fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Bilişsel kayıp yaşanmadan önce fare beyinlerinde zombi hücreler gözlemlendi

Yayınlandı

üzerinde

Yaşlanan hücreler (burada yeşil renkte gösterilenler) artık işlev görmez haldedir, ancak çevrelerindeki hücrelere enflamatuar sinyaller gönderebilir. Bu hücreler, bir dizi yaşa bağlı hastalık ile ilişkilidir. Zombi hücreler, ölemeyen ancak normal bir hücrenin işlevlerini yerine getiremeyen hücrelerdir. Bu zombi ya da yaşlanan hücreler, bir dizi yaşa bağlı hastalık ile ilişkilidir. Ve Nature’daki yeni bir makalede Mayo Clinic araştırmacıları bu listeyi genişletmişlerdir. Beyin hastalığının bir fare modelinde, bilim insanları, bilişsel kayıplardan önce yaşlanan hücrelerin belirli beyin hücrelerinde biriktiğini bildirmektedir.

Bu hücrelerin birikmesini önleyerek tau protein agregasyonunu, nöron ölümünü ve hafıza kaybını azaltabildiler. Mayo Clinic’in moleküler biyoloğu ve makalenin başyazarı olan Darren Baker şunları söylüyor: “Yaşlanan hücrelerin ilerleyen doğal yaşla ve osteoartrit, ateroskleroz ve Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar dahil olmak üzere yaşlanma hastalıklarıyla ilgili alanlarda biriktikleri bilinmektedir. Önceki çalışmalarda, yaşlanan farelerde hücrelerin eliminasyonunun sağlıklı yaşam sürelerini uzattığını bulduk.” Mevcut çalışmada ekip Alzheimer hastalığının özelliklerini taklit eden bir model kullanmıştır.

Dr. Baker’ın laboratuvarının bir parçası olan Mayo Clinic Biyomedikal Bilimler Yüksekokulu öğrencisi Tyler Bussian, şu açıklamayı yaptı: “Nöronlarda tau proteininin yapışık, örümcek ağı benzeri yapısını üreten ve yaşlanan hücre eliminasyonu için genetik modifikasyonlara sahip olan bir fare modeli kullandık. Yaşlanan hücreler çıkarıldığında, hastalıklı hayvanların anı oluşturma, inflamasyon belirtilerini ortadan kaldırma, nörofibrileri yumuşatma görevlerini yapmadıklarını ve normal beyin kitlesini koruduklarını gördük.” Ayrıca, yaşlanan hücreleri çıkarmak için farmakolojik müdahalenin tau proteinlerinin kümelenmesini modüle ettiğini de bildirmişlerdir. Dr. Baker, ayrıca takımın yaşlanan hücre tipini tespit edebildiğini söylüyor. Bussian şunları söylüyor: “Mikroskop altında beyin dokusuna baktığımızda, yaşlandıkça ortaya çıkan mikroglia ve astrositler olarak adlandırılan iki farklı beyin hücresi türünü gördük.

Bu hücreler, nöronal sağlığın ve sinyallemenin önemli destekleyicileridir, bu nedenle yaşlanmanın nöron sağlığını olumsuz yönde etkileyeceği anlamına gelir.” Dr. Baker, keşfin biraz şaşırtıcı olduğunu söylüyor, çünkü araştırmalara başladıkları zaman, yaşlı hücreler ve nörodejeneratif hastalık arasında nedensel bir bağlantı kurulmadığını ifade ediyor. Ve şunları söylüyor: “Yaşlanan hücrelerin beyindeki hastalık patolojisine aktif olarak katkıda bulunup bulunmadığını ve yaşlanmaya eğilimli olan astrosit ve mikrogliaların da ne gibi bir sürpriz barındırdığını anlayamadık.” Baker, gelecekteki çalışmalar açısından, bu araştırmanın, beynin hastalık durumundan kaçınmak için hasarı önlemi almasının en iyi senaryoyu ortaya koyduğunu açıklıyor. “Açıkça, aynı yaklaşım klinik olarak uygulanamaz, bu yüzden hastalıkların oluşumundan sonra hayvanları tedavi etmeye ve etkilenen hücrelerde meydana gelen spesifik moleküler değişiklikleri incelemek için yeni modeller üzerinde çalışmaya başlıyoruz” diyor. Dergi Referansı: Tyler J. Bussian, Asef Aziz, Charlton F. Meyer, Barbara L. Swenson, Jan M. van Deursen, Darren J. Baker. Clearance of senescent glial cells prevents tau-dependent pathology and cognitive decline. Nature, 2018; DOI: 10.1038/s41586-018-0543-y
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/09/180919133024.htm
Çeviren: Bünyamin TAN

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yeni bir insan hücre yapısı keşfedildi “Ağsı yapışkanlar”

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İsveçli ve İngiliz bilim insanları, bir tür protein kompleksi olan yeni bir insan hücre yapısı keşfetti. İsveç’te Karolinska Enstitüsünün İngiliz bilim insanları ile iş birliği içinde yürüttüğü araştırmada keşfedilen yeni hücre yapısının, hücrenin çevresindekilere bağlanmak için kullandığı bir tür protein kompleksi olduğu belirtildi. Uzmanlar, protein kompleksinin, bugüne kadar bilinenlerden farklı, eşsiz bir moleküler yapıya sahip olduğunu ve hücre bölünmesinde kilit rol oynadığını açıkladı.

