fbpx
Connect with us

Bilim

Çekebildiğiniz şınav sayısı kalp krizi riskinizi tahmin ettirebilir mi?

Published

on

Bilim adamları kalp sağlığını pratik bir biçimde test etmek için basit olabileceğini düşündükleri bir yöntem tespit ettiler. Bu yöntem ‘’ yat ve bana 40 ver ‘’ demek kadar kolay. Harvard Üniversitesi tarafında yürütülen çalışmada araştırmacılar erkeklerin 40’tan fazla şınav çekebiliyor olmasının gelecek 10 yıl içinde kalp krizi geçirme riskindeki azalmayla bağlantılı olduğunu ve hatta bazı vakalarda risk azalmasının yüzde 96’ya kadar vardığını tespit etti. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi halk sağlığı bölümünden JustinYang ‘’Bulgularımız şınav kapasitesinin kardiyovasküler hastalık riskini değerlendirmek için hemen her zaman kolay ve masrafsız bir test olduğunu ortaya koydu’’ diyor. İlginç bir biçimde şınav kapasitesi kardiyovasküler hastalık riski ile holter testinden çok daha güçlü bir ilişkisi var.

Elbette ilk seferde 40 şınav çekebilmek fiziksel sağlığınızın yüksek seviyede olduğunun bir göstergesidir. Özellikle araştırmacıların üzerinde çalıştığı orta yaşlı erkeklerde. Yani bu tamda fiziksel olarak fit olmanın kalp krizi ve koroner arter hastalığı gelişme riskini azalttığı ile ilgili yeni bir haber değil; bu gibi hastalıkların riskini koşu bandı gibi testlerden daha ucuz ve daha yüksek doğrulukta aynı zamanda basit ve evrensel bir biçimde tespit edebilmekle ilgili. Fakat sahip olduğumuz bu sonuçları şuan herkese uygulamamız şart değil. Çalışmada Yang ve takımı 1.104 aktif erkek itfayeci üzerinde üzerinde çalıştı. Çalışmanın başında katılımcıların yaş aralığı 39.6 idi.katılımcılar on yılın üzerinde gözlendi. Çalışamda 10 yıl içerisinde katılımcıların 37 tanesi kardiyovasküler rahatsızlıklarla ilgili örneğin; kalp yetmezliği, ani kardiyak ölüm ve koroner arter hastalığı teşhisi almak gibi.

birtakım durumlar yaşadılar.İlginç olan şey bu 37 katılımcı erkekten biri hariç hiçbiri çalışmanın başındaki fizik muayenede 40 şınav sayısının üzerine çıkamamıştı. Genel olarak daha yükek şınav kapasitesine sahip gruplarda daha düşük kardiyovasküler risk saptandı. Ama eğer 40 dan fazla şınav çektiyseniz sonuçlar sizi daha düşük kapasitede olanlara kıyasla daha sağlıklı bir yere koyuyor. ‘40 tan fazla şınav çekebilen katılımcılılarda kardiyovasküler hastalık görülme miktarı 10 dan az şınav çekenlere kıyasla yüzde 96 daha azdı’. Diyor yazar makalede Bu yüzden burada görülen sonuçların araştırmacıların onayladığını insanların dışında uygulanması zorunlu olamaz. Fakat takip eden çalışmalarda daha fazla önem taşıması gereken bir bulgu, özellikle şınav kapasitesinin fiziksel olarak yapabilecek olan hastaların sağlık profesyonellerince yönetimi açısından nispeten daha kolay uygulanabilen bir test olmasıdır.

Şınav değerlendirmesi herhangi özel ekipma gerektirmeden hemen herkese 2 dakika içinde maliyetsiz veya düşük maliyetle kolaylıkla uygulanabilir ve sizefonksiyonel durumunuz hakında objektif bir tahmin sağlar. Hem hastalar hemde klinisyenler tarafından anlaşılabilecek kantitatif bir ölçümdür. Eğer bu bulgular klinisyenler tarafında kabul görürse sağlık durumları değerlendirilen hastaların fizik muayenesinde basit bir ayarlama olabilir. Ayarlama basit olabilir ancak bu potansiyel olarak hayat kurtarıcı olmayacağı anlamına gelmez. Çalışmanın kıdemli yazarı ve kardiyoloji uzmanı StephanosKales diyor ki”şınav kapasitesi, aerobik kapasite ve fiziki uygunlukla pozitif korelasyon gösteriyor.” Bu tür objektif ve işlevsel belirteçler genellikle ölüm oranlarının iyi bir göstergesidir. ” Bulgular JAMA Network Open da yayınlandı.
Editör / Yazar: Ömer Gök
Kaynak: https://www.sciencealert.com/what-new-science-says-about-men-who-can-do-over-40-push-ups

