fbpx
Connect with us

Uzay

Bir karadeliğin veya nötron yıldızının ilk defa görüntülenen doğuşu

Published

on

Northwestern Üniversitesi liderliğindeki uluslararası bir ekip, bu yaz kuzey gökyüzünde patlayan gizemli parlak nesnenin ne olduğunu tespit etmeye yaklaştı. 17 Haziran’da, ATLAS araştırmasının Hawaii’deki ikiz teleskopları, Hercules takımyıldızında 200 milyon ışıkyılı uzaklıkta olağanüstü parlak bir anormallik buldu. AT2018cow veya  “Cow” olarak adlandırılan nesne hızlı bir şekilde alevlendi, sonra neredeyse tamamen kayboldu. Cow (patlamadan yaklaşık 80 gün sonra) W.M. Hawaii, Maunakea’daki Keck Gözlemevi. Cow, Dünya’dan 200 milyon ışıkyılı uzunluğundaki CGCG 137-068 galaksisinde bulunuyor. – Raffaella Margutti / Northwestern Üniversitesi
Çok kurumsallı ekip, sert X ışınları ve radyo dalgaları da dahil olmak üzere birçok görüntüleme kaynağını birleştirdikten sonra, şimdilerde teleskopların bir kara delik veya nötron yıldızı gibi kompakt bir nesne oluşturmak için bir yıldızın daraldığı anı yakaladığını tahmin ediyor. Nesnenin olay ufkuna yaklaşıp dönen bir yıldız molozu dikkat çekici bir parlaklığa neden oldu. Bu nadir olay, gökbilimcilerin bir karadelik veya nötron yıldızı oluşumunun ilk anlarındaki fiziği daha iyi anlamalarına yardımcı olacaktır. Araştırmaya öncülük eden, Northwestern’den Raffaella Margutti, “Cow’un sağlam bir kara delik veya nötron yıldızı oluşumu olduğunu düşünüyoruz.” dedi.  “Malum teoriden, bir yıldız öldüğünde karadeliklerin ve nötron yıldızlarının oluştuğunu biliyoruz, ancak onları doğduktan hemen sonra hiç görmemiştik.” Margutti, bulgularını Seattle’daki Amerikan Astronomi Derneği’nin 233. toplantısında sundu. PST, (Muhabirler web yayını yoluyla izlemek, dinlemek ve soru sormak için oturuma katılabildiler.) Araştırma Astrophysical Journal’da yayınlanacak. Margutti, Northwestern’deki Weinberg Sanat ve Bilimler Koleji’nde fizik ve astronomi profesörüdür ve Northwestern’de astrofizik araştırmalarını ilerletmeye odaklanan bir araştırma merkezi olan CIERA’nın (Center for Interdisciplinary Exploration and Research in Astrophysics) üyesidir. .
Meraklı Cow: İlk tespitinden sonra, Cow derhal uluslararası alanda ilgi gördü ve gökbilimcileri başına topladı. Margutti, “Bunun bir süpernova olması gerektiğini düşündük.” dedi. “Ama gözlemlediklerimiz şu anki yıldız ölümü kavramlarımıza meydan okudu.” Birincisi, anomali doğal olmayan bir şekilde parlaktı – tipik bir süpernovadan 10 ila 100 kat daha parlaktı. Ayrıca, saniyede 30.000 km’de (veya ışık hızının yüzde 10’unda) uçuşan parçacıklarla birlikte, diğer bilinen yıldız patlamalarından çok daha hızlı alevlendi ve yok oldu. Sadece 16 gün içinde, nesne zaten gücünün çoğunu yaymıştı. Bazı fenomenlerin milyonlarca yıl sürdüğü bir evrende, iki hafta bir göz açıp kapayıncaya kadar bir süre tutar.  Margutti, “Bu kaynağın birkaç dakika içinde etkisiz kalıp en yüksek parlaklığa geçtiğini biliyorduk.” dedi. “Bu herkesi heyecanlandırmak için yeterliydi çünkü çok sıra dışıydı ve astronomik standartlara göre çok farklıydı.” Northwestern’in W.M.’deki gözlem merkezlerine, Hawaii’deki Keck Gözlemevi ve Arizona’daki MMT Gözlemevi ile Şili’deki SoAR teleskobuna uzaktan erişim sağlayan Margutti, nesnenin yapısına daha yakından baktı. Margutti ve ekibi Cow’un kimyasal bileşimini inceleyerek, yerçekimi dalgaları üreten birleşene sahip kompakt nesne modellerini dışlayan hidrojen ve helyumun açık kanıtlarını buldu.
