fbpx
Bizi Takip Edin

Arkeoloji

Büyük Giza Piramidi, odalarında elektromanyetik enerji topladığı keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Uluslararası fizikçilerden oluşan bir ekip tarafından yapılan teorik araştırma sonucunda, Mısır’daki Büyük Giza Piramidinin iç odalarında ve tabanının altında elektromanyetik enerji topladığını keşfedildi. Uluslararası fizikçilerden oluşan bir ekip tarafından yapılan teorik araştırma sonucunda, Mısır’daki Büyük Giza Piramidinin iç odalarında ve tabanının altında elektromanyetik enerji topladığını keşfedildi. Uygulamalı Fizik Dergisi’nde yer alan araştırmaya göre, uluslararası fizikçilerden oluşan bir ekip Mısır’daki Büyük Giza Piramidinin iç odalarında ve tabanının altında elektromanyetik enerji topladığını keşfetti. Eski Mısırlılar muhtemelen bu tuhaf tasarım anlayışından haberdar olmasa da, çalışma gelecekte nanoparçacık araştırmaları için önemli olabilir.
Araştırmalar piramitlerde yeni bilgiler bulmaya yardım edecek
Araştırmacılar makalelerinde, piramitlerin özelliklerinin incelenmesi için modern fiziksel yöntem ve yaklaşımların uygulamaları önemli ve çok üretken olduğunu ifade etti. Makalede, bu incelemelerin, yeni keşifler yapılmasına ya da piramitlerde yeni ilgi alanları bulmayı teşvik edecek yeni bilgiler edinmeye izin verebileceği bildirildi. Görünür ışık, radyo dalgaları ve mikrodalgalar dahil elektromanyetik radyasyon, salınan elektrik ve manyetik alanların dalgalarını yaymaktadır.
Günlük yaşamda elektromanyetik enerji çok önemlidir
Avusturalya’da bulunan Monash Üniversitesi’nden fizikçi olan ve araştırmada yer almayan Antonija Grubisic-Cabo ScienceAlert’e yaptığı açıklamada, “Günlük yaşamda elektromanyetik enerji çok önemlidir ve her gün farklı türde elektromanyetik enerji kullanıyor ve deneyimliyoruz. Örneğin, güneş ışığı elektromanyetik dalgaların bir şeklidir, ama aynı zamanda evlerimizde yaygın olarak kullanılan şeyler, örneğin mikrodalgalar ve radyolar elektromanyetik enerjiye dayanır “dedi. Piramitlerin bu dalgalarla nasıl hareket ettiklerini test etmek için, araştırmacılar ilk önce radyo dalgalarının neden olduğu rezonansların (yansıma veya titreşimden kaynaklanan ses) nasıl başlatıldığını tahmin etmeye çalıştı.
Bazı varsayımları değerlendirmek zorundaydık
Rusya’daki ITMO Üniversitesi’nden araştırmacı Andrey Evlyukhin bu konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bazı varsayımları değerlendirmek zorundaydık. Örneğin, içinde bilinmeyen boşluklar olmadığını ve sıradan bir kireç taşının özelliklerine sahip yapı malzemesinin piramidin içine ve dışına eşit şekilde dağıldığını varsaydık” dedi. Araştırmacılar, piramit modeli ve elektromanyetik yansımasını yaptı. Böylece, araştırma ekibi, yok olma kesiti adı verilen bir şeyi hesaplayarak, dalga enerjisinin piramit tarafından nasıl dağıldığını veya emildiğini tahmin edebildi. Çok kutuplu analiz olarak adlandırılan özel bir analiz türünü kullanan araştırmacılar, dağınık alanların, piramidin iç bölmelerinde ve tabanının altında yoğunlaştığını buldu.
Eski Mısırlıların, ölü için en iyi FM radyo setleri oluşturmak için piramitleri nasıl organize ettikleri konusunda birçok varsayım yapılabilmesine rağmen, eski Mısırlıların bu özellikleri bilmeleri pek olası değildir ve bu sadece piramitlerin nasıl durduğuna dair ilginç bir rastlantıdır. 
Alışılmadık bir araştırma
Monash Üniversitesi’nden Grusibic- Cabo yaptığı açıklamada,”Bu araştırma alışılmadık gibi görünse de, daha önce Modern Piramitleri incelemek için modern fizik yaklaşımları kullanılmış ve tamamen yeni bir yapının keşfedilmesine yol açmıştır. Bu araştırma tamamen teorik olduğu için, neyin başarabileceğini veya gerçek hayatta bunu yapmanın bile mümkün olduğunu söylemek zor” dedi. “ITMO Üniversitesi’nden Fizikçi Polina Kapitainova, “Uygun elektromanyetik özelliklere sahip bir malzeme seçerek, nanosensörler ve etkili solar hücrelerde pratik uygulamayla piramidal nanopartiküller elde edebiliriz” açıklamasında bulundu.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-great-pyramid-of-giza-might-be-able-to-focus-electromagnetic-energy-in-its-chambers

