fbpx
Connect with us

Yaşam

Çocuğunuzu Yabancılardan Korumak için 10 İpucu

Published

on

Her ebeveynin bilmesi gerekenleri yazımızda derledik.

  1. Çocuğunuzun adını kişisel eşyalarına yazmayın.
    Çocuğunuzun sırt çantasına, öğle yemeği kabına ya da su matarasına ad soyad gibi bilgileri yazmayın. Aksi takdirde, yabacıların sizin özel bilgilerinize erişimi kolaylaşacaktır. Çocuğunuzun adını öğrenen bir yabancının çocuğunuzu manipüle etme riski artar. Bunun yerine, kendi telefon numaranızı yazmak bir şey kaybolduğunda ya da çalındığında ulaşılabilirlik açısından daha iyi bir fikir olabilir.
  2. Ona yanına bir araba yaklaşırsa; arabanın tersi yönünde kaçması gerektiğini öğretin.
    Çocuklarımıza yabancı kimselerin arabalarına girilmemesi gerektiğini öğretiyoruz. Bu önemlidir; ancak bunun yanında öğretilmesi gereken bir kural daha var: Eğer bir araba sana yakınlaşıyorsa veya arabanın içinde dikkat çekmeye çalışan kişiler seni takip etmeye başlarsa, aracın hareketinin tersi yönde hızla koşmalısın. Bu davranış, çocuğunuzun yardım çağırmak için zaman kazanmasına yardımcı olur.
  3. Aile şifresi oluşturun.
    Çocuğunuza yaklaşan bir yabancı “Seni ailene götüreceğim, benimle gel.” gibi şeyler dediğinde çocuğunuzun soracağı ilk sorular; “Annemin ve babamın adı ne?” ve “Aile şifremiz nedir ?” olmalıdır. Çocuğunuzla bu tip acil durumlar için bir kod belirleyin. Tahmin etmesi zor bir şifre kullanın; “pembe fil” ya da ” pofuduk portakal” gibi.
  4. Takip uygulamaları yükleyin.
    GPS sayesinde çocuğunuzun yerini kolayca tespit edebilirsiniz.
  5. Acil durum butonu bulunan saatlerden edinin.
    Dahili bir acil durum düğmesi olan saat, anahtar, zincir, bileklik veya kolye gibi araçlardan edinebilirsiniz. Ebeveynler özel bir mobil uygulama vasıtasıyla çocuğun bulunduğu yere sürekli göz kulak olabilir. Çocuk düğmeye basarsa, sinyal ebeveynler ya da polis tarafından alınır.
  6. Çocuğunuza “Onu tanımıyorum!” diye bağırması gerektiğini öğretin.
    Çocuğunuza bir yabancı tarafından yakalandığında “kötü” davranmanın iyi bir şey olduğunu söyleyin: ısırmak, çırpınmak ve bağırmak kötü davranışlar olsalar bile olaya dikkat çekmesini sağlar. Ayrıca, çocuğunuz bir yabancının kendine zarar vermek istediğini anladığında yüksek sesle “Onu tanımıyorum! Beni götürmek istiyor! ” şeklinde bağırmalı.
  7. Konuşma sırasında araya mesafe bırakması gerektiğini öğütleyin.
    Çocuğunuz yabancılarla konuşmak zorunda olmadığını bilmelidir. Bu nedenle, konuşma 5-7 saniyeden daha uzun sürerse ayrılmak ve güvenli bir yere gitmek en iyisidir. Görüşme devam ederken, bir çocuk daima bir yabancıdan yaklaşık 1-2 metre uzakta durmalıdır. Bu durumu çocuğunuzla birlikte uygulayın, 2 metre bir mesafenin nasıl görüneceğini ona gösterin ve ne olursa olsun korunması gerektiğini vurgulayın.
  8. Yabancılarla aynı asansörü paylaşmaması gerektiğini öğretin.
    Çocuğunuza asansöre bindiğinde, geleni görmesi için sırtını duvara yaslaması gerektiğini öğretin. Eğer tanımadığı birisi asansörde ise küçük bir bahane bularak asansöre binmemeli. En iyi seçenek, bir şeyi unutmuş gibi yapmak veya posta kutusunu kontrol etmektir. Kişi asansöre girme davetiyesinde ısrar ederse çocuğunuz kibarca “Ailem yalnızca asansöre yalnız başıma veya komşularımla binmem gerektiğini söylüyor.” demeli. Bir yabancı çocuğunuzu kabin içine zorla sürüklemeye ya da ağzını kapatmaya çalışırsa yetişkinler kurtarmaya gelene kadar savaşmak, çığlık atmak ve ısırmak çok önemli.
  9. Tek başına olduğunu belli etmemesi gerektiğini öğütleyin.
    Çocuğunuz evde tek başına iken öğretmeniz gereken şey evde tek olduğunu belli etmemesidir. Çünkü; kapının diğer tarafındaki yabancı kapı deliğinden görünmeyecek ve “Kim o?” sorusuna büyük ihtimalle yanıt vermeyecektir. Yabancı kişi onun arkadaşı olduğunu iddia etse veya bir belediye işçisi olduğunu söylese bile; çocuk ne olup bittiğini anlamak için kapıyı asla aralayıp bakmamalıdır. Yabancı hala çok ısrarcıysa ve içeri girmeye çalışırsa, çocuğun hemen ailesine veya komşularına telefon etmesi gerekir.
  10. Sanal arkadaşlarla yüz yüze görüşmekten kaçınması gerektiğini söyleyin.
    Çocuğunuza online tanıştığı kimselerin çoğu zaman gerçek kimlikleriyle kendini tanıtmadıklarını, ona zarar verebileceğini anlatmalısınız. Onu, tanımadığı biri “Merhaba, ben Ahmet.” yazdığında onun 10 yaşında bir çocuk olmayabileceği konusunda uyarmalısınız. Ayrıca çocuğunuz asla kendi telefon numarasını, adresini veya ismini yabancılara; çocuk bile olsa söylememeyi öğrenmeli. Zararsız çevrimiçi sohbetler sonrasında çocuğunuzu tehlikeli kişilere karşı savunmasız bırakabilir.
    Kaynak: https://brightside.me/inspiration-family-and-kids/10-essential-pieces-of-advice-for-how-to-protect-your-child-331810/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