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Canlı Arı Sokması ‘Akupunktur’, Ölümcül Alerjik Reaksiyonu Tetikliyor

Published

on

Canlı arıların sokmasıyla yapılan “akupunktur” seansı, İspanya’da bir klinikte bir kadında hayatına mal olan bir alerjik reaksiyonu tetikledi. Tedavi sırasında, kadını kasık kasılmalarını ve stres tedavi etmek için kasıtlı olarak canlı arılar soktu. Arıların ve akupunkturun harmanlanması bir çeşit “apiterapi” dir. Bu terim, çeşitli tıbbi koşulların bal arılarından türetilen maddelerle tedavi edilmesinin giderek daha popüler bir uygulamasını tarif eden bir terimdir. Bununla birlikte, bu işlemlerin herhangi bir yararı olduğuna dair yeterince klinik kanıt yoktur ve aslında zararlı olabilirler. Bu durumda, arı zehiri, kadının hayatını kaybetmesine neden olan şiddetli bir alerjik reaksiyona neden olduğunu ortaya koymuştur. Özel bir klinikte uygulanan bir acıyı takiben, kadın hırıldamaya başladı ve sonra bilincini kaybetti. Yerel bir hastaneye nakledildi, burada kalıcı bir komaya neden olan büyük bir felç hali teşhis edildi; Birkaç hafta sonra çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybettiği için araştırmacılar, son zamanlarda Araştırma Allerjolojisi ve Klinik İmmünoloji Dergisi’ nde yayınlanan raporlarında dikkat çekti .

Resimde: Apiterapi uygulayıcısı, 15 Nisan 2007 tarihinde Endonezya’nın Jakarta kentinde Cibubur Arı Merkezinde bir hastanın elini sokan bir arıyı yönetmektedir. Kredi: DimasArdian / GettyImages

Arı zehirini kullanan tedaviler binlerce yıl öncesine dayanıyor ve Temmuz 2012’deki bir araştırmaya göre Çin, Yunanistan ve Mısır’daki eski uygarlıklara kadar izlenebilir. Günümüzde apiterapi en yaygın olarak Asya, Güney Amerika ve Doğu Avrupa’da uygulanmaktadır ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları, bazı kanser türlerini ve romatizma ve artrit gibi kas iskelet sistemini etkileyen koşulları tedavi etmek için kullanılmaktadır. PLOS ONE dergisinde Mayıs 2015’te yayınlanmıştır.

Ancak arı zehiri tedavileri sıklıkla olumsuz tepkilerle bağlantılıdır ve yeni vaka raporuna göre, güvenlik ve olumlu etkinliklerini destekleyecek az sayıda yayınlanmış araştırma bulunmaktadır.

Arı zehirine duyarlı insanlar için, zehirin bileşikleri hafif ila şiddetli arasında değişen alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Aşırı durumlarda, alerjene maruz kaldıktan sonra birkaç dakika içinde vurulan ve alerjik bir reaksiyona neden olan anafilaksiye neden olur ve yaşamı tehdit edebilir. Anafilaksi sırasında, vücut şok durumuna neden olan kimyasallarla doludur; Mayo Clinic’ e göre kan basıncı düşüyor, dil ve boğaz şişerek nefes almayı zorlaştırıyor.

Adrenalin olarak da bilinen hormon epinefrin anafilaksi semptomlarını hafifletebilir, ancak İspanya’daki apiterapi kliniğinde herhangi bir etkisi olmadı. Vaka raporuna göre, bilinçsiz kadına tıbbi yardım geldiğinde epinefrin verilmiş olmasına rağmen ambulans, klinik görevlileri aradıktan yaklaşık 30 dakika sonra ortaya çıkmamıştır.

İlginçtir ki, bu kadın apiterapi kliniğine ilk ziyareti değildi; Aslında, son iki yıldır dört haftada bir kliniği ziyaret ediyor ve arı akupunkturu aldığını ve hiçbir yan etkisi olmadığını belirtmiştir.

