fbpx
Connect with us

Yaşam

Bir Premier Lig futbolcusu gibi kaliteli uyku için 8 ipucu

Published

on

Hepimiz, iyi bir gece uykusu için verilen tipik tavsiyeleri duymuşuzdur: Yatak odanızdan televizyonları çıkartın, mükemmel yatağı bulun, teknolojik cihazlarla da uyumadan bir iki saat önce vedalaşın. Peki seçkin sporcular gibi uyumak istiyorsanız ne yapmanız gerekir? Nick Littlehales bir uyku hocası. Görevi, sporcuların dinlenme seviyesi ile doğal uyku süreci bağlarını yeniden kurarak maksimum düzeye getirmek. Littlehales’in uyku yönlendirmesi yaptığı takımlar arasında, Sir Alex Ferguson’lı Manchester United’ın efsanevi 1992 yılı kadrosu ile Sven-Göran Erikkson’un İngiltere Milli Takımı da var. İşte, Littlehales’ten bir Premier Lig futbolcusu gibi uyuyabilmek için bazı ipuçları…1. Uykuyu döngüler halinde düşünün, saatlerle ölçmeyin: Nick Littlehales, sekiz saat uykuya ihtiyacımız olduğu bilgisinin bir şehir efsanesi olduğunu söylüyor. Uyukumuz, derin NREM (yavaş göz hareketleri dönemi) ve REM (hızlı göz hareketleri dönemi) arasında 90 dakikalık doğal döngüler arasında gidip gelir. Nick, burada önemli olanın bu aşamaları sekteye uğratmamak olduğunu söylüyor. Dolayısıyla uykunuzu 90 dakikalık zaman dilimleriyle planlayın: Bu, 7,5 saat, 6 saat ya da 4,5 saat olabilir. Nick, düzenli olarak aynı saatte uyanılmasını ve geriye doğru sayılmasını tavsiye ediyor. Yani, sabah 06:30’da uyanmayı planlıyorsanız, sabah 5’te, 3:30’da, 2’de, 12:30’da veya 11’de uykuya dalmayı hedeflemelisiniz.  2. Uykuyu gecelik değil, haftalık hesaplayın: Nick, her gece belirli bir saat uyku uyumayı hedeflemek yerine, her gün ve her hafta doğru sayıda uyku döngüsünün planlanması gerektiğini söylüyor. Nick “Yedi günde 35 uyku döngüsünü hedeflememiz lazım, bu da günde 5 döngü demek.” diyor. Bir gece geç yatmışsanız, bir sonraki gece ek bir döngüyle dengeleyin. Ya da gün içinde biraz daha dinlenme planı yapın. Nick, önünüzdeki haftayı ele almanız ve dinlenme döngülerinizi iş ve sosyal programınıza göre planlamanız gerektiğini vurguluyor.  3. Daha kısa süre ama daha sık uyuyun: Nick, ampülün keşfine dek tıpkı bebekler gibi aşama aşama uyuduğumuzu söylüyor: “Bu, daha sık ve daha kısa süre uyku demekti” Günlük döngü sürecimiz 24 saat ve Nick’e göre “insanlar tamamamen bu döngüye göre tasarlanmış.” İnsanlığın doğasına göre gün içinde dinlenmemiz gereken belirli zaman dilimleri var: Öğlen saatleri ikinci doğal uyku periyodumuz. Bir diğeri ise akşam 5 ile 7 arası. Bu doğal dinlenme vakitlerinde uyumak, dinlenmemize yardımcı oluyor. Nick, iki aşamada daha iyi bir dinlenmenin elde edilebileceğini söylüyor. Bu gece daha kısa bir uykuyla ve gün ortasındaki ek bir dinlenme periyoduyla yapılabileceği gibi gece, gün ortası ve akşam uykularıyla da sağlanabilir. 4. Şekerlemeler yerine, “kontrollü dinlenme periyotları” düşünün: Dinlenme periyotları, sadece uyumak anlamına gelmiyor. Nick, bunu “şekerlemeler” gibi düşünmeyi bırakmamızı ve “kontrollü dinlenme periyotları” ya da KDP’ler olarak düşünmemizi istiyor. “KDP’nin uykuya dalmaya çalışmakla ilgisi yoktur” diyen Nick’e göre tüm mesele, 30 dakikayı (90 dakikalık döngünün üçte birini) tamamen kendinize ayırmanız. Bunu da her yerde yapabilirsiniz. Uyku hocası Littlehales, meditasyon yapabileceğinizi ya da başınıza bir havlu koyabileceğinizi, sessiz bir yerde, tuvalette hatta arabanızda oturabileceğinizi söylüyor. Şekerleme yapmasanız da bu KRP’ler haftalık uyku döngünüzden sayılabiliyor. Çok sayıda üst düzey futbol takımı, dinlenmenin öneminin farkına vardı ve antrenman tesislerinde dinlenme odalarına yer verdi. 5. Net bir uyku sonrası rutinine sahip olun: Nick, önemli olanın uyuduğunuz 90 dakika değil, uyanmanızdan sonraki 90 dakika olduğunu söylüyor. “Sabahları doğru şeyler yapın. Uyandığınız andan itibaren yaptığınız her şey dinlenme kalitenizi belirler.” diyor. Yani, net bir uyku sonrası rutini edinin. Bunlara teknolojik cihaz kullanımını ertelemek, yeterli derecede su içmek, yeterli gıda almak, hafif egzersizlerle mesanenizi ve bağırsaklarınızı boşaltmak da dahil.  6. Bir ışık cihazı kullanın: Nick, uyanmakta zorlanıyorsanız, karanlık bir odada güneşin doğması etkisi yaratan bir şafak aleti (ışık terapisi cihazı) edinmenizi tavsiye ediyor. Bu ışık, karanlık, rahatlama ve baskılama hormonu olan melatonin ile uyanıp aktif olma hormonu olan serotonin arasındaki dengeyi kuracaktır. Bazı şirketler şimdiden bunu yapıyor ve uyku ritmini takip eden ışıklandırma sistemleri kuruyor.   7. Daha büyük bir yatak alın: Nasıl ve nerede uyuduğunuz aslında basit bir değişiklik ama büyük bir fark yaratabilir. Nick, “En büyük boy yatak aslında iki yetişkinin uyuyabileceği bir alan. Aslında bu iki yetişkin için normal ölçü olmalı” diye konuşuyor. Uyku hocasına göre, büyüklük önemli. Yani, yatak odanızın izin verdiği ölçüde büyük yatakları tercih edin. 8. Fetüs pozisyonunda uyuyun ve burundan nefes alın: Nick, “İdeal uyku pozisyonu, hakim tarafınızının tersine olan fetüs pozisyonu” diyor. Ve ideal olarak yastık olmadan ve yastığa gereksinim duymadan uyumamız lazım. Nick son olarak, “burundan nefes almaya” alışmamız gerektiğini söylüyor. Uyku hocasına göre ağızdan nefes almak, düşük kaliteli uykunun nedenlerinden biri.

