fbpx
Bizi Takip Edin

Evrim

Doğum kanalının şekli ve evrim

Yayınlandı

üzerinde

Kadınlardaki doğum kanalının şekli ve boyutu, sadece büyük beyinli bebeklerin geçmesi için uyum sağlamamış. Aynı zamanda iklim ve atasal köken gibi faktörlerden de etkilenmiş… Bir annenin doğum kanalı, büyük beyinli bebeklerin doğmasına izin verecek kadar geniş, ancak verimli bir şekilde yürümeye engel olmayacak kadar da dar olmalıdır. Yani birbirine ters iki evrimsel güç arasında bir çekişme varmış gibi duruyor. Ancak yeni yapılan çalışmaya göre, doğum kanalının şekli başka pek çok faktörden de etkileniyor. Londra’daki Roehampton Üniversitesi’nden biyolojik antropolog Lia Betti ve Cambridge Üniversitesi’nden evrimsel ekolog Andrea Manica, dünyanın 24 farklı bölgesinden 348 kadın iskeletinin leğen kemiklerini inceledi.

Doğum kanalları, birbirlerine pek benzemiyordu. Amerikan yerlilerindeki ve Avrupalılardaki doğum kanalları, en oval şekilli olanlardı. Araştırmacılar, Afrika’dan uzak toplumlarda, doğum kanalında daha az farklılık olduğunu gözlemlediler. Bu bulgu, diğer bazı özellikler için de geçerliydi. Sıcaklık ise apayrı bir etken olabilir. Soğuk iklimlerde, sıcağı tutmada daha iyi olan geniş bedenler, daha avantajlı olur. Bu da doğum kanalının şeklini etkileyebilir. Ancak iskeletler, bu eğilimi zayıf bir şekilde teyit edebildi. Bazı araştırmacılar, diğer çevresel faktörlerin de detaylıca araştırılması gerektiğini belirtiyor.

Çalışma özetle diyor ki, “Doğum kanalının şekli, sadece 1-2 şeyden etkilenmiyor. Dünya’nın farklı bölgelerine yayılan insanların atasal kökenlerinden tutun da iklimsel etkenlere kadar pek çok faktör etkili olabiliyor. Dünya genelinde, iskeletler arasındaki farklılıkların sebebi de bu.” Aşağıdaki görselde, çalışmada incelenen iki ayrı kadına ait kalça/leğen kemiklerini görebilirsiniz. Üstteki daha oval şekilli bir doğum kanalına sahipken, alttakinin kanalı daha yuvarlak.
Kaynak: https://www.sciencemag.org/news/2018/10/birth-canals-are-different-all-over-world-countering-long-held-evolutionary-theory

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Kuş yumurtalarının renklerinde dinozor etkisi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kuş yumurtalarının daha önce kendiliğinden değişime uğradığı düşünülen renklerinde dinozorların etkisinin bulunduğu ortaya kondu. Yale ve Bonn üniversiteleriyle Amerikan Doğa Tarihi Müzesinin araştırmasında, kuş yumurtalarının renklerini, yumurtalarını tamamen ya da kısmen açık yuvalara bırakan dinozor atalarından aldığını gösterdi.
Yale Üniversitesinde paleontolog Jasmina Wiemann, araştırmalarının, kuş yumurtalarının nasıl değişime uğradığı konusundaki anlayışlarını tamamen değiştirdiğini belirterek, kuş bilimcilerin iki yüzyıldır modern kuş yumurtalarında defalarca görülen renklerin etkileşime uğramadan var olduğunu düşündüğünü kaydetti. Wiemann ve meslektaşlarının araştırma kapsamında dünya çapında çıkarılan 18 dinozor yumurtası kabuğu fosilini incelediği belirtildi.

Yumurta renkleri kuluçkaya yatma tercihlerini yansıtıyor
Çalışma sırasında kuşların çeşitli renklerde ve benekli yumurtalar yapmak için kullandığı kırmızı ve mavi pigmente, küçük ve etobur bir dinozor türüne ait yumurta kabuklarında rastlandı. Yumurta renklerinin, kuşların yumurtlama ortamları ve kuluçkaya yatma tercihlerini yansıttığı ifade ediliyor. Araştırmanın ayrıntıları Nature dergisinde yayımlandı.
Editör / Yazar: İsa EKİCİ
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/10/181031141548.htm