Muhtemelen olan şey, tedavisi sırasında bal arıları zehirine duyarlılık geliştirmesiydi. “Ve son acı, klinik olarak önemli olan” Downingtown’ daki Astım Alerjisi ve Sinüs Merkezinde alerjisi olan Dr. Andrew Murphy. , Pennsylvania, bir e-posta ile Live Science söylemiştir. Başka bir deyişle, insanlar düzenli olarak maruz kalma sonucu arı zehiri gibi alerjenlere karşı hassasiyet geliştirebilirler.

Murphy, “Daha da rahatsız edici ve üzücü olan, bu kliniğin, bir reaksiyon durumunda hastayı tedavi etmek için epinefrin bile bulunmamasıydı” dedi.

Araştırma yazarları, apitherapy kliniklerinde insanların arı zehirine duyarlılığını belirlemek için daha titiz önlemler alınması gerektiğini – özellikle zaman içinde acı çekiyorlarsa – ve insanların bu büyük ölçüde denenmemiş prosedürlerdeki içsel tehlikeler hakkında bilgilendirilmelerini önerdi. Aslında, bir arının sokması ile yapılan arı akupunkturundan tamamen kaçınmayı düşünmelidir, diye ekledi doktorlar.

Araştırmacılar, “Apiterapiye maruz kalmanın riskleri, öngörülen faydaları aşabilir ve bu uygulamanın hem güvensiz hem de tavsiye edilemez olduğu sonucuna varmamızı sağlayabilir.” dedi.

Editör / Yazar: Nalan YILDIZ

Kaynak: https://www.livescience.com/62063-bee-acupuncture-death.html

Continue Reading

Bilim

Kanser Araştırmaları İçin Sanal Gerçeklik Kontrolü

Published

on

Sanal ve zenginleştirilmiş gerçeklik teknolojileri sadece yeni eğlence biçimleri olmaktan daha fazlasını ifade etmektedir.Şimdiye kadarcerrahları eğitmek, bakım görevlilerine uzaktan rehberlik etmek, halkın dijital müze koleksiyonlarına ilgisini çekmek ve benzeri alanlarda kullanılan sanal gerçeklik (VR), artık kanser araştırmalarını geliştirmek için de kullanılabilecektir. Kanser teşhisine yardımcı olabilmek ve genç kanser hastaları için kişiselleştirilmiş sağlık ve tedavi planları oluşturabilmek için Garvan Tıbbi Araştırma Enstitüsü, Çocuk Kanseri Enstitüsü ve Start VR ile ortak bir çalışma yürütülmektedir. Üç boyutlu modeller oluşturmak için VR’ ın kullanılması; tıp uzmanlarının kanserli tümörlerde neler olduğunu moleküler düzeyde görsel olarak ifade etmelerine yardımcı olacaktır. Genomik sekanslama (gen dizilimi), kanser anlayışımızı ve bunu nasıl tedavi edilebileceğimizi de değiştirebilmektedir. Bir kanserin genomunu (DNA’ sında kodlanan bilgileri) inceleyerek; araştırmacılar, belirli bir kansere neden olan moleküler mekanizmalar hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olabilmektedirler. Bu, aynı zamanda tedavinin daha kesin ve kişisel olmasını da sağlamaktadır. Sanal gerçekliğin gelişim süreçleri hala çok zor olsa da, bu alanda araştırmacılara pek çok yardımcı dokunabilecektir.

VR sadece oyun için değil aynı zamanda devasa tıbbi zorlukların çözülmesine yardımcı olmak için de kullanılabilir

Görebildiklerinizi Düzeltmek Artık Daha Kolay

Kanser DNA’mızdaki mutasyonların bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Neyse ki, hücrelerimiz bizi zararlı mutasyonlardan koruyan proteinler içermektedir.En iyi bilinen proteinlerden biri, P53 adlı bir proteindir. P53, DNA’ya bağlandığında, zararlı mutasyonları tespit edip onarabilmektedir. Aslında, çoğu kanser tipi, yalnızca P53′ ün kendisi zarar gördüğünde ve DNA’ ya bağlanamadığında ortaya çıkmaktadır.

Yukarıda bir örnek olarak gösterilen fotoğraftaki gibi animasyonlar üretmek aylarca çaba gerektirmektedir; ancak üretmesine kadar çok zaman alsa da sanal gerçeklik (VR), araştırmacıların kanser mekanizmalarını anlamalarını netleştirmelerinde yardımcı olabilecek faydalı cihazlardır. Bu cihazlar, özellikle gençleri etkileyen yeterince araştırılmamış kanserlerin ayrıntılı incelenebilmesi için çok önemlidir.