Kaynak: https://www.bbc.co.uk/programmes/articles/1mrbjhCpTDggdm2pmmK6rsX/how-to-sleep-like-a-premier-league-footballer

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Bebek kafatasları doğum sırasında ne kadar ezilir? 3D görüntüleri ortaya çıkarıldı

Published

on

Bebekler annenin doğum kanalından geçtiğinde, doğum kanalı uyum için geçici olarak minik kafalarını sıkar, esnek kafataslarını uzatır ve beyinlerinin şeklini değiştirir. Şimdi, bilim insanları bu şaşırtıcı koni benzeri bozulmanın boyutunu gösteren 3 boyutlu görüntüleri ortaya çıkardılar. Mayo Clinic’ e göre bebeklerin kafaları baskı altında şekil değiştirebiliyor çünkü kafataslarındaki kemikler henüz birbirine kaynaşmamış halde. Başın üstündeki yumuşak bölgeler, doğum kanalından sıkılır ve beynin bebeklik döneminde büyümesine izin verir. Bununla birlikte, doğum sırasında bebeğin kafatasının ve beyninin nasıl şekil değiştirdiğinin kesin mekaniği iyi anlaşılmamıştır. Bu işlem hakkında daha fazla bilgi edinmek için bilim insanları yedi gebe kadında manyetik rezonans görüntüleme (MRG) taraması yaptılar: Denekler 36-39. Haftalar arasında olduklarından ve servisleri tamamen dilate (dilate: Genişletmek; büyütmek; açmak) olduktan sonra doğum eyleminde bulundular.