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

‘Dünyanın en eski gemi enkazı’ Karadeniz’de bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Arkeologlar, Karadeniz’in derinliklerinde “dünyanın en eski korunmuş gemi enkazını” keşfettiklerini açıkladı. Karadeniz Deniz Arkeoloji Projesi (MAP) ekibi 23 metre boyundaki gemiyi deniz yüzeyinin yaklaşık 2 kilometre altında, direği dümeni ve kürekleriyle aynen muhafaza edilmiş halde buldu. Bulgaristan açıklarında keşfedilen 2400 yıllık geminin Antik Yunan döneminde ticaret için kullanıldığı düşünülüyor. Arkeoloji ekibi, geminin oksijen eksikliği sayesinde bu kadar iyi muhafaza edildiğini söylüyor. Ekip, bu tür bir gemiyi yalnızca Antik Yunan dönemine ait seramik vazolardaki figürlerde gördüklerini vurguluyor. harita Image captionLondra’daki British Museum’da sergilenen Antik Yunan & Roma döneminden kalma “Siren Vase”daki figürler, keşfedilen gemi enkazına birebir benziyor. Southampton Üniversitesi’nde yapılan karbon tarihi saptama ile buluşun “insanlığın en eski el değmemiş gemi enkazına” ait olduğu da belirlendi.
60’tan fazla gemi enkazı bulundu 
Uluslararası arkeologlar, bilim insanları ve denizaltı araştırmacılarından oluşan uluslararası ekip 3 yıllık bir özel görev için Karadeniz’in derinliklerinde. Şu ana dek 60’tan fazla gemi enkazı keşfettiler.  2 kilometre derinliğinde ortaya çıkan ve Antik Yunan dönemine ait olduğu düşünülen gemi enkazının, bulunduğu derinlikteki oksijen seviyesinin çok düşük olması nedeniyle bugüne kadar bozulmadan kalabildiği belirtiliyor. Güney İngiltere’deki Southampton Üniversitesi’nden Jon Adams, “Klasik dünyadan kalma ve 2 kilometre derinlikte bir geminin sağlam bir şekilde bulunması, düşünmeyeceğim bir şeydi. Bu durum gemi yapımına ve antik dünya denizciliğine ilişkin anlayışımızı değiştirecek” dedi.
Kaynak: https://www.bbc.com/news/world-europe-45951132