Kapsamlı strateji: Astronomlar geleneksel olarak, görünür ışığı yakalamak için kullandıkları teleskoplarla optik dalga boyunda yıldız ölümleri üzerinde çalışırlaar. Margutti’nin ekibi ise daha kapsamlı bir yaklaşım kullanıyor. Ekibi, nesneyi X-ışınları, sert X-ışınları (normal X-ışınlarından 10 kat daha güçlü olan), radyo dalgaları ve gama ışınlarıyla inceledi. Bu, ilk görünen parlaklığının solmasından çok sonra anomaliyi incelemeye devam etmelerini sağladı. ATLAS objeyi tespit ettikten sonra Margutti’nin ekibi NASA’nın Nükleer Spektroskopik Teleskop Dizisi (NuSTAR) ve INTEGRAL sert X-ışını laboratuarları, XMM-Newton’daki yumuşak X ışınları ve Çok Büyük Dizilimdeki radyo antenleri ile Cow’un peşi sıra gözlemlerini hızla elde etti.  Margutti, Cow’un göreceli çıplaklığını, bu galaksiler arası gizemi potansiyel olarak çözme eğilimine bağlamaktadır.  Yıldızlar her zaman kara deliklere dalabilseler de, yeni doğan kara deliklerin etrafındaki büyük miktardaki materyal astronomların görüşlerini engeller. Neyse ki, tipik bir yıldız patlamasına kıyasla yaklaşık 10 kat daha az ejekta Cow’un etrafında dönüyordu. Materyal eksikliği, gökbilimcilerin, muhtemel bir kara delik veya nötron yıldızı olarak ortaya çıkan nesnenin “merkezi motoruna” doğrudan bakmasına olanak sağladı. Margutti, “Bir ‘ampul’ patlamasının ejektasının içinde duruyordu.” dedi. “Bunu normal bir yıldız patlamasında görmek zor olurdu. Fakat Cow, merkezi motorun radyasyonunu doğrudan görüntülememize izin veren çok az ejekta kütlesine sahipti.”
Galaktik komşu: Margutti’nin ekibi ayrıca yıldızın Dünya’ya olan yakınlığından da yararlandı. CGCG 137-068 olarak adlandırılan uzak cüce gökadalarına yerleştirilmiş olmasına rağmen, gökbilimciler bunu “köşeyi dönme” olarak görüyorlar. Margutti, “İki yüz milyon ışıkyılı bu arada bizim için çok yakın.” dedi. “Bu, şimdiye kadar bulduğumuz en yakın geçici nesne.” Margutti’nin Northwestern’deki ekibi, yüksek lisans öğrencisi Aprajita Hajela, doktora sonrası araştırmacı Giacomo Terreran, Deanne Coppejans ve bir Hubble üyesi olan Kate Alexander ve birinci sınıf lisans öğrencisi Daniel Brethauer’dan oluşuyor. Brethauer, “AT2018cow’u anlamak için yapılan bir araştırmaya bir lisans öğrencisi olarak, modern ve uluslararası katkıda bulunma fırsatı verilmesi gerçeküstü bir deneyim.” dedi. “Dünyadaki uzmanların AT2018cow’un en küçük şekilde bile en az ne olduğunu anlayabilmelerine yardımcı olmak en çılgınca beklentilerimin ötesinde ve hayatımın geri kalanında daima hatırlayacağım bir şey” dedi.
Çeviren: Bünyamin Tan
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190110184740.htm