Onların görüntüleri, tüm bebeklerde fetal kafa kalıplaması olarak bilinen – önemli sıkışma olduğunu ortaya koydu ve doğum sırasında bebek kafaları ve beyinlerine uygulanan baskıların, bir kez daha düşünülenden daha güçlü olduğunu öne sürdü. Araştırmacılar, yedi fetüsün hepsinde, doğumdan önce üst üste binmeyen kafatası kemikleri, doğum başladıktan sonra bebeklerin başlarını ve beyinlerini deforme ederek gözle görülür bir şekilde üst üste bindiğini yazdı.

Beş bebekte, kafatasları doğumdan hemen sonra prelabor şekillerine geri döndü ve yeni doğanlara bakıldığında deformasyon farkedilmedi. MRI taramaları, ultrasonla görülemeyen yumuşak dokular hakkında görüşler alınarak, doğum sırasında fetal kafataslarının ve beyinlerin deformasyonunu ve etrafındaki maternal (maternal: Anneye ait; anne ile ilgili) yumuşak dokuların hareketini anlamak için önemli ipuçları sağlandı. Bulgular PLOS One dergisinde yayınlandı.

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.livescience.com/65487-3d-image-baby-skulls-birth.html

Continue Reading

Arkeoloji

Tutankhamun’un Karmaşık Ailesi ve Firavun Kız Kardeşi

Published

on

Tutankhamun’dan önce kadın bir firavunun bölgeye hükmettiği arkeologlarca bilinen bir gerçek. Hatta şu an Tutankhamun’un mezarı olan lahit aslen bu hükümdar için yapılmıştı. Bu firavunun adı bilinse de – Neferneferuaten Ankhkheperure – gerçek kimliği açığa çıkarılamamıştı. Yeni yapılan tartışmalı araştırmalara göre bu hükümdar Tutankhamun’un 2 ablasından biri. Muhtemelen Tutankhamun’ un babası Kral Akhenaten hayata veda ettikten sonra sonra küçük ablası Neferneferuaten 12 yaşında ilk kadın firavun olarak hükmetmeye başladı ve ablası Meritaten de ona eşlik etti. Ama Meriaten’ in eşlikçi pozisyonu uzun sürmedi. Kardeşinden 1 yıl sonra kendini de firavun ilan ettiğini ifade ediyor Quebec Üniversitesi profesörü Angenot, geleneksel anlayış olan kraliçe ve firavun hükümdarlığının yerine 2 firavun olarak hükmettiler. Angenot ’un iddiaları Mısır bilimciler tarafından kabul edilmedi. Genel görüş bahsi geçen eşlikçi kraliçenin Tutankhmun’un üvey annesi Nefertiti olduğu yönünde.

Tutankhmun’un Karmaşık Ailesi

İngiliz arkeolog Howard Carter Tutankhamun’ un mezarını keşfettiğinden beri Tutankhamun’un ailesi oldukça ilgi çekiyor. Tutankhamun’un aile ilişkileri oldukça karmaşıkt. Babası Firavun Akhenaten, antik Mısır tanrısı, güneş diski olarak bilinen Aten’e tapınıyordu. Veba Mısır’ı vurduğunda Akhenaten hükümdarlığının 17. yılındaydı. Profesör Angenot’a göre o dönemde Firavun’un 3 kızı vebadan hayatını kaybetmişti. Live Science’a yaptığı açıklamada ‘vefat eden 3 çocuğunun ardından hayatta kalan 4 çocuğunu hükmetmek için hazırlamaya başladığına inanıyorum.’ dedi. Böylece Akhenaten en büyük kızı Meritaten’le evlendi ve diğer kızı Ankhesenpaaten’ i Tutankhamun’ la evlendirdi.

