fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Çin’den Yeni Buluş Hacklenemeyen Ağ Yaptılar

Yayınlandı

üzerinde

Bilim alanında yaptığı buluşlarla öne çıkan Çinli bilim insanları kuantum teknolojisini kullanarak hacklenmesi imkansız olan bir iletişim ağı geliştirdi. Micius uydusunun gönderdiği kuantum ışınının en uzağa taşınmasından başka Çin’in aynı deneyinde hacklenemeyen bir ağ geliştirdiği ortaya çıktı.


Science dergisinim yayımladığı araştırmada ışık partikülleri olan Foton veya diğer ismiyle atom altı parçacıkları kriptografik anahtar sayesinde şifrelenebiliyor. Şifrelenmiş olan parçacıkların yaşadığı değişimler üçüncü bir kişinin anahtarı çalmasını imkansız kılıyor. Hıfey kentinde bulunan Çin Bilim ve Teknoloji Üniversitesi bünyesinde çalışmalar yürüten bilim insanları, yaptıkları deneyde birbirlerinden bin 200 kilometre uzakta bulunan iki istasyon arasında anlık bağlantı kurabilmek için ülkenin yeni kuantum iletişim uydusu olan Misius’tan gönderilen ışık partiküllerini kullandılar.
Çin yapmış olduğu deneyde dolaşık halde bulunan foton çiftlerini uzaydan yeryüzüne 1.200 km mesafeye iletmeyi başarmıştı. Daha önce foton çiftlerinin sadece 100 kilometrelik bir alanda iletilebildiği göz önüne alındığında bu oldukça büyük bir başarı olarak görülüyor. M.Ö. 5. Yüzyıllarda yaşamış olan Çinli filozof Micius’un ismini taşıyan kuantum iletişim uydusunun da aynı deneyi yapan bilim insanları tarafından geliştirdiği öğrenildi.


Araştırmayı yürüten bilim insanlarından Lu Chaoyang, dolaşık iki protondan dağıtım etkisi elde etmeyi başardıklarını açıkladı. Elde edilen sistemin hali hazırda bulunan en iyi telekomünikasyon tellerinden trilyon kat daha etkili olduğunu ifade eden Chaoyang, geleneksel olan yaklaşımlarla imkansız denebilecek bir şeyi başardıklarını açıkladı. Şimdiki hedeflerinin ise iletişim sürecini hızlandırmak olacağını ifade etti.


Hükümetin desteklediği projede araştırmacılar maddenin ve enerjinin atom altı düzeyde bulunan gizemli özelliklerinin ortaya çıkmasına büyük katkı sağlamayı umuyorlar. Yapılan keşif bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. Güvenli bir iletişim ağını kullanabilmek için minik partiküllerin kuantum özelliklerinden faydalanmak, henüz bilimsel açıdan gerçekleştirilmesi zor bulunan bir durum.
Kaynak: https://www.livescience.com/59502-new-quantum-entanglement-record.html

Reklam Alanı
1 Yorum

1 Yorum

  1. ismini vermek istemeyen ziyaretçi

    Haziran 23, 2017 at 11:15 am

    sıkıntı yok biz hackleriz

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Stephen Hawking; “Süper İnsanlar Irkımızın Sonunu Getirecek”

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Stephen Hawking’in ölmeden önce yazdığı son makalesi geçtiğimiz günlerde yayımlanmıştı. Yayımlandığı günden beri dikkatleri üzerine toplayan makalede, süper insanlarla ilgili olan bölüm oldukça ses getirdi. Stephen Hawking son kitabı olan “Brief Answers to the Big Questions (Büyük Sorulara Kısa Cevaplar)” bugün (16 Ekim) satışa çıkacak. The Sunday Times gazetesi de bu kitaptan bazı bölümleri yayımladı. Bu yazıda en çok dikkat çeken detay ise genetik mühendisliği ve insanın kendi kendine evrimine müdahale ederek yaratacağı süper insanlar. Genetik mühendislik son yıllarda insan biyolojisi üzerinde yapılan tüm araştırmaların merkezinde yer alıyor ve bu araştırmaların arttırılması için çalışmalar hızla devam ediyor.