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

NASA mühendisi, insanlığın gelecekte bir gün Titan’ da yaşayabileceğini söyledi

Published

on

Geçten hafta popüler internet sitesi Reddit’te konunun meraklılarının sorularını yanıtlayan NASA mühendisi Janelle Wellons “Güneş sistemimizdeki su dünyalarından biri olan Titan’ı değerlendirelim, ne dersiniz?” diye yazdı.  NASA’nın Jet İtiş Laboratuarı’ndan Wellons, diğer mühendisler, bilim insanları, pilotlar ve proje müdürleri The Final Frontier (Güneş sistemi gözlem projelerinden biri) ve ABD uzay ajansının Titan’ın keşfine yönelik planları hakkında soruları yanıtladı.

Titan’da Yaşam Çok Daha Kolay Olabilir

NASA mühendisleri, Titan hakkında şunları söyledi: “Titan Saturn’un en büyük uydusu. Merkür gezegeninden bile daha büyük. O yüzden bizim yerleşmemiz için yeterince yer var. Bulutlu sarı uyduda yerçekimi Dünya’dakinin yüzde 14’ü kadar. Fakat atmosferi insanların özel basınçlı kıyafetler giymesi gereken Mars ve Dünya’nın uydusu Ay’a göre o kadar yoğun ki, yaşam çok daha kolay olabilir. Hatta kollarımıza kanatlar takıp uçabiliriz bile.”

Wellons’ın verdiği bilgilere göre Titan, Dünya dışında yüzeyinde göl ve denizler şeklinde sıvı bulunan tek yer. Bu sıvılar metandan oluşuyor fakat doğru koruyucu ekipman ile teorik olarak insanlar zarar görmeden bu sularda yüzebiliyor.

Tabii ki güneşten hayli uzak olduğu için Titan’da ortalama sıcaklık -290 derece. Ayrıca Titan’a varmak yıllar alacağı için astronotlar için hayli zor bir yolculuk olabilir. Radyoaktif güneş ışınlarına, düşük yer çekimine, duygusal ve fiziksel strese maruz kalabilirler.

Daha önce de NASA’dan Dr. Amanda Hendrix, Daily Express’e verdiği söyleşide Satürn’un uydusu Titan’da metan bazlı çılgın bir yaşam formu -yani uzaylılar- olabileceğini söylemişti.

Kaynak: https://sputniknews.com/science/201903221073473280-NASA-Engineer-Saturn-Moon-Titan-Awesome-Live/

Continue Reading

Uzay

Rüya Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 10 Gerçek

Published

on

Belleğimizin uyku sırasında yaşadığı çılgın maceralar olarak ifade edebileceğimiz rüyaların, belleğin tazeliğini korumak için rastgele harekete geçmesi ve yaşanan olaylar arasında bağlantı kurma çabasının ürünü olduğu düşünülüyor. Rüya, henüz tam anlamıyla çözülememiş, beynin gizemli bir oyunudur.Rüyalar hepimiz için bazen ürkütücü bazense mutluluk verici olmuştur. Bu yazıda sizlere rüya hakkında bilmediğiniz ilginç gerçekleri söylüyoruz.

1. Rüyada Okuyamazsınız ve Saatin Kaç Olduğunu Bilemezsiniz.

Eğer rüya gördüğünüzden tam emin değilseniz okumayı deneyebilirsiniz, çünkü insanların büyük çoğunluğu rüyalarında okuma yeteneğine sahip değildir. Aynı durum saatler için de geçerlidir. Rüyada, elimizde tuttuğumuz bir saate baktığımızda saat sürekli değişir ve normal şekilde hareket etmez.

2. Uyku Felci

Buna kâbus görme olayı da diyebiliriz fakat beynimiz gerçek anlamda etkilendiğinden dolayı gerçek kabuslar da diyebiliriz. Uyku felcinin iki önemli özelliği vardır. Bunlar, rüya gören kişi hareket yeteneğini kaybeder ve bulunduğu oda içerisinde kötü ruhlu bir varlığın olduğunu hisseder. Yapılan çalışmalar, uyku felci atağı sırasında beynin amigdala bölümünün çok kuvvetli aktivite gösterdiğini kanıtlamaktadır.

3. REM Uyku Bozukluğu

Uykunun REM evresinde (Hızlı göz hareketi) vücudumuz felç durumundadır fakat nadir durumlarda insanlar rüyalarını fiziksel olarak yaşarlar. Bu uyku bozukluğu hali kırık kol, bacak, eşya hatta yanmış bir ev ile sonuçlanabilir.

4. Uyurgezerler

Uyurgezerlik çok nadir görülen ve tehlikeli olan bir uyku hastalığıdır. Uyurgezerlik, REM uyku bozukluklarından en uç seviyesidir ve uyurgezerler rüyalarını sadece gerçekleştirmekle kalmaz, gerçek maceralara atılırlar.