Böylece Tutankhamun kral olduğunda kızı da kraliçe olarak ona eşlik edecekti. (Mısır’da kraliyet arasında aile içi evlilikler normal görülüyordu.) Çocuklarını taker taker kaybederken en küçük çocuğu Neferneferuaten 7 yaşındaydı. Çok küçük olduğu için iyi bir kraliçe olamazdı. Çocuk sahibi olamayacağı için soyu devam ettiremezdi, yalnızca firavun kanı taşıyordu. Bu noktada Akhenaten onu kraliçe değil kral ilan etmeye karar verdi ve firavun ilan etti. Eğer bu teori doğruysa Akhenaten yaşamını yitirmesinin hemen ardından Tutankhamun tahta geçmek için fazla küçükken Mısır’a hükmeden gizemli kadın firavun Neferneferuaten Tasherit’ti.

Gizemli Kraliçe

Akhenaten’in yaşamını yitirmesinden sonra bir kraliçenin hükmettiği 50 yıldır biliniyor. Tutankhamun’un mezarına yapılan incelemeler mezarın aslında bir kadın için yapıldığını ve üzerinde isim kalıntıları olduğu görüldü. Çoğu Mısır bilimci bunun ismini değiştiren Nefertiti olduğunu, bazılarıysa babasıyla evlenen Meritaten olduğunu düşünüyor. Angenot’sa en mantıklı olanın doğum ismini kullanan Neferneferuaten’in hükmetmiş olması olduğunu düşünüyor. Bu yalnızca bir tahmin değil. Kraliyet isimleri genellikle doğum isimlerini de kapsar. ‘Bu yüzden bu gizemli kadının Nefertiti ya da Meritaten olamayacağını düşünüyorum çünkü ikisinin de isimleri Neferneferuaten değil. Kraliyet ismi ve doğum ismi uyuşan tek aday Neferneferuaten. Tek problem en küçük çocuk olduğu için tahta oturma şansının düşük olması.’ diyor Angenot.

Angenot, Neferneferuaten’in tahta oturmuş olduğuna dair kanıtlara sahip. Bir sanat tarihçisi olarak, daha önceden bulunan ve Akhenaten’in ya da Nefertiti’nin olduğu düşünülen heykel ve kafa tasının genç Prenses Neferneferuaten’e ait olduğunu iddia ediyor. Dahası göstergebilimsel analizler başla yapılan bir jestin Akhenaten ve Meritaten’in çocuklarının çizmlerinde ve 2 kraliyet üyesinin tamamlanmamış ikonlarında görüldüğünü kanıtladı ki bu Neferneferuaten firavun olarak hükmetmeye başlamasının ardından ablası Meritaten’in ona eşlik ettiğinin göstergesi.
Tutankhamun’dan sonra gelen hükümdar iki kadının hükümranlığını onaylamadığı için döneme ait ikonların yok edilmesini emretmiş ve bu yüzden o dönem hakkında çokk fazla bilgimiz yok.
Neferneferuaten ve Meritaten aynı kraliyet ismini paylaşmış olabilir. Üstelik Mısır’ ın kadınlar tarafından yönetilmesi görülmemiş bir şey değildi. Daha önce Hatshepsut ve Sobekneferu tarafından da yönetilmişti.

Ya Sonra?

Angenot araştırmasını 20 dakikalık bir sunum olarak sundu ve şu an kağıda döküyor. Çoğu Mısır bilimci daha fazla bilgi edinebilmek için araştırmanın yayınlanmasını bekliyor.  ‘Ahmose and Tetisheri Project’in yönetmeni Mısır bilimci Stephen Harvey, Angenot’un iyi bir araştırma yaptığını ve kimin olduğu belli olmayan heykeller için iyi bir dayanak oluşturduğunu ve fikirlerini nasıl sunduğunu görmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Tamamen karşıt fikirlere sahip olanlar da yok değil bir başka Mısır bilimci Aidan Dodson bu teorinin ilginç olmasına rağmen inanılabilir olmadığını ifade etti. Dodson bir jestin 18. Hanedanın bir prensesiyle bağdaşlaştırılmasının olanaksız olduğunu belirtiyor ve bahsi geçen kadın firavunun Nefertiti olduğuna dair bir kitap yazıyor.