Devamını Oku

Arkeoloji

Antik Mısır’dan bir papirüs deşifre edildi, sihirli bir aşk büyüsü ortaya çıktı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İki kuş benzeri yaratığın görüntüsü ile dekore edilmiş bir Antik Mısır papirüsü deşifre edildi. Bir sihirbaz tarafından kullanılan el kitabı gibi göründüğü belirtilen papirüsün, aşkla ilgili bir büyüyü içerdiği tahmin ediliyor. Bir Antik Mısır papirüsü deşifre edildi ve sihirli bir aşk büyüsü ortaya çıktı. İki kuş benzeri yaratık ve muhtemelen onları birbirine bağlayan bir penis resmi bulunan papirüs, Avustralya’nın Sidney kentindeki Macquarie Üniversitesi’nde ortaya çıktı. Ancak oraya nasıl ulaştığı bir sır. Üniversitenin, papirüsü kimin sattığını veya bağışta bulunduğunu gösteren bir kaydı da yok. En çarpıcı özelliği üzerindeki resim
Söz konusu papirüsün, Hıristiyanlığın Mısır’da yaygın olarak uygulandığı bir döneme, yani yaklaşık 1.300 yıl öncesine ait olduğu tahmin ediliyor. Habere göre, papirüs üzerinde yapılan araştırmanın yazarı Korshi Dosoo, “Papirüsün en çarpıcı özelliği üzerindeki resmi” diyor. Resimde, soldaki kanatlı yaratık, gagasını sağdakinin açık gagasına sokuyormuş gibi görünüyor. Sağdakinin kafasında bir çivi var gibi görünüyor. Bir kişinin uzanmış kolları ise yaratıkları kuşatıyor. Her iki yaratık, zincir, bağ veya bir penis olabilecek bir şey ile bağlantılı. Sağdaki yaratık iki kulağa (ya da boynuza) sahip ve her iki yaratığın da bedenlerinin önünde tüy ya da pula benzeyen şeyleri var. İki yaratık arasındaki küçük farkların, cinsiyet farklılaşmasını göstermek için bir girişim olabileceğini belirten Dosoo, sağdaki yaratığın dişi, soldakinin ise erkek olabileceğini söylüyor.  Bir sihirbaz tarafından kullanılan el kitabı gibi
Papirüs, büyük bir metnin bir sayfası, muhtemelen bir sihirbaz tarafından kullanılan bir el kitabı gibi görünüyor. Dosoo, “Bir gözlemci bakış açısından, resmin büyünün performatif yönünü geliştirmiş olabileceğini söyleyebiliriz. Müşteri tuhaf çizimleri, ritüelin yarattığı genel atmosfere ve izlenime etkileyici bir ek olarak bulabilir” diyor. Metin, büyünün tam olarak ne için kullanıldığını belirlemeyi zorlaştırıyor, ancak Dosoo, aşkla ilgili olabileceğine inandığını, belki de aşk üçgeni gibi karmaşık bir durumun söz konusu olduğu durumlarda ya da bir erkeğin evlenemediği bir kadına olan aşkıyla ilgili olabileceğini söylüyor. “Mısır’da bulunan aşk büyülerinden söz eden Hıristiyan metinleri, çoğu zaman sorunun kadının erkeğe merhamet etmemesi değil, ona erişimi olmaması anlamına geldiğini, çünkü ailesi tarafından korunan ve gözlerden uzak tutulan genç bir bekar kız olduğunu ima eder.” Kıpti dilinde yazılmış Resmin etrafını süsleyen büyü, Yunan alfabesini kullanan bir Mısır dili olan Kıpti dilinde yazılmış. Büyü metninin sadece parçaları yıllar içinde günümüze ulaşabilmiş. “Seni çağırıyorum… İsrail’in tanrısı Mesih…” deniliyor ve büyünün bir sonraki kısmı “yok olacaksın” sözlerini ve “Adem’in her çocuğunu…” sözlerini barındırıyor. Adem bazı dinlere göre Dünya üzerinde yaşayan ilk erkekti ve Cennet Bahçesi’nde Havva ile birlikte yaşamıştı. Daha sonra tanrı tarafından buradan atıldılar. Parçalanmış metin ayrıca İbranice İncil’e göre Kral Davud’a ihanet eden Ahitophel’den bahsediyor.
Kaynak: http://cairoscene.com/Buzz/Ancient-Egyptian-Mystery-Papyrus-Deciphered-to-Reveal-a-Magical-Love-Spell

Devamını Oku

Arkeoloji

Çikolatanın Tarihi 5300 Yıl Öncesine Dayanıyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yediden yetmişe bütün insanların hayranlık duyduğu besinlerden olan çikolata, hayatımıza yeni giren bir şey değil. Bilim insanlarının daha önceden yaptığı bir araştırma, insanın kakaoyu 3800 yıl önce kullandığına işaret ediyordu. Ancak, Ekvador’da yapılan son kazılarda 5300 yıllık antik eşyaların içerisinde kakao izleri bulundu.

Ekvador’un güneyinde yer alan Sana Ana-La Florida arkeolojik alanında bulunan ve koruması oldukça iyi duruma olan Mayo-Çinçipe köyünde yapılan incelemede seramik eserler bulundu. Eserleri inceleyen bilim insanları, çikolatanın ham maddesi olan kakaoya ait izlere rastladı. Bu durumda çikolata ve kakao ile ilgili iki bilgi değişmiş oldu. Çikolata ve kakao bundan 3800 sene önce Orta Amerika’da değil, 5300 yıl önce Güney Amerika’da tüketilmeye başlanmış gibi duruyor.

Nature Ecology & Evolution dergisinde yayınlanan çalışmanın öncüsü olan British Columbia Üniversitesi’nden antropolog ve arkeolog Michael Blake ”Çikolata o dönemlerde içilmek üzere kullanılmış. İnsanlar, çekirdekleri çekmeden önce mayalanmaya bırakmışlar. Tabi ki bugün tüketilen çikolatalar, genelde, çok fazla katkı maddesi içeriyor. Bizim bugün tükettiğimiz çikolata ile 5000 hatta 1000 yıl önce tüketilen çikolata çok farklı.” dedi. Eldeki belgelere göre; kakao yetiştirmenin Orta Amerika ve Meksika’ya yayılması ise 4000 yıl önce gerçekleşmiş. Avrasya ve Afrika ise kakao ile ancak coğrafi keşiflerden sonra tanışmıştı.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.cbc.ca/news/technology/ecuadorean-chocolate-discovery-1.4882740

Devamını Oku

Öne Çıkanlar