İnsanlığı tehdit eden en büyük olaylar nelerdir?

Published

on

Popüler kültür, dev bir göktaşının dünyaya düşmesi veya uzaylıların istilası gibi konulara odaklansa da, bu senaryolar günümüzde karşı karşıya olduğumuz tehlikeleri görmezden gelmemize neden olabiliyor. İşte insanlık için en büyük tehditler:
Volkanlar: 1815 yılında Endonezya’daki Tambora Yanardağı patlayıp küllerini yeryüzüne saçtığında, 79 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Bu olay sonucu yeryüzüne vuran Güneş ışınlarının miktarı azaldı ve o yıl, “yazsız yıl” olarak tarihe geçti. 75 bin yıl önce burada dev bir süper yanardağın patlaması, tüm dünyayı etkilemişti. Kimilerine göre, dünya üzerindeki insan nüfusu da büyük oranda gerilemişti. Ancak fazla endişelenmemize gerek yok. 2019’da süper yanardağ patlaması ve Dünya’ya asteroid çarpması gibi doğal felaket yaşama riski yok denecek kadar az. Büyüyen tehditler: İnsan eliyle yaratılan küresel riskler için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Ekonomik Forumu’na göre, 2019 yılının önündeki en büyük tehlike, iklim değişikliği ile bunun olası etkileri. Birleşmiş Milletler (BM), iklim değişikliğinin çoktan ‘ölüm kalım meselesine’ döndüğü uyarısında bulunuyor. BBC’nin tanınmış doğa belgeselcisi David Attenborough ise, “İklim değişikliği dünyanın binlerce yıldır karşılaştığı en büyük tehdit. Medeniyetlerimiz çökebilir” diyor.Aşırı sıcaklık artışı ve deniz seviyesinin yükselmesi, büyük salgınlar ve göç dalgaları, tehlikelerden bazıları. Öte yandan, yapay zeka gibi yeni teknolojiler de giderek bizim için tehlike haline gelebilir. Siber saldırganların koca bir ülkenin verilerini çalması ve fidye istemesinden tutun da, otonom algoritmaların farkında bile olmadan borsayı çökertmesine pek çok senaryo ortada dolaşıyor. Nükleer savaş da, bir diğer olasılık: Üstelik bu, küresel güçler arasındaki nükleer silah gerilimi ile sınırlı da değil. Nükleer silahlar ve geleneksel silahların birbirine karışması ve yapay zekanın nükleer savaşı daha da büyütmesi, güvenliğimizi tehlikeye sokabilir.
Bir başka büyüyen tehlike de, küresel salgınlar: Grip salgınlarının her yıl dünyada ortalama 700 bin kişinin ölümüne, küresel ekonominin de yılda 500 milyar dolar kaybetmesine neden oluyor. İnsan topluluklarının hem nüfus olarak artması hem de daha hareketli hale gelmesi de, salgınların daha kolay yayılmasıyla sonuçlanıyor. Bu da 1918’de 50 milyon kişinin ölümüne neden olan İspanyol Gribi salgınını akla getiriyor. Ancak aşı programlarının yayılması sayesinde riskleri azaltabiliriz. İnsanlık karşısındaki riskleri nasıl ölçersiniz?