Dahası tamamlanmamış abidelerde 3 hanedan üyesinin ismi için daha isim kabartması var. Bunlardan 2’s, krala ve biri de kraliçeye ait olabilir. Dodson, Angenot’un kendisine ‘2 kadın firavun aynı ismi kullandığı için bu isimler birleştirilip Neferneferuaten Ankhkheperure Meritaten şeklinde işlenmiş olabilir.’ dediğini iddia ediyor ama daha sonraları bu yöntemi destekleyen hiçbir uygulama olmadığı için bunun yanlış olduğunu savunuyor. ‘Ek olarak Neferneferuaten, önceleri Nefertiti’ nin isminin bir parçasıydı yani eşi hayatını kaybettikten sonra bu ismi firavun ismi olarak kullaması çok da şaşırtıcı olmazdı.’ diyor Dodson. Mısır Bilimci Harvey Angenot’ un çalışması yayınlandığında değerlendirilmesinin daha kolay olacağını ve konu hakkındaki detayları öğrenip iyi bir değerlendirme yapmayı istediğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65433-king-tut-sisters-pharaoh.html

Continue Reading

Arkeoloji

Prof. Özdoğan: Avrupa kültürünün temeli Çatalhöyük

Published

on

“Avrupa kültürünün temeli Çatalhöyük’tür” tezini savunan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, “Göçlerle, kültürel etkilerle, kız alıp vermeyle Avrupa’yla bir etkileşim olduğu belliydi. DNA sonuçları arkeolojik bilimsel verileri teyit etti” dedi. Polonya Ulusal Bilim Merkezi (Polish National Science Center) tarafından verilen destekle gerçekleşen çalışma, ‘Antik Mitokondriyal Genomlar Çatalhöyük Halkı Gömülerinde Annelik Akrabalıklarının Yokluğunu ve Genetik Yakınlıklarını Açıklıyor’ başlığıyla genetik dergisi Genes’te yayımlandı. iki Türk bilim insanı nın da yer aldığı araştırma ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Araştırmada “Çatalhöyük sakinlerinin diğer Orta Anadolu Neolitik bireyleriyle genetik yakınlıkları bu grubun, Marmara bölgesinden gelen Neolitik, Yakın Doğu Orta Neolitik ve Kalkolitik popülasyonlarıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar Neolitik’in yayılışıyla ilgili genel kabul görmüş göç yönünü desteklemektedir” denildi.

Yıllardır “Avrupa kültürünün temeli Çatalhöyük’tür” tezini savunan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan şunları söyledi: “Arkeolojik çalışmalarla bu durumu daha önce belirlemiştik. Söylediklerimiz safsata değil bilimsel verilerdi. Göçlerle, kültürel etkilerle, kız alıp vermeyle Avrupa’yla bir etkileşim olduğu belliydi. DNA araştırmaları genişledikçe iyice netleşmeye başladı. DNA sonuçları arkeolojik bilimsel verileri teyit etti. Göç dalgası M.Ö. 7400’lerde başladı binlerce yıl devam etti.”

Geçtiğimiz günlerde açıklanan ve BBC’ye haber olan başka bir DNA araştırmasıyla da ‘‘ Stonehenge anıtını Anadolu’dan gelen göçmenlerin inşa ettiği’ ileri sürülmüştü.

Anaerkil Mi Ataerkil Mi?

Araştırmayla ayrıca ‘ Çatalhöyük’ te anaerkil bir toplum hâkimdi’ fikri şimdilik çürümüş oldu. Neolitik yani insanların yerleşik hayata geçip tarıma başladığı dönemde, insan topluluklarının anaerkil olduğunu ve Ana Tanrıça’ya taptıklarını düşünenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Çatalhöyük’te 2016’da bulunan ‘Ana Tanrıça’ heykeli bir çeşit tanrıça inancına ait olma fikrini güçlendirdi ve bunun bir kanıt olduğu yönünde fikirler ortaya atıldı. Çatalhöyük halkının, ölülerini bir sepet içinde evlerine gömdüklerini ortaya çıkaran eski Kazı Başkanı Prof. İan Hodder, “Toprağın yapısından dolayı günümüze kadar gelebilen iskeletler, bize birçok konuda bilgi veriyor. Kemiklerde yapılacak DNA testleri, toplumun anaerkil mi yoksa ataerkil mi olduğunu da ortaya çıkaracak” diyordu.