Devamını Oku

Bilim

İnsanlara Diğer Canlılardan Daha Zeki Olduğunu Düşündürten Sebepler Nelerdir?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bizi diğer canlılardan daha özel yapan şeyin ne olduğu ile ilgili bir fikir birliği henüz yok. En büyük tartışma noktası ise bilişsel yeteneklerimizin diğer hayvanlardan “başka şekilde” mi yoksa sadece farklı derecede mi olduğudur. Bizi diğer canlılardan daha özel yapan şeyin ne olduğu ile ilgili bir fikir birliği henüz yok. En büyük tartışma noktası, bilişsel yeteneklerimizin diğer hayvanlardan “başka şekilde” mi yoksa sadece farklı derecede mi olduğudur. En akıllı olan ait olduğumuz canlı sınıfı mı, yoksa biz mi canlı sınıflarının en akıllısıyız?

Charles Darwin ikinci hipotezi desteklemiştir. Hayvanlara benzediğimizi ve yalnızca daha ileri evrimimizin bir sonucu olarak giderek daha akıllı olduğumuza inandı. Ancak, Harvard Üniversitesi’ndeki bilişsel evrim laboratuarı yöneticisi Marc Hauser’e göre Scientific American’daki yakın tarihli bir makale şu kanıtlara ulaştı: Darwin, insanlarla diğer canlılar arasındaki zihin sürekliliğinin aksine, aklımızın bizi hayvan türünden ayırdığını söylüyor. Hauser ve meslektaşları insan zihninin dört yeteneğini tespit ederek, insanlığı zihinsel özelliklerin özü olarak gördüklerini açıkladılar. Bu dört yetenek: üretken hesaplama, rastgele fikirlerin birleşimi, zihinsel sembollerin kullanımı ve soyut düşünmedir.
1. Üretken hesaplama İnsanlar neredeyse sınırsız bir şekilde çeşitli kelimeler ve kavramlar üretebilir. Bunu iki modda tekrarlayan ve kombinatoryal olarak gerçekleştiriyoruz. Öz-yinelemeli işlem, yeni ifadeler yaratmak için öğrenilmiş bir kural uygulamamızı sağlıyor. Kombinatoryal işlemlerde, öğrenilen farklı öğeleri karıştırarak yeni bir kavram yaratabiliyoruz.
2. Rastgele fikir kombinasyonu Fikirlerin karışık bir şekilde birleşimi”, “sanat, cinsiyet, mekan, nedensellik ve dostluk gibi farklı alanların birbirine karışmasına izin vererek yeni yasalar, sosyal ilişkiler ve teknolojiler üretiyoruz.
3. Zihinsel semboller Zihinsel semboller, duyusal deneyimleri kodlama yolumuzdur. Bunlar, karmaşık dil ve iletişim sistemimizin temelini oluşturmaktadır. Zihinsel sembolleri kendimize saklayabiliriz veya sözcük, resim gibi başka materyaller kullanarak başkalarına onları göstermeyi tercih edebiliriz.
4. Soyut düşünme

Soyut düşünme, hissetmenin ötesinde bazı şeyleri derin şekilde düşünmektir. Araştırmacılar, insan türünün yapı taşlarından bazılarını diğer türlerde de bulmuşlardır. Bu nedenle bilişsel yeteneklerimizin evrimsel kökenleri oldukça bulanık kalmaktadır. Netlik ancak yeni fikirler ve deneylerle ortaya çıkabilir.
Kaynak: http://www.livescience.com/33376-humans-other-animals-distinguishing-mental-abilities.html

Devamını Oku

Bilim

Pentagon, virüs yayabilen böcek ordusu kuruyor

Yayınlandı

üzerinde

Pentagon, böceklerin tarımsal bir acil durum anında mahsul kaybını önlemek için mücadele edip edemeyeceklerine dair araştırma yürütüyor. Mısır ya da buğday gibi kritik ürünlerin kuraklığa, doğal bir küflenmeye veya biyolojik bir silah saldırısına karşı savunmasız hale gelmeleri durumunda, böcekler hızla yerleştirilebilecek genetiği değiştirilmiş virüsler taşıyabilirler. Konsept, virüslerin bir üreme mevsimi sırasında bitkileri hızlı bir şekilde koruyan genetik değişiklikler yapmasını öngörüyor. İleri Savunma Araştırma Projeleri Kurumu (DARPA) tarafından finanse edilen programın samimi bir ismi var: “Müttefik Böcekler”. Fakat bazı eleştirmenler tüm bunları ürpertici buluyor. Şüpheci bilim insanlarından ve hukuk bilimcilerden oluşan bir ekip, perşembe günü Science dergisinde bir makale yayınladı ve “Müttefik Böcekler” programının öngörülemeyen sorunlara yol açabileceğini ve geniş bi çevre tarafından “düşmanca amaçlar uğruna biyolojik etmenler geliştirmek için verilen bir çaba olarak” algılanacak bir teknolojiyi içerdiğini ileri sürdü. Eleştirmenler tarafından oluşturulan bir web sitesi, itirazları daha açık bir şekilde ortaya koyuyor:

“Tarımsal araştırma mı, yoksa yeni bir biyosilah sistemi mi?”
DARPA’nın “Müttefik Böcekler” program yöneticisi BlakeBextine, programın yalnızca barışçıl amaçlarla yapıldığını, tarımsal güvenlikten sorumlu devlet kurumları tarafından incelendiğini ve araştırma protokollerine dahil edilen böcek kapsamları gibi çok sayıda güvenlik önlemini içerdiğini söyleyerek Science makalesine karşı çıktı. Bextine, Washington Post’a verdiği demeçte, “Halkın ve uluslararası camianın endişelenmesi gerektiğini düşünmüyorum.” dedi. “Müttefik Böcekler” programının, teoride, savunma veya saldırı amaçlı iki yönlü kullanılabilecek yeni teknolojiler içeren bir potansiyeli olduğunu kabul etti ancak bunun neredeyse her ileri teknoloji için geçerli olduğunu da ekledi. “Bana kalırsa ne zaman yeni ve devrim niteliğinde bir teknoloji geliştirirseniz, bu iki yönlü kullanım potansiyeli içinde hep bulunur. Fakat bizim yaptığımız bu değil. Bitkilere olumlu özellikler veriyoruz. Bu olumlu hedefe odaklandık. Gıda güvenliğini sağladığımızdan emin olmak istiyoruz, çünkü gıda güvenliği bizim gözümüzde ulusal güvenliktir.” dedi. Program şu an için üç tip taşıyıcı böcek öngörüyor: yaprak biti, cüce ağustos böceği ve beyaz sinek. Doğada bu böcekler düzenli olarak bitkiler arasında virüs yaymaktalar. CRISPR (düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümeleri) olarak bilinen ve nispeten ucuz ve basit olan sistem de dahil olmak üzere gen düzenlemesindeki son ilerlemeler, araştırmacıların hastalıklı bitkide belirli bir hedefe ulaşmak için virüsleri düzenlemelerine olanak sağlayabilir. Örneğin, tasarlanan virüs beklenmedik bir şiddetli kuraklık halinde faydalı olabilecek bir bitkinin büyüme hızını kontrol eden belirli genleri açabilir veya kapatabilir.

Bextine, bu teknolojinin istenmeyen ekolojik etkileri olup olmadığından emin olmak için çoklu koruma katmanlarının olduğunu söyledi. Ayrıca programın bitkilerin germ hattı hücrelerini hedeflemediğini ve bu nedenle kalıtsal özelliklere yol açmayacağını söyledi. DARPA’nın hedefi, büyüme sezonunda bitkilerde geçici ve faydalı düzenlemeler yapmanın yolunu bulmak.
Çoğu DARPA projesi aynı ilkeye sahip: Araştırma hiç meyve de vermeyebilir. Yarım asır evvel “internet” dediğimiz şeyin temellerini atma konusundaki temel rolü ile ünlü olan kuruluş, genellikle başarı olasılığı düşük fakat getirisi devasa olan araştırmalara yatırım yapıyor. Daha kalabalık bir gezegenin getirisi olarak iklim değişikliği, kirlilik, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve gıda ile suya olan artan talep nedeniyle gıda güvenliği, önümüzdeki onlarca yıl içerisinde yok olmayacak çok mühim bir sorun. Eski çağlarda ordular, fethin stratejik unsuru olarak tarlaları yaktılar. Doğal patojenler veya laboratuvarlarda tasarlanan bir şeyin yayılması gibi tehditler günümüz dünyası tehditleri arasına girebilir. DARPA’nın “Müttefik Böcekler” tanımı, konseptin acil müdahale özelliğini ortaya koymakta. Web sitesi, “Patojenler, kuraklık, sel ve don gibi doğal yoldan oluşanların yanında özellikle devlet içi veya devlet dışı tehditlerle ulusal güvenlik hızlı bir şekilde tehlikeye girebilir.” diyor. “Müttefik böcekler, bahsi geçen üreme mevsimlerinin etkisiyle erişkin bitkilerde hedefe yönelik tedaviler uygulayarak saldırıların etkisini azaltmayı amaçlamakta.” Science yazarları Müttefik Böcekler’in “Biyolojik Silahlar Sözleşmesi” olarak adlandırılan uluslararası bir anlaşmanın ihlali olarak yorumlanabileceğini iddia ederken, DARPA’yı hainlikle suçlayacak kadar ileri gitmiyorlar. Programın biyolojik silahlar sözleşmesine bağlılığı zayıflatacak bir askeri uygulama olarak gördüklerini belirtiyorlar.

Freiburg Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü SiljaVoeneky, Washington Post’a verdiği demeçte, “Barışçıl amaçlarla haklı çıkarılamayacak kadar risk taşıdığını savunuyoruz.” diyor.
Böceklerin kullanılmasını özellikle endişe verici kısım olarak vurgulayan Voeneky, bu böceklerin kötü niyetli insanlar tarafından gizli ve ucuz yollarla yayılabileceğini söyledi.
“Bizce sunulan gerekçeler yeterli değil. Örneğin, niçin spreyleme yerine böcekleri kullanıyorlar? Böcekleri hastalık yaymak için kullanmak klasik bir biyo-silahtır.” diyor.
Eski bir Pentagon yetkilisi olan Andy Weber, Biyolojik Silahlar Sözleşmesi’nin açıkça ifade edilen ve barışçıl bir amacı olan araştırmalara izin verdiğini söylüyor ve karşıt toplulukların düşmanlar tarafından yeni gen düzenleme teknolojilerinin kullanımı konusunda endişelendiğini belirtiyor. “Bu yeni gen düzenleme teknikleri zaman içerisinde terörist gruplar tarafından kullanılabilirdi, fakat bunun bu yıl ya da gelecek yıl gerçekleşecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Yine de kesinlikle önüne geçmemiz gerek.” diyor. Müttefik Böcekler projesinin danışmanı olarak hizmet veren Kansas State Üniversitesi’nde bir bitki patoloğu olan James Stack, Science makalesinde çalan çanların asılsız olduğunu söyledi. “Uygulamak istediğimiz şeyin yakınından dahi geçmiyor. Biz uygulanabilir olup olmadığını tespit etmek istiyoruz. Makalede söylendiği kadar büyük bir endişeye ve DARPA’nın biyolojik silahlar üretebileceğini söyleyecek kadar ileri gidilmesine de anlam getiremiyorum. Yaşamın doğasında risk var ve onu iyi idare etmelisiniz.

Kalabalıklaşan bir gezegendeyiz ve gıda, su gibi sistemlere gelen talep de artıyor. Sahip olduğumuz tüm imkanları kullanmaya ihtiyacımız var.” Makalenin bir diğer yazarı ve Max Planck Evrimsel Biyoloji Enstitüsü’nde evrimci biyolog olan GuyReeves ise “Bu imkanlardan biri, laboratuvar teknikleri kullanılarak yapılan organizma modifikasyonudur. Müttefik Böcekler’in tüm çiftçiler için standart haline gelebilecek bir gen düzenleme teknolojisi olabileceğini düşünüyoruz.” diyor ve genetik modifikasyonların, organik ürünler için ayrılmış alanlara yayılacağını ekliyor. “Eğer bu program kabul edilirse ve yolumuza bununla devam etmek istediğimize karar verirsek, neden başka bir teknoloji kullanalım? Eğer bu teknoloji işe yararsa, ulusal hükümetler yayılmasına engel olamayacaktır.” diyor. DARPA tarafından bu hafta yapılan açıklamada, Müttefik Böcekler uygulamasına dört araştırma kurumu tarafından yatırım fonu ayrıldığını açıkladı: Boyce Thompson Enstitüsü, PennState, Ohio Eyaleti ve Austin Texas Üniversitesi. Bextine, araştırmanın henüz emekleme aşamasında olduğunu söylüyor. Bir yaprak biti tarafından erişkin bir mısıra, ışınım üreten gene sahip bir virüsün başarılı bir şekilde bulaştırıldığı ve mısırda parıldama gözlenerek ilk hedefe ulaşıldığı söyleniyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/pentagon-bioengineered-insect-army-crop-defense-or-bioweapon
Editör / Yazar: Gökhan SOĞANCI

Devamını Oku

Öne Çıkanlar