fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

Çin’in hipersonik hava aracı ses hızının altı katına ulaştı

Yayınlandı

üzerinde

Çin’in saatte 7 bin 344 kilometre hıza ulaşan hipersonik hava aracı test ettiği bildirildi. China Daily gazetesinin Çin Havacılık ve Aerodinamik Teknolojileri Akademisine (China Academy of Aerospace Aerodynamics) dayandırdığı haberine göre, ülkenin kuzeybatısında denenen hipersonik hava aracı Starry Sky – 2 (Şing Kong – 2) 400 saniyede 7 bin 344 kilometre hıza ulaştı.
Hipersonik aracın önce katı yakıtlı roketle yol aldığı daha sonra katı yakıtlı roketten ayrılarak kendi bağımsız itki sistemiyle seyrine devam ettiği kaydedildi. Aracın önce ses hızının yaklaşık 5,5 katı olan 5,5 Mach’a çıktığı ve ultra hızlı olarak nitelenen yüksek hızını 400 saniye sürdürdüğü ifade edildi. Starry Sky-2’nin daha sonra ses hızının altı katı olan 6 Mach’a çıktığı ve saatte 7 bin 344 kilometre hıza ulaştığı kaydedildi. Yaklaşık 10 dakika süren test uçuşunda 30 kilometre irtifa kaydeden ve geniş açılı manevralar yapan Starry Sky-2’de Çin’in yerli olarak geliştirdiği sıcaklık-denge termal koruma sistemi ile çok sayıda gelişmiş teknolojinin denendiği belirtildi. Ayrıca hipersonik aracın geliştirilmesinin 3 yıl aldığı dile getirildi.
Hipersonik teknoloji
Ses hızı, saniyede 343,2 metre olarak alınıyor. Hipersonik hava araçları, Mach 5 hızıyla (ses hızının 5 katı) veya daha yüksek hızla hareket eden araçlar olarak tanımlanıyor. ABD’de 2011’de Mach 20 hızında insansız hava aracı HTV-2’yi test etmiş ancak araç Pasifik Okyanusu’na çakılmadan önce sadece birkaç dakika uçabilmişti.
Çin geçen yıl mart ayında WU-14 adlı hipersonik planörüyle Mach 5 – Mach 10 aralığında 7 başarılı test gerçekleştirmişti. Nükleer silahlar ve balistik füzelerin taşınmasında da kullanılabilecek hipersonik hava araçlarının ilk örneklerini test eden ülkeler arasında Rusya, Hindistan ve Avustralya da bulunuyor. Kaynak: AA

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

Merkür’ün Yeni Misafiri Yolda

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Güneşe en yakın olan fakat hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz gezegen olan Merkür, yeni misafiri BepiColombo uzay aracını bekliyor. Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Japonya Uzay Araştırma Ajansı (JAXA) tarafından üretilen BepiColombo uzay aracının yedi yıl sürecek ve toplamda beş milyar mil yol alacağı yolculuğu 20 Ekim’de başlıyor.

Toplamda 1.6 milyar euro harcanan bu görevde; gezegenin yörüngesinde, yüzeyinde ve güneş sisteminde araştırmaların yapılması hedefleniyor. Ancak Merkür’ün güneşe olan yakınlığı bu durumu zorlaştırıyor. Güneşin yerçekimi ve yüksek sıcaklığı bu görevdeki en büyük zorluklar. Bu nedenler aracın yapımında özel malzemeler ile koruma sağlandı.

Güneş sistemimizde en az ziyaret edilen gezegen olan Merkür’e daha önce sadece iki uzay aracı gitmişti. Nasa’nın Mariner 10’u 1974-75’te üç kez gezegenin yörüngesinden geçti ve Amerikan uzay ajansının Messenger probu da, 2011’den 2015’e kadar Merkür’den yüzey fotoğrafları çekti. Airbus Defense and Space’deki proje yöneticisi Dr. Jerry Bolter, 2006 yılından beri bu projede çalışıyor.

Bolter “Merkür etrafında yörüngede dolaşan tek uzay aracı, Nasa’nın Messenger’ıydı. Bu, çok hafif bir uzay aracıydı ve Bepi kadar yetenekli değildi.” dedi. Bu görevde hem Merkür hem de güneş sistemi adına önemli keşifler yapılması bekleniyor. Araştırmacılar işlerin yolunda gitmesi halinde dışsal gezegenlerle ilgili de bilgilere ulaşılabileceğini umuyor.
Kaynak: https://www.scientias.nl/bepicolombo-nieuwe-missie-naar-mercurius-gaat-zaterdag-de-lucht-in/

Devamını Oku

Uzay

İlk Keşfedilen Asteroid: Ceres

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

1 Ocak 1801 gecesinde Guiseppe Piazzi adında Palermo, İtalya’dan bir rahip, gökteki yıldızların haritasını çıkarıyordu. 3 gecedir, aynı yıldızlara bakıp dikkatlice mesafelerini ölçerek kağıda geçiriyordu. O gece yıldızları ölçtü. Sonraki gece onları tekrar ölçtü. Şaşırtıcı bir şekilde, bir tanesi hareket etti. 3. gece, tuhaf yıldız tekrar hareket etti. Bu onun bir yıldız olmadığı anlamına geliyordu. O, yeni bir şeydi: keşfedilen ilk asteroid. Piazzi ona sonrasında Ceres adını verdi.

Asteroid Nedir?
Asteroidler Güneş’in yörüngesinde dolaşan kaya ve metal parçalarıdır. 900 kilometrekarelik genişliğiyle, Ceres oldukça büyük bir asteroid ama Piazzi’ninki gibi bir teleskoptan, Ceres iğne ucu kadar bir ışıktı. Tıpkı bir yıldız gibi. Asteroid kelimesi aslında yıldız benzeri anlamına gelir. Yıldızlar ve Asteroidler arasındaki fark gökteki hareket biçimiyle belirlenebilir. Tabii ki Piazzi bunların hiçbirini bilmiyordu. Tamamen yeni bir şey keşfettiğini de. Daha çok bilgi için, Piazzi’nin Ceres’in gökteki hareketini izlemesi ve ardından Güneş yörüngesini hesaplaması gerekiyordu. Bu yüzden her bulutsuz gecede, teleskobunu göğe çevirdi.

Her gece ince ölçümler yaptı, ta ki yapamayana değin. Güneş önünü kesti. Ceresin yörüngesi değişti. Bu Ceres’in sadece Dünya’da gündüz iken gökte olduğu anlamına geliyordu. Güneş’in parlak ışığı bu küçük asteroidi görünmez kılıyordu. Astronomların Ceres’in yörüngesini hesaplamaları gerekiyordu. Bu şekilde sonsuz gökyüzünde, herhangi bir gecede nerede olabileceğini tahmin edebileceklerdi. Fakat hesaplamalar yorucu, sonuçlar ise kesin değildi. Birçok astronom Ceres’i aradı. Ama nereye bakacaklarını bilemediklerinden kimse onu bulamadı. Şanslı bir şekilde, çalışkan matematikçi Carl Friedrich Gauss kayıp asteroidin haberini aldı. Bu bulmacayı ilgi çekici buldu ve işe koyuldu.

