Bizi Takip Edin

Bilim

Deneyler Dördüncü Bir Mekansal Boyut Olduğunu Gösterdi

Yayınlandı

üzerinde

Evrende ilerledikçe üç fiziksel boyut ve bir ekstra zaman boyutu ile uğraşmaya alışkınız. Fakat iki bilim insanı tarafından oluşturulan bir ekip dördüncü bir mekansal boyutun, yukarıdan aşağıya, sola ve sağa, ileri ve geri sınırları aşabileceğini gösterdi.

Yapılan yeni araştırmalar fizik yasalarını büküyor. Yeni yapılan deneylerin bir çoğu kuantum mekaniğine dayanıyor. Kısmen teorik olan bu alan oldukça karmaşık bir yapıya da sahip.
Birisi ABD’de birisi Avrupa’da iki farklı ekip tarafından 2D kurulumlar bir araya getirilerek, kuantum Hallefekti olarak bilinen şey aracılığıyla dördüncü mekânsal boyuta dair bir görüntü yakalandı.
Fiziksel olarak 4B uzamsal bir sistemimiz bulunmuyor. Ancak daha düşük boyutlu sistemler kullanılarak 4D kuantum salonları kurulabiliyor. Araştırmacı ekip yüksek boyutlarda yeni bir fizik bulabileceklerini ve daha küçük ebatlarda yüksek boyutlu fiziği kullanan cihazlar tasarlayabileceklerine inanıyor.

Bu araştırmada diğer bir değişle bilim insanları 3B bir nesne 2D bir görüntü verdiği gibi 4B bir nesnenin potansiyel olarak oluşturduğu 3D gölgeleri gözlemlemeyi başardılar. Aslında biz 4D nesnenin kendisini göremiyoruz bile. Bu buluş bilimin temelinde bazı yeni bulguların kilidini açabilir.
2016 yılında Nobel Fizik ödülü verilen kuantum Hallefektinin dördüncü bir mekânsal boyutun varlığına işaret ettiği biliniyordu. Bu yeni deneyle bu dördüncü boyutun sahip olabileceği efektlerin resimleri görüntülendi. Araştırmacılar şimdi bu konuyla ilgili daha derin araştırmalar gerçekleştirecekler.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/experiments-show-dramatic-effects-of-fourth-spatial-dimension
.

Devamını Oku
1 Yorum

1 Yorum

  1. Umut

    Ocak 10, 2018 at 3:07 am

    Bilime ve bilimle uğraşan insanlara saygım ve sevgim sonsuz 🙂

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İnsandaki Y Kromozomu Gün Geçtikçe Yozlaşıyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Y kromozomu erkekliği sembolize ediyor, ancak bu onun güçlü ya da kalıcı olduğu anlamını taşımıyor. Bilim insanları Y kromozomunun gün geçtikçe yozlaştığını açıkladı. Bu yozlaşma aynı hızla devam ederse, 4.6 milyon yıl sonra Y kromozomu tamamıyla ortadan kalkacak. Bu size oldukça uzun bir zaman gibi gelebilir. Fakat Y kromozomunun 3,5 milyar yıldan beri var olduğu düşünüldüğünde çok da uzun bir zaman olmadığı anlaşılıyor.

Y kromozomu her zaman böyle değildi. Saati 166 milyon yıl önce, ilk memelilere geri sararsak, hikaye tamamen farklıydı. Erken “proto-Y” kromozomu orijinalde X kromozomu ile aynı büyüklükteydi ve aynı genleri içeriyordu. Bununla birlikte, Y kromozomlarının temel bir kusurları vardır. Her hücremizde iki kopyası olan tüm diğer kromozomların aksine, Y kromozomları yalnızca babalarından oğullarına geçen tek bir kopya olarak mevcuttur. Bu, Y kromozomundaki genlerin genetik rekombinasyona, yani her nesilde meydana gelen, zarar veren gen mutasyonlarının ortadan kaldırılmasına yardımcı olan genlerin müdahalesine izin verilmeyeceği anlamını taşıyor.
Rekombinasyonun faydalarından yoksun olan Y kromozomal genleri, zaman içinde dejenerasyon gösterir ve sonunda genomdan kaybolurlar. Buna rağmen, son araştırmalar Y kromozomunun, “frenlemeleri” gerçekleştirmek için mekanizmalar geliştirdiğini ve gen kayıp oranının olası bir durgunluğu yavaşlattığını gösterdi.
Y kromozomunun gerçekten kaybolup kaybolmayacağı sorusu üzerine şu an bilim dünyası ikiye bölünmüş durumda. Bir grup insan mekanizmasının harika bir iş çıkardığını ve Y kromozomunun kurtulacağını savunurken, diğeri ise Y kromozomunun yok olacağını düşünüyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/y-chromosome-vanishing-changing-genetics-males-evolution

Devamını Oku

Bilim

İngiliz Bilim Adamı İnsan Beyinlerinin Birbiriyle Bağlı Olduğuna Dair Bir Hipotez Geliştirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Birçok kişi kendisinde yüksek bir altıncı hissin ya da sezgilerin olduğunu düşünür? Ancak bunun sebebi nedir? Birleşik Krallık Sheffield Üniversitesi’nde psikoterapi profesörü olan Digby Tantam, bir cevabının olduğunu yeni kitabında açıklıyor.

Tantam’ın ortaya attığı yeni kurama göre insan beyinleri birbirleriyle bağlı ve başka kişinin ne düşündüğünü ortaya koyan küçük mikro işaretlerle birbiriyle iletişim kuruyor. İnsanları beynini birbirine bağlayan Wi-Fi, diğer kişinin nasıl hissettiğini ve düşündüğünü algılayabiliyor.
Bilim insanı, “Doğrudan başkalarının duygularını ve neye dikkat ettiklerini biliyoruz” açıklamasında bulunuyor. Briya ismini verdiği bu sistemin beyin ve diğer insanların beyinlerini doğrudan bağladığını ifade ediyor. Konuşmamızın büyük bir kısmının sözsüz sinyaller vasıtasıyla yapılması fikri yeni değildir. Fakat veriler sadece görsel ipuçlarıyla ilgili değildir.
Tantam, duyguların kokular vasıtasıyla da algılanabileceğini söylüyor. Birisinin kimyasındaki ufak değişikliklerin; korku, şehvet benzeri duyguları dağıtacak parçacıklar üretilebileceğini savunuyor. En parlak poker yüzüne sahip olanlar bile, kokuyu gizleyemezler. Tantam, argümanını desteklemek için kokuyla ilişkili alanların beynin en üst düzeyde nöronal aktivitesine sahip olduğunu ve yerlerini belirtiyor.

Fakat bu insan kablosuz internet, ya da “interbrain”, herkese bağlanmıyor. Tantam, otizmde olan insanların bu bağlantıyı kuramadığını söylüyor. Bilim insanı hipotezini doğrulamak için önümüzdeki günlerde daha fazla araştırma gerçekleştirecek.
Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/gut-feelings-are-the-product-of-a-wifi-connecting-human-brains-to-one-another-claims-scientist/all/

Devamını Oku

Bilim

Fizikçiler Negatif Kütle Üretebilen Bir Cihaz Oluşturduklarını Söylüyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Fizikçiler, negatif kütlesi varmış gibi davranan parçacıklar üretebilen ilk aygıt oluşturduklarını beyan ediyor. Cihaz yarım ışık / yarım madde olan garip bir parçacık üretiyor ve aynı zamanda mevcut teknolojilerden daha az enerji ile çalışabilecek yeni bir lazer türü için temel oluşturuyor.

Son çalışmada bilim insanları polariton inşası üzerinde çalıştı. Rochester Üniversitesi’nden fizikçiler, oda sıcaklığında polaritonları yaratmalarına izin veren bir cihaz keşfetti. Bu cihaz yakalanan fotonları manipüle ediyor ve bunları yarı ışık / yarı madde yapabilmek için eksitütan adı verilen bir yarı parçacıkla birleştiriyor.
Rochester Optik Enstitüsü’ndençisi Nick Vamivakas “Tek başına bu keşif oldukça heyecan verici. Fakat aynı zamanda, yarattığımız cihaz art arda az miktarda lazer ışığı üretmek için bir yol sunuyor” dedi.
Parçacıklar için bir orkestra olsaydı, elektronlar, kuarklar ve fotonlar gibi şeyler için bölümler olurdu. Yarı parçacıklar ise herhangi bir bölüme uygun değildir. Bunun yerine diğer parçacıkların kolektif davranışlarından oluşurlar. Ayrık, parçacık benzeri nesneler gibi hareket ettiği için genellikle aynı amaca hizmet eder. Söz konusu yarı parçacığa bir eksiton denir ve bu bir elektron ve bir elektron deliği adı verilen bir tür boşluktur.
Bu tür yarı parçacıklar tamamen yeni değildir. Ancak araştırmacılara göre, şu ana kadar yapılan çoğu polariton çalışması yalnızca diğer komplekslerde değil, nötreksitonlardan ve fotonlardan yapılmış yarı parçacıklar üzerinde yapıldı. Bu yeni cihaz, araştırmacıların farklı polaritonlar arasındaki etkileşimleri araştırmasına izin verdi ve bunların inanılmaz derecede tuhaf oldukları ortaya çıktı. Bu araştırma Nature Physics’de yayınlandı.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/negative-mass-quasi-particle-polaritons-low-energy-lasers

Devamını Oku

Öne Çıkanlar