P53 proteini, DNA’daki zararlı mutasyonları onarıyor. Kredi: Dr Kate Patterson, Görsel Bilim İletişimcisi ve Garvan Tıbbi Araştırma Enstitüsü’nde VR / Moleküler Animatör.

VR ile Kanser Araştırmalarının Arttırılması

Proje araştırma çalışmaları; üç boyutlu milyonlarca proteinin yapısı üzerinde benzersiz bir ayrıntı hazinesi sağlayan ve bu modellerin bir VR cihazında veya dizüstü bilgisayarda etkileşimli olarak keşfedilebilecek dinamik sahneler halinde birleştirilmesine olanak tanıyan Aquaria üzerinde çalışabilecektir. Projenin asıl amacı, araştırmacıların kanserin temelindeki moleküler süreçleri görme ve düşünme şeklini değiştirebilmek ve meslektaş klinisyenler ileve onların hastalarıyla tedavi seçenekleri hakkında kurduklarıiletişimi geliştirebilmektir.

Tüm kanser araştırma fonlarının yüzde 6′ sından daha azı, en düşük hayatta kalma oranına sahip 16 ila 25 yaş arasındaki gençlerde kanser sağ kalım oranlarının iyileştirilmesinde yardımcı olabilecek hayati buluşlar için,gençlerde görülen kanser türleri araştırmalarında kullanılmaktadır. Bu proje aynı zamanda Sony Foundation Virtual Reality Cancer Research Grant adlı bir ödüle de layık görülmüştür. Bufonlar, genç kanser hastaları için daha iyi tedaviler bulmaya yönelik araştırmaların yapılmasını arttırmayı hedeflemekte veen nihayetinde de bir çare bulunmasına katkı sağlamaktadır.

Editör / Yazar: Zeynep Erva Şahin

Kaynak: https://blog.csiro.au/a-virtual-reality-check-for-cancer-research/

Continue Reading

Bilim

Gerçek Yaşamda Einstein’ın Görelilik Teorisini Görebilmenin 8 Yolu

Published

on

1.Derin etkiler: Görelilik, 20. yüzyılın en ünlü bilimsel teorilerinden biridir, ancak günlük yaşamımızda gördüğümüz şeyleri ne kadar iyi açıklar? 1905 yılında Albert Einstein tarafından formüle edilen görelilik teorisi, fizik yasalarının her yerde aynı olduğu düşüncesidir. Teori, nesnelerin uzaydaki ve zamandaki davranışını açıklar ve kara deliklerin varlığından, yerçekimi nedeniyle hafif bükülmeye, yörüngesindeki Merkür gezegeninin davranışına kadar her şeyi tahmin etmek için kullanılabilir. Teori aldatıcı bir şekilde basittir.İlk olarak, “mutlak” referans çerçevesi yoktur.Bir nesnenin hızını veya momentumunu veya zamanı nasıl deneyimlediğini her ölçtüğünüzde, daima başka bir şeyle ilişkili oluşudur. İkincisi, ışığın hızı, kimin ölçtüğü ya da ölçen kişinin ne kadar hızlı gittiğinin önemi yoktur. Üçüncüsü, hiçbir şey ışıktan daha hızlı ilerleyemez. Einstein’ ın en ünlü teorisinin sonuçları derindir. Işığın hızı her zaman aynıysa, bu, Dünya’ya göre çok hızlı giden bir astronotun, Dünya’ ya bağlı bir gözlemcinin alacağından daha yavaş bir şekilde işaret eden saniyeleri ölçeceği anlamına gelir – zaman esasen zaman genişlemesi olarak adlandırılan bir fenomen olan astronot için zaman yavaşlar.

Büyük bir yerçekimi alanındaki herhangi bir nesne hızlanıyor, bu nedenle zaman genişlemesine de maruz kalacak. Bu arada, astronotun uzay gemisi uzunluğu daralmaya maruz kalacak, bu da uzay aracını uçarken fotoğrafını çektiğinizde, hareket yönünde “kıvrılmış” gibi görüneceği anlamına gelir. Ancak gemideki astronot için hepsi normal gözüküyordu. Ek olarak, uzay gemisinin kütlesi Dünyadaki insanlar açısından da artıyor gibi görünüyor. Ancak göreceli etkileri görmek için ışığın hızına yakın bir mesafeden yakınlaştırma yapmanız gerekmez.Aslında, günlük yaşamlarımızda görebildiğimiz birkaç görecelilik örneği ve Einstein’ ın haklı olduğunu gösteren bugün kullandığımız teknolojiler bile var. İşte görecelikleri eylem halinde görmenin bazı yolları.