İhtiyacı olan matematiksel metodlara sahip olmadığını anlayınca, bugün hala kullanmakta olduğumuz yeni metodlar icat etti. Yeni yörüngeler türetti. Ceres’i nerede arayacağımız konusunda yeni tahminlerde bulundu. Macar gök bilimci Baron Franz Xaver von Zach, Gauss’un tahminleriyle Ceres’i aradı. Bulutlarla dolu geçen haftalardan sonra 31 Aralık 1801’de von Zach sonunda açık bir geceye kavuştu. Teleskobundan baktı ve sonunda Ceres’i gördü. O günden beri Ceres’in izini kaybetmedik. Günümüzde sayısız asteroid keşfettik. Ceres de dahil çoğu Güneş’i Mars ve Jüpiter’in arasından turluyor. Dünya’ya yakın asteroidler ise Güneş’i Dünya’ya daha yakın turluyorlar. Biz bu konuyu anlatırken 16,407 yeni Dünya’ya yakın asteroid keşfetti. Sürekli yeni asteroidler keşfettiğimizden, siz bu yazıyı okumayı bitirene kadar, sayıya yüzler ve binler eklenecek. Günümüzde asteroid avcıları, bir tanesi uzayda olmak üzere modern teleskoplar kullanıyor. Bilgisayar görüntüleri analiz ediyor ve arşiv merkezlerine rapor etmeden önce, insanlar sonuçları kontrol ediyor.

Keşfedilen her asteroidin yörüngesi kendine özgüdür. Yörüngeler astronomların bir asteroidin herhangi bir zamanda nerede olacağını tahmin etmesini sağlar. Bazı iyi bilinen asteroidlerin günümüzden 800 yıla kadar her gün nerede olacağını hesaplayabiliyor olsak da, çoğu asteroid yörüngeleri 80 yıla kadar tahmin edilebiliyor. Bize çarpmak üzere yaklaşan bir tanesi olması riskine karşı asteroidleri aramayı asla bırakmamalıyız. Fakat gök bilimciler asteroidleri yalnızca aramaz. Üzerinde nasıl oluştuklarını, nasıl yapıldıklarını ve bize Güneş Sistemimiz hakkında ne söyleyeceklerini anlamak için de üzerinde çalışırlar. Günümüzde Piazzi’nin hayalini bile kuramayacağı bir şey yapıyoruz. Asteroidlere onlar üzerinde çalışacak uzay araçları gönderiyoruz. Down adında bir uzay aracı 4 yıla aşkın bir sürede ana asteroid kuşağında milyarlarca kilometre dolaştı. Orada Ceres’i ve Vesta adından başka bir asteroidi ziyaret etti. Down’ın görselleri Piazzi’nin küçük parlayan noktasını kraterlerle, göçüklerle ve dağlarla dolu başka bir şeye dönüştürdü.
Kaynak: https://www.wikizero.pro/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQ2VyZXNfKGMlQzMlQkNjZV9nZXplZ2VuKQ