Hawking’e göre insanlığın sonunu getirecek olan da tam olarak genetik mühendisliğin ilerlemesi olacak. Yine Hawking’e göre insanlık bu yüzyıl içerisinde genetik mühendislikte oldukça ilerleyecek ve ortaya genetiğiyle oynanmış ‘’süper insanlar’’ çıkacak. Aslında Hawking, insanlar üzerinde genetik oynamalar yapmanın devletler tarafından yasaklanacağını düşünüyor ancak dünyanın ‘zenginlerinin’ genetik mühendislikten faydalanma hırsından vazgeçmeyeceğini söylüyor. Kitaptan yayımlanan bölümlere göz atacak olursak; “Zenginlerin, çocuklarının DNA’ları üzerinde yapacakları değişikliklerle oluşacak insanüstü ırk insanlığın sonunu getirecek.

Bu yüzyılda insanların zekâ ve saldırganlık gibi içgüdüleri değiştirmenin yolunu keşfedeceğinden eminim. Muhtemelen insanlar üzerinde genetik mühendisliği uygulamaların yapılması karşıtı yasalar kabul edilecek. Ancak bazı insanlar hafıza, hastalıklara karşı dayanıklılık ve ömür süresi gibi insani özellikleri geliştirme hırsına karşı koyamayacak. Bu tür insanlar ortaya çıktığında, geliştirilmemiş insanlarla ilgili önemli siyasi sorunlar olacak. Sıradan insanların soyu tükenecek ya da önemsiz hale gelecekler. Onlar yerine kendi kendilerini tasarlayan bir ırk olacak. İnsan ırkı kendilerini yeniden tasarlayabilirse, muhtemelen yayılacaklar ve diğer gezegenlerle yıldızlarda kolonileşecekler.”

Hawking tüm tahminleri yaklaşık 6 yıl önce ortaya çıkarılan Crispr-Cas9 teknolojisine dayanıyor. Bu teknoloji sayesinde DNA üzerinde değişiklikler yapılmaya başlanırken, bilim insanları kötü genleri ayıklayabiliyorlar. Böylece kanser gibi kötücül DNA’ların yol açtığı hastalıklar tedavi edilebiliyor. Crispr-Cas9 tekniği sayesinde insan vücudunun kimi engellerinin kaldırılabileceğini ve çeşitli ekstra özellikler eklenebileceğini belirten Hawking, geçtiğimiz yıllarda yapay zeka teknolojisinin kendi bilincine erişmesi durumunda Matrix benzeri bir insan kıyımına girebileceğini vurgulamıştı.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/stephen-hawking-future-superhumans-threaten-end-humanity-genetic-engineering-crispr-evolution-ai-planet

Devamını Oku

Arkeoloji

Norveç’te, Yerin 2 Metre Altında Vikinglilere Ait Nadir Bir Gemi Gömüsü Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Norveç’in Østfold ilçesinde bulunan mütevazı tarım arazileri, yüzyıllardır bir sırrı saklıyordu. Arkeologlar tarafından kullanılan yüksek çözünürlüklü radar teknolojisi, yerin 2 metre altında iyi korunmuş bir gemiyi görüntülemeyi başardı. İskandinav Vikingleri arasında popüler bir gömü şekli, bir höyüğün kapladığı uzun bir gemiden oluşan gemi mezarlarıdır. Bu tip mezarlar kabile reisleri ve önemli şahsiyetler için tasarlanır. Bu tip mezarlardan birçok bulunmuş olsa da iyi korunmuş olanlarını bulmak son derece nadirdir.

Norveç Kültür Mirası Araştırma Enstitüsü’den (NIKU) arkeolog KnutPaasche, bu keşifle ilgili oldukça heyecanlı olduklarını ifade ediyor. Bulunan bu yeni gemi mezarı büyük bir tarihi öneme sahip. Yaklaşık 20 metre (65.6feet) uzunluğunda olan Jellstad Gemisi, üst çeperin hemen altında sadece 50 santimetre (1.6 fit) kadar sığ bir derinlikte bulundu. Tespit edilen görüntülerde geminin alt kısmı (omurga ve döşeme kerestesi) bozulmamış gibi görünüyor. Geminin kaç yaşında olduğunu tahmin etmek oldukça zor.

