fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Dünya Üzerinde Varolan İnsan Türüne Yakın 7 Homo Türleri

Published

on

Dünyamız 4.6 milyar yıllık bir tarihe sahiptir. Ancak, Homo sapiens (modern insanlar) yalnızca 400.000 ila 250.000 yıl önce evrimleşmiştir. İnsanlar, 20 milyon yıldan beri dünyada bulunan hominid ailesinden evrimleşti. Zaman ilerledi ve değişik insan türleri değişik karakteristik özelliklerle birlikte dünyada bulundu. Ancak nesli tükenmekte olan insan türleri de karşımıza çıktı, tüm insan türleri bu yolculukta hayatta kalmayı başarmış değil. Geriye kalan tek insan türü Homo Saphiens. İnsanların maymunlarla bağlantılı olduğu fikri Charles Darwin‘ in Türlerin Kökeni’ nde yayınlanmasından (1859) sonra oluştu. Her türün daha erken bir türden ortaya çıktığını belirten ilk kişi Darwin’di. Daha sonra iki bilim insanı Thomas Huxley ve Richard Owen onu destekledi. Huxley 1863’te, ‘’insanın doğadaki yerine ilişkin kanıtlar’’ başlıklı bir kitap yayımladı. Bilim insanları bir takım teori ve görüş bulunduruyor olsa da asıl problem kanıt olabilecek fosil kalıntılarının bulunmuyor oluşuydu. Eugène Dubois, 1891’de Hollanda Doğu Hint Adaları’ nda bulunan Trinil’da ilk fosil aracılarını keşfetti. Bu fosiller insanlar ile maymunlar arasında türler olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Bulduğu kalıntıları Pithecanthropus erectus ya da Java Man olarak adlandırdı. Bu buluntuların üzerine 1920’de ek olarak fosiller keşfedildi ve bundan sonra insanların evrim i üzerine çalışmalar başladı. Bu çalışmalar üzerine günümüze kadar keşfedilmiş olan 7 Homo türünü listeledik;

1- Homo Heidelbergensis

Homo heidelbergensis türü dünya üzerinde 700,000 ile 200,000 yılları arasında bulundu. Afrika’dan ortaya çıkmış olan bir türdür. Erkek türleri 5 fit 9 inç (175 cm) iken kadın türleri 5 fit 2 inç (157cm) boylarındadır. Erkeklerin ortalama ağırlığı 136 Ibs (62 kg) ve kadınların ortalama ağırlıkları 112 Ibs (51 kg) dır. Beyinleri büyük bir boyuttaydı ve günümüz insanına göre daha düz bir yüz yapıları vardı. Soğuk iklime adapte olan ilk insan türüdür ve yaşadıkları yerlerde kendi barınaklarını inşa eden ilk tür olarak bilinirler. Bu insan türü büyük hayvanları avlama yetenekleri ile bilinirler, bu türden önce hiçbir insan türünde bu yetenek görülmemiştir. Homo heidelbergensis türüne ait olan ilk fosil keşfi 1907 yılında Almanyada’ki işçi tarafından gerçekleştirilmiştir. İşçi bu fosil örneklerini Heidelberg Üniversitesi’nden Profesör Otto Schoetensack ‘a teslim etmiştir ve profesör fosillerin tanımlamasını yapıp ismini oluşturmuştur.

2- Homo Rudolfensis

Homo rudolfensis, hominid kategorisinde yer alan diğer türdür. Ortalama 1.9 milyon – 1.8 milyon yıl önce yaşadığına inanılıyor. Kranial (kafatası) fosillerin yetersizliğinden dolayı fiziksel oluşumları, boyları ya da kilolarıyla ilgili bilgiler hala elimizde mevcut değil. Paleoantropolog Meave Leakey ve ekibi 8 Ağustos 1912’de, Homo rudolfensis türüne ait olan iki alt çene kemiği ve yüzlerine ait olan fosillerin bulunduğunu duyurdu. KNM-ER 1470 olarak bilinen fosil, yılıyla alakalı olarak tartışmanın merkezinde bulunmaktaydı. İlk etapta 3 milyon yıl önceye ait olduğu düşünüldü ancak daha sonra 1.9 milyon yıl önceye ait olduğu doğrulandı. Diğer homo türlerinin kafa taslarındaki farklılık, Homo rudolfensis olarak adlandırılan yeni bir türün yaratılmasına vesile oldu. ER 1470’in kesin özellikleri mevcuttur. Diğer türlerde olduğu gibi ağır kas eksikliği, australopithecine crania türündeki kemik sırtı, Homo Erectusta da bulunan düzgünce yuvarlatılmış artkafa kemiği gibi ortak özellikler diğer türlerden farksız olduklarını destekler. Yine de anahtar niteliğindeki başka özellikler de Homo rudolfensis türünün, üst kısmının orta kısımdan dar olduğu daha uzun bir yüze sahip olan diğer türlerden farklı olduğunu göstermektedir.

3- Homo Habilis

Homo habilis, hominid türüne ait olan diğer türdür. Dünya üzerinde 2.4 milyon ile 1.4 milyon yıl önce yaşamıştır. Homo habilis türünün maymun türleriyle paylaştığı, uzun kollar ve kısmen fırlak bir çene gibi ortak özellikleri vardır. 550 cm ile 687 cm arasında değerleri olan büyük bir beyine sahiplerdi. Yine de daha küçük dişleri ve daha küçük yüzleri vardı. Diğer türlerle ortak olan az bir karakteristik özelliğe sahip olduğu için Homo habilis türünü homo türü olarak sınıflandırmak ya da sınıflandırmamakla alakalı olarak tartışmalar mevcuttur. Ancak bilim insanları, çeşitli sebepler için bu türlerin taş aletleri kullanma yetisinin olduğunu keşfetti.  Homo habilise ait olan üç adet anahtar fosil vardır; KNM-ER 1813, OH 24, ve OH 8. İlk fosil 1960larda, bilim insanları Louis ve Mary Leakey tarafından Tanzanya, Olduvai Gorge’da bulunmuştur.

4- Homo Floresiensis

Homo floresiensis türünün 95,000 ile 17,000 yıl önce Endonezya’da yaşadığına inanılır. İnce beyinleriyle beraber yaklaşık olarak 3.5 inç olan bu tür oldukça küçük boyutluydular. Bu türün taş aletler yaptığına ve küçük fillerle beraber büyük kemirgenler avladığına dair kanıtlar mevcuttur. Homo floresiensis türüne ait olan anahtar fosil 2003 yılında Endonezya’da bulunmuştur ve bu fosil LB-1 olarak adlandırılmıştır. Kadın baş, modern insan beyninin boyutunun üçte biriydi. Belki de küçük bedenleri küçük adada sınırlı kaynaklarla hayatta kalmalarını sağlamıştır.

5- Homo Erectus

Homo erectus, Pleistosen döneminde yaklaşık 1.9 milyon yıldan en son 143.000 yıl öncesine kadar yaşamış olan nesli tükenmiş bir erken insan türüdür. İlk Erectus fosili 1890’lı yıllarda, Eugène Dubois tarafından Java’da (günümüzde Endonezya) keşfedilmiştir. Fosil çalışmaları, Erectus’un kökeninin Afrika’da bulunduğunu ve Hindistan’a, Çin’e, Gürcistan’a ve Java’ya yayıldıklarını kanıtlamıştır. Homo Erectus genel olarak, 4 fit 9 inç ile 6 fit 1 inç aralığındayken ağırlığı 88 ile 150 Ibs aralığındadır. Boyları ve ağırlıkları dünyanın diğer yerlerinde bulunan fosillerden daha farklıdır. Afrika’da bulunan fosil Endonezya, Çin ve Gürcistan’daki fosillere göre daha uzun beden boyutuna sahipti. Uzun bacak yapıları ve kısa kolları kolay bir şekilde ağaca tırmanmalarına ve günümüz insanlarından daha hızlı koşuyor olmalarına yardımcı olmuştur.

6- Homo Neanderthalensis

Neandertal, modern insanlara en yakın benzerlikteki nesli tükenmiş bir insan türüdür. DNA’larının sadece yüzde 0.12’si modern insanlardan farklı. Neanderthal türünün yaklaşık olarak 600,000 ila 30,000 yıl önce var olduğuna inanılır. Güneybatı Avrupa’dan Orta Asya’ya kadar olan bölgelerde yaşadılar. Avcılık için farklı aletler kullandılar ve sembolik süs eşyaları taktılar. Kanıtlara göre ölülerini gömme alışkanlıkları vardı ve sunu amaçlı çiçek gibi nesneler kullanırlardı. Bazı daha erken olan insan türlerinin de benzer özelliklere sahip olduğu tespit edilmiştir.
Çalışmalara göre Neandertal ile modern insan beyni doğumda benzer boyuttaydılar. Yetişkin oldukları dönemde beyinleri büyüyordu. Büyük bedenleri ile günümüz modern insanlardan daha güçlüydüler. Erkeklerin boyları 164 cm ile 168 cm arasındayken kadınların boyları 156 ile 158 cm arasındadır.

7- Homo Sapiens

Dünya üzerinde bulunan tüm hominid türlerine ait olan homo türlerinin nesilleri iklim değişikliği süresince tükendi, sadece Homo Sapiens hayatta kalmayı başardı ve modern insanların atası oldu. Homo Sapien’ler beraber yaşadı, yemek avladı ve iklim değişikliğiyle başa çıkabilecek şekilde gelişme sağladılar. Avlanmanın yanı sıra, geçmişi sonsuza dek değiştiren belirli bitkilerin nasıl yayılacağını ve hayvanların nasıl yetiştirileceğini keşfettiler. Hızlı bir şekilde daha fazla yemek üretmeyi öğrendiler ve çeşitli hayvan ve bitki türlerini yediler. Ateş üzerinde hakimiyet kurdular ve daha büyük gruplar içinde yaşayabilme eğilimleri ayrıca daha iyi barınaklar inşa edebilmelerini sağlamıştır.
Bilim insanları, Homo Sapiens’e ait olan güçlü kanıtları destekleyen çeşitli fosiller bulmuşlardır. En eski bilinen fosil Herto, Habeşistan’da keşfedilmiştir. California Üniversitesi’nden araştırmacılar, modern zamanlardan yaklaşık 160,000 ila 40,000 yıl önce yaşamış olan iki yetişkin ve bir çocuğa ait olan kafa tası bulmuşlardır.

Kaynakça

• https://www.ancienthistorylists.com/people/7-homo-species-close-present-human-existed-earth/

Editör / YAZAR: Meltem TERZİOĞLU

Arkeoloji

Tutankhamun’un Mezarına İngiliz Arkeologlarının Cevabı

Published

on

Hiç akla gelmeyecek bir yerde, bir bar ve bir süpermarket arasında kalan bir arazide gömülü inanılmaz bir mezar odası bulundu. Bulunan bu kraliyet mezarlığı İngiliz arkeologların Tutankamun ‘un mezarına verdiği cevap olarak nitelendiriliyor. Bu kazı mısır firavununun mezarı kadar ışıltılı ve dikkat çekici olmasa da, Anglosakson Dönemine ait en önemli keşifler arasında yerini aldı bile. Kazıda bulunan materyaller, o dönemin kültürü, insanları ve el işçiliğine ışık tutuyor. Mezar odası ilk olarak 2003 yılında İngiltere Essex ‘te yol çalışmaları sırasında keşfedildi. Yıllar süren titiz çalışmaların sonunda Londra Arkeoloji Müzesi (MOLA) arkeologları tarafından henüz yapılan açıklamada mezarın büyük ihtimalle MS 6. Yüzyıl’dan bir Anglosaksonların prensine ait olduğu açıklaması yapıldı. Mezar aynı zamanda bilinen en eski Hristiyan mezarı olma özelliği taşıyor.

Mezar odasının içinde içme kapları, kase, sürahi © MOLA

MOLA Araştırma Direktörü Sophie Jackson, “Kazı bu ülkenin gördüğü en önemli Anglosakson keşiflerinden biri.” Diyerek kazının önemini belirtiyor. Mezarın içinde bulunan paralarla yapılan karbon tarihlenmesi testleriyle mezarın MS. 575 ile 605 yılları arasında inşa edildiği bilgisine ulaşıldı.

mavi renkte kaplar © MOLA

Odada bulunan materyaller arasında altın bir kemer tokası, bir Bizans sürahisi, süslü bir içme boynuzu, dekoratif bir kase, mavi renkte kaplar ve altın haçlar dikkat çekiyor. Haçlar mezarın bir hristiyana ait olduğunu fikrini kesinlemekte fakat mezar odası gibi cenaze gelenekleri Hristiyanlık öncesi inanç ve gelenekleri yansıtmakta.

Bir diğer önemli bulgu da mezarın içine dağılan lir (antik arp benzeri bir Anglosakson enstrümanı) kalıntıları. Enstrüman çürümüş olmasına rağmen uzmanlar tarafından uygulanan tekniklerle lirin büyük ihtimalle Hindistan ya da Sri Lanka’ dan getirilmiş değerli taşlarla dekore edildiği tespit edidi.

lir kalıntıları. © MOLA

Yapılan incelemelerde araştırmacılar mezarın genç ve 1.73 boyunda bir erkeğe ait olduğunu saptadılar. Mezar odasında bulunan değerli eşyalar ve mezarın şaşaalı yapısı mezarın sahibinin bir aristokrat ya da kraliyet ailesi mensubu olduğu iddialarını destekliyor. Her ne kadar kimliğinin tespiti mümkün olmasa da, mezarın Kral Saebert’ in kardeşi Seaxa’ ya ait olduğu tahmin ediliyor.

Zorlu araştırmalar sonucunda, 6. yüzyılda yapılan mezar odasının rekonstrüksiyonu. © MOLA

Çevrede bulunan altın paralar arkeologların mezarı bulmasına yardımcı oldu. © MOLA

Editör / Yazar: Selin Ayça ÇELEBİ

Kaynak: https://www.iflscience.com/editors-blog/britains-answer-to-tutankhamuns-tomb-discovered-between-a-supermarket-and-a-pub/

Continue Reading

Arkeoloji

Bilim İnsanları, Kehribar İçine Sıkışmış Antik Deniz Canlıları Buldu

Published

on

Güneydoğu Asya’daki Myanmar’ da bulunan kehribar, görünüşe göre 100 milyon yıl önceki doğal dünyayı incelemek için inanılmaz derecede zengin bir kaynak haline geliyor. Geçen yıl, kurbağalar, salyangozlar, bir yılan, garip tüyler ve oldukça tuhaf böcekler ortaya çıktı. Bütün bunların ortak noktası ise karada yaşayan canlılar olması. Fakat şimdi paleontologlar küçük bir kretase dönemi kehribar parçası yığınında gerçekten garip bir şey keşfettiler: deniz canlıları, karada yaşayan canlılar ile yan yana. Dört deniz salyangozu ve okyanustan genç bir ammoniti. Yüksek ve düşük gelgit arasındaki bölgede yaşayan dört balık kenesi (ve mutemelen üç tane daha) de sahil kumu ile birlikte kehribarın içerisinde. Karasal canlı olarak kehribar, 22 akar, bir örümcek, 12 yetişkin böcek (sekiz sinek, iki ateşböceği, bir parazitik yaban arısı ve bir hamam böceği) ve bir kırkayak içeriyor. Ve hepsi bir yığın halinde 33-29-9.5 milimetrelik bir hacim içerisinde.

Araştırmacılar, “Kehribarda suda yaşayan organizmaları bulmak nadirdir ve kehribarda denizde yaşayan organizmalarını bulmak daha da nadirdir, ancak bu kehribar makroskobik deniz organizmalarıyla birlikte intertidal, karasal ve potansiyel olarak tatlı sudaki su organizmaları bulunduruyor.” yazdı. Kehribar kesinlikle gizemli. Paleontologlar, örneğin, kaç yaşında olduğunu çözemediler. Kehribarın bulunduğu volkanik kaya matrisindeki zirkonların uranyum-kurşun tarihini en fazla 98,8 milyon yıllık, ancak kehribarın üzerindeki kumtaşı tabakasının fosilleşmiş bir amonit içerdiği ve 113 milyon yıldır orada olduğu düşünülüyor. Kehribarın, toplandığı yataktan daha yaşlı olması mümkün. Bu yüzden 113 milyon yıldan daha eski olabilir. Bu, şu anda çözülemeyen bir sorun.

Neyse ki, nasıl aynı kehribar parçası içerisinde böylesine çeşitli canlıların olduğu, tahmin etmesi biraz daha kolay bir konu. İşte ipucu : Ammonit ve deniz gastropodlarının kabukları hafifçe aşınmış, önemli miktarda bir ammonit kabuğu kaybolmuş ve açıklığı kumla tıkanmış; Ayrıca ammonite veya salyangoza ait yumuşak doku belirtileri de yok. Reçine suya batırıldığında düzgün şekilde katılaşmaz. Bu nedenle suya bir damla düşmesi ve deniz hayvanlarını topladıktan sonra kehribara dönüşmesi pek mümkün değil. Paleontologlar, burada gördüğümüz deniz canlılarının çoktan öldüklerini, kabuklarının gelgitlerle taşındıklarını ve kumsala vurdukları sonucuna vardılar .

Orada da bir ağaç reçinesi bloğunda yakalandılar. “Reçine içindeki makroskopik deniz makrofosillerinin varlığı reçine ormanının bir sahile yakın bir yerde olduğunu, muhtemelen bir plajın yanında büyüdüğünü ve istisnai olaylara maruz kalabileceğini öne sürüyor ” yazdı araştırmacılar.“Kabuklar, istisnai derecede yüksek, belki de fırtına kaynaklı bir gelgit, hatta bir tsunami veya başka bir yüksek enerji olayı kaydedebilir.

Alternatif ve daha muhtemel olarak, reçine kıyı ağaçlarından sahile düşerek, karasal eklembacaklıları ve plaj kabuklarını topladı ve son derece yüksek enerjili plaj ortamından sağ çıkıp kehribar olarak kaldı.” Ve Myanmar’ daki bir kumtaşı yatağının altına gömülen kehribar bu şekilde milyonlarca yıl kaldı. Deniz hayvanları içeren diğer kehribar örnekleri bulunana kadar bu tür kalıntıların nasıl ortaya çıktığı hakkında daha fazla bilgi edinemeyebiliriz.

Editör / Yazar: Ramazan Fırat Şahin

Kaynak: https://www.sciencealert.com/cretaceous-sea-creatures-have-been-found-trapped-in-amber-alongside-insects

Continue Reading

Arkeoloji

Tutankhamun’un Karmaşık Ailesi ve Firavun Kız Kardeşi

Published

on

Tutankhamun’dan önce kadın bir firavunun bölgeye hükmettiği arkeologlarca bilinen bir gerçek. Hatta şu an Tutankhamun’un mezarı olan lahit aslen bu hükümdar için yapılmıştı. Bu firavunun adı bilinse de – Neferneferuaten Ankhkheperure – gerçek kimliği açığa çıkarılamamıştı. Yeni yapılan tartışmalı araştırmalara göre bu hükümdar Tutankhamun’un 2 ablasından biri. Muhtemelen Tutankhamun’ un babası Kral Akhenaten hayata veda ettikten sonra sonra küçük ablası Neferneferuaten 12 yaşında ilk kadın firavun olarak hükmetmeye başladı ve ablası Meritaten de ona eşlik etti. Ama Meriaten’ in eşlikçi pozisyonu uzun sürmedi. Kardeşinden 1 yıl sonra kendini de firavun ilan ettiğini ifade ediyor Quebec Üniversitesi profesörü Angenot, geleneksel anlayış olan kraliçe ve firavun hükümdarlığının yerine 2 firavun olarak hükmettiler. Angenot ’un iddiaları Mısır bilimciler tarafından kabul edilmedi. Genel görüş bahsi geçen eşlikçi kraliçenin Tutankhmun’un üvey annesi Nefertiti olduğu yönünde.

Tutankhmun’un Karmaşık Ailesi

İngiliz arkeolog Howard Carter Tutankhamun’ un mezarını keşfettiğinden beri Tutankhamun’un ailesi oldukça ilgi çekiyor. Tutankhamun’un aile ilişkileri oldukça karmaşıkt. Babası Firavun Akhenaten, antik Mısır tanrısı, güneş diski olarak bilinen Aten’e tapınıyordu. Veba Mısır’ı vurduğunda Akhenaten hükümdarlığının 17. yılındaydı. Profesör Angenot’a göre o dönemde Firavun’un 3 kızı vebadan hayatını kaybetmişti. Live Science’a yaptığı açıklamada ‘vefat eden 3 çocuğunun ardından hayatta kalan 4 çocuğunu hükmetmek için hazırlamaya başladığına inanıyorum.’ dedi. Böylece Akhenaten en büyük kızı Meritaten’le evlendi ve diğer kızı Ankhesenpaaten’ i Tutankhamun’ la evlendirdi.

Böylece Tutankhamun kral olduğunda kızı da kraliçe olarak ona eşlik edecekti. (Mısır’da kraliyet arasında aile içi evlilikler normal görülüyordu.) Çocuklarını taker taker kaybederken en küçük çocuğu Neferneferuaten 7 yaşındaydı. Çok küçük olduğu için iyi bir kraliçe olamazdı. Çocuk sahibi olamayacağı için soyu devam ettiremezdi, yalnızca firavun kanı taşıyordu. Bu noktada Akhenaten onu kraliçe değil kral ilan etmeye karar verdi ve firavun ilan etti. Eğer bu teori doğruysa Akhenaten yaşamını yitirmesinin hemen ardından Tutankhamun tahta geçmek için fazla küçükken Mısır’a hükmeden gizemli kadın firavun Neferneferuaten Tasherit’ti.

Gizemli Kraliçe

Akhenaten’in yaşamını yitirmesinden sonra bir kraliçenin hükmettiği 50 yıldır biliniyor. Tutankhamun’un mezarına yapılan incelemeler mezarın aslında bir kadın için yapıldığını ve üzerinde isim kalıntıları olduğu görüldü. Çoğu Mısır bilimci bunun ismini değiştiren Nefertiti olduğunu, bazılarıysa babasıyla evlenen Meritaten olduğunu düşünüyor. Angenot’sa en mantıklı olanın doğum ismini kullanan Neferneferuaten’in hükmetmiş olması olduğunu düşünüyor. Bu yalnızca bir tahmin değil. Kraliyet isimleri genellikle doğum isimlerini de kapsar. ‘Bu yüzden bu gizemli kadının Nefertiti ya da Meritaten olamayacağını düşünüyorum çünkü ikisinin de isimleri Neferneferuaten değil. Kraliyet ismi ve doğum ismi uyuşan tek aday Neferneferuaten. Tek problem en küçük çocuk olduğu için tahta oturma şansının düşük olması.’ diyor Angenot.

Angenot, Neferneferuaten’in tahta oturmuş olduğuna dair kanıtlara sahip. Bir sanat tarihçisi olarak, daha önceden bulunan ve Akhenaten’in ya da Nefertiti’nin olduğu düşünülen heykel ve kafa tasının genç Prenses Neferneferuaten’e ait olduğunu iddia ediyor. Dahası göstergebilimsel analizler başla yapılan bir jestin Akhenaten ve Meritaten’in çocuklarının çizmlerinde ve 2 kraliyet üyesinin tamamlanmamış ikonlarında görüldüğünü kanıtladı ki bu Neferneferuaten firavun olarak hükmetmeye başlamasının ardından ablası Meritaten’in ona eşlik ettiğinin göstergesi.
Tutankhamun’dan sonra gelen hükümdar iki kadının hükümranlığını onaylamadığı için döneme ait ikonların yok edilmesini emretmiş ve bu yüzden o dönem hakkında çokk fazla bilgimiz yok.
Neferneferuaten ve Meritaten aynı kraliyet ismini paylaşmış olabilir. Üstelik Mısır’ ın kadınlar tarafından yönetilmesi görülmemiş bir şey değildi. Daha önce Hatshepsut ve Sobekneferu tarafından da yönetilmişti.

Ya Sonra?

Angenot araştırmasını 20 dakikalık bir sunum olarak sundu ve şu an kağıda döküyor. Çoğu Mısır bilimci daha fazla bilgi edinebilmek için araştırmanın yayınlanmasını bekliyor.  ‘Ahmose and Tetisheri Project’in yönetmeni Mısır bilimci Stephen Harvey, Angenot’un iyi bir araştırma yaptığını ve kimin olduğu belli olmayan heykeller için iyi bir dayanak oluşturduğunu ve fikirlerini nasıl sunduğunu görmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Tamamen karşıt fikirlere sahip olanlar da yok değil bir başka Mısır bilimci Aidan Dodson bu teorinin ilginç olmasına rağmen inanılabilir olmadığını ifade etti. Dodson bir jestin 18. Hanedanın bir prensesiyle bağdaşlaştırılmasının olanaksız olduğunu belirtiyor ve bahsi geçen kadın firavunun Nefertiti olduğuna dair bir