Devamını Oku

Uzay

Üç Soru Üç Cevap: Uzay

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Birkaç hafta önce başladığımız ”Üç Soru Üç Cevap” adlı serimize kısa bir ara vermiştik. Bu yazımız ile birlikte yeniden karşınızdayız.
Uzay neden karanlık?
Güneş, yıldızlar, galaksiler ve daha birçok parıltılı cisim… Bütün bu unsurlara rağmen uzay neden karanlık ? Bu soru  Sir Edmond Halley’den tutun Johannes Kepler’e kadarbirçok bilim insanının cevap aradığı bir sorudur. Dünya atmosfer ile çevrilidir. Atmosfer içerisinde su damlacıkları, gaz ve tozlar bulunur. Güneşten gelen ışınlar atmosfer içerisindeki bu maddelere çarpar ve her yöne dağılır. Dağılan ışınların cisimlerden yansıyarak gözümüze gelmesi sayesinde, cisimleri ve onların sayısız tondaki renkleri görebiliyoruz. Yani eğer uzayda ışığın çarpıp gözümüze geleceği bir durum olmazsa etrafı karanlık görürüz. Uzayın boşluk olduğunu düşünürsek, bu durumu anlayabiliriz. Uzayın karanlık olmasının bir diğer nedeni ise şu şekilde açıklanır.
Işığın bir dalga boyu ve frekansı vardır, ışık yalnızca belli bir aralıktaki dalga boyunda görünür hale gelir. Bu aralıktan büyük ve küçük dalga boylarında ışığı göremeyiz. Işık kaynağı sizden uzaklaşıyorsa, ışığın dalga boyu büyür. Evrenin genişlediğini ve yıldızların bizden uzaklaştığını düşünürsek, dalga boyu büyüyen ışık, kırmızıya kayar ve görünür bölgenin dışında kalır bu nedenle gözle görülemez. Küçük bir örnekle açıklarsak, örneğin kaldırımda yürüyorsunuz bu sırada, bir araba hızla, size doğru geliyor, araba uzaklaştıkça arabadan gelen sesin değiştiğini fark edersiniz. Bu etkiye de Doppler Etkisi (aklına Big Bang Theory 1. sezon 6. bölüm gelenler el kaldırsın) adı verilir. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/space/why-is-space-dark/ ve NASA
Mars’ta kar yağabilir mi?
Bundan 15-20 sene sonrasını düşünelim. Mars’ta yaşam koşulları sağlanmış ve insanoğlu koloniler halinde Kızıl Gezegen’e yerleşmiş. Ancak gençlerin bir problemi daha doğrusu bir sorusu var; Burada kar yağacak mı ? Hem evet hem hayır. 2008 yılında NASA’nın Mars Phoenix Lander’ı yeryüzünün dört kilometre üstünde bulutlardan kar yağdığını doğruladı. Ancak, karın yere düşmeden buharlaştığı ve beyaz örtünün asla oluşmadığı bildirildi. Yani Mars’ta kar tatili olan bir okul istiyorsanız uçan binaları beklemeniz gerekecektir. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/space/could-it-ever-snow-on-mars/
Ay olmasaydı ne olurdu?
Ay… Beethoven’ın adına sonat yaptığı, insanların ışığında dans ettiği, uzay yarışlarının fitilinin yandığı ve gecelerimizi gündüze çeviren nevi şahsına münhasır bir cisim. Peki bu güzellik olmasaydı ne olurdu ? Tabi ki birçok sevgili barışamaz, NASA otoritesini bu kadar arttıramaz ve Neil Armstrong sıradan bir pilot olarak kalırdı. Birde işin bilimsel boyutuna bir bakalım.
Eğer Ay olmasaydı, Dünya’da yalnızca Güneş nedeniyle gel-git olacaktı. Dolayısıyla günler zamanla yine uzayacak fakat bu uzama çok daha yavaş olacaktı. Yapılan hesaplamalar, eğer Ay olmasaydı günümüz- de gün uzunluğunun yaklaşık olarak 8 saat civarında olacağını ortaya koymaktadır. Başka bir deyişle, Dünya kendi ekseni etrafında bugünkünde yaklaşık olarak 3 kat daha hızlı dönecekti.Bir gezegenin kendi ekseni etrafında daha hızlı dönmesi yüzeyindeki rüzgârların daha şiddetli esmesi- ne yol açabilirdi. Bu nedenle, Ay olmasaydı yeryüzünde doğu-batı yönlü rüzgarlar çok daha şiddetli olur, hava, kara ve denizler arasındaki ısı değişimi daha hızlı olurdu. Ay’ın Dünya üzerindeki bir başka etkisi de Güneş’ten gelen ışığı yansıtarak Dünya’nın aydınlanmasına ve bir miktar ısınmasına katkıda bulunmasıdır. Bu nedenle, eğer Ay olmasaydı geceler daha karanlık ve yeryüzü bugünkünden biraz daha soğuk olurdu. Ve son olarak eğer Ay olmasaydı bizi başıboş gezen göktaşlarından kurtaracak olan bir kalkanımız olmaz ve Dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilirdi. Şimdi tekrar düşündüğümüzde Ay adına çekilen filmler, belgeseller ve yapılan besteler az bile… Kaynak: https://www.sciencefocus.com/space/what-would-happen-if-there-were-no-moon/ ve https://www.spaceanswers.com/solar-system/what-would-happen-if-we-blew-up-the-moon/
Editör / Yazar: Kuzey Kılıç

Devamını Oku

Öne Çıkanlar