  • Tarihsel ve jeolojik kayıtlara bakın. Geçmişteki süper yanardağ patlamaları ve asteoid çarpmalarını araştırın.
  • Doğal örnek vakalar bulun.
  • Bir model oluşturun. Bilim insanları iklim değişikliğinin geleceğini gelişmiş atmosfer modellemeleriyle inceliyor.

Dünya’da 8 milyara yakın insan yaşıyor ve bizler, gün geçtikçe hayatta kalmamız için gereken gıda, su, temiz hava, aynı zamanda onları mal hizmetlere çeviren küresel ekonomiye bağımlı hale geliyoruz. Buna rağmen biyoçeşitlilik seviyesi azalırken, altyapı ve tedarik zincirlerinin aşırı zorlanması sonucu, söz konusu sistemlerin çoğu büyük zarar görmüş durumda. İklim değişikliğinin artan etkileri, durumu daha da kötüleştiriyor. Bu nedenle, küresel riskleri onlara neden olan felaketlerin büyüklüğü ile değil, yaşamımız için gerekli olan sistemlerde yarattığı hasarının büyüklüğü ile ölçmeliyiz. 2010 yılında İzlanda’da patlayan ‘nı hatırlayın. Yanardağ patlaması sonucu hayatını kaybeden olmamıştı ama Avrupa’nın hava trafiği 6 gün boyunca kapanmıştı.2017’de ise, WannaCry fidye yazılımı dünyadaki farklı kuruluşların sistemlerinin kısmen kapanmasına neden olmuştu. Günümüzde neredeyse her şey, elektrik, bilgisayarlar ve internetin çalışıyor olmasına bağlı. Bu sistemlerin nükleer patlama ya da güneş patlaması sonucu zarar görmesi, büyük bir hasara yol açacaktır.
Kaynak: https://www.bbc.com/news/world-47030233

Continue Reading

Ekoloji

Dünya, Deniz Seviyesinin 6 metre Yükselmesiyle Kaybolacak. Antarktika, Saatli Bir Bomba Olabilir.

