayınca ortaya çıkan “sosyal gariplikten” kendisini sorumlu tutuyordu.

“Bu durumu açıklayacak bir yol bulmalıydım. İyi açıklayamıyordum, sadece insanların yüzünü hatırlamakla uğraşmadığım için kendimi suçluyordum” diye konuşuyor ve ekliyor: “Sanki bir tür tembellik gibiydi: İnsanları tanımak istemiyormuşum, hatırlayacak kadar ilgilenmiyormuşum, kusur da bendeymiş gibi düşünüyordum.” Ancak Boo, kendisindeki sorunu 40’lı yaşlarının başlangıcında hastalığı televizyondan öğrenince anladı. “Ancak o zaman, insanları tanıyamamamın, beynimdeki fiziksel bir durumdan kaynaklandığını anladım” diyor: “Hemen kendimi daha iyi anlamaya, kendimi affetmeye ve meseleye farklı bir açıdan bakmaya başladım.”

Bazen kendisini bile tanımakta zorlanıyor

Boo, çocukluğunun tanıyamadığı diğer çocuklar, bakıcılar ve öğretmenler yüzünden “travmatik deneyimlerle dolu” olduğunu anlatıyor. 51 yaşındaki Galli kadın, ailesini, eski arkadaşlarını ve hatta tatilde karşılaştığı babasını tanıyamadığını belirtiyor. Hatta bazen, kendisini bile tanımakta zorlanıyor. “Geçenlerde annem bilgisayarda eski fotoğraflar bulduğunu söyledi. Ekrandan bakıyordum. Fotoğraftaki birinden bahsediyorduk ve ben ‘O kim?’ diye sordum. ‘Sensin!’ dedi.” Boo, partneri Dewi’yi “yüz körleri için rehber köpek” diye tanımlıyor çünkü tanıdıkları biriyle konuşuyorlarsa, gizlice kim olduklarını söylüyor. Filmlerin konularını ve karakterlerin kimliklerini de söylüyor, çünkü aksi takdirde filmlerde olanları takip etmesi imkansız hale geliyor. “Çok nazik ve sabırlı biri. Bazen çok karmaşık hale gelirse filmi kapattığımız da oluyor” diyor.

Parça parça yüz

Peki yüz körlüğü olanlar yüzleri nasıl algılıyor? Boo, bunu tanımlamanın zor olduğunu söylüyor. “Yüzleri parça parça görüyorum. Bir burun olduğunu, gözleri, ağzı ve kulakları görüyorum. Ama beynimin bunları birleştirip ortaya bir yüz görüntüsü çıkartması çok zor oluyor” diyor. Ancak, yaşadığı zorluklara karşın Boo, kimin kim olduğunu anlamasına yardımcı olan taktik ve teknikler geliştirmiş: “Kullanabileceğim başka veriler var, saç stilleri, birinin sürekli taktığı bir mücevher, giyim tarzları, konuşmaya başladıklarında da ses tonları. Hatta bazen birinin silüeti, vücudunun biçimi hatta konuşma tarzları. İnsanları arkalarından bakarak tanımakta, normal insanlardan daha iyi olduğumu düşünüyorum.”

Farkındalığı artırmak

Hepsi Boo’nun yaşadığı kadar kötü olmasa da, her 50 insandan birinde yüz körlüğü olduğuna inanılıyor. Konuyla ilgili yeni bir araştırma yapan uzmanlar, çoğu kişinin bunun farkında bile olmadığını söylüyor. Swansea Üniversitesi’nden Psikolog Dr. John Towler, “Bunla, belki bir filmi takip etmeyi biraz zor bulan insanlar” diyor: “Belki Taht Oyunları dizisini izliyorlardır, herkes uzun saçlı ve sakallı olduğundan, ne olup bittiği hakkında bir fikirleri yoktur.”

Yüz Körlüğü Nedeni ne?

İki tür yüz körlüğü var. Sonradan olan yüz körlüğü, beynin yüz tanımayı kontrol eden kısımlarının bir yaralanma yüzünden hasar görmesiyle ortaya çıkıyor. Gelişimsel yüz körlüğü ise beynin farklı bölgeleri arasındaki iletişimin bozulması nedeniyle doğumdan itibaren görülüyor. Araştırma ekibinden Dr Jodie Davies-Thompson, “Beynin tam olarak hangi bölümünde sorun olduğunu öğrenebilirsek, bu soruna çare aramaya başlayabiliriz. Yüz körlüğü olan insanlar için bir rehabilitasyon programı üzerinde çalışıyoruz. Belirli beyin bölgeleri arasındaki iletişimi ve dolayısıyla yüz tanıma kabiliyetini artırmayı umuyoruz” diyor.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.bbc.com/news/uk-wales-47304678

Continue Reading

Bilim

Bilim insanları, Beynin 90’lı yaşlara kadar ‘yeni hücre’ üretebilidiğini ortaya koydu

Published

on

Avrupalı bilim insanları, insan beyninin 90’lı yaşlarına kadar yeni hücre üretmeye devam edebildiğini ortaya koydu. İspanya’da yapılan araştırmaya göre beynin hafıza ve ruh halini yöneten kısmı olan hipokampüs, yaşlılıkta dahi taze hücre üretebiliyor. Ancak Alzheimer hastalığının baş göstermesiyle, beyindeki yeni hücre sayısı azalıyor. Yeni bulgular, Alzheimer’ın erken teşhisine de yardım edebilir.

Yaş ilerledikçe üretim yavaşlıyor

Nature Medicine tıp dergisinde yayımlanan araştırma için, 43-87 yaş aralığında hayatını kaybetmiş olan 13 kişinin bağışlamış olduğu beyin dokuları incelendi. Deneklerin tamamı ölmeden önce nörolojik açıdan sağlıklıydı. Madrid Özerk Üniversitesi’nden María Llorens-Martín, ekipçe yaptıkları incelemelerde sağlıklı beyinlerde yeni nöronlara rastladıklarını ancak bu nöronların sayısının yaş ilerledikçe azaldığını söyledi. 40 ve 70 yaşları arasında beyindeki yeni hücreler 40 bin milimetreküpten 30 bin milimetreküpe kadar düştü.

Alzheimer hastaları

Araştırmacılar daha sonra, ölmeden önce Alzheimer teşhisi konduğu bilinen 52 ile 97 yaş aralığında deneklerin beyin dokularını inceledi. Bu Alzheimer hastalarında da yeni beyin hücrelerinin oluştuğuna dair izler vardı ama sağlıklı beyinlere oranla yeni hücre sayısı çok daha azdı. Alzheimer’ın daha ilk safhalarında olan beyinlerde, sağlıklı beyinlerdeki yeni hücrelerin yarısı ya da daha azı kadar yeni hücreye rastlandı. Nöroloji uzmanları on yıllardır beyindeki hücre üretimi konusunda ikiye bölünmüş durumda. Bazıları insanların yetişkinliğe eriştiğinde beyin hücresi ‘kotasını’ doldurduğunu, bazıları da yaşlılığa kadar beynin yeni nöronlar ürettiğini öne sürüyor.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.theguardian.com/science/2019/mar/25/humans-can-make-new-brain-cells-into-their-90s-scientists-discover

Continue Reading

Bilim

Aziz Sancar’ın ismi verilen bitki ilaç olma yolunda

Published

on

Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen haval otunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu belirten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, “Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere” dedi. Halk arasında yara tedavisinde kullanılan ve Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen havalotunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarda sona yaklaşıldı.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, yaptığı açıklamada, ilaç üretiminden tedaviye kadar artık modern tıpla birlikte geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının da yaygınlaşmaya başladığını söyledi.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp kapsamında çok sayıda araştırma yapıldığını anlatan Doğan, yurt içi ve dışında farklı bitkiler ile sülük gibi bazı hayvan türlerinin hastalıkların tedavisindeki etkisinin incelendiğini belirtti.

Doğan, üniversitelerindeki ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezi’nce yürütülen çalışmalar kapsamında, Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesinde keşfedilen bitki türüne, Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın isminin verildiğini hatırlattı.

Halk arasında ‘havalotu’ denilen, ‘bolanthus’ cinsine ait endemik bir tür olan bitkinin daha önce bilimsel tanımlamasının yapılmadığını ifade eden Doğan, “Bu bitki, Geleneksel Tamamlayıcı ve Entegratif Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Koç başkanlığındaki ekip tarafından ilk kez bilimsel olarak tanımlanmıştı. Türkiye’nin dünyada bilim adına gururu olan Sancar’dan izin alınarak, bitki türüne ‘Bolanthus Aziz-Sancarii’ ismi verilmişti” dedi.

YARA TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR

Prof. Dr. Doğan, bitkinin halk arasında daha çok yara tedavisinde kullanıldığını belirtti. Bitkinin, yara tedavisi başta olmak üzere farklı sağlık sorunlarına şifa olup olamayacağına ilişkin başlatılan araştırmanın tamamlanmak üzere olduğunu bildiren Doğan, şunları kaydetti:

“Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere. Bu bitkinin içindeki etken maddelerin ayrıştırılması ve bunların ilaç olarak kullanılmasına yönelik de üniversitemizle birlikte yürütülecek TÜBİTAK projemiz başlatılacak. En kısa zamanda resmi başvuru sunulacak.”

Araştırmanın başkanlığını yürüten Doç. Dr. Murat Koç da “Araştırılan bitkinin ilaç olma yolunda potansiyeli yüksek. Kesin sonuçları elde ettikten sonra net şeyler söyleyebiliriz” diye konuştu. Kaynak: (AA)

Continue Reading

Öne Çıkanlar