2.Elektromıknatıs

Manyetizma göreceli bir etkidir ve eğer elektrik kullanıyorsanız, jeneratörler çalışıyor olduğu için göreliliğe teşekkür edebilirsiniz. Bir tel halkası alıp manyetik bir alanda hareket ettirirseniz, bir elektrik akımı üretirsiniz.Teldeki yüklü parçacıklar, bazılarını hareket etmeye ve akımı yaratmaya zorlayan değişen manyetik alandan etkilenir. Fakat şimdi, teli hareketsiz olarak hayal edin ve mıknatısın hareket ettiğini hayal edin.Bu durumda, tel içindeki yüklü parçacıklar (elektronlar ve protonlar) artık hareket etmemektedir, bu nedenle manyetik alan onları etkilememelidir.Ama öyle ve bir akım hala akıyor. Bu, ayrıcalıklı bir referans çerçevesinin olmadığını göstermektedir. Kaliforniya Claremont’ taki Pomona Koleji’ nde fizik profesörü olan Thomas Moore, değişen bir manyetik alanın elektrik akımı yarattığını belirten Faraday Yasasının neden doğru olduğunu göstermek için görelilik ilkesini kullanıyor.

Moore, “Bu, transformatörlerin ve elektrik jeneratörlerinin arkasındaki temel ilke olduğundan, elektrik kullanan herkes göreliliğin etkilerini yaşıyor” dedi. Elektromıknatıslar görelilikle de çalışır.Bir elektrik akımı doğru akım (DC) bir tel üzerinden aktığında, elektronlar malzemenin içinden geçer.Normalde tel, elektriksel olarak nötr görünür, net pozitif veya negatif yük olmadan.Bu yaklaşık aynı sayıda proton (pozitif yük) ve elektron (negatif yük) olmasının bir sonucudur.Ancak, DC akımıyla yanına başka bir kablo koyarsanız, akımın hangi yönde hareket ettiğine bağlı olarak teller birbirlerini çeker veya iter.

Akımların aynı yönde hareket ettiği varsayıldığında, ilk teldeki elektronlar, ikinci teldeki elektronları hareketsiz olarak görürler. (Bu, akımların yaklaşık olarak aynı güçte olduğunu varsayar). Bu arada, elektronların bakış açısından, her iki teldeki protonlar hareket ediyor gibi görünüyor.Göreceli uzunluktaki daralma nedeniyle, bunlar daha yakın aralıklarla görünmektedir, bu nedenle tel uzunluğu başına negatif yükten daha pozitif bir yük vardır. Şarj gibi ilerlediğinden, iki tel de iter. Ters yöndeki akımlar daha çekicidir, çünkü ilk tel açısından, diğer teldeki elektronlar birlikte daha kalabalık olduğundan net bir negatif yük oluşturur.Bu arada, ilk teldeki protonlar net bir pozitif yük oluşturuyor ve karşıt yükler çekiyor.

3.Global Konumlandırma Sistemi

Aracınızın GPS navigasyonunun olduğu kadar doğru çalışması için, uyduların göreceli etkileri göz önünde bulundurması gerekir. Bunun nedeni, uydular ışık hızına yakın herhangi bir şeyde hareket etmemesine rağmen, hala oldukça hızlı gidiyorlar.Uydular ayrıca yeryüzündeki yer istasyonlarına sinyal gönderiyorlar.Bu istasyonlar (ve arabanızdaki GPS ünitesi) yörüngedeki uydulardan daha fazla yer çekimi nedeniyle daha fazla hızlanma yaşıyor. Bu noktayı kesinleştirmek için, uydular saniyenin milyarda birine (nanosaniye) kadar doğru olan saatler kullanırlar.Her bir uydu Dünya’dan 20.600 mil (20.300 kilometre) yukarıda olduğundan ve saatte yaklaşık 6.000 mil (10.000 km / s) hızla hareket ettiğinden, her gün yaklaşık 4 mikrosaniye düşen göreceli bir zaman genişlemesi meydana gelir.Yerçekimi etkilerini eklersekistasyon yaklaşık 7 mikrosaniye kadar gider. Bu 7.000 nanosaniye demek. Fark çok gerçektir: Göreceli bir etki göze alınmazsa, bir sonraki benzin istasyonuna yarım mil (0.8 km) olduğunu söyleyen bir GPS ünitesi sadece bir gün sonra 8 mil uzakta olacağını söyler.