Published

on

Yaklaşık 115.000 yıl önce Homo sapiens büyük oranda Afrika ile sınırlı, avcı-toplayıcı topluluğunda yaşıyordu. Henüz kesin olmamasına rağmen yine de Dünyayı Neandertallerle paylaştık. Bu çeşitli insansılar bunu bilmese de, Dünya çok büyük bir sıcak dönemin sonuna geliyordu. Mevcut iklimimize oldukça benzer bir iklimdi, ancak büyük bir çelişki vardı, o zamanlarda denizler bugünkünden 20 ile 30 fit (6 ile 9 metre) daha yüksekti. Bazen Eemian olarak adlandırılan bu antik dönemde, okyanuslar bugün oldukları kadar sıcaklardı. Geçen ay, merak uyandıran yeni araştırmalar, Kuzey Yarımküre buzullarının, Kuzey Kutbu’ndaki dramatik ısınmanın etkisiyle Eemian’da olduğu kadar gerilediğini ortaya koydu. Bulgular, kuzeydoğu Kanada’daki Baffin Adası’nda çalışan bir araştırmacı ekibinin, hızla gerileyen dağ buzullarının erimesiyle meydana çıkan antik bitkilerin kalıntılarını incelediği zaman ortaya çıktı. Bitkilerin gerçekten çok yaşlı olduklarını ve belki de en son 115,000 yıl önce bu bölgelerde yetişmiş olduğunu buldular. Baffin Adası’ndaki araştırmayı yöneten, Boulder’daki Colorado Üniversitesi Jeolojisti Gifford Miller, “Çalıştığımız alanın, geçen yüzyılın son 115.000 yıldaki herhangi bir yüzyıl kadar sıcak olması dışında, başka bir açıklama yapmak çok zor” dedi. Ama Miller haklıysa, büyük bir sorunumuz var. Eemian’dan deniz seviyelerinin jeolojik kayıtlarına sahibiz ve bilim insanları, okyanusların 20 ile 30 fit (6 ile 9 metre) daha yüksek olduğuna inanıyor. Büyük olasılıkla bir miktar su, potansiyel deniz seviyesi yükselmesinin 20 fitten (6 metreden) fazlasını barındıran Grönland’dan geldi. Fakat bu kadar su sadece Grönland’dan gelmiş olamazdı, çünkü o zamanlar buz tabakasının tamamı erimemişti. Bu nedenle araştırmacılar, Antartika’nın en savunmasız kısmı olan Batı Antartika buz tabakasının çöküşünden şüpheleniyorlar. Bu bölge, deniz seviyesinin 10 fit yükselmesini (3 metre) kolaylıkla sağlayabilir. Antarktika’nın Nasıl Düşeceğini Anlamaya Çalışalım
Batı Antartika’nın bir kez daha geri çekilmeye başladığı gösterilmiştir. DeConto ve bazı araştırmacılar deniz-buz uçurumu çöküşü olarak adlandırılan, Batı Antartika’dan deniz seviyesinin çok fazla artışını sağlayabilecek olan anahtar bir süreç bulduklarını düşünüyorlar. Konuyu anlamak için, Batı Antarktika’nın hassas ortamını düşünün. Esasen, o büyük bir kısmı çok soğuk suya batmış muazzam bir buz kütlesi. Buzulların tüm kenarları okyanusa ve merkezine dik açı yapacak şekildedir. Bu yüzden buz tabakasının yüzeyi toplamda iki mil kalınlığında olacak kadar büyüse bile, hızla denize doğru eğim yapar. Denizin üzerinde 1.5 mil kadar buz olsa da, denizin altında çok daha fazla buz kütlesi vardır. Eğer geçit buzulları geriye doğru hareket etmeye başlarsa -özellikle Thwaites adlı (şu ana kadarki en büyük) buzul- okyanus hızla daha kalın buzlara ev sahipliği yapabilir. Fikir şu ki, Eemian döneminde bu bölgenin tamamı bir buz bloğu değil, adı olmayan bir denizdi. Bir şekilde, okyanus içeri girdi, dış buzul savunmasını devirdi ve azar azar Batı Antarktika’nın tamamını suya sokarak erimesine yol açtı. DeConto, meslektaşı David Pollard ile birlikte, bunun nasıl olabileceğini anlamak için Eemian’a ve Pliyosen denilen (diğer bir antik sıcak dönem) bir model oluşturdu. ‘Deniz buz tabakası dengesizliği’ adı verilen modelde, kısmen batmış bir buzulun merkezine doğru gittiğinizde daha derin ve daha kalın olması durumu açıklanmaktadır.Bu yapıda, ısınmış su, okyanusu daha kalın buza maruz bırakarak aşağı doğru hareket etmesine neden olur ve daha kalın buz daha hızlı dışarı akar. Böylece buz kütlesi kendisinden beslenir. Deniz buzu tabakasının dengesizliği muhtemelen Batı Antartika’da çoktandır var, ancak bu model yeterli değildi. DeConto ve Pollard çalışmalarında, şu anda Grönland’da Jakobshavn adlı büyük bir buzulun tükendiğini söylediler. Jakobshavn, bir denizaltı tepesinin yamacından geriye doğru ilerliyor, tıpkı çok daha büyük Thwaites gibi. Ancak Jakobshavn da başka bir şey daha var, neredeyse dilimlenen somun ekmek gibi, önündeki kalın buz parçalarını sürekli olarak koparıyor.  Sonuç olarak, Jakobshavn şimdi denize dik duruyor. Buzulların buzunun çoğu suyun altında ve hatta 100 metreden (330 fit) daha fazla kalınlıkta. Bu kalınlık DeConto ve Pollard’ın çalışmasını sürdürebilmeleri için sorun oluşturuyor. Buz çelik değildir. Kırılır. Ve kırılır. Ve kırılır.. ‘Deniz buz uçurumunun çökmesi’ adı verilen bu ek işlemi, Thwaites’e uygularsanız tam bir felakete sebep olur. Eğer Thwaites bir gün kendi buz rafını kaybeder ve okyanusa dik durursa, su yüzeyinden yüzlerce metre yükseklikte buzdan uçurumlara sahip olursunuz. DeConto ve Pollard, bu uçurumların devamlı denize ineceğini söylüyor ve bu hesaplamayı ekledikleri zaman, sadece Eemian dönemindeki deniz seviyesine yükselmeyi yeniden sağlamakla kalmadılar ve aynı zamanda Antartika’nın bu yüzyılda ne kadar buz üretebileceği – üç metreden fazla – konusunda tahmin yürütmelerini sağladı. Grönland gibi, deniz seviyesinin yükselmesi için diğer etmenler olduğundan beri, bu yüzyılda toplamda 6 fit kadar -kabaca önceki tahminlerin iki katı- su seviyesi yükselmesi görebileceğimiz anlamına geliyordu; Ve gelecek yüzyılda, bu yükselme daha da kötü olacak. Bugün Grönland’da gördüğümüz su seviyelerindeki artışı Antartika’da görseydik, o zaman Antarktika’nın buz tabakası daha kalın olduğu için, deniz seviyesinin yükselmesi gerçekten muazzam miktarlarda olurdu. 
Deniz Buzu Uçurumları Üzerine Büyük Tartışmalar
Tamsin Edwards ikna olmadı. [Kings College London’daki bir glojolog, önde gelen yazarlardan – birkaç Antarktika uzmanıyla – Çarşamba günü Nature’da (DeConto ve Pollard’ı 2016’da yayınlayan aynı dergi) modelini ayrıntılı olarak tartışan bir çalışmanın baş yazarı.] Sonuçları incelemek için istatistiksel bir teknik kullanan Edwards ve çalışma arkadaşları, buzul uçurumların devrilmesinin, sıcak geçen dönemleri yeniden üretmek için gerekmediğini buldular. Bu yüzyılda Antartika’da deniz seviyesinin yükselme olasılıklarının daha düşük olabileceğini söylediler. Haklılarsa, su seviyesi yükselişi 3-4 metre yerine yaklaşık 40 santimetrede kalacak. Edwards, “İşler, son çalışmanın öngördüğü kadar korkunç olmayabilir” dedi. “Ama yine de durum hala kötü.”
Bu yeni bir bilim ve buz kayalıklarının sonuçta deniz seviyesinin yükselişini nasıl etkileyeceği net değil. Fakat sonra Eemian’da ne oldu? Edwards, Batı Antartika’yı kaybetmenin uzun zaman aldığını düşünüyor. Sonuçta, tüm jeolojik dönem binlerce yıl uzunluğunda sürdü. “Biz insanlar sabırsız bir türüz ve buz tabakaları on yıllarca yanıt vermiyor, çok daha yavaş hareket ediyorlar.” dedi. DeConto yeni eleştirisinde, “bu süreçlerin gelecekteki deniz seviyesinin yükselmesi için önemli olmadığını ve ona göre bu durumun tehlikeli bir tür mesaj” olduğunu belirtti.
Dikkate değer önemli bir şey daha var – Eemian, çok miktarda sera gazı yayan insanlar olmadan ortaya çıktı. Atmosferik karbondioksit bugün olduğundan çok daha düşüktü. Bunun yerine, kuzey yarımküreye daha fazla güneş ışığının düşmesine yol açan Dünya’nın yörüngesindeki değişikliklerden kaynaklandı.  Bu sefer etraftaki en büyük fark, insanların Dünya’yı çok daha hızlı ısıtmasıdır. Thwaites Buzulu çalışması için uluslararası milyonlarca dolarlık bir misyonun ABD tarafını yöneten ve Colorado’daki Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezinde kıdemli bir araştırmacı olan Antartika’dan bir araştırmacı Ted Scambos “bu çok önemli bir fark yaratıyor.” dedi. Scambos, “Mevcut iklim değişikliği çok hızlı” dedi ve ısınma oranı buzulların geçmişte olduğundan daha farklı olmasına neden olabilir. Thwaites Buzulu’nun kaderi hakkındaki endişesinin azalmadığını ve buzulun böyle giderse erimenin hızlanmayacağını garanti eden bir model yok” dedi.
Biz insanlar, Eemian’da ve modern dönemde, Thwaites’in erimesi kadar büyük bir buzul görmemiştik. Bunun için emsalsiz bir şeyin olması muhtemel. Örneğin, daha geçen hafta, bilim insanları buzulun bir bölümünün altında açılan büyük bir oyuk olduğunu bildirdi – modellemeler bunu tahmin edememişti. En azından daha olmadan önce gerçekte ne olabileceğini anlamaya çalışan büyük bir proje var. Çalışmalar şu anda örgütlenmiş ve sanayileşmiş biz insanların ve fosil yakıt uzmanlarının, kendi jeolojik geçmişimizin bir tekrarını yürütmeye hazır olup olamayacağımızın belirlenmesine yardımcı olacaktır. Bu makale original olarak The Washington Post. Tarafından yayınlandı.
Editör / Yazar; Zahide Solak
Kaynak; https://www.sciencealert.com/earth-s-climate-s-now-like-115-000-years-ago-when-the-sea-was-much-higher