Bu maceralardan bazıları;

  •  Sanat eğiliminin farkında olmayan bir hemşire, uyurgezer haldeyken, sonradan hatırlayamadığı muhteşem portreler çizmekteydi.
  •  Bir uyurgezer 35 kilometre araba sürmüştür.
  •  Başka bir uyurgezer kendini üçüncü kattaki pencereden aşağı atmış ve zar zor hayatta kalabilmiştir.

5. Artan Beyin Aktivitesi

Uyku genellikle huzur ve sakinlikle ilişkilendirilir fakat beyin uyku halinde, gün içinde olduğundan daha aktif durumdadır.

6. Hayvanlar da Rüya Görür

Hayvan arkadaşlarımız da bizler gibi rüya görebilmektedir. Örnek verirsek; bir kedi ya da köpeği uyurken izlediğinizde patilerini hareket ettirdiklerini görebilir ve ses çıkardıklarını duyabilirsiniz.

7. Görme Engelli Kişiler de Rüya Görür

Görme engelli kişilerin de rüyaları yoğun ve ilginçtir ancak rüyaları, görme duyusunun yanında diğer duyuları da içermektedir. Sonradan görme kaybı yaşayıp, görme engelli olan kişiler rüyalarında görüntüler görür fakat doğuştan görme engelliler bunları göremez. Bu kişiler rüyalarında koku, ses ve dokunma gibi duyuları hissederler.

8. Rüyada Sadece Daha Önce Gördüğümüz Yüzleri Görürüz

Rüyalarımızda, sadece daha önce gerçek hayatta gördüğümüz yüzleri görebildiğimiz kanıtlanmıştır. Dikkat ediniz! Yolda yürürken gördüğünüz korkunç görünümlü biri bir sonraki kabusunuzun içinde olabilir.

9. Gecede Birden Fazla Rüya Görürüz

Bir gecede dört ila yedi farklı rüya görebilirsiniz, bu sizin REM döngünüze bağlıdır. Rüyaları sadece uykunun REM evresinde görebiliriz. Rüya gördüğümüz sürenin toplamı gecede ortalama bir ila iki saattir.

10. Herkes Renkli Rüya Görmez

İnsanların yüzde 12’si siyah beyaz rüya görmektedir. Yapılan araştırmalara göre 1915 ile 1950 yılları arasında insanlar çoğunlukla siyah beyaz rüya görmekteydi fakat bu durum 1960’lı yıllardan sonra değişti. Bunun nedeninin siyah beyaz film ve televizyonlardan renklilere geçmemiz olduğu düşünülmektedir.

Kaynak: https://www.lifehack.org/articles/productivity/20-amazing-facts-about-dreams-that-you-might-not-know-about.html

Continue Reading

Fizik

22 milyon yıllık yolculuk Türkiye’de son buldu

Published

on

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan, bir grup bilim insanıyla, Bingölün Sarıçiçek köyüne 2015 yılında düşen gök taşının izini sürdü. Doç. Dr. Ünsalan, nadir görülen bu göktaşının Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki kraterden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettiklerini söyledi. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan ile aralarında NASA’dan görevlilerin de bulunduğu 79 bilim insanı, Bingöl kent merkezine 10 kilometre uzaklıktaki Sarıçiçek köyüne 2 Eylül 2015 tarihinde düşen ve ‘Sarıçiçek’ adı verilen gök taşını araştırdı. Gök taşının yaşını, yapısal özelliklerini ve geldiği noktayı tam olarak belirleyen bilim insanlarının hazırladığı makalenin başyazarlığını ise Doç. Dr. Ünsalan yaptı. Doç. Dr. Ünsalan, ‘Meteoritics and Planetary Science’ dergisinde yayınlanan makalede yer alan bulgularla ilgili Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budaka bilgi verdi.

‘ÖNEMLİ BULGULAR ORTAYA ÇIKTI’

Yaklaşık 9 yıldır, meteoritler ve asteroit madenciliği üzerine çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Doç. Dr. Ünsalan, “NASA- SETI Enstitüsünden Dr. Peter Jenniskens ve bir öğrencimle köydeki çalışmalarımızda 343 göktaşı örneği topladık. Bu örnekleri makalede görev alan bilim insanlarına ulaştırdık. Uzmanlık alanlarına göre bilim insanları gök taşı üzerinde incelemelerde bulundu. Ortaya çok önemli sonuçlar çıktı. NASA’nın DAWN görevi kapsamında elde ettiği verilerden de yararlanarak, nadir görülen gök taşının, Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki Rheasilvia çarpma tabanında bulunan Antonia kraterinden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettik. Bu durumu ilk kez bilimsel olarak kanıtlamış olduk” dedi.

‘YÜZDE 95’İNDEN FAZLASI SÜRTÜNMEDEN DOLAYI PARÇALANDI’

Bingöle düşen gök taşının ilk oluştuğu süreçte çok daha büyük olduğunu ve dünyaya düştüğü sırada atmosferde yüzde 95inden fazlasının sürtünmeyle parçalandığını vurgulayan Doç. Dr. Ünsalan, “Dünyaya yakın asteroidlerin bir haritası mevcut. Ülkemiz de bu konuda önemli adımlar atıyor. Birçok ilde meteor takip sistemlerimiz var. Bunu daha önce TÜBİTAK projesiyle başlatmıştık. Dünyanın atmosferine yaklaşan bir meteoroidin özelliğini bilirseniz ondan kendinizi korumak için onunla nasıl mücadele edeceğinizi de bilirsiniz. 4 Vesta asteroidinden kopup da zaman içerisinde dünyamıza girebilecek olan bir takım Vesta kökenli meteoroitlerle karşılaşırsak artık nasıl bir mücadele yapabileceğimizi biliyoruz.

Atmosfere girmeden önce Sarıçiçek gök taşının büyüklüğü yaklaşık 1 metre civarındaydı. Ancak tonlarca kütlelerden bahsediyoruz. O tonlarca kütlenin yüzde 95inden fazlası sürtünmeden dolayı küçük parçalara ayrıldı. Santimlere indi. 1 metrelik bir parçanın gelmesi halinde neyle karşılaşacağımızı artık biliyoruz. Biz bunu artık çok rahat bir şekilde 20 metreye uyarlayabiliriz” diye konuştu.

‘SANİYEDE 17 KİLOMETRE HIZLA ATMOSFERE GİRDİ’

Çalışmalarda yer alan Dr. Jenniskensin bulgularıyla ilgili de bilgi veren Doç. Dr. Ünsalan, “Gök taşı dünya atmosferine girdiğinde saniyede 17 kilometre hızla ilerliyordu. Sarıçiçek köyündeki saçılma alanına bakıldığında ise gök taşının 33 kilometre irtifada parçalanmaya başladığı ortaya çıktı. Ayrıca gök taşı örneklerinde; zirkon, baddeleyit, karbon, kalsiyumca zengin piroksen, az miktarda kamasit ve troilit, merrilit, kromit, olivin ve ilmenite rastladık” dedi. Makalenin uluslararası ve 4 yıllık bir çabanın sonucu bilime kazandırıldığını söyledi.

‘TÜRK BİLİM İNSANLARI ÜLKEMİZİN ADINI DÜNYAYA DUYURUYOR’

Fizikçi ve gezegen bilimci Doç. Dr. Ünsalan’ın çalışmalarıyla Ege Üniversitesi’nin gurur kaynağı olduğunu söyleyen Rektör Budak, “Öğretim Üyemiz Doç. Dr. Ozan Ünsalan hocamızın liderliğinde uluslararası bilim insanlarından oluşan araştırma grubu bir süredir yürüttüğü çalışmayı tamamladı. Türk araştırmacımız üstlendiği görevle üniversitemiz ve ülke adına önemli bir başarıya imza attı ve gururumuz oldu. Ülkemizde ve üniversitemizde uluslararası arenada hiçbir komplekse kapılmadan işte bugün de olduğu gibi uluslararası başarılara imza atıyoruz. Ege Üniversitesi olarak bu da bize bir şey gösteriyor, Türk bilim insanları, özgüven içerisinde ülkemizin ve üniversitelerimizin adını dünyaya duyuruyor. Hocamıza bu çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum, kendisini tebrik ediyorum. Her anlamda da hocamızın çalışmalarının yanındayız” diye konuştu. Kaynak: Milliyet

Continue Reading

Öne Çıkanlar