4.Altının sarı rengi

Metallerin çoğu parlaktır çünkü atomlardaki elektronlar farklı enerji seviyelerinden veya “orbitallerden” atlarlar. Metale çarpan bazı fotonlar, daha uzun bir dalga boyunda olsa da emilir ve yeniden yayılır. En görünür ışık olsa da, sadece yansıtılır. Altın ağır bir atomdur, bu yüzden iç elektronlar göreceli kütle artışının yanı sıra uzunluk büzülmesinin de önemli olduğu kadar hızlı hareket ederler. Sonuç olarak, elektronlar çekirdeğin etrafında daha kısa yollarda, daha fazla momentumla dönerler.İç yörüngelerdeki elektronlar, dış elektronların enerjisine daha yakın olan enerjiyi taşır ve absorbe edilen ve yansıyan dalga boyları daha uzundur. Daha uzun ışık dalga boyları, genellikle sadece yansıtılacak olan görünür ışığın bir kısmının absorbe edileceği ve bu ışığın spektrumun mavi ucunda olduğu anlamına gelir. Beyaz ışık, gökkuşağının tüm renklerinin bir karışımıdır, ancak altının durumunda, ışık absorbe edildiğinde ve yeniden yayıldığında, dalga boyları genellikle daha uzundur. Bu, gördüğümüz ışık dalgalarının karışımı içinde daha az mavi ve mor olması eğiliminde olduğu anlamına gelir. Sarı, turuncu ve kırmızı ışık maviden daha uzun bir dalga boyunda olduğundan altın rengi sarımsı görünür.

5.Altın kolayca korozyona uğramaz

Altının elektronları üzerindeki göreceli etki, metalin başka herhangi bir şeyle kolayca korozyona girmemesi veya reaksiyona girmemesinin bir nedenidir. Altın, dış kabuğunda yalnızca bir elektrona sahiptir, ancak yine de kalsiyum veya lityum kadar reaktif değildir. Bunun yerine, altın olan elektronların olması gerekenden “daha ağır” olmaları atom çekirdeğine yakın tutulur. Bu, en dıştaki elektronun, herhangi bir şeyle reaksiyona girebileceği bir yerde olma ihtimalinin olmadığı anlamına gelir – çekirdeğe yakın olan diğer elektronları arasında olduğu gibi.

6.Civa bir sıvıdır

Altına benzer şekilde, cıva da ağır bir atomdur, hızları ve dolayısıyla kütle artışı nedeniyle elektronları çekirdeğine yakın tutulur. Civa ile, atomları arasındaki bağlar zayıftır, bu nedenle cıva daha düşük sıcaklıklarda erir ve gördüğümüzde tipik olarak bir sıvıdır.

7.Eski televizyon

Sadece birkaç yıl önce çoğu televizyonda ve monitörde katod ışın tüpü ekranları vardı.Bir katod ışını tüpü, büyük bir mıknatısla fosfor yüzeyine elektronlar ateşleyerek çalışır.Her elektron, ekranın arkasına çarptığında ışıklı bir piksel yapar.Elektronlar, resmin ışık hızının yüzde 30’una kadar çıkmasını sağlamak için ateşlenir.Göreceli etkiler göze çarpar ve üreticiler mıknatısları biçimlendirdiğinde, bu etkileri göz önünde bulundurmaları gerekir.

8.Işık

Eğer Isaac Newton mutlak bir dinlenme çerçevesi olduğunu varsaymakta haklı olsaydı, ışık için farklı bir açıklama yapmalıydık, çünkü hiç olmazdı. Pomona Koleji’nden Moore, “Sadece manyetizma olmayacak, ışık da olmayacak, çünkü görecelilik, elektromanyetik bir alandaki değişikliklerin anında değil, sınırlı bir hızda hareket etmesini gerektiriyor” dedi.“Görelilik bu gerekliliği yerine getirmezse… elektrik alanlarındaki değişiklikler anında… elektromanyetik dalgalar yerine iletilecekti ve hem manyetizma hem de ışığa gerek kalmayacaktı.”

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.livescience.com/58245-theory-of-relativity-in-real-life.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar