fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Bilime Göre Nasıl Mutlu Olunur?

Yayınlandı

üzerinde

Son yirmi yılda pozitif psikoloji hareketi, mutluluk, insan potansiyeli ve gelişme bilimi ile ilgili bir psikolojik araştırma yürüttü. Bu hareket, psikologların sadece zihinsel hastalıkları araştırmakla kalmayıp aynı zamanda yaşamı değerli kılan şeyleri de araştırması gerektiğini savunuyor .
Pozitif psikolojinin kurucu babası Martin Seligman, mutluluğun , sevinç, heyecan ve memnuniyet gibi olumlu duyguların sıkça yaşanmasına sebebiyet verdiğini, daha derin anlam ve amaç duygularıyla insanı birleştirdiğini anlatıyor . Bu fikir, şimdiye kadar olumlu bir zihniyet ve geleceğe yönelik iyimser bir bakış açısı getirdi. En Önemlisi, mutluluk uzmanları, mutluluğun istikrarlı, değişmez bir niteliğe sahip olmadığını, üzerinde çalışılarak geliştirilecek bir şey olduğunu ortaya koydu.

Martin Seligman, psikoloji alanında elde ettiği bulgulara dayanarak son dört seneden beri mutluluk atölyeleri yürüttüğünü kaydediyor. Atölyelerin son derece eğlenceli olduğuna değinen Seligman, “Mrs Happy” olarak ün kazandım, ancak istediğim son şey, her zaman mutlu olduğumu düşünmeniz. Mutlu bir yaşam için gayret etmek bir şeydir, ancak her zaman mutlu olmaya çalışmak gerçekçi değildir” açıklamasında bulundu.
Son zamanlarda yapılan araştırmalar, psikolojik esnekliğin daha fazla mutluluk ve refahın anahtarı olduğunu gösteriyor. Örneğin, duygusal deneyime açık olmak ve rahatsızlık olma durumlarınıtolere etme yeteneği, daha zengin, daha anlamlı bir varlığa doğru hareket etmemizi sağlayabilir.
Çalışmalar göstermiştir ki hayatımızdaki koşullara nasıl cevap verdiğimiz mutluluğumuz üzerinde direkt bir etkiye sahiptir. Kısa vadede stres, hüzün ve endişenin yaşanması, uzun vadede mutlu olamayacağımız anlamına gelmiyor.
Felsefi olarak mutlu, hedonistik ve eudaimonic olmak üzere iki yol vardır. Hedonistler, mutlu bir yaşam sürmek için zevki en üst düzeye çıkarmayı ve ağrıdan kaçınmamız gerektiğini düşünüyorlar. Bu görüş, insanların iştahını ve arzularını tatmin etmekle ilgili olmakla birlikte genellikle kısa ömürlüdür.

Buna karşılık, eudaimonic yaklaşım uzun bir ömre sahiptir. Bu görüş iyilik, adalet, dürüstlük ve cesaretle hayatınızın anlamını ve potansiyelini bulmanız gerektiğini savunuyor.
Mutluluğu hedonist anlamda görürsek, mutlu olabilmek yeni haz ve deneyimler aramaya devam etmeliyiz. Ayrıca ruh halimizi yüksek tutmak için hoş olmayan ve acı verici duyguları en aza indirmeye çalışmalıyız.
Ancak eudaimonic yaklaşımı ele alırsak, güçlü olduğumuz şeyleri kullanarak kendimize daha büyük bir katkıda bulunmaya çalışırız. Bu bazen tatsız deneyimler ve duygular içerebilir, ancak sık sık daha derin sevinç ve mutluluklara neden olur . Öyleyse mutlu bir yaşama liderlik etmek, zor zamanlardan kaçınmak değildir. Bu, olumsuzluklara elde ettiğimiz deneyimle büyümemizi sağlayacak bir şekilde cevap verebilmektir.
Araştırmalar, olumsuzluklar yaşanmasının, onlara nasıl tepki verdiğimize bağlı olarak, aslında bizim için iyi olabileceğini gösteriyor. Sıkıntı yaşamak bizi rahatsız edebilir ve hayatımızda değişiklik yapmak için bizi harekete geçirebilir.

Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/how-to-be-happy-according-to-science/all/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Einstein’in Karısına İmzalattığı Garip Evlilik Sözleşmesi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Tarihin gördüğü en önemli fizikçilerden olan Albert Einstein’ın dünyaya kattıkları anlatmakla bitmez. Nazi Almanyası’nda bir Yahudi olarak hayatını sürdürmeye çalışırken 1933 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Einstein’ın profesyonel hayatıyla ilgili çok şey öğrenmek mümkün. Ama Einstein’la ilgili asıl etkileyen bilgiler özel hayatıyla ilgili olanlar. Hem ulaşılması zor olduğundan hem de böyle bir bilim insanının günlük hayatını nasıl yaşadığını öğrenmek insanların ilgisini çok çekiyor. Einstein’ın yaptırdığı evlilik sözleşmesi
Albert Einstein, 1903 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu vatandaşı ve zengin bir Sırp ailenin kızı olan Mileva Marić’le evlendi. Bu evlilikten Hans Albert ve Eduard olmak üzere 2 oğlu oldu. Laurent Seksik adındaki yazarın kaleme aldığı ve Eduard Einstein’ın ağzından çıkan sözler şu şekilde:

Babamdan bahsederken dilim niye mi bu kadar zehir saçıyor? Haberiniz yok mu? Cümle âlem biliyor zannediyordum. Babam bizi; annemi, ağabeyimi ve beni 1914 Ağustos’unda Berlin’deki peronda terk etti. O günden sonra da savaş ilan edildi. Eduard Einstein

Einstein 1914 yılında eşi Mileva ile ilişkilerine neredeyse son verecek duruma gelmişlerdi. Üniversite aşkı olan bu ilişki artık bitmek üzereydi. Albert, eşi Mileva’ya çocuklarının hatrına bu ilişkiyi sürdürebileceğini ama istediği sözleşmeyi imzalaması gerektiğini söyledi.
Şartlar:

  • A. Aşağıdakilerden sorumlu olacaksın:
  • 1. Giysilerimin ve çamaşırlarımın düzenli olduğundan;
  • 2. Üç öğün yemeğimi odamda düzenli bir şekilde yediğimden;
  • 3. Yatak odamla çalışma odamın tertipli tutulduğundan, özellikle de çalışma masamı benden başka kimsenin kullanmadığından.
  • B. Toplumsal sebepler kaçınılmaz bir şekilde gerektirmediği takdirde benimle tüm kişisel ilişkini keseceksin. Özellikle aşağıdakileri talep etmeyeceksin:
  • 1. Evde seninle birlikte oturmamı;
  • 2. Seninle dışarıya ya da seyahate çıkmamı.
  • C. Benimle ilişkinde aşağıdakileri gözeteceksin:
  • 1. Benden fiziksel yakınlık beklemeyecek, bana hiçbir şekilde sitem etmeyeceksin;
  • 2. İstediğim anda benimle konuşmayı keseceksin;
  • 3. İstediğim anda yatak odam ya da çalışma odamdan şikâyet etmeden ayrılacaksın.
  • D. Beni çocuklarımızın önünde sözlerin ya da davranışlarınla aşağılamayacaksın.

Mileva Marić-Einstein bu şartları kabul etti. Ama ilişkileri artık bir sözleşmeyle kurtulacak durumda olmadığından, birkaç ay sonra çocuklarını alıp, eşi Albert’ı Berlin’de bıraktı. Çocuklarıyla Zürih’te yaşayan Mileva, eşinden 5 yıl ayrı yaşayıp 1919 yılında boşandı. Albert Einstein 1919 yılında 2. dereceden kuzeni olan Elsa Einstein ile evlendi. Çift 1933 yılında Nazi Almanyası’nda Yahudilerin çalışacağı alanlara kısıtlama getirilmesinden dolayı ABD’ye yerleşti.
Kaynak: https://www.quora.com/What-were-Albert-Einsteins-agreement-with-his-wife

Devamını Oku

Bilim

Newton, Torricelli, Galileo ve Copernicus’un ilham kaynağı: El-Biruni

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kendisinden çok sonra gelen fizikçi Isaac Newton, Evangelista Torricelli, bilim insanı Nicolaus Copernicus ve matematikçi Galileo Galilei gibi filozoflara ilham kaynağı olan El-Biruni, vefatının 970. yılında anılıyor. Kendisinden asırlar sonra gelen fizikçi Isaac Newton, Evangelista Torricelli, bilim insanı Nicolaus Copernicus ve matematikçi Galileo Galilei gibi filozoflara ilham kaynağı olan El-Biruni, vefatının 970. yılında anılıyor. Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Biruni, 973’de Harezm’de doğdu. Babasını küçük yaşlarda kaybeden El-Biruni, ilk bilim eğitimini bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur’dan edindi. El-Biruni, seçkin bir matematikçi ve gökbilimci olan Ebu Nasr Mansur’dan, matematikçi Öklid’in geometrisi ve Batlamyus’un astronomi ilmini tahsil etti. Yunan filozoflarından Aristo, Arşimet ve Demokritus’un çalışmalarından da etkilenen El-Biruni, bilimsel çalışmalarına 17 yaşında başladı. Harezmşah Devleti, Me’muniler tarafından alınınca, bir süre İran’da yaşayan bilim insanı, “El-Asar’ul Bakiye” adlı kitabını, İran’daki Müslüman hanedanlardan Ziyarilerin sarayında yazdı. 2 sene burada çalıştıktan sonra memleketine geri dönen El-Biruni, Ebu’l Vefa ile gök bilimi üzerine çalışmaya başladı.  İslam bilim dünyasının parlayan ışığı El-Biruni, Gazne’ye gelerek burada Gazneliler’in himayesine girdi. Sarayda izzet ve itibar görerek, 11. yüzyılın önemli Müslüman -Türk hükümdarlarından Gazneli Mahmud’un Hindistan’a yaptığı seferlere katılan El-Biruni, 1017-1030 yılları arasında Hindistan’da yaşadı ve bu dönemde meşhur kitabı “Kitab’üt-Tahkik Ma li’l-Hind”i bilim dünyasına kazandırdı. Hindistan’a yerleşerek, Hint bilim adamlarının da dikkatini çekmeyi başaran ve Hind ülkesi alınınca Nendene şehrine yerleşen Biruni, bilimsel çalışmalarına burada devam ederek, Sanskritçe’yi öğrendi ve Hind toplumunun hayat tarzı üzerine araştırma gerçekleştirdi. El-Biruni, güneşin yüksekliği ve şehrin boylamını hesaplayarak, güneşin hareketlerinden, mevsimlerin ne zaman başladığını belirledi. Dünyanın çapını, bugünkü değere çok yakın olarak keşfeden El-Biruni, yerkürenin şeklini tespit ve yeryüzü ölçümleriyle ilgilenen jeodezi biliminin kurucusu oldu. Hindistan’da öğrendiği trigonometrinin, astronomiden ayrı bir bilim olarak görülmesi gerektiğini savunan El-Biruni, trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın, birim olarak kullanılmasını önerdi.
Astronomi ve coğrafya ölçümlerinde kullanılan birçok alet geliştirdi
El-Biruni, astronomi ve coğrafya ölçümlerinde kullanılan birçok alet geliştirdi fakat sadece piknometre, mekanik usturlap ve bazı harita projeksiyonları günümüze kadar ulaşan ölçme araçları arasında yer aldı. Çok iyi bir ansiklopedi yazarı da olan El-Biruni, “El-Asar’il-Bakiye an’il-Kuruni’I Haliye” isimli kitabında, Orta ve yakın Doğu’da kullanılmakta olan takvim sistemlerini göstererek, Hindistan’ın erken orta çağ bilimlerini anlatıp matematik, astronomi ve astrolojinin temellerini attı. “El-Kanunü’l-Mes’udi” kitabıyla ayrıntılı bir matematiksel coğrafya eseri yazan El-Biruni, “İstihrâc el-Evtâr fî Dâire” adlı kitabında Orta Asya’nın topoğrafyasını belirledi. Büyük İslam bilim insanı, “Kitabü’I Cemahir fi Ma’rifeti’l Cevahir”de 50’nin üzerinde mineral, maden, metal, alaşım, porselen gibi maddeler hakkında detaylı bilgiler vererek, kitabında her bir maddenin, maddeleri birbirinden ayırt etmeye yarayan özgül ağırlıklarını gösterdi ve ömrü boyunca incelediği bitkileri, “Kitâbü’s-Saydane” isimli kitabında listeleyerek, doğal ilaçların hangi hastalıklara iyi geldiğini kapsamlı bir şekilde anlattı.  El-Biruni, Galileo’dan 600 sene önce, “dünyanın döndüğü”nü keşfetti
Newton’dan 700 sene önce, Newton’un matematiksel olarak ispatladığı yer çekimi kuramı üzerine ilk fikirleri ileri süren El-Biruni, geliştirdiği teleskoplarla gözlemleri sonucunda, gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü doğrulayan Galileo’dan 600 sene önce “dünyanın döndüğü” fikrini savundu. El-Biruni, “Dünya dönüyorsa, ağaçlar ve taşlar neden fırlamıyor?” sorusuna, “Merkezde bir çekicilik olduğu için her şey dünyanın merkezine düşer.” cevabını vererek, Kuzey, Güney, Doğu ve Batı’nın farklı noktalarda buluştuğunu ve denizin ardında bir karanın bulunduğunu (bugünkü Amerika kıtası) öngördü. Tıp alanında da birçok eser veren Biruni, döneminde bir kadını sezaryenle doğum yaptırmayı başarıp, şifalı otlar ve birtakım ilaçlar üzerine yazdığı “Kitabu’s Saydane” isimli eserinde ise yaklaşık 3 bin bitkinin hangi hastalığın tedavisinde ve nasıl kullanıldığını yazdı. İlaçların yanı sıra o bitkinin Arapça, Farsça, Yunanca, Sanskritçe ve Türkçe gibi başka dillerdeki adının yer alması, etimolojik açıdan önemli bir gelişme olarak takdir gördü.   Düşünce ve bilimsel bakış açısı
Bilimsel bakış açısı olarak İslam bilim insanı İbn-i Sina’nın Aristo tarzı düşüncesine karşı çıkan Biruni, tek Tanrı inancını benimseyerek evrenin bir başlangıcının olduğunu, öncesiz bir evrenin ise Tanrı’nın gereksiz sayılması anlamına geldiği tezini savundu. El-Biruni’nin, İbn-i Sina’nın yaklaşımlarına sürekli karşı çıkarak, fikir alışverişi anlamında gerçekleştirdikleri yazışma ve tartışmaların bir kısmı, bilim insanlarına farklı pencereler araladı. Henüz bilim olarak kabul edilmeyen astrolojiyle de ilgilenen ve “Kitabu’t Tefhim fî Evaili Sanaati’t-Tencim” adında bir astroloji eserini kaleme alan Biruni, simya, efsun, büyü gibi İslam’da kabul görmeyen alanlar üzerinde çalışmayarak, bu tarz oluşumlara şiddetle karşı çıktı. Ayrıca Biruni, devletlerin tarihlerini incelerken, ekonomik nedenleri araştırarak, devletlerin ilişkilerinin altında dini nedenlerin aranmasının yanlış bir görüş olduğunu öne sürdü. Batı’da “Aliboron” adıyla ünlenen İslam mütefekkiri El-Biruni’nin eserleri, pek çok Batı diline çevrildi.  Bilim dünyasında takdir edildi
Türk Tarih Kurumu’nun yayımladığı bir dergide ve UNESCO’nun 25 dilde çıkardığı 1974 Haziran sayısında kapsamlı bir şekilde tanıtılan El-Biruni’nin, derginin kapağında yer alan fotoğrafının altında, “1000 yıl önce Orta Asya’da yaşayan evrensel dahi Biruni, astronom, tarihçi, botanikçi, eczacılık uzmanı, jeolog, şair, mütefekkir, matematikçi, coğrafyacı ve hümanist” ifadelerine yer verildi. El-Biruni, günümüzde de en bilinen İslam bilginleri arasında yerini alırken, dünyadaki çeşitli ülkelerde Biruni’yi anmak için sempozyumlar, kongreler düzenlendi ve pul bastırıldı. İslam bilgini El-Biruni’nin en tanınmış eserleri arasında “El-Âsâr’il-Bâkiye an’il-Kurûni’i-Hâliye”, “El-Kanun’ül-Mes’udi”, “Kitâb’üt-Tahkik Ma li’l-Hind”, “Tahdid’ü Nihayeti’l-Emakin Tashih-i Mesafet’il-Mesakin”, “Kitabü’l-Cemahir fî Ma’rifeti’l Cevahir”, “Kitabü’t-Tefhim fi Evaili Sıbaati’t-Tencim”, “Tahdidü Nihayati’l-Emakin” ve “Kitabü’s-Saydane fi’t Tıp” gibi kitapları, pek çok ilim dalında rehber olarak yol gösterdi. Dünyada bilim sahasına kazandırdığı ilk keşif ve buluşlarla, bilim dünyasına ışık tutan İslam alimi El Biruni, 13 Aralık 1048’de rahmet-i Rahman’a kavuştu.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Devamını Oku

Bilim

Bilim insanları farelerde denedi: İnsanlar artık kilo almayacak

Yayınlandı

üzerinde

Uzun süren detokslar, açlıklar, mutsuz eden diyet programları toplumda ciddi oranda kilo verme takıntısı bulunuyor. Bilim insanları tarafından yapılan araştılmalar sonucu keşfedilen ‘RCAN1’ isimli genin işlevsiz bırakılması sonucunda vücudun kilo almadığı ortaya çıktı. Bilim insanları ayrıca bu geni devre dışı bırakacak bir ilaç geliştirdi. ABD ve Avustralyalı bilim insanlarının elde ettiği bilgiler sonucu RCAN1 isimli genin işlevsiz bırakılması halinde insan vücudunun kilo almadığı tespit edildi.

Ayrıca bu geni devre dışı bırakmak için bir ilaç geliştiren bilim adamları, fareler üzerinden başarılı oldu. Teksas Üniversitesi Southwestern Tıp Merkezi’nden bilim insanları ve Avusturalya’daki Flinders Üniversitesi’nden Profesör Damien Keating öncülüğünde uluslararası bir ekip tarafından yapılan araştırma sonucunda RCAN1 geninin özellikleri ortaya çıkarıldı. RCAN1’in kilo alımı üzerinde etkili olduğunu aktaran araştırmacılar, yüksek kalorili ürünler ile beslenilmesine rağmen kilo alınamayacağını ortaya koyuyor. Profesör Keating’da yaptığı açıklamda “Biliyoruz ki birçok insan kilo vermekte hatta kilosunu korumakta farklı birçok sebep nedeniyle zorluk çekiyor. Bu çalışmada elde ettiğimiz bulgular ışığında, RCAN1 genini hedef alan bir hap geliştirerek, kilo verilmesini sağlayabiliriz” ifadesini kullandı.

Fazla egzersiz yapmadan daha az yağ depolama
RCAN1 genini bloklanması durumda sağlıksız beyaz yağın, sağlıklı kahverengi yağa dönüşmesine yardımcı olacağını da dile getiren Keating, amaçlarının bir kişinin gıda tüketimini azaltmasına veya daha fazla egzersiz yapmasına gerek kalmadan vücudun daha az yağ depolamasını sağlamak üzerine kurulduğunu ifade etti.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181204095412.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar