fbpx
Connect with us

Genetik

Bill Gates’den Laboratuvar ürünü etlerin CRISPR tekniğiyle üretilmesine destek

Published

on

İçlerinde Bill Gates ve Richard Branson gibi isimlerin de olduğu girişimcilerin desteğini alan Memphis Meats adlı şirket CRISPR tekniği ile laboratuvar ortamında et üretmeye hazırlanıyor.

Hayvan hücreleri kullanılarak laboratuvar ortamında et üretildiğini birçoğumuz duymuştur. Son günlerde adını sıkça duyduğumuz başka bir gelişme de bilim insanlarının DNA üzerinde değişiklik yapmasına olanak veren CRISPR yöntemi.

Business Insider’a (BI) göre ise en az iki girişim, yukarıda bahsedilen yöntemleri birleştirmeye hazırlanıyor. CRISPR tekniği ile laboratuvar ürünü etlerin birleşimi sonucu, sürdürülebilir yiyecek alanında yeni kapıların açılabileceği ifade ediliyor.

Laboratuvar ortamında et üreten Memphis Meats şirketi, Bill Gates ve Richard Branson gibi teknoloji dünyasının önde gelen isimlerinden aldığı destekle iki patent başvurusu yapmış gibi görünüyor. Söz konusu birliktelik neticesinde CRISPR yöntemiyle gerçek tavuk ve kırmızı et dokusu üretilebilecek.

BI’ın elde ettiği bilgiye göre patentlerden biri, tavuk ile büyükbaş hayvan hücreleri vasıtasıyla beslenme alanında kullanılacak çizgili kas üretimi üzerine odaklanıyor.

Daha çevreci ve ucuz et üretimi

Bir Memphis Meats sözcüsü, “Ürünlerimizi halk sağlığı ile çevreyi daha iyi gözetecek biçimde geliştirebilecek ve insanlara ucuz ürün sunabilecek yöntemler üzerinde çalışıyoruz.” ifadelerini kullanmış. Aynı sözcü, CRISPR yöntemiyle üretilen etlerin tüketicilere ulaşıp ulaşmayacağı konusunda bir yorum yapmaktan kaçınmış.

Laboratuvar ürünü etlerin CRISPR yöntemiyle üretilme ihtimali ise özellikle hayvan hakları savunucuları için önemli gelişmeler vadediyor. Bilim insanları halihazırda, laboratuvar ürünü et üretmek için “büyükbaş cenin serumu” denen bir karışım kullanıyorlar. Besin zengini olan bu serum; kesilmek üzere tutulan ve hamile olan ineğin cenininden, kapalı bir ortamda kan alınması yöntemiyle hazırlanıyor. Haliyle de söz konusu yöntem birçok insanın tepkisini çekiyor.

Eğer başarı sağlanabilirse, kesim etlere göre CRISPR tekniği ile üretilen etlerin hücre kalitesi artacak. New Age Meats CEO’su Brian Spears ise daha lezzetli, sağlıklı ve sürdürülebilir ete kavuşma şansımız olacağını iddia ediyor.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.businessinsider.com/silicon-valley-startups-using-crispr-chicken-beef-memphis-meats-new-age-meats-2019-3

Genetik

Bu Adamın DNA’sı Kuzey Amerika’daki En Eski DNA

Published

on

Haberlere göre, Montana’ da bulunan Kızılderili bir adam, Amerika’ nın en yerli DNA’ sı olabilir. Bir Montana gazetesi olan Great Falls Tribune’ a göre, DNA’sı test edildikten sonra, Crawford, atalarının zaten 17.000 yıl önce Amerika’ da bulunduğunu öğrendi. Hücresel Araştırma Enstitüsü Genetik bölümü, Crawford’ ın atalarının 55 neslini yüzde 99 doğrulukla izleyerek, soy ağaçların ne kadar kıvrımlı olabileceğine dair görülmeyen bir başarı elde etti. Test ayrıca Blackfeet atalarının kökenlerini de ortaya koydu. DNA’ ya göre, Crawford ataları Pasifik Adalarından.Daha sonra, bir ön analize göre Güney Amerika kıyılarına ve kuzeye gitti.

Ayrıca, Hücresel Araştırma Enstitüsü Genetik bölümü, annelerin içinden geçen genetik materyal olan Crawford’ un mitokondriyal DNA’ sına (mtDNA) baktı. Great Falls Tribune’ a göre, Crawford’ ın Arizona’ da 17.000 yıl önce ortaya çıkan mtDNA, B2 grubunun bir parçası olduğunu gösteriyor. Bu grup, Kuzey Amerika’ daki dört ana Amerikan grubundan biridir.Bu gruplar dört kadın ataya kadar uzanıyor: Ai, Ina, Chie ve Sachi. Crawford, Ina’nın soyundan geliyor.

Hücresel Araştırma Enstitüsü Genetik bölümü, “Bugün, bu Kızılderili hattı, yalnızca Amerika’da bulunur, Kuzey Amerika’ nın doğu kıyısında kuvvetli bir tepe noktası bulunur.” Toplamda, Crawford’ ın DNA’nın yüzde 83’ ü Yerli Amerikalılarla eşleşiyor. Gerisi onun farklı mirasını gösteriyor; yaklaşık yüzde 10 Avrupa, yaklaşık yüzde 5 Doğu Asya, yüzde 2 Güney Asya ve yüzde 1’den az Afrika’dan geliyor.

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.livescience.com/65437-oldest-dna-north-america.html

Continue Reading

Bilim

Bilim İnsanları Dünyanın En Ölümcül Zehrinin Panzehirini Keşfetti

Published

on

Zehriyle 60 kişiyi hayatından edecek potansiyele sahip kutu denizanası dünyanın en korkunç hayvanıdır. Bu zehrine karşı bir panzehir geliştiren ve bulgularını Nature Communications’da paylaşan Sydney Üniversitesi araştırmacıları, panzehir olarak kullanılabilecek bir molekül keşfettiler. Ancak araştırmacılar panzehiri yanlızca fareler ve petri kutusundaki insan hücrelerinde denediler. Yani daha işin başındalar. İsmini kutu gibi şeklinden alan kutu denizanasının (Chironix fleckeri), her biri 3 metre kadar olan milyonlarca zehirli kancaya sahip 60 kadar kolu var. Bu güçlü zehrin amacı ise, avını yakaladıktan sonra kaçmaya çalışırken çırpınırsa denizanasının kollarına zarar vermeden hemen hayatını kaybetmesi için. Avusturalya’nın kuzey kıyıları ve hint pasifiği boyunca bulunabilen bu sölenter cinsi avlanırken saatte 7.5 kilometre hıza kadar ulaşabiliyor. Bu korkunç canlı ısırınca çok büyük bir acı verir ve cilt nekrozuna, bazen de dakikalar sonra ani kalp durması ve hayati tehlikesine bile yol açabilir. Isırılmaya maruz kalan bir çok kişi şiddetli acı sebebiyle şoka girip boğulmuştur. Kurtulanlar ise haftalar boyunca ağrı çekmiş ve vücutlarında yara izleri kalmıştır.

“Çok heyecan verici” diye söyleyen Sidney’deki Yaşam ve Çevre Bilimleri Fakültesi ile çalışan Profesör Greg Neely “Zehrin nasıl acıya sebebiyet verdiğini anlamak için nasıl çalıştığını araştırıyorduk. Yeni CRISPR genom düzenleme tekniğini kullanarak bu zehrin insan hücrelerini nasıl yok ettiğini hızla belirleyebildik. Neyse ki, zaten zehrin hücreleri bitirmek için kullandığı yola etki edebilecek bir ilaç vardı ve bu ilacı fareler üzerinde panzehir olarak kullandığımızda denizanası ısırmasıyla ilgili doku izlerini ve ağrıları engelleyebileceğini gördük.” CRISPR, bilim insanları nın bir organizma içindeki genetik materyalleri eklemelerini, çıkarmalarını veya değiştirmelerini sağlayan bir tekniktir.

Köpeklerde kas distrofisini düzeltmekten, insanlarda nadir görülen bir kan bozukluğunu tedavi etmeye kadar her türlü şey için kullanılmaktadır. Araştırmacılar bu metodu farklı genleri milyonlarca insan hücresinden çıkarmak için kullandılar. Deneme yanılma yöntemiyle, hangi hücrelerin kutu denizanasının zehiri ile karşılaştığında hayatta kaldığına baktılar. Bu, zehrin etki ettiği insanların özelliklerini bulmalarını sağladı.“Bu çalışmada tespit ettiğimiz denizanası zehrinin kullandığı yol kolesterol gerektiriyor ve kolesterol hedefleyen birçok ilaç olduğu için bu yolu kapatarak zehrin nasıl davrandığına baktık.

Kolesterole etki eden ve insan kullanımı için zararlı olmayan ilaçlardan birini aldık ve zehire karşı kullandığımızda işe yara dığını gördük.” dedi lider yazar Dr Raymond Lau. “Bu moleküler bir panzehir.” Ekip, farelerde ve insan hücrelerinde panzehirlerinin cilt nekrozunu, yara izlerini ve ağrıyı önlediğini buldu. Kalp krizini de durdurup durdurmadığını görmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Panzehir, ısırıldıktan sonra 15 dakika içerisinde cilde uygulanması gerekiyor. Araştırmacılar panzehiri denemeleri sırasında hücrelere enjekte ederek kullandılar ancak bölgesel bir sprey geliştirmeyi umuyorlar. Şu anda araştırmalarını ilerletmek için finansman başvurusunda bulunuyorlar.

Editör / Yazar: Ramazan Fırat ŞAHİN

Kaynak : https://www.iflscience.com/health-and-medicine/scientists-find-antidote-to-the-worlds-deadliest-sting/

Continue Reading

Bilim

Araştırmacılar bipolar bozuklukla ilgili 20 yeni gen ilişkisini belirlediler

Published

on

14 ülkede 50.000’den fazla konuyu kapsayan türünün en büyük çalışmasında( günümüzde bipolar bozukluk), MountSinai’dekiIcahn Tıp Okulu’ndaki araştırmacılar ve 200’den fazla işbirlikçi kurum, en yaygın ve zor akıl hastalarından biriyle 20 yeni genetik ilişki tanımladı. Çalışma Mayıs 2019’da Nature Genetics dergisinde yayınlanmıştır. Bipolar bozuklukla ilişkili yüksek morbidite ve mortalite, onu önemli bir halk sağlığı problemi haline getirir ve küresel hastalık tanımlamasına katkıda bulunur. [Morbidite: Özel bir grup içinde ve belirlenmiş bir zaman diliminde belli bir hastalığa yakalanan ve tanı konulan hastaların sayısı (veya oranı. Mortalite: Genel populasyon içinde belli bir hastalığa bağlı ölüm sayısı ya da oranı . (Özellikle bu oran sadece olgular içindeki ölüm oranı değildir)]. Bununla ilişkili genlerin tanımlanması, tedavisi ve bunları önlemek için terapötik hedefleri belirlemeye yardımcı olabilir.

Bir kişinin ruh halindeki dramatik değişimlerle karakterize nöropsikiyatrik bir durum olan Bipolar bozukluk, küresel olarak yaklaşık 60 milyon insanı, ABD’ de ise 10 milyonu etkilemektedir. Diğer hastalıkların aksine, bipolar bozukluğun erkekleri, kadınları ve tüm etnik grupların insanlarını eşit derecede etkilediği bulunmuştur. Genetik ve çevresel faktörlerin hastalıkta rol oynadığı gösterilmiş olsa da, bipolar bozukluğun kesin nedeni bilinmemektedir.Hastalıkla ilişkili genleri tanımlamak için, araştırmacılar genom çapında bir dernek çalışması (GWAS) yürüttüler.

Bu, genetik kodda zihinsel bir hastalık olması gibi belirli bir özellik ile ilişkilendirilen farklılıkları aramak için kullanılan bir çalışma türü. Çalışma bulgularından bazıları hastalığın nörobiyolojisine ilişkin hipotezleri güçlendirirken, örneğin, daha önce ikiz çalışmalarda gösterildiği gibi yüksek kalıtım derecesi – çalışma aynı zamanda yeni biyolojik bilgiler de ortaya koymaktadır.Çalışma, Sina Dağı’ndaki Psikiyatrik Genomik Ana bilim Dalı Başkanı olan Dr. Pamela Sklar tarafından başlatılmıştır.

Bipolar bozukluk ve diğer psikiyatrik hastalıklar arasındaki genetik ilişkileri inceleyen araştırmacılar, bipolar bozuklukla ilişkili olduğunu tespit ettikleri genlerin sekizinin de şizofreni birlikteliklerini barındırdığını keşfetti. Depresyon, otizm spektrum bozukluğu ve anoreksiya nervoza gibi diğer psikiyatrik olarak ilgili özelliklere ek olarak, hastalıkla genetik bağları da bulundu. Sina Dağı’ ndaki Icahn Tıp Fakültesinde Yardımcı Doçent olan Genetik ve Psikiyatri dalında doktora yapan Eli Stahl, “ Bu uluslararası işbirlikçi çalışmanın temeli, esasen noktaları birleştirmekti” dedi.” Bipolar bozuklukla ilişkili yeni genleri keşfederek ve diğer psikiyatrik bozukluklarda bulunan genlerle çakışmalarını göstererek, hastalığın gerçek temelini bulma ve hasta sonuçlarını inceleyerek onları iyileştirme konusunda kendimizi daha da geliştirdik.”

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/05/190501131357.htm

Continue Reading

Öne Çıkanlar