Continue Reading

Yaşam

Çocuk Gelişimi Hakkında Bilmeniz Gereken 8 Şey

Published

on

Harvard’da Gelişmekte Olan Çocuk Merkezinin raporundan yola çıkarak hazırlanmış sekiz maddelik bir liste. Yarım yüzyıldır giderek gelişen bir bilgi tabanına dayanan erken çocukluk gelişimi bilimindeki son ilerlemeler ve onun altında yatan biyoloji, erken çocukluğu daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bu sayede mevcut politikaları geliştirme ve yeni çözümler üretme şansımız artıyor. Harvard Üniversitesine bağlı Gelişmekte Olan Çocuk Merkezi, 2016 tarihli bir raporuyla bu ilerlemeyi ele alıyor ve erken dönem çocuk gelişimi ile ilgili bazı doğru bilinen yanlışları da düzeltiyor. İşte o rapordan yola çıkarak hazırlanmış, her ebeveynin ve eğitimcinin akılda tutması gereken 8 maddelik bir liste. 1. Aileleri ve bakıcı çevreyi tehdit eden büyük stresler, bebekleri ve küçük çocukları bile olumsuz etkiler: Cenin ve erken çocukluk dönemindeki olumsuz deneyimler beyinde ömür boyu sürebilecek fiziksel ve kimyasal bozulmalara neden olabilir. Bu deneyimlerle ilişkili biyolojik değişiklikler, birçok organ sistemini etkileyebilir ve yalnızca gelecekteki öğrenme kapasitesi ve davranış bozuklukları riskini artırmakla kalmaz, fiziksel ve zihinsel sağlık sorunları riskini de artırabilir. 2. Gelişme son derece etkileşimli bir süreçtir ve yaşamın getirileri yalnızca genler tarafından belirlenmez: Kişinin doğumdan hemen önce ve hemen sonra içinde geliştiği çevre belirli genleri kimyasal olarak değiştirerecek ve genlerin ne sıklıkta ve nerede ifade edileceğini belirleyecek kadar kuvvetli deneyimler sağlar. Bu nedenle, genetik faktörler insan gelişimi üzerinde güçlü bir etkiye sahipse de çevresel faktörler de bu genetik faktörleri değiştirme kabiliyetine sahiptir. Örneğin, çocuklar dürtüleri kontrol etme, dikkati kontrol etme ve bilgiyi belleğe kaydetmeyi öğrenme kapasitesiyle doğarlar; ancak hayatlarının ilk yıllarındaki deneyimleri, ileride bu kapasitelerinin ve diğer yönetici işlevlerinin ne kadar gelişebileceğini belirleyen temeli oluşturur.  3. Ebeveynlerin ilgisi birincil olsa da, küçük çocuklar aile dışındaki ve içindeki diğer bakıcılarla olan ilişkilerden de önemli ölçüde yararlanabilir: Diğer yetiştirici ve güvenilir yetişkinlerle olan yakın ilişkiler, küçük bir çocuğun ana babası ile olan ilkel ilişkisinin gücünü etkilemez. Aslında, birden fazla bakıcı, küçük çocukların sosyal ve duygusal gelişimini teşvik edebilir. Bununla birlikte, bakımdaki sık aksaklıklar, sık personel değişiklikleri ve erken çocukluk programındaki etkileşimlerin kalitesizliği çocukların ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmayacağına ve ne surette karşılanacağına ilişkin güvenli beklentiler oluşturma yetilerini zayıflatabilir.  4. Beyin mimarisi büyük oranda doğumdan sonraki ilk üç yıl boyunca şekillenir ancak çocuğun gelişimi için sahip olduğumuz fırsat penceresi üç yaşından sonra da açıktır: Görme ve duyma kabiliyeti gibi bazı temel beyin işlevleri, duygusal gelişimde olduğu gibi erken dönemdeki deneyimlere bağlı değildir. Beynin –yönetici işlevlerinin pek çok yönünü ve çoğu sosyal, duygusal ve bilişsel yetiyi de içeren– üst düzey işlevlere ayrılmış bölgeleri erken deneyimlerden güçlü bir şekilde etkileniyorlarsa da ergenlik ve erken yetişkinlik dönemine kadar gelişmeye devam ederler. Dolayısıyla, “ne kadar erken o kadar iyi” ilkesi genel olarak geçerliyse de çoğu gelişme alanı için fırsat penceresi üç yaşın çok ötesinde de açık kalmaktadır.  5. Ciddi ihmal sağlık ve gelişim açısından en az fiziksel istismar kadar büyük bir tehlikedir: Uzun süre ihmal edilmiş küçük çocuklar, yaşları büyüdükçe fiziksel eziyet kurbanı olan çocuklardan daha ciddi bilişsel bozukluklar, dikkat problemleri, dil zayıflıkları, akademik zorluklar, içe dönük davranışlar ve akran etkileşimi ile ilgili sorunlar sergilerler. Bu, erken dönemde karşılıklı etkileşimin uzun süreli kesintiye uğramasının, gelişmekte olan beyin mimarisine fiziksel travmadan daha zararlı olabileceğini ancak buna rağmen daha az dikkate aldığını düşündürmektedir.  6. Zorluklara ya da şiddete maruz kalmış küçük çocukların hepsi gelecekte zorunlu olarak stresle ilişkili sağlık sorunları yaşamazlar ya da şiddete yatkın olmazlar: Bu tür deneyimleri olan çocuklar kuşkusuz beyin gelişimleri ve saldırganlıkla ilgili problemler bakımından daha büyük bir risk altındadırlar: Ama bu, kötü sonuçlara mahkum oldukları anlamına gelmez. Aslında, en kısa süre içerisinde kendilerine bakacak destekleyici kişilerle güvenilir ve besleyici ilişkiler kurmaları ve ihtiyaç duydukları tedavilerin sağlanması durumunda büyük ilerleme kaydedebilirler.  7. Bir çocuğun tehlikeli bir ortamdan uzaklaştırılması, o deneyimin olumsuz etkilerini otomatik olarak ortadan kaldırmaz: Şüphesiz ki, zarar gören çocukların tehlikeli durumlardan hemen çıkarılması gerekir. Benzer şekilde, ciddi bir ihmal deneyimi yaşayan çocuklara mümkün olduğunca çabuk duyarlı bakım hizmeti verilmelidir. Bunun yanında, travma geçirmiş çocukların, güvenlik, kontrol ve öngörülebilirlik duyguları kazandıran ortamlarda bulunması gerekir. Ayrıca tipik durumda, iyileşmelerini kolaylaştırmak için terapiye ve destekleyici bakıma ihtiyaç duyarlar.
8. Dayanıklılık için katı bir bireycilik değil, ilişkiler gereklidir.
Zorluklara rağmen uyum sağlama ve gelişme yetisi, destekleyici ilişkilerin, biyolojik sistemlerin ve gen ifadesinin etkileşimiyle gelişir. İnsanların zorluklar karşısında başarılı olmak için sadece bir tür karakter gücüne ihtiyaç duyduklarına dair yaygın ama yanlış bir kanı vardır. Bilim ise bize bunun için insanların en az bir destekleyici ilişkiye ve baş etme yetilerini geliştirmek için birden fazla fırsata sahip olmaları gerektiğini söyler.
Kaynak: https://developingchild.harvard.edu/resources/8-things-remember-child-development/

Continue Reading

Öne Çıkanlar