Karolinska Enstitüsü Biyolojik Bilimler ve Besin Bölümünden Profesör Staffan Strömblad, “2018’de keşfedilmeyi bekleyen yeni bir hücre yapısı kalması akılalmaz derecede şaşırtıcı. Bu yeni bağlanma kompleksinin, hücre bölünmesi sırasında olduğu gibi kaldığını ve hücreye tutunduğunu ortaya koyduk.” ifadesini kullandı. “Ağsı yapışkanlar” ismi verilen yeni yapının, bölünmenin ardından yavru hücrelerin doğru yere yerleşme kabiliyetlerini de kontrol ettiği kaydedildi. Keşfin ayrıntıları “Nature Cell Biology” dergisinde yayımlandı.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/10/181022122815.htm
Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Devamını Oku

Bilim

NASA, Muazzam Ölçülere Sahip Buz Dağının Fotoğraflarını Paylaştı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Son haftalarda sıkça adı duyula IceBridge Operasyonu, NASA tarafından Antarktika’da gerçekleştiriliyor. NASA, operasyonla ilgili bilgileri çeşitli paylaşımlarla Twitter’da açıklıyor. Kutup bölgesini gözlemlemek ve gezegenimizin küresel iklimine olan etkisini araştırmak için devam eden program olumlu bir şekilde devam ediyor. Bu bölgede keşif uçuşları yapan NASA, oldukça enteresan şekilli bir buzdağı keşfetti ve bunu da Twitter üzerinden yayınladı.

NASA bu fotoğrafın altına ”IceBridge uçuşundan bir görüntü. Tablo şeklindeki buzdağını sağ tarafta görebiliyoruz. Denizde Larcen C buzunun üzerinde süzülüyor. Buzdağının keskin açıları ve düz yapısı, buzdan yeni kopmuş olduğuna işaret ediyor.” açıklamasını yaptı.

Larcen C, 2017’nin Haziran ayında da devasa bir buzdağı olan A-68’in ortaya çıkmasına sebep olmuşu. LiveScience’a açıklamalarda bulunan Maryland Üniversitesi profesörü Kelly Brunt, A-68’e göre bu buzdağının çok da büyük olmadığını belirtiyor. Brunt, A-68’in ölçülen boyunun 5800 metre olduğunu, yeni keşfedilen buzdağının henüz ölçümleri yapılmasa da 1600 metre civarında olduğunu tahmin ettiklerini belirtti. Brunt, tahminlerine göre buzdağının görünen yüzünün sadece yüzde 20’lik bir kısmı olduğunu, yüzde 80’inin suyun altında olduğuna da değindi. NASA, buzdağı ile ilgili araştırmaların devam edileceğini ve bu ilginç keşfin çok önemli olduğunu belirtti.
Kaynak: https://earther.gizmodo.com/this-weirdly-geometric-iceberg-is-freaking-us-out-1829917119
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Blim insanları, dünyanın çekirdeğinin katı olduğunu doğruladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan çalışma, Dünya’mızın oluşumu hakkında daha detaylı bilgilere ulaşmamızı sağlayabilir. Doç. Dr. Hrvoje Tkalcic, yaptıkları çalışmayla Dünya’nın merkezinin katı olduğundan emin hale geldiklerini ifade ediyor. 1930-1940’lı yıllarda yapılan çalışmalar Dünya’nın merkezinin katı olabileceğini göstermişti. Bu keşif zamanında jeoloji biliminin “Kutsal Kase”si olarak tanımlanmıştı.

Bilim insanları bu kez kesme dalgalarını inceleyerek bu sonuca ulaşmışlar. Kesme dalgaları yalnızca katı maddeler üzerinde ilerler. Bundan hareketle araştırmalarını yapan bilim insanları, merkezden gelen bu dalgaları ölçtükleri takdirde katılığından emin olacaklarını düşünmüşler. Kesme dalgaları, katı bir tabakanın alt ve üstünden zıt yönlü eşit iki kuvvete maruz kalması neticesinde katmanın kırılmasıyla oluşan dalgalardır.

Güce maruz kaldığında kırılmayan maddelerde bu dalgalar oluşmazlar. Katı tabakalar ise güç neticesinde “kesilerek” bu dalgaları oluşturacaktır. Öte yandan kesme dalgaları çok küçük ve güçsüzdür. Bu nedenle ölçülmeleri de oldukça güçtür. Dünya’nın merkezinden gelen olası dalgaları ölçmek isteyen bilim insanları, gezegende konuşlu sismik ölçüm merkezlerinden gelen tüm verileri birbirleriyle ilişkilendirmişler. Ölçümlerinde hassasiyeti yakalamak için de büyük bir depremden sonra 3 ila 10. saat arasında oluşan dalgaları incelemişler. Oldukça çok sayıda detaylı veriyi inceleyip ilişkilendiren bilim insanları adeta Dünya’nın parmak izini çıkarmışlar. Araştırmacı Tkalcic, ölçümleri sonucunda Dünyanın çekirdeğinin katı ve sanıldığından daha yumuşak olduğunu tespit ettiklerini ifade ediyor.

Dünya’nın merkezinin sertliği altın ve platin ile benzerlik gösteriyormuş. İç çekirdeğin adeta bir zaman kapsülü gibi olduğunu belirten Tkalcic “eğer çekirdeği anlayabilirsek Dünya’nın nasıl oluştuğunu ve şekillendiğini anlayabiliriz” diyor. Küresel teknolojik imkanların artmasıyla bilim insanları Dünyamız hakkında daha detaylı bilgilere ulaşmaya başladılar. Örneğin Dünyanın merkezinin hala tam olarak kaç derece olduğu bilinmiyor. Bu sorulara cevap bulmaları halinde bilim insanları, Dünyamızın oluşumu ve hayat için gerekli olan unsurları anlamaya bir adım daha yaklaşacaklar.
Kaynak: http://www.anu.edu.au/news/all-news/anu-researchers-confirm-earth%E2%80%99s-inner-core-is-solid

Devamını Oku

Öne Çıkanlar