fbpx
Connect with us

Bilim

DNA Analizleri İngiltere’de Bulunan En Eski Fosilin Siyah Tenli ve Mavi Gözlü Olduğunu Ortaya Koydu

Published

on

10 bin yıl öncesine ait bir İngiliz’e ait olan fosilde yapılan DNA incelemeleri, bu fosilin siyah tenli ve mavi gözlü birisine ait olduğunu ortaya çıkardı. Londra Doğal Tarih Müzesi araştırmacıları, 1903 yılında keşfedilen Britanya’nın en eki tam iskeleti olan CheddarMan’den DNA örneği aldı. University College London’dan araştırmacılar yüz rekonstrüksiyonu yapabilmek için genom analizi gerçekleştirdiler. Ortaya çıkan bulgular modern Avrupalıların açık ten özelliklerinin nispeten daha yeni bir olgu olduğu gerçeğinin altını çiziyor. Analizle son buzul çağından sonra İngiltere’ye tekrar yerleşen ilk insanlara dair değerli kanıtlar ortaya koyuyor.

CheddarMan’in genomunun analizi bir bilim dergisinde yayınlanmasının yanı sıra yakında bu 10 bin yıllık fosille ilgili bir belgesel çekilecek. CheddarMan’in kalıntıları 115 yıl önce Somerset’in Cheddar Gorge’da bulunan Gough’sCave’de ortaya çıkarıldı. Ardından yapılan inceleme, fosilin 1.65 boyunda olduğunu ve muhtemelen 20’li yaşlarının başında öldüğünü meydana çıkardı. CheddarMan’in iskeleti üzerinde Londra Doğal Tarih Müzesi’nden Prof.ChrisStringer yaklaşık olarak 40 yıldır çalıştığını söylüyor.

İskeletin kafatasında bulunan kırıklar ölümünün muhtemelen şiddet sonucu olabileceğini düşündürüyor. Doğal Tarih Müzesi araştırmacıları DNA’yı petroz olarak bilinen kulağın yakınındaki bir bölümden çıkardı. Başlangıçta iskeletten DNA çıkarılıp çıkarılamayacağı bilinmiyordu.

DNA’nın alınmasından sonra saç, göz ve deri rengine ilişkin gen varyasyonları dahil olmak üzere sonuçların analizi için Doğal Tarih Müzesi araştırmacıları UniversityCollegeLondon (UCL) ‘dan araştırmacılarla bir araya geldiler. Bu kombinasyon bugün bize çarpıcı gelebilir, ancak o dönemde Batı Avrupa’da yaygın bir görüntüydü. Kaynak: http://www.bbc.com/news/science-environment-42939192

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Endişe Verici Deney İle İnsan Beyni Genlerine Sahip Maymunlar Üretildi

Published

on

İnsan beyninin gelişimi hakkında daha fazla şey öğrenmek için Çin’deki bilim insanları makak maymunlarının genomuna insan beyni geni eklediler. MCHP 1 ya da mikrosefalin olarak adlandırılan bu yöntem, beynin ceninsel gelişimini düzenlemekle ilgilidir. Bu ekleme ile maymunlar daha akıllı gözükmektedirler. Transgenik hayvanların beyin gelişimi, insan çocuklarında olduğu gibi daha uzun sürmekte ve aynı zamanda modifiye edilmemiş akranlarına göre daha iyi hafıza becerileri ve hızlı reaksiyon göstermektedirler. Kunming Enstitüsü Zooloji Bölümü’nden genetikçi Bing Su, TechnologyReview dergisindeki açıklamasında “Bu, insan idrak yeteneğini anlamak için transgenik maymun modelinin kullanıldığı ilk denemedir” demiştir. Transgenik organizmalar yeni bir şey değildir. İlki 1974’te Staphylococcusaureus genleri Eschericiacoli ile birleştirildiğinde yayınlanmıştır. Deniz anası genleri eklenmiş olan ilk transgenik maymun da 2001’de elde edilmiştir. İnsan genleri, hastalıkları ve otizm gibi durumları incelemek için maymunlara eklenmektedir ve fareler de değiştirilmiş mikrosefalin insan idrak genleriyle modifiye edilmiştir.

Fakat araştırıcılar bunun insan beyninin genetik orijinini incelemek için transgenik maymunların kullanıldığı ilk çalışma olduğunu düşünmektedirler. Bilim insanları, bunun etik açıdan endişe içeren bir deney olduğunu söylemekteler. Ekip, maymun embriyolarını insan mikrosefalini taşıyan bir virüse maruz bıraktı. Bu yolla insan geni taşıyan 11 transgenik makak maymunu elde ettiler fakat bunlardan yalnızca 5 tanesi hayatta kaldı. Araştırıcılar makalelerinde “Bulgularımız gösterdi ki insan dışı transgenik primatlar (maymun türleri hariç) önemli ve basit sorulara karşı insan benzeri ve eşsiz sayılabilecek tepkiler göstermişlerdir” demişlerdir. Fakat bu fikre herkes katılmamıştır. Aslında 2010 yılındaki bir belge, maymunları insan beyni genleriyle düzenleyen tüm yöntemleri açık şekilde suçlamıştı ve buna benzer çalışmaları, hayvanların yüksek zarar görme riski nedeniyle “etik olarak kabul edilemez” şeklinde adlandırmıştı.

Fakat maymunların kullanılması bu yola girmektir. 2010’daki metnin yazarı, Colorado Üniversitesi’nden genetikçi James Sikela, TechnologyReview Dergisi’ne verdiği açıklamada “Beyin gelişimi ile ilgili insan genlerini çalışmak için gen aktarılmış maymunları kullanmak riskli bir yoldur” demiştir. “Bu klasik bir kaygan yokuş sorunudur ve devam eden bu tip çalışmaları takip etmeyi planlıyoruz” Ek olarak bu son çalışmanın yazarlarından birisi olan Kuzey Carolina Üniversitesi’nden bilgisayar bilimci Martin Styner, Birleşik Devletler gibi kısıtlayıcı düzenlemelere sahip ülkelerde bu gibi çalışmalara izin verilmeyeceği gibi bir düşüncesinin olduğunu not etmiştir. Gerçekten de Batı’da bu çalışma için bir yayınlayıcı bulmak bile mümkün değildir.

Çin genetik araştırmaları zaten insan ikizlerinin germ hattını düzenleyen genetikçi He Jiankui’nin çalışmasından sonra tepki toplamaya başlamıştı. Amerikalı iş arkadaşı olan Rice Üniversitesi’nden Michael Deemde ateş altına girmiştir. Jiankui’nin gölgesi altında Su’nun araştırmasının tepki alıp almayacağını bilmek zor fakat genetikçi bu durumun kendisini yavaşlatmasına izin vermiyor ve transgenik maymunlar üretecek yeni çalışmasına başladı bile. Fakat Styner, isminin makaleden silinmesini istediğini söylemiştir. “Biz şimdi, olması gerekenden farklı olan bu hayvanı oluşturduk. Deney yaptığımızda neyi denediğimizin ve topluma yardım etmenin bilincinde olmalıyız. Ancak bu çalışma bu bilinçten uzaktır” dedi. “Beynin gelişimini anlamaya çalışıyorlar fakat doğru yöne gittiklerini düşünmüyorum” Araştırma, NationalScienceReview dergisinde yayınlanmıştır

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/scientists-have-added-a-human-brain-gene-to-a-monkey-genome

Continue Reading

Bilim

Alev Nedir

Published

on

Ateşin, hızlı yanma eylemine geçebilmesi için, yanıcı maddenin yanma sıcaklığına ulaşması ve tepkime için oksijen ile temasa geçmesi gerekmektedir. Bir kibritin yanabilmesi için, yanıcı bir yüzeye sürterek, sürtünmenin enerjisi ile kibrit başını yanma ısısına ulaştırıyoruz. Sonucundaysa, alevli yanma tepkimesine vararak alevi görüyoruz. Pekala, herhangi birine “Alev nedir?” sorusunu yönelttiğimiz zaman, eğer kimyasal bilgiye sahipse, bize bir alevli yanma tepkimesinin formülünü söyleyebilir. Fakat, bizi tatmin edecek cevap bu değil. Biz, alevin tarifini değil, onun ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Etrafına nasıl ışık ve ısı saçar, neden koni şeklindedir, nasıl o şekilde, “dans eder” gibi hareket eder, neden turuncumsu renktedir? Şahsen, asla tatmin edici bir cevap alamadığım basit sorulardı, bunların hepsi. Şimdi, kısa ve sade bir dille, benim gibi bu fenomeni merak edenler için açıklamalarını yapacağız.

Yanmanın tarifi, CH4+2O2⟶CO2+2H2O budur. Uygun şartlarda, uygun ortamda girdiler ile, alevli yanma sonucu karbondioksit ve su meydana gelir. Peki, bunu sağlayan, büyüleyici, harika ışık ve ısı şöleni nasıl bir dinamiğe sahip? Belli sıcaklığa ulaşan maddeler, ışınır. Kızılötesi, morötesi yahut görünür ışıkta ışık saçarlar. Bu ışınımı belirleyen etkenler, yanma tepkimesine giren maddelerin kimyasal kişiliğine, ışınım sonucu meydana çıkan renklerse, yanmanın derecesine bağlıdır.

Siyah cisim ışımasına girmeden, yanan alevin derecesine bağlı olarak, hangi renklerde ışındığından bahsedelim. Her zaman, mavi ve tonlarının soğuk, kırmızı ve tonlarının da sıcak renklerden olduğu söylenir. Fakat, fizik açısından pek de öyle değil. Bir mum yahut kibrit alevinin en sıcak olduğu nokta, dibidir. Farkedildiği üzere, o en sıcak noktalar da mavi renkte parlar. 1000-1400 °C’lik bir skaladadır. Buradaki tepkimelerde, moleküler bazda titreşim aşırıdır. Bu yüzden, yaydıkları dalgaboyu daha dar ve mora yakındır, mavi renkte parlar. 800-1000 °C’lik, alevin gövde kısmı ise daha turuncumsudur. Titreşim daha az olduğu için, kırmızıya, yani daha geniş dalgaboyuna yakındır. Bizden uzaklaşan yıldızların, kırmızıya kayması kabaca bu yüzdendir. Işığın katedeceği yol arttığı üzere dalgaboyu da açılarak kırmızıya kayar. Alevin, ucuna doğru rengin iyice koyulaştığı ve soluklaştığı görünür.

Kibritin ucundaki kükürt ve potasyum klorat, kibrit kutusunun yanındaki cam tozuyla kırmızı fosfor karışımına sürttürülerek ısınım hedeflenir. Potasyum klorat, kükürtü alevleyecek oksijeni barındırır. Aksi takdirde, iki yüzey sürtünürken aşırı temasa uğradığından ötürü oksijenle temas edemez, boğulur ve bozunur. Kükürt, potasyum klorat ve biraz da sürtünmeyi arttıran cam tozu hava içerisindeki oksijenle temas ederek, alevi sürdürür. Alev, içerisinde milyonlarca kimyasal tepkime barındırır. Genellikle mum alevinde, mumun çöpü ile mavi ışınım yapan bölge arasında boş, alevsiz bir alan oluşur. Bu alan, ısı ile buharlaşan mumun, çöpün daha yanmadığı alandır. Yani, o alevsiz kısım sürekli olarak buharlaşma yaratarak alevi besleyen yakıtı, yanan kısıma ulaştırır. Akabinde, alevsız alandaki hava sürekli buharlaşarak oksijen teması yaratamaz.

Yanıcı madde ile ısınmış oksijen atomları birbirine çarparak kendilerini yeniden düzenlerler. Bu düzenleme sonucu karbondioksit, su yahut kül gibi yeni oluşumlar ortaya çıkar. Bu, kimyasal bozunumdur. Yanma içerisinde, kaosta kalan atomların elektronları uyarılmış düzeye geçerek yörünge atlarlar. Ardından bu atlama enerjisini vererek, eski yörüngelerine geri düşerler. Bu esnada, atlama enerjisi ışık ve ısı olarak çevreye yayılır. Uyarılma enerjisi ne kadar yüksekse, çevreye verilen ısı paketçiği o kadar sıcak ve ışık paketçiğinin dalgaboyu da o kadar maviye yakındır. Alevin dibinin mavi olması, bundan dolayıdır.

Alev esnasında ortaya çıkan her karbon atomu yahut karbon bazlı molekül karbondioksite dönüşmez. Kimileri, alevin içerisindeki kaostan, bir araya gelerek isi, kurumu meydana getirir. Bir mum alevine, metal çubuk sokulduğu zaman, çubukta kalan o siyah leke, oluşan islerdir. Bu isler, alevin gövdesinde meydana gelir ve çevreden aldıkları enerji ile turuncumsu skalada parlarlar. Alevin gövdesinin rengi, bundan dolayı meydana gelir. Dış bir etken, mesela soğuk bir metal çubuk, isin oluştuğu gövdeye sokulduğu zaman, bu parlak is soğuk metale yapışarak ısı enerjisini demire paylaşıp ışınımı keser. Bu yüzden de, o parlak is parçacıkları kendi rengine, siyaha dönüşür. Yerçekimi, soğuk havayı aşağıya çekerek, sıcak havanın yukarı çıkmasını sağlar. Sıcak hava balonları, bu şekilde uçarlar.

Alevin çevresinde, aşağı çekilen soğuk hava ile, yukarı çıkan sıcak havanın devir daimi, alevin gövdesinden ucuna doğru sıkıştırarak aleve, o karakteristik dansını ve şeklini verir. Akabinde bu devir daim, karbondioksit ile su buharını da yukarı çekerek, is oluşan parlak gövdeyi ortada bırakır ve uca doğru parlaklığın solmasına neden olur. Yerçekimsiz ortamda, tahmin edileceği üzere alev, küresel bir şekilde yanar. Zira, alevin enerjisi tepkimeye girdiği bölgede bahsettiğimiz olayları gerçekleştirir. Alevin yakıtı, merkezde oluşur ve enerji, herhangi bir yerçekimi etkisi olmaksızın, eşit bir şekilde dağılarak her türlü yanıcıyı tüketene kadar küresel biçimde büyür.

Evinizde dahi, alevin farklı kısımlarında neler olduğunu keşfedebilirsiniz. Bir mum yakın ve soğuk bir demir kaşığı elinize alın. Soğuk kaşığı, mum alevinin biraz üzerine tutun. Kaşığın sırtında, yoğunlaşan su buharını görebilirsiniz. Kaşığı tekrar soğutun ve alevin gövdesine sokup çıkarın, orada da isi görebilirsiniz. Kaşığı soğutup, bu sefer de mum alevinin dibinden geçirin. Daha yanmamış mumun buharını, kaşığın sırtında yoğunlaştığını görebilirsiniz.

İnsanoğlunun, kendini bildi bileli çevresinde gördüğü, ezici, yıkıcı ve yaratıcı kudrete sahip, hem korkutucu, hem büyüleyici bu tepkimeyi tarifinden öteye gidip inceledik. Alevin, asıl merak ettiğimiz kısımlarını öğrendik, nasıl parladığını, nasıl ısı ve enerji saçtığını, fazla tekniğe boğulmadan anladık. Çevremizdeki, en ilkel kuantum fiziği merkezi. Etrafa, kuantum paketçikleriyle ısı ve ışık saçıyor ve hipnotize edici bir güzellik sağlıyor. Görüldüğü üzere alev, büyüleyici bir doğaya sahip.

Continue Reading

Bilim

Günümüzde Yaşayan Türk Bilim İnsanları ve Akedemik hayatları

Published

on

Kaç tane Türk bilim insanı tanıyoruz? Hatta var mı acaba varsa neler yapıyorlar diye bir düşünmüş de olabilirsiniz. Küresel eğitim standartlarına göre, ülkemiz nüfusuna oranla çok azımız bilim insanı olabiliyor. Gelişmiş diğer ülkeler, böyle insanları değerlendirebilmek için, kendi ülkelerinde üretmesi ve geliştirmesi için sürekli beyin göçü yapmaya çalıştıklarını ve bunun için de her türlü imkan sağladıklarını biliyoruz. Türkiye’de yetişmiş bir genç, belirli bir noktadan sonra yurt dışına çıkmaya mecbur kalabiliyor. Eminiz ki insanlığın gelişimi için ter döken bu insanların çok önemli bir kısmı, ülkemizden ayrılmak istemezdi. Bilim, teknoloji, insan deneyiminin temel bir parçasıdır. Türümüz ilk günlerinden bu yana fiziksel dünyayı değiştirmeye yardımcı olacak araçlar üretiyor. İşte günümüzde yaşayan bazı Türk bilim insanlarını sizler için derledik.

Aziz Sancar

Aziz Sancar, 8 Eylül 1946, Savur, Türk akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı. Eğitim konusunda imkansızlıklarla boğuşup, göğsümüzü kabartan başarılara ulaşarak örnek teşkil eden Aziz Sancar, Mardin’in Savur ilçesinde dünyaya geldi. Muhtemelen Nobel Kimya Ödülü’nü alana dek çoğu vatandaşımız adını duymamıştı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Sancar, moleküler biyolojiye yöneldi. Teksas ve Yale üniversitelerinde tezleriyle gündem yarattı. DNA onarımı, biyolojik saat, kanser tedavisi gibi konular üzerine 288 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Hasar gören DNA’ların hücreler tarafından nasıl yenilendiklerini haritalandıran çalışmasıyla 2015 yılında Nobel Ödülü’ne layık görüldü.

Burcu ÖZSOY

2006 yılında Antarktika’da araştırma yapan Doç. Dr. Burcu Özsoy Çiçek, lisans eğitimini harita mühendisliği olarak da bilinen jeodezi ve fotogrametri mühendisliği bölümünde tamamladı. 2001 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Denizcilik Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. 2005 yılında doktora eğitimi için ABD’ye, San Antonio’daki Teksas Üniversitesi’ne gitti. Burada uzaktan algılama konusunda çalışmaya başladı. Danışmanı elindeki iki araştırma konusundan birini seçebileceğini belirtti. Bunlardan biri Mars, diğeri de Antarktika deniz buzulları ile ilgiliydi. Dr. Çiçek, Mars’a gidemeyeceğini ama Antarktika’ya gitme ihtimali olduğunu düşünerek Antarktika’yı seçti ve 2006 yılında ODEN adlı buzkıran gemisi ile 1 aylık Antarktika araştırma seferine katıldı.

Umran S. İnan

2009 yılından bu yana Koç Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmakta olan Prof. Dr. Umran S. İnan, 1972’de lisans, 1973’te yüksek lisans eğitimini Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde tamamladı. Prof. Dr. İnan, 1977’de Elektrik – Elektronik Mühendisliği dalında Stanford Üniversitesi’nden doktora derecesini aldı. Stanford Üniversitesi’ndeki akademik hayatı boyunca jeofizik, yakın uzay, iyonosfer ve atmosfer fiziği, radyasyon kuşakları, elektromanyetik dalga-temel parçacık etkileşimi ve çok düşük frekanslı radyo bilimi alanlarında çalışmalar yaptı; Prof. Dr. İnan Amerikan Jeofizik Birliği, Uluslararası Elektrik ve Elektronik Mühendisleri Enstitüsü ve Amerikan Fizik Kurumu’nun “Fellow” rütbeli üyesidir ve Uluslararası Radyobilim Birliği’nde çeşitli görevlerde bulunmuştur. 2010’da Türkiye Bilimler Akademisi Üyeliği’ne seçilen Prof. Dr. Umran İnan’ın çalışmaları sebebiyle Antarktika’daki bir dağ “İnan Tepesi” olarak isimlendirilmiştir.

Canan DAĞDEVİREN

1985 İstanbul doğum fizik mühendisi kendisi. Piezoelektrik malzemeleri insan organlarının üzerine yerleştirerek organların hareketini elektrik enerjisine çeviren cihazların mucididir. Türkiye’den Harvard Üniversitesi Genç Akademi Üyeliği’ne seçilen ilk bilim insanı Dağdeviren. Giyilebilir kalp pilini icat ederek Forbes’in 30’unun Altında Bilim İnsanları listesine de adını yazdırmayı başardı.

Gazi Yaşargil

Prof. Dr. M. Gazi Yaşargil 6 Temmuz 1925 tarihinde babasının kaymakamlık görevi yaptığı Diyarbakır’ın Lice kasabasında doğdu. Zürich Üniversitesi Beyin Cerrahisi Kliniği’nde rutin beyin cerrahisi çalışmaları yanında, ilk 12 sene (1953-1965) serebral anjiografi ve 1957-1965 yıllarında stereotaktik teknikle Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozukluklarının tedavisine yönelik ameliyatlar yaptı. Zürich’de Nörofizyolog Prof. Oscar Wyss’in yardımıyla ilk defa yüksek-frekanslı koagülasyon tekniğini kullandı ve bu teknik küresel kabullendi. Ocak 1967’de Zürich Beyin Cerrahisi Kliniği’ne dönüp mikrotekniği ve sisternal açılım yöntemini tüm beyin ve omurilik cerrahisinde kullanmaya başladı. Bu teknik beynin revaskülarizasyonunda, anevrizma, AVM, kavernom, ekstra-aksiyal ve intra-aksiyal beyin-omurilik tümörlerinde ve temporal epilepsi cerrahisinde rutin olarak kullanılarak nöroşirurjide yeni bir çağ açıldı. Zürich’de mikrocerrahi laboratuarını kurup 1968-1993 yıllarında beş kıtadan 3000’den fazla cerraha mikrocerrahi tekniği öğretildi.

Muazzez İlmiye ÇIĞ

Kendisi Son Sümer Kraliçesi “Muazzez İlmiye Çığ” Kendisi gerçekten yıllara meydan okumuş. 1914 Yılında doğan Muazzez İlmiye Çığ 105’inde şuan. Sümer ve Hitit kültürlerinin en önemli araştırmacılarından olan Muazzez İlmiye Çığ, on üç kitap ve birçok bilimsel makale yazmış ve birçok ödül almıştır. Günümüzde yaşayan en ünlü sümerolog olan Muazzez İlmiye Çığ, “yapılan son çalışmalar Sümerlerle Türklerin ilişkisini kesin olarak ortaya koymuştur. Sümerler, Mezopotamya’ya Orta Asya’dan göç ederlerken kültürlerini birlikte taşımışlardır. O nedenle, ‘Tarih Sümerlerle değil, tarih Türklerle başlar’ dememiz gerekir” der söyleşilerinde.

Celal Şengör

24 Mart 1955’te İstanbul’da doğdu. 1973 yılında Robert Koleji’nden mezun oldu. 1978’de State University of New York at Albany’den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversitede 1979’da yüksek lisansını bitirdi. 1981’de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, genel jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982’de State University of New York at Albany’den doktor unvânı aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti’nin Başkanlık Ödülü’nü, 1986’da TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988’de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi’nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea’ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı’nın “bilgi çağı ödülü”nü kazandı.

Bilge DEMİRKÖZ

Uluslararası Bilim Kadınları Ödülü’nü Kazanan Bilge Demirköz Yani Bilge hoca. İstanbul Amerikan Robert Lisesi ‘nde okurken TÜBİTAK proje yarışmasında matematik dalında Türkiye’de verilen ilk ödülü almıştır kendisi. Uzay radyasyonu hakkında yaptığı çalışmalarla Her yıl 15 genç bilim kadınına verilen Uluslararası Yükselen Yetenek Ödülünü aldı. Bilge Hoca mezuniyetinin ardından, tam burslu olarak dünyaca ünlü MIT’ye kabul ediliyor. MIT’de anadal olarak fizik, yandal olarak matematik ve müzik okuyor. Yüksek lisansını yine MIT ’ de tamamlıyor. Doktora derecesini ise Oxford Üniversitesi’nden alıyor. Nasa da bir proje kapsamında 4 yıl çalıştıktan sonra Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi yani CERN de devam ediyor kariyerine. Projesini Türkiye’de geliştirilmiş özgün malzemelerin ve elektronik bileşenlerin, uzay için toplam doz etkisi (TID) radyasyon testleri altındaki etkilerinin araştırılması ve dayanıklılığının artırılması olarak tanımlıyor. Daha sonra ODTÜ’de kurduğu laboratuvarda 15 kişilik ekibi ile beraber araştırma ve projelerini yürütüyor Bilge Hoca

Ataç İMAMOĞLU

ODTÜ-Elektrik Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi’nde Elektromanyetik indüklemeli şeffaflık ve Lazerler konusunda doktora eğitimi gördü. Doktora sonrasında atom fiziği ve moleküler fizik alanlarında Harvard Üniversitesi’nde araştırmalar yaptı. 2002’den beri İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nde fizik profesörlüğü yapmaktadır.

Gözde DURMUŞ

massachusetts institute of technology (mit) tech review’ün her yıl dünyada önemli bilim insanlarını bir araya getiren listesine 2015 yılında giren 3 türk kadın bilim insanından biri olmayı başaran Türk kadını. geleceğin inovasyonu için zemin hazırlayacak çalışmalara imza atan kişiler arasında yer alıp, “pioneers” (öncüler) kategorisinden listeye giren durmuş, stanford universitesi ‘genome technology center’da postdoctoral research fellow olarak görev yapıyor. durmuş’un hücrelerin fiziksel karakterlerini tespit eden bir cihaz geliştirdiği ve 1 dolar’ın altında maliyeti olan bu cihazın, kanser teşhisi, hücrelerin ilaçlara verdiği tepki gibi konularda çığır açacağı bekleniyor.

Ahmet Nihat BERKER

20 Eylül 1949’da İstanbul’da Profesör Ratip Berker’in oğlu olarak doğmuştur. Kuramsal fizik profesörüdür. Robert Kolej’den mezun olduktan sonra, lisans eğitimi için Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne kabul edilen Nihat Berker, 1971 yılında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün fizik ve kimya bölümlerinin her ikisinden birden mezun oldu. 1977 yılında İllinois Üniversitesi Urbana Yerleşkesi’nden Doktora almaya hak kazandı. Nihat Berker, istatistiksel mekanik, normalleşme gruplarına hal değimi uygulamaları, ve yüzeysel fizik konularındaki araştırmaları ile meşhur olan Berker’in oğlu Selim Berker Harvard Üniversitesi’nin felsefe bölümünde etik ve epistemoloji profesörü olmuştur. Eşi Bedia Erim Berker’ de İstanbul Teknik Üniversitesi’nde kimya profesördür.

Biykem BOZKURT

ABD’de, Baylor College of Medicine’da Kardiyoloji Bölümünde profesör olan Biykem Bozkurt, aynı zamanda aynı üniversitenin Kalp Yetmezliği Araştırma Kışlar Merkezi İç Hastalıkları Mary ve Gordon Cain Başkanı’dır. Amerikan İç Hastalıkları Kurulu’ndan Kalp-damar hastalığı ve İleri Kalp Yetmezliği ve Kardiyak Transplantasyon sertifikalarına sahip kendisi.

Mehmet KARACA

İTÜ rektörü. İTÜ’de meteoroloji mühendisliği bölümünde lisans ve yüksek lisans, Kaliforniya Üniversitesi (UCLA)’da Atmosfer ve Okyanus Bilimleri bölümünde yüksek lisans ve doktora yapmıştır. 2008-2010 yılları arasında İTÜ Rektör Yardımcılığı, 2009-2010 arasında İTÜ KKTC Kurucu Rektörlüğü yaptı. 2012 yılında ise İTÜ Rektörü olmuştur.

Özlem TÜRECİ

Özlem TÜRECİ dünyaya umut oldu. Ona kansersavar diyebiliriz 🙂 20 yıldan fazla bir süredir kanser araştırmaları yapıyor. Tümör antijenlerinin karakterizasyonu için SEREX teknolojisini geliştiren Türeci, 1995 yılında Alman Hematoloji ve Onkoloji Derneği Vincenz Czerny Ödülü ve 1997’de University Saarland’ın Calogero Pagliarello Araştırma Ödülü’nü kazandı. Dünyanın önde gelen kanser araştırmacılarından biri olan özlem türeci ganymed pharmaceuticals’ın kurucusu ve başhekimi aynı zamanda.

Selman AKBULUT

1975’te University of California, Berkeley’de Robion Kirby’nin öğrencisi olarak doktorasını kazandı. Handlebody teorisi, düşük boyutlu manifoldlar, simplektik topoloji ve G2 manifoldları üzerine çalıştı. G erçek-cebirsel set topolojisinde, Henry C. King ile her kompakt parçalı-lineer manifoldun bir gerçek-cebirsel set olduğunu ispatladı. Yanı sıra, gerçek-cebirsel setlerin yeni topolojik değişmezlerini keşfettiler. 95’ten fazla akademik makalesi ve 3 kitabı yayımlanmıştır.

Feryal ÖZEL

Kendisi NASA’daki astrofizik çalışmalarıyla göğsümüzü kabartıyor. Kendisi Colombia Üniversitesi’nde fizik ve matematik mühendisliği bölümlerinden çift anadal yaparak “Yüksek Onur Derecesi” ile mezun oldu 2002 yılında Harvard Üniversitesi’nde astrofizik üzerine doktorasını tamamladıktan sonra kariyerinin dönüm noktasını yaşadı. Albert Einstein ve John Forbes Nash gibi büyük dehaların içinde bulunduğu “Büyük Fikirler” adlı 20 kişilik listeye adını yazdırdı. özellikle kara delik ve nötron yıldızları üzerinde birçok çalışma yaptı. Yüksek manyetik alanda nötron yıldızlarının ilk kuantum hesaplarını yaptı ve Harvard Üniversitesi’nde yazdığı doktora teziyle fizik camiasında yankı uyandırdı. Karadelik üzerine yaptığı çalışmaları yayınlandı ve daha sonra kanıtlandı. Kariyeriyle ilgili bir diğer dönüm noktası NASA tarafından verilen Hubble ödülüne de layık görülmesi oldu. Feryal ÖZEL, Hubble kadrosuna alınan ilk ve tek Türk olma ünvanını taşıyor.

Onur GÜNTÜRKÜN

Dört yaşındayken bir kaza geçirip bunun sonucunda çocuk felcine yakalandı. Terapi için Almanya’daki akrabasının yanına tedâvi için yollandı. Tedavi ancak kısmen başarılı oldu. El ve kollarını kullanabilmekle birlikte, o zamandan beri tekerlekli sandalyede oturmaktadır. 1975-1980 arası Güntürkün Bochum’daki Ruhr Üniversitesi’nde psikoloji tahsilini tamamlayıp 1984’te doktor ünvânını aldı. Doktoradan hemen sonra Paris Üniversitesi ve San Diego Üniversitesi’nde çalıştı. 1988’de Konstanz Üniversitesi’nde bilimsel asistan oldu ve 1993’e kadar orada kaldı. 1992’de doçent oldu. 1993’te Ruhr Üniversitesi Psikoloji Fakültesi’ne çağrıldı. 2006’da Alman Tabiat Bilgini Akademisi Leopoldina’ya üye oldu. Prof. Dr. Güntürkün, 27 Kasım 2013 tarihinde Paris’te düzenlenen Expo 2020 adaylık sunumunda İzmir’i temsil eden kişilerden biri olmuştur.

Betül KAÇAR

NASA Genç Araştırmacı Ödülünü Aldı. Henüz 20’sinde projesiyle NASA’ya başvurdu ve bilim çalışması NASA tarafından burs ile ödüllendirildi. Türkiye bu olayla onun ismini duydu. Harvard Üniversitesi öğretim üyesi olan Astrobiyolog Betül Kacar, geçtiğimiz yaz Arizona Üniversitesi’nden de profesörlük teklifi aldı. Genç yaşında kariyerinde oldukça yükseklere tırmanan Betül Kaçar aynı zamanda Tokyo Teknoloji Enstitüsünde yardımcı doçent olarak Japonyanın önemli projelerinde görev alıyor. Hızlı tırmanan kariyerine geçtiğimiz yıl da bir ödül katıldı. Betül Kacar, NASA Genç Araştırmacı ödülünü kazanan güçlü bir kadın! Eminiz önünde daha çok büyük başarılar var.

Ekmel ÖZBAY

Ekmel Özbay 25 mart 1966’da Ankara’da doğdu İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi’nde Nanoteknoloji ve Uzay Teknolojileri Araştırma Merkezi Müdürü ve Elektrik mühendisliği ve Fizik profesörüdür. 1987 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi-Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Stanford Üniversitesi’nden 1989 ve 1992 yıllarında sırasıyla M.S. ve Ph.D. derecelerini almaya hak kazandı. İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi’nde Nanoteknoloji ve Uzay Teknolojileri Araştırma Merkezi Müdürü olan Prof. Ekmel Metamateryaller konusunda araştırmalar yapmaktadır.

Aslı ERDOĞAN

1967 yılında İstanbul’da dünyaya geldi.İstanbul Robert Lisesi’nin ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği ve fizik bölümlerinden mezun oldu. Aynı üniversitenin fizik bölümünde yüksek lisans eğitimi aldı ve asistanlık yaptı. 1991-1993 yıllarında Cenevre’de Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde Higgs bozonu üzerine çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra bir süre İstanbul’da Afrikalı göçmenlerle yaşadı. Fizik doktorası yapmak üzere Rio de Janeiro’ya giden Erdoğan, iki yıl sonra doktora çalışmasını yarıda bırakarak yazarlığı seçti ve iki yıl daha Güney Amerika’da kaldı. 1994’te ilk kitabı Kabuk Adam, 1996’da ilk öykü kitabı Mucizevî Mandarin yayımlandı. İsveç’te büyük yankılar uyandıran “Mucizevi Mandarin”, Mourakabi, Joyce Carol Oates ve Vaclav Havel ile birlikte yılın kitapları arasında yer aldı.[5] 1997’de Deutsche Welle’nin düzenlediği yarışmada Tahta Kuşlar öyküsüyle birincilik ödülü aldı. Öykü, dokuz dile çevrildi.

Metin GÜRSES

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü’nden 1969, 1971 yıllarında lisans ve yüksek lisans alan Gürses, daha sonra Feza Gürsey’in denetiminde Kerr-Schild Geometrisi ve Genel Görelilik’te Sicimler isimli doktora çalışmasını tamamlayarak 1975 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü’nden doktora derecesini almaya hak kazandı. Öğrenimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nde Yale Üniversitesi ile Princeton Üniversitesi’nde, doktora sonrası ise Federal Almanya’da Max Planck astro-fizik enstitüsü ve Köln Üniversitesi’nde araştırmalarda bulundu. TÜBİTAK’ta araştırma başuzmanı olarak çalıştı.

Mutlu ÖZCAN

İsviçre’de bulunan Zürih Üniversitesi’nde Dental Materyaller Bölüm Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. Mutlu Özcan’a Uluslararası Diş Araştırmaları Birliği (IADR) tarafından“2018 Yılın En Seçkin Bilim İnsanı” ödülü verildi. Özcan’a daha önce de İngiliz Kraliyet Üniversitesi tarafından “İngiliz Kraliyet Akademisi Diplomatı” unvanı verilmişti. Londra’da düzenlenen ödül törenine dünyanın farklı ülkelerinden yüzlerce bilim insanı katıldı. Mutlu Özcan ise ödülünü IADR Başkanı Angus Walls’ın elinden aldı. Zürih Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Mutlu Özcan’a Uluslararası Diş Araştırmaları Birliği tarafından “2018 Yılın En Seçkin Bilim İnsanı” ödülü verildi.

Mete Atatüre

1975 yılında Kayseri’de doğdu. Ortaöğrenimini Ankara Gazi Anadolu Lisesi’nde (1992)[1], yüksek öğrenimini Bilkent Üniversitesi Fizik bölümünde tamamladı (1996). Boston Üniversitesi Kuantum Görüntüleme Laboratuvarı’nda doktora yaptı. 2002-2007 yılları arasında Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü Kuantum Fotonik Grubu’nda Ataç İmamoğlu ile çalıştı. 2007’de Cambridge Üniversitesi, Cavendish Laboratuvarı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı.[4] Cambridge Üniversitesi’nde kurduğu araştırma grubuyla beraber kuantum fiziği ve geleceğin teknolojileri üzerine çalışan Atatüre, 2011 yılında doçentlik unvanını kazandı. Atatüre, 2010-2015 yılları arasında da Çin Bilim Akademisi’nin Seçkin Davetliler Programı dahilinde bilimsel danışmanlık yapmıştır. İngiltere’de Institute of Physics, Turkiye’de Bilim Akademisi üyesidir.

Listemizin sonuna geldik. Sadece bu listedekiler değil, bu listeye sığdıramadığımız onlarca, yüzlerce, binlerce Türk bilim insanını gönülden tebrik ediyoruz.

Continue Reading

Öne Çıkanlar