Ancak Jellhaugen Höyüğü olarak bilinen ve bu yeni gömüye çok yakın olan başka bir mezar yaklaşık 1.500 yıl öncesine ait. Geminin kalıntılarının yanı sıra radar araştırması, beş uzun evin kalıntılarını ve daha önce burada bulunan ancak zamanla yok olan 7 tane farklı mezar höyüğünün kalıntılarını gösterdi. Arkeologlar geminin tek başına gömülmediğini bir mezarlığın parçası olduğunu düşünüyor. Araştırma ekibi kazıya başlamak için acele etmeyecek. Öncelikle mezarın dijital haritası çıkartılacak ve çevrede başka mezarlar olup olmadığına bakılacak. Bu incelemelerin tamamlanmasının ardından kazı aşamasına geçilecek.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/jellestad-ship-viking-burial-iron-age-jelle-mound-ground-penetrating-radar-norway

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanları, Facebook Paylaşımlarından Depresyon Teşhisi Koyabilen Bir Algoritma İcat Etti Ediyor

Yayınlandı

üzerinde

Sosyal medya kullanımı ile akıl hastalığı arasında bir bağlantı olduğunu gösteren pek çok makale ve araştırma belgesi bulunmaktadır. Sosyal medya siteleri bir kişinin klinik teşhisinden önce depresyon vakalarını tespit etmek için kullanılırsa ne olur? StonyBrook Üniversitesi ve Pennsylvania Üniversitesi’nden bilgisayar bilimciler depresyonda olan kullanıcıları teşhis etmek için Facebook dilini kullanan bir algoritma icat etti. Ulusal Bilim Akademisi Akademisi’nde yayınlanan bir makalede açıklanan algoritma, bazıları daha sonra depresyon tanısı konan bireylerden gelen 524.292 Facebook güncellemesi kullanılarak oluşturuldu.

Araştırmacılar en sık kullanılan kelimeleri ve cümleleri seçtiler ve “depresyonla ilişkili dil belirteçleri” olarak adlandırılanları tanımlamak için bunları 200 konuya ayırdılar. Depresif grubun dili, kontrol grubuyla, ikisi arasındaki paternleri tespit etmek için karşılaştırıldı. Buluşu test etmek için araştırmacılar, 683 şehir sakininin Facebook gönderilerinin içeriğini ve sıklığını analiz etti. Bunlardan 114 Facebook kullanıcısının tıbbi kayıtlarında depresyon teşhisi vardı ve algoritmanın belirli dil belirteçleri sayesinde bunları tanımlayabildiği görüldü.Aslında, depresyon teşhisini öngörme kabiliyeti, tıbbi kayıtlarla birebir örtüştü.

Duygusal, bilişsel ve kişilerarası süreçlerle (düşmanlık, yalnızlık, ruminasyon ve üzüntü dahil) ilişkili dil belirteçleri, resmi bir tanıdan önce üç aya kadar depresyonun tahmin edilmesine yardımcı olabilir. bu ve benzeri araştırmalar depresyonlu kişilerin birinci tekil şahıs zamirlerini kullanma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Benim ve ben gibi kelimeleri sıklıkla kullanmasının yanında depresyonda olan kişilerin ruh hal, acı çeken, ağlayan, özleyen, yalnız hisseden, nefret ve düşmanlık besleyen, korkan, üzgün, endişeli benzeri durumlarda oluyor.

Ayrıca depresyonda olan kişilerin daha uzun mesajları daha sıklıkla yayınladıkları gözlemlenmiştir. Ortalama yıllık kelime sayıları kontrol grubuna kıyasla 1.424 kelime düzeyinde daha uzundur. Algoritma aynı zamanda depresyonda olan kişilerin yazılarını günün belirli zamanlarında yayınladığını bulmuştur. Sosyal medya kullanımının depresyon teşhisi yapabildiği açıkça kanıtlanmıştır. Ancak kullanıcılar kendileri üstünde böyle bir uygulamanın yapılmasını istiyor mu? sorusu konunun ana temelini oluşturuyor. İlerleyen günlerde bu algoritmanın herhangi bir sosyal medya platformu tarafından kullanılıp kullanılmayacağı merak konusu.
Kaynak: https://www.iflscience.com/health-and-medicine/scientists-invent-algorithm-that-can-predict-depression-dignosis-from-your-facebook-updates/all/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar