fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Dünya Nüfusunun 2050’de 9.8 Milyara, 2100’de 11.2 Milyara Ulaşması Bekleniyor

Yayınlandı

üzerinde

Birleşmiş Milletler’in yayınladığı bir rapora göre, şu an 7.6 milyar olan dünya nüfusunun 2030 yılında 8.6 milyara, 2100 yılında ise 11.2 milyara ulaşması bekleniyor. Dünyanın nüfusuna her sene yaklaşık 83 milyon insanın eklenmesiyle birlikte, doğurganlık seviyelerinin azalmaya devam edeceği varsayılsa bile, nüfus boyutunda meydana gelen yukarı yönlü gidişatın devam etmesi bekleniyor. BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi tarafından yayınlanan Dünya Nüfus Beklentileri: 2017 Baskısı, küresel nüfus gidişatlarının ve gelecekteki beklentilerin karşılaştırmalı bir incelemesini sunuyor. Bu bilgiler, yeni Sürdürülebilir Gelişim Amaçları’nı gerçekleştirmeyi hedefleyen politikaları yönlendirmek bakımından gerekli.
Ülkelerin nüfus sıralamasındaki değişimler:  Yeni izdüşümler, ülke seviyesinde bazı dikkate değer bulgular içeriyor. 1.4 milyar insanın bulunduğu Çin ve 1.3 milyar insanın bulunduğu Hindistan, toplam küresel nüfusun yüzde 19 ve 18’sini oluşturarak, en kalabalık ülkeler olmaya devam ediyorlar. Yaklaşık yedi yıl içinde veya 2024 civarında, Hindistan’ın nüfusunun Çin’inkini geçmesi bekleniyor. Dünya çapındaki en kalabalık on ülke arasında olan Nijerya, en hızlı şekilde büyüyor. Bunun sonucunda, şu an dünyanın en büyük 7. nüfusu olan Nijerya nüfusunun, Birleşik Devletler nüfusunu geçmesi ve 2050 yılına kısa bir süre kala en büyük üçüncü ülke haline gelmesi bekleniyor.
Küresel artışın büyük bir bölümü, az miktardaki ülkeye dayandırılabilir: 2017’den 2050’ye kadar, dünyadaki nüfus artışının yarısının, sadece dokuz ülkede yoğunlaşması bekleniyor. Bu ülkeler Hindistan, Nijerya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Pakistan, Etiyopya, Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Uganda ve Endonezya (ülkeler, toplam büyümeye yapacakları tahmini katkıya göre sıralandı). En az gelişmiş 47 ülkenin oluşturduğu grup (EGÜ’ler), 2010-2015 yılları arasında kadın başına 4.3 doğumda duran, nispeten yüksek bir doğurganlık oranına sahip olmaya ediyor. Sonuç olarak, bu ülkelerdeki nüfus hızlı bir şekilde artıyor ve yıl başına yaklaşık yüzde 2,4 oluyor. Bu artış oranının, önümüzdeki on yıllarda önemli miktarda yavaşlaması beklense de, 2017 yılında yaklaşık bir milyar olan EGÜ’lerin toplam nüfusunun, 2017 ile 2030 yılları arasında yüzde 33 artarak 2050 yılında 1,9 milyar kişiye ulaşması bekleniyor. Benzer şekilde, Afrika da yüksek nüfus büyüme oranları yaşamaya devam ediyor. 2017 ile 2050 yılları arasında, 26 Afrika ülkesinin nüfusunun, mevcut boyutlarının en az iki katına çıkması bekleniyor. Küresel nüfus artışının en fakir ülkelerde yoğunlaşması, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Takvimi’ni yerine getirmek isteyen hükümetlere önemli bir zorluk çıkarıyor. 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Takvimi, yoksulluk ve açlığı sona erdirmeyi, sağlık ve eğitim sistemlerini genişletmeyi ve güncelleştirmeyi, cinsiyet eşitliğine ulaşmayı ve kadınları güçlendirmeyi, eşitsizliği azaltmayı ve kimsenin geride kalmamasını sağlamayı hedefliyor. 
Daha düşük doğurganlık oranları sebebiyle daha yavaş dünya nüfusu: Doğurganlık, geçtiğimiz yıllarda dünyanın neredeyse her bölgesinde azalma gösterdi. Doğurganlık seviyelerinin en yüksek olduğu bölge olan Afrika’da bile toplam doğurganlık, 2000-2005 yılları arasında kadın başına 5.1’den, 2010-2015 arasında 4.7’ye indi. Avrupa, toplam doğurganlık oranının 2000-2005 yılları arasında kadın başına 1.4’ten 2010-2015’te 1.6’ya çıkmasıyla birlikte, son yıllarda bu gidişatta bir istisna oldu. Giderek daha fazla ülke, ardışık nesillerin birbirinin yerine geçmesi için gereken seviyenin (kadın başına yaklaşık 2.1 doğum) altında doğurganlık oranları gösteriyor ve bazı ülkeler on yıllardır bu durumda. 2010-2015 dönemindeki doğurganlık oranları, dünya nüfusunun yüzde 46’sını oluşturan 83 ülkede, söz konusu değişim seviyesinin altında bulunuyordu. Bu gruptaki en kalabalık on ülke, nüfus oranına göre sırasıyla Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Japonya, Vietnam, Almanya, İran İslam Cumhuriyeti, Tayland ve İngiltere.
Düşük doğurganlık, nüfusun yaşlanmasına da yol açıyor: Raporda, doğurganlık seviyesindeki düşüşün hem nüfus artışında yavaşlamaya, hem de daha yaşlı bir nüfusa yol açtığı vurgulanıyor. 2017 yılıyla karşılaştırıldığında, 60 yaşındaki veya daha yaşlı insanların sayısının, 2050 itibariyle iki kattan daha fazla artış göstermesi ve 2100 itibariyle üç kattan daha fazla artış göstererek, 2017 yılında küresel olarak 962 milyondan, 2050 yılında 2.1 milyara ve 2100 yılında 3.1 milyara çıkması bekleniyor. Halihazırda Avrupa’da, nüfusun çeyreği 60 yaşında veya daha yaşlı. Bu oranın, 2050 yılında yüzde 35’e ulaşması ve yüzyılın ikinci yarısında o seviyelerde kalması bekleniyor. Diğer bölgelerdeki nüfusların da önümüzdeki birkaç onyıl içinde önemli oranda yaşlanması ve bu durumun 2100’e kadar devam etmesi öngörülüyor. Örneğin tüm bölgelerdeki en genç yaş dağılımına sahip olan Afrika’da, nüfusun hızlı bir yaşlanma geçirmesi öngörülüyor. Afrika nüfusu birkaç onyıl daha nispeten genç kalacak olsa da, nüfusunda 60 yaşındaki veya daha yaşlı insan oranının 2017’de yüzde 5’ten, 2050’de yüzde 9’a ve yüzyılın sonunda yaklaşık yüzde 20’ye çıkması bekleniyor. Küresel olarak, 80 yaşındaki veya daha yaşlı insan sayısının 2050 yılında üç katına çıkarak, 2017’de 137 milyondan 2050’de 425 milyona ulaşması öngörülüyor. 2100 yılı itibariyle, 2017’deki değerinin neredeyse yedi katına ulaşarak 909 milyona çıkması bekleniyor. Nüfusun yaşlanmasının, toplumlar üzerinde derin bir etki oluşturması öngörülüyor ve pek çok ülkenin, önümüzdeki yıllarda sağlık hizmetlerinde, emeklilik maaşlarında ve sosyal güvence sistemlerinde mali ve siyasi baskılarla kalabileceği vurgulanıyor.
Dünya çapında daha yüksek yaşam beklentisi: Geçtiğimiz yıllarda yaşam beklentisinde önemli iyileşmeler meydana geldi. Doğumda umulan yaşam süresi, 2000-2005 yıllarında küresel olarak erkeklerde 65 ve kadınlarda 69 yaştan, 2010-2015 yıllarında erkeklerde 69 ve kadınlarda 73 yaşa yükseldi. Yine de, ülkeler arasında bulunan geniş farklılıklar devam ediyor. Yaşam beklentisindeki son artış, bütün bölgeler tarafından paylaşılsa da, en büyük kazanımları Afrika elde etti. Afrika’daki yaşam beklentisi, 2000-2005 ve 2010-2015 yılları arasında, önceki onyılda 2 yıldan az bir artışın ardından 6,6 yıl arttı. En az gelişmiş ülkeler ile diğer gelişmekte olan ülkeler arasındaki yaşam süresi beklentisi farkı, 2000-2005 döneminde 11 yıldan 2010-2015 döneminde 8 yıla geriledi. Bölgeler ve gelir grupları genelindeki yaşam beklentisi farklılıklarının önümüzdeki yıllarda devam etmesi öngörülse de, bu gibi farklılıkların 2045-2050 itibariyle önemli miktarda azalması bekleniyor. Yaşam beklentisindeki seviyenin yükselmesi ve farklılıkların düşmesi, pek çok etmen sebebiyle gerçekleşti. Bunlar arasında beş yaş altı ölüm oranının düşmesi de var; bu oran 2000-2005 ve 2010-2015 arasında, 89 ülkede yüzde 30’dan fazla düştü. Diğer etmenler arasında, HIV/AIDS sebebiyle gerçekleşen ölümlerdeki azalmanın devam etmesi ve diğer enfeksiyonların yanısıra bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadelede kaydedilen ilerleme de yer alıyor.
Büyük sığınmacı ve diğer göçmen hareketleri: Bölgeler arasında, genelde düşük ve orta gelirli ülkelerden yüksek gelirli ülkelere doğru olmak üzere büyük göçmen hareketleri devam ediyor. 2010-2015 döneminde yüksek gelirli ülkelere doğru gerçekleşen net göçmen akışının hacmi (yıl başına 3.2 milyon), 2005-2010 döneminde vardığı zirveye göre bir düşüş gösteriyor (yıl başına 4.5 milyon). Mevcut seviyelerdeki veya bu seviyelere yakın olan uluslararası göçmenlik, özellikle Avrupa bölgesinde olmak üzere düşük doğurganlık oranlarına bağlı tahmini nüfus kaybını tamamen telafi etmede yetersiz kalsa da, ülkeler arasındaki insan hareketleri, nüfus yaşlanmasının bazı olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Raporda, Suriyeli göçmen krizinin, son yıllarda birden fazla ülkeyi etkileyerek, uluslararası göç seviyeleri ve kalıplarında önemli bir etki bıraktığı gözlemleniyor. Suriye Arap Cumhuriyeti’nden dışarı gittiği tahmin edilen net miktar, 2010-2015 arasında 4.2 milyon kişiydi. Bu sığınmacıların çoğu, Suriye’nin komşu ülkelerine gitti ve özellikle Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e giden net göçmen akışında önemli bir artış yaşanmasına katkıda bulundu. Rapor hakkında: Dünya Nüfus Beklentileri 2017 Baskısı, resmî BM nüfus tahminleri ve izdüşümlerinin 25’incisi olup, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin Nüfus Bölümü tarafından hazırlanmaktadır. 2017 Baskısı, 2010 ve 2020 ulusal nüfus sayımlarının ek sonuçlarının yanısıra, dünya çapından toplanan ve özelleştirilen son örnek ölçümlerinin bulgularını da bir araya getirerek, önceki baskıların üzerine ekleme yapıyor. 2017 Baskısı, nüfus gidişatlarını küresel, bölgesel ve ulusal seviyelerde değerlendirmek ve Sürdürülebilir Gelişim Hedefleri yönünde gerçekleşen ilerlemeyi izlemek bakımından diğer kilit göstergeleri hesaplamak üzere kullanılabilecek, kapsamlı bir nüfus veri ve gösterge dizisi sağlıyor. Kaynak: https://www.un.org/development/desa/en/news/population/world-population-prospects-2017.html

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Gluten İle İlgili Doğru Bilinen 8 Yanlış

Yayınlandı

üzerinde

Gluten, son yıllarda artış gösteren birçok alerjiye ve enflamasyona sebep veren, bağırsak duvarının kolayca geçilmesine ve açık kalmasına neden olan bir protein. Peki, gluten ile ilgili bildiğimiz her şey doğru mu? Gluten; buğday, çavdar, arpa ve diğer bazı tahıllarda bulunan proteinlerin genel adıdır. Son yıllarda gluten, besin dünyasında kötü adam rolünde. Glutensiz besin seçenekleri marketlere girdi. Hatta pek çok restoranda glutensiz menüler mevcut. Amerika Birleşik Devletleri’nde yetişkinlerin yaklaşık üçte biri, gluten tüketimini azaltmaya çalışıyor. Peki, glutenle ilgili bildiğimiz her şey doğru mu? Gelin beraber bakalım!
1) Gluteni Kesmek Bağırsaklarınızı İyileştirir: Gluteni diyetimizden çıkarmanın sindirim veya bağırsak sağlığımızı iyileştireceği konusunda kesin bir kanıt yoktur. Bu nedenle, eğer ciddi bir gluten intoleransı olan çölyak hastalığından ya da başka bir glüten duyarlılığından muzdarip değilseniz, o zaman gluteni ortadan kaldırmaya gerek yoktur. Çölyak hastalığı çok yaygın değildir. Dünyanın farklı bölgelerinde insanların yaklaşık yüzde 0,5’i – yüzde 1’ini etkiler ve genellikle çok genç yaşta teşhis edilir. Ayrıca, gluteni azaltmaya çalışırken büyük olasılıkla daha az lif tüketiyor olacaksınız. Bu durum sindiriminizde daha fazla sorun yaratabilir.    2) Glutensiz Kalmak Kilo Kaybına Yol Açacaktır: Glutenin kilonuzla ilgisi yoktur. Kilo vermeniz veya almanız, yediğiniz yemeğin kalitesine, miktarına ve yaşam tarzınıza bağlıdır. Porsiyon boyutlarınızı, glutensiz ürünlerinizdeki kalorileri kontrol etmezseniz ve yeterince lif tüketmezseniz kilo alma riskiyle karşı karşıya kalırsınız.
3) Glutensiz Yiyecekler Her Zaman Daha İyidir ve Daha Sağlıklıdır: Glutensiz gıdalar normal gıdalardan daha pahalıdır fakat daha sağlıklı değildir. Bazı araştırmalar, çölyak hastalığınız yoksa, gluten içermeyen yemekler yemenin standart beslenmeye göre daha az sağlıklı olabileceğini göstermektedir. Glutensiz hamur işleri, ekmek ve nohut makarnaları gibi birçok glutensiz gıdalar, normal ürünlere göre daha fazla şeker, tuz, doymuş yağ ve kalori içerir. İçlerinde daha az miktarda lif ve protein vardır. Aynı zamanda, gluteni olan yiyecekler sağlığınız için önemli besinlere sahiptir. Örneğin ekmek; folat, lif, kalsiyum, potasyum, demir ve daha fazlasını içerir.  4) Glutensiz Yemekler Yedikten Sonra Daha Fazla Enerjiniz Olacak: Bazı insanlar, gluten almayı bıraktıktan sonra artan enerji seviyelerinin arttığını söylüyor. Eğer söz konusu kişi, yüksek kalorili ve yüksek yağlı işlenmiş gıdalardan ziyade daha fazla meyve ve sebze tüketiyorsa bu durum gerçekleşebilir. Size daha fazla enerji veren sadece sağlıklı ve dengeli bir beslenmedir, bunun gluten tüketip tüketmemenizle bir ilgiisi yoktur. Gluteni tüketimini bırakmanın enerji seviyesinde artışa yol açtığını gösteren hiçbir çalışma yoktur.  5) İnsanlar Gluteni Gerekli Şekilde Sindiremez: Gluten bir proteindir, onu tamamıyla parçalayamayız ama bu yeterince sindiremediğimiz anlamına gelmez, sindirilmesi zaten bu demektir. Pek çok besin sadece kısmen parçalanır. Gluten, insanlar ve diğer hayvanlar tarafından binlerce yıldır tüketilir ve insanların (özel bir gluten intoleransı olmayan) büyük çoğunluğu için gayet sağlıklıdır. Taş devri insanlarının gluten tüketmemesine dayanan argüman pek de ikna edici değildir. Atalarımız, bugünlerde yediğimiz birçok şeyi yemiyordu ama bu, bedenlerimizin onları idare edemeyeceği anlamına gelmiyor.  6) Glüten Tüketmemek Herkes İçin Faydalıdır: Vücudunuz size rehberlik etmeli. Glutensiz bir diyet çoğu insan için doğal olarak daha sağlıklı bir diyet değildir. Eğer glutensiz işlenmiş gıdalardan vazgeçerseniz ya da tükettiğiniz besinleri glutensiz işlenmiş gıdalarla değiştirirseniz, daha iyi veya daha sağlıklı hissetmezsiniz. Ancak gluten içeren işlenmiş gıdaların pek çoğunu bırakmak, sağlığınıza çok yararlı olacaktır. Ama içindeki gluten yüzünden değil, işlenmiş gıdalardan vazgeçtiğiniz için 🙂  7) Gluten Kansere Neden Olur : Glutenin bunu yaptığını gösteren bir kanıt yok. Pek çok yiyecekle kanser arasında bir ilişki kurulmuş olmasına rağmen, herhangi bir çalışmada gluten ile kanser arasında bir ilişki kurulamamıştır. Bunun tek istisnası çölyak hastalığı olan kişilerdir. Tam tersine, gluteni keserken çok dikkatli olmalısınız çünkü tam tahıllar gibi gluten içeren gıdalar, kansere karşı korunmanıza yardımcı olan vitaminler ve mineraller de içerir.  8) Glutensiz Diyetler Düşük Karbonhidratlıdır: Kesinlikle hayır. Patates, pirinç, mısır, balkabağı, muz, fasulye, bezelye, mercimek ve diğer pek çok karbonhidratta gluten yoktur. Gluteni bırakmanıza rağmen bunları yemeye devam ederseniz, çok fazla karbonhidrat tüketmeye devam edersiniz.  NOT: Gluten ile ilgili doğru bilinen bu 8 yanlış bilgi, gluten ya da onunla bağlantılı diğer besinlere alerjisi olmayan kişiler için geçerlidir, keyifli okumalar 🙂
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: https://brightside.me/inspiration-health/8-myths-about-gluten-too-many-people-still-believe-in-581660/

Devamını Oku

Bilim

Yaşlanmayı Tersine Çevirmede Yeni Umut: Beyindeki Kök Hücreler

Yayınlandı

üzerinde

Beyindeki kök hücrelerinin sayısı zamanla azaldıkça işlevleri bozuluyor; vücut daha hızlı yaşlanıyor ve ölüm daha çabuk gerçekleşiyor. Bilim insanları beyindeki yıpranan kök hücrelerininin yerine yenilerini koymak suretiyle yaşlanmanın kimi etkilerini yavaşlatabileceklerini hatta tersine çevirebileceklerini düşünüyorlar. Bililm insanları beynimizdeki bezelye büyüklüğünde bir bölgede, insan ömrünü uzatmanın anahtarını bulmuş olabilirler. Araştırmacılar eskiyen kök hücrelerin yerine yenilerini koyarak vücuttaki yaşlanma belirtilerinin bir kısmını yavaşlatabileceklerini hatta tersine çevirebileceklerini düşünüyorlar.

New York Albert Einstein Tıp Okulunda Dongsheng Cai yönetiminde laboratuvar fareleri üzerinde yapılan bir araştırma bu görüşü destekliyor. Farelerin hipotalamusundaki kök hücrelerin sayısı azaldıkça ya da bunların faaliyetleri engellendiğinde vücut daha hızlı yaşlanıyor ve ölüm daha çabuk gerçekleşiyor. Cai, araştırmalarının hipotalamustaki kök hücrelerinin zamanla doğal olarak azaldığını ve bunun yaşlanmayı ivmelendirdiğini gösterdiğini söylüyor. Ancak Cai’ye göre bu sürecin etkileri geriye çevrilemez nitelikte değil. Bu kök hücrelerinin ya da ürettikleri moleküllerin yerine yenilerini koyarak yaşlanmanın durdurulması mümkün.

Araştırma ekibi, denek farelerin hipotalamusundaki kök hücrelerinin hayvanlar on aylık olunca azalmaya başladığını gözlemiş. Bu, farelerde diğer yaşlanma belirtileri ortaya çıkmadan önce gerçekleşmiş. Denekler ¬–fareler için ileri bir yaş olan– iki yaşa gelince kök hücrelerin çoğu yok olmuş. Orta yaş sırasında farelerin kök hücreleri yapay olarak tahrip edildiğindeyse bunun hızla yaşlanmaya neden olduğu görülmüş. Bunlar normalden daha erken ölmüş. Deneyin sonraki aşamasında hem normal gelişim gösteren farelerin, hem de kök hücreleri yapay yollarla tahrip edilen farelerin beynine hipotalamus kök hücreleri enjekte edilmiş. Her iki grupta da doku analizi, kas dayanıklılığı, sosyal davranış ve zihinsel yeti gibi çeşitli ölçütlere göre yapılan değerlendirmelerde yaşlanmanın yavaşladığı ya da geriye döndüğü saptanmış.

Yaşlanmayı durduran etkinin izi kök hücrelerin salgıladığı mikroRNA (miRNA) denilen moleküllere kadar sürülmüş. miRNA moekülleri, hücrelere protein yapımı ile ilgli genetik kodla yazılmış komutlar taşıyan “mesajcı” RNA molekülleri ile birlikte gen aktivitesini düzenlemekte özel bir role sahip. Bunlar çeşitli genleri devreden çıkarabiliyorlar. miRNA’lar hipotalamustaki kök hücrelerden ayrılıp beyin-omurilik sıvısına verildiğinde de yaşlanma ciddi ölçüde yavaşlamış. Yaşlanma önleyici tedaviye dönük ilk adım olarak araştırmacılar bu süreçte rol oynayan spesifik mikroRNA’ları ve hipotalamus kök hücrelerinin salgıladığı diğer sıvıları belirlemeye çalışıyorlar.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: http://www.independent.co.uk/news/science/reverse-ageing-stem-cells-brain-hypothalamus-slow-extend-human-lifespan-dongsheng-cai-albert-a7861746.html

Devamını Oku

Bilim

Bilim insanları farelerde denedi: İnsanlar artık kilo almayacak

Yayınlandı

üzerinde

Uzun süren detokslar, açlıklar, mutsuz eden diyet programları toplumda ciddi oranda kilo verme takıntısı bulunuyor. Bilim insanları tarafından yapılan araştılmalar sonucu keşfedilen ‘RCAN1’ isimli genin işlevsiz bırakılması sonucunda vücudun kilo almadığı ortaya çıktı. Bilim insanları ayrıca bu geni devre dışı bırakacak bir ilaç geliştirdi. ABD ve Avustralyalı bilim insanlarının elde ettiği bilgiler sonucu RCAN1 isimli genin işlevsiz bırakılması halinde insan vücudunun kilo almadığı tespit edildi.

Ayrıca bu geni devre dışı bırakmak için bir ilaç geliştiren bilim adamları, fareler üzerinden başarılı oldu. Teksas Üniversitesi Southwestern Tıp Merkezi’nden bilim insanları ve Avusturalya’daki Flinders Üniversitesi’nden Profesör Damien Keating öncülüğünde uluslararası bir ekip tarafından yapılan araştırma sonucunda RCAN1 geninin özellikleri ortaya çıkarıldı. RCAN1’in kilo alımı üzerinde etkili olduğunu aktaran araştırmacılar, yüksek kalorili ürünler ile beslenilmesine rağmen kilo alınamayacağını ortaya koyuyor. Profesör Keating’da yaptığı açıklamda “Biliyoruz ki birçok insan kilo vermekte hatta kilosunu korumakta farklı birçok sebep nedeniyle zorluk çekiyor. Bu çalışmada elde ettiğimiz bulgular ışığında, RCAN1 genini hedef alan bir hap geliştirerek, kilo verilmesini sağlayabiliriz” ifadesini kullandı.

Fazla egzersiz yapmadan daha az yağ depolama
RCAN1 genini bloklanması durumda sağlıksız beyaz yağın, sağlıklı kahverengi yağa dönüşmesine yardımcı olacağını da dile getiren Keating, amaçlarının bir kişinin gıda tüketimini azaltmasına veya daha fazla egzersiz yapmasına gerek kalmadan vücudun daha az yağ depolamasını sağlamak üzerine kurulduğunu ifade etti.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181204095412.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar