fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Doğu Jaguarının Nesli Tükendi

Yayınlandı

üzerinde

Bilim insanları tarafından 6’ıncı kitlesel yok oluşun başladığı duyuruldu. Geçmiş dönemlerde birçok hayvanın neslinin tükenmesi insanlığı yeni bir kitlesel yok oluşun eşiğine getirdi. Bundan sonra birçok hayvanın neslinin tükendiğine dair bilim dünyasından açıklamalar gelmesi bekleniyor. Bunlardan ilki doğu jaguarı olarak isimlendirilen Mississippi ormanlarında sıkça görülen bir türe ait. Bu büyük kedi bu ormanlarda dağlarda ve çayırlarda yaşıyordu. Ancak son 8 yıldan beri bu ormanlarda Doğu Jaguarı görülmüyor. ABD Balık ve Vahşi Yaşam Servisi (FWS) 2011’de dağ aslanının durumuna ilişkin bir inceleme başlattı. Federal yaban hayatı biyologları 2015 yılı itibariyle bu hayvanın artık yaşamadığını duyurdu.

Bunun üzerine Doğu Jaguarının nesli tehlikedeki türler yasasından çıkarılması için öneri yapıldı ve birkaç hafta önce bu türün neslinin tükendiği açıklandı. Bu tür 1973 yılından beri nesli tükenme tehlikesi altındaki türler listesinde bulunuyor. Ancak bu tür yaklaşık 80 yıldan beri görünmüyor. Bu türün sonuncusunun muhtemelen 1938 yılında avcılar tarafından vurulduğu düşünülüyor.
Son 20 yıl içerisinde bu türü gördüğünü söyleyenler oldu. Ancak FWS görülen bu hayvanların yüksek olasılıkla hayvanat bahçesinden ya da özel koleksiyonlardan kaçmış olabileceğini düşünüyor. Hala yaşayan popülasyonları destekleyecek olan hiçbir bilimsel ya da fiziksel kanıt bulunmuyor.

Büyük kedilerin nesli hala tehlike altında. İnsanların kendisini tehdit altında hissetmesinden dolayı bu hayvanları avlaması nesillerini büyük oranda azalttı. Büyük kedilerin eko sistem için katkılarına değinen bilim insanları, bu türlerin neslinin tükenmesinin eko sisteme büyük zarar verdiğini açıkladı.
Kaynak: http://www.iflscience.com/plants-and-animals/the-eastern-cougar-declared-extinct-after-not-being-seen-for-80-years

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Dünya Nüfusunun Yarısı, Karasal Alanın %1’inde Yaşıyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

New York merkezli veri çözümleyicisi Max Galka’ya göre, şu an dünyada bulunan 7.3 milyar insanın yarısı, yukarıdaki haritaya serpilen sarı renkli bölgelerde yaşıyor. Geri kalan nüfus ise, devasa boyuttaki siyah alana dağılmış durumda. NASA’nın yayınladığı ve Dünya’daki 14 km karelik her toprak parçasında bulunan küresel nüfusun kaydedildiği ızgaralı nüfus verisini kullanan Galka, insanların yarısının, dünyanın karasal alanının yüzde 1’ine (sarı) tıkıştığını ve diğer yarısının ise geriye kalan yüzde 99’da (siyah) yaşadığını gösteriyor.

Galka’nın Metrocosm sitesinde belirttiği üzere nüfus, genelde ülkeler, eyaletler ve şehirler gibi coğrafi bölgelerle bölünse de; ızgaralı nüfus verisi, küresel nüfusu küçük, eşit şekilde boyutlandırılmış dörtgenlerin oluşturduğu ve yönetimsel sınırların önemini yitirdiği bir ızgaraya bölüyor. Yukarıdaki harita, her biri yaklaşık 4.8 km x 4.8 km (3 mil x 3 mil) ölçüsünde olan 28 milyon hücrelik bir nüfus ızgarasına dayanıyor. Galka şöyle açıklıyor:

  • “Haritadaki sarı bölge, 8.000 veya daha fazla nüfusa sahip hücrelerin tümünü barındırıyor. Bunların her biri yaklaşık 14 km (9 mil) karelik bir alana sahip olduğundan, her sarı hücrenin nüfus yoğunluğu, 1.6 km (1 mil) başına en az 900 insandan oluşuyor.
  • Bunun aksine, siyah bölge ise 8.000’den daha az insanın yer aldığı hücrelerden oluşuyor. Başka bir ifadeyle; siyah alandaki nüfus yoğunluğu, 1.6 km başına 900 insandan daha düşük.”
    Daha iyi bir görüntü için, yüksek çözünürlüklü olanını buradan indirebilirsiniz.


Sarı alanın çoğunun, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının (yüzde 46) bulunduğu Hindistan, Bengladeş ve Çin’de olduğunu görebiliyorsunuz. Buranın altında, Endonezya’da bulunan ve New York eyaletiyle hemen hemen aynı boyutta olan parlak sarı renkli Java adası bulunuyor fakat 140 milyon insandan oluşuyor. Bu durum, adayı dünyadaki en kalabalık ada haline getiriyor. Onun yanında daha soluk renkli bir bölge şeklinde görülen Japonya, 37 milyon insanı Tokyo’ya sığdırarak, dünyadaki en kalabalık ikinci ada oluyor. Tokyo ise dünyanın en kalabalık şehri. Fakat bu bölgelerin hiçbiri, haritanın tamamındaki en kalabalık hücreyi barındırmıyor. “Bütün dünyada en büyük nüfusa sahip olan hücre, Kahire’de bulunuyor” diyor Galka. “Sadece 14.4 km kare (9 mil) ölçüsünde olan alan, bir milyondan fazla insana ev sahipliği yapıyor.” İlginç şekilde harita, nüfus verisini bu yönde görselleştirerek, ABD nüfusunun aslında küresel nüfusun bölünme şeklini yansıttığını gösteriyor.

Galka, internet sitesinde şöyle söylüyor: “Şans eseri, dünya nüfusunu eşit şekilde bölen sarı-siyah bölgelerin aynısı, ABD nüfusunu da eşit şekilde yarıya bölüyor. Dünya nüfusunda olduğu gibi, ABD nüfusunun kabaca yarısı sarı bölgede, yarısı da siyah bölgede yaşıyor.” Peki bu çalışmanın verdiği mesaj ne? Eğer küresel nüfus, tahmin edildiği gibi 2100 yılında 11 milyara ulaşacaksa (ve en fazla artışın Afrika’da meydana gelmesi bekleniyor), herkes için yetecek yerimiz olduğunu söyleyemeyiz. Fakat en iyi ve en yaşanılır bölgelerin halihazırda tamamen kapılmış olması sebebiyle, yayılmak kolay bir şey olmayacak; hem de hiç. Belki de Mars bu yüzden vardır.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/half-the-world-s-population-lives-on-1-of-its-land

Devamını Oku

Arkeoloji

Kayıp Kıta Atlantis Hakkında Bilinmeyen 5 Bilgi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bir gecede okyanusa batan efsanevi kıta Atlantis’i çoğu kişi duymuştur. Atlantislilerin Amerika kıtası hakkında bilgi sahibi olduklarını biliyor muydunuz? Peki Atlantis’in aslında bir imparatorluk olduğunu biliyor muydunuz? Platon’un “Timaeus” ve “Critias” kitaplarında bahsettiği Atlantis, Batı Avrupa ve Afrika’nın birçok bölgesini fetheden ve M.Ö. 9500 yılında Atina’yı fethetmeye çalışan ancak başarısız olan bir uygarlıktır.
1. Konumunu biliyoruz:  2011 yılında arkeolog Richard Freund ve ekibi, İspanya’nın Cadiz kentinde Atlantis imajında inşa edilen anıt şehirler buldu. Cadiz’in konumu, Platon’un metninde bahsedilen konumla eşleşiyor.
Cadiz, Batı Avrupa’da ayakta kalmış olan en eski şehirlerden biridir. Yunan efsanelerine göre kentin tarihi M.Ö. 1100 yılından bile eskiye dayanmaktadır. Peki bunlar neden önemlidir? Eskiden kentin adı Gades’ti. Platon’un metninde Gadeirüs adında bir Atlantis prensinden bahsediliyor.
2. Atlantis ismi, bir yarı-tanrıdan geliyor: 
Atlantis’in adının, Atlantik Okyanusu’nda bulunmasından geldiği düşünülüyor. Ancak metin, deniz tanrısı Poseidon’un Atlantisli bir kadın olan Cleito’dan olan 10 erkek çocuğundan bahsediyor. Hikâyeye göre Poseidon, 10 oğlundan her birine Atlantis’in farklı kısımlarını paylaştırdı. Gadeirus, ikinci büyük oğluydu ve İspanya’da kendisine ait bir şehir vardı. Ancak en büyük oğul olan Atlas hem ada ile hem de çevreleyen deniz ile adaştı.
3. Atlantis bir imparatorluk:  Atlantis denilince muhtemelen kafanızda canlanan görüntü derin ve mavi okyanus sularıyla çevrili yemyeşil bir ada oluyordur. Ancak Platon, bu adada muhteşem bir imparatorluk olduğundan bahseder. Platon’a göre şehri çevreleyen 3 su hendeği ve bu hendeklerin arasında bulunan, şehri denize bağlayan bir kanal bulunur.
4. Atlantisliler Amerika kıtasını biliyorlardı:  Athanasius Kircher’in kuzeyi ters gösteren Atlantis haritası, 1669. Metne göre bir Mısır rahibi Solon’a, Atlantis’in diğer adalara giden bir yol olduğunu ve bu yolu kullanarak Atlas Okyanusu’nun diğer tarafına geçilebileceğini söylemişti. Dolayısıyla Atlantis’in karşısında büyük bir kıta vardı. Buradan Antik Akdeniz İnsanları’nın Amerika’yı bildiği, hatta Amerika’ya geçtikleri düşünülebilir mi?
5. Hikâyenin bir kısmı kayıp:  Platon’un Atlantis ile ilgili 2 kitap yazdığını biliyoruz. Bunlardan biri olan Timaeus’un eksiksiz bir versiyonuna sahibiz. Ancak diğer kitap olan Critas’ın tamamlanmış versiyonuna sahip değiliz. Critas’ta Hermocrates adında bir kitaptan daha bahsediyor. Hermocrates’te ne mesaj vermek istediğini bilmiyoruz. Fakat askeri bir lider olan Hermocrates’in hayat hikayesinden bazı çıkarımlar yapmak mümkün. Peloponez Savaşı’nda Atina’ya karşı savaşan Hermocrates’in hikayesi Atlantis’in hikayesine çok benzemektedir. Belki de verilmek istenen mesaj Atina’nın bu savaşta neden başarısız olduğudur. Fakat kitap kayıp olduğundan bulunana kadar asla öğrenemeyeceğiz. Kaynak: http://listverse.com/2017/07/12/10-things-you-probably-dont-know-about-the-lost-city-of-atlantis/

Devamını Oku

Bilim

Ahtapot ve İnsan Beyni Arasında Benzerlik Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Johns Hopkins Üniversitesi’nden nörobiyolog Gül Dölen ve evrimsel biyolog Eric Edsinger, insanlar ve ahtapotlar arasında genetik bir benzerlik keşfetti. Araştırmada ahtapotlara, MDMA ve ecstasy adlı kimyasal ilaçlar verildi. Kimyasal ilacın etkisinde olan ahtapotlar, insanların MDMA ve ecstasy kullandıktan sonra verdikleri tepkinin aynısını verdi.

Laboratuvar sonuçlarında; ahtapot ile insan beyni arasındaki anatomik farklılıklara rağmen, serotonin taşıyıcı geninde moleküler benzerlikler olduğu tespit edildi. Ahtapotların ilaçlardan sonra mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşadığı gözlemlendi.

Gül Dölen ”İnsanlar da MDMA ve ecstasy alındığında mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşıyor. Ahtapotların ilaca verdiği tepkiler de aynen böyleydi. Bu sonuçlar sayesinde, psikiyatri ilaçları ve antidepresanların dozları daha verimli ayarlanabilecek.” dedi.(+Nörotransmitter: Nöronlar arasında veya bir nöron ile başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallara nörotransmitter denir.)
(+Serotonin: İnsanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Yapısal olarak monoamin grubuna girer ve triptofan aminoasitinden sentezlenir. )
Kaynak: https://www.sciencealert.com/california-two-spot-octopus-octopus-bimaculoides-prosocial-behaviour-mdma-ecstasy-serotonin?perpetual=yes&limitstart=1
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Öne Çıkanlar