Çatalhöyük’te aynı evde gömülü olan 10 mezarda yapılan DNA araştırmasında akrabalık ilişkisi tespit edilemedi. Anne tarafından farklı soylardan geldikleri değerlendiriliyor. Mezarda diş ve kemik fenotiplerine göre biyolojik yakınlığı olan bireylerin, birçok ayrı binaya yayılmış olduğu görünüyor. Bu sonuçlarla Çatalhöyük’te anaerkil toplum fikrinin yeni araştırmalar çıkana kadar çürütüldüğü belirtiliyor.

Yeni Araştırma Başladı

Araştırmanın içinde yer alan Prof. Dr. Mehmet Somel, Çatalhöyük’te AB destekli yeni bir proje başlattıklarını ve DNA çalışmalarını çok yönlü olarak araştırdıklarını söyledi. Prof. Somel şöyle konuştu:

“Bu araştırmanın iki sonucu var. Evler içinde birkaç farklı birey birbiriyle anne olarak akraba mı? Yöntem sadece anne akrabalığı üzerine kuruluydu. Anne soy üzerinden akrabalık olmadığı bu projeyle ortaya çıktı. Ataerkil olabilir mi araştırmasını şimdi biz ODTÜ ve Hacettepe Üniversiteleri olarak AB destekli bir projeyle yürütüyoruz. 5 yıl sürecek proje. Baba soy üzerinden inceleyeceğiz. Diğer yandan Avrupa tarım kültürü topluluklarının Anadolu ve Ege’den yayıldığını genetik veriler bize söylüyor.”

8 Bilim İnsanının İmzasını Taşıyor

Genes dergisinde mart ayında yayımlanan araştırma, Polonya’daki Adam Mickiewicz Üniversitesi Arkeoloji Enstitüsü’nden Maciej Chyleńsk ve Arkadiusz Marciniak, Moleküler Biyoloji Teknikleri Laboratuvarı Biyoloji Fakültesi’nden Mirosława Dabert ile Biyoloji Fakültesi, Evrimsel Biyoloji, Antropoloji Enstitüsü’nden Anna Juras, Çek Cumhuriyeti’ndeki Charles Üniversitesi Biyoloji ve Çevre Bilimleri Bölümü’nden Edvard Ehler, Türkiye’deki Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin Biyolojik Bilimler Bölümü’nden Prof.Dr. Mehmet Somel ve Reyhan Yaka, İsveç’teki Stockholm Üniversitesi’nin Arkeolojik Araştırma Laboratuvarı, Arkeoloji ve Klasik Çalışmalar Bölümü’ nden Maja Krzewińska imzalarını taşıyor.

STONEHENGE Anıtını da Anadolulular Yaptı

Londra’ya 130 kilometre mesafedeki dünyanın turistik ve arkeolojik bakımdan en popüler anıtları arasında yer alan Stonehenge anıtının, binlerce yıl önce Anadolu topraklarından adaya giden göçmenlerce inşa edildiği DNA sonuçları ile ispat edildi. Nature Ecology & Evolution (Doğa Ekolojisi ve Evrim) dergisinde nisan ayında ‘Antik genomlar erken neolitik Britanya’da popülasyonun yerini gösteriyor’ (Ancient genomes indicate population replacement in early neolithic Britain) başlığı ile verildi.

BBC’nin haberine göre, araştırmacılar İngiltere’de neolitik dönem insan kalıntılarından elde edilen DNA’ları, o dönem Avrupa’da yaşayan insanlardan elde edilebilen DNA’larla karşılaştırdı. MÖ 6000’de Anadolu’da başlayan büyük göç dalgası sırasında bir grup, Tuna Nehri’ni izleyip Orta Avrupa’ya yönelirken, bir grup da Akdeniz boyunca ilerleyip bugün İspanya ve Portekiz’in bulunduğu İberya’ya ulaştı. Kaynak: (Sputnik)

Continue Reading

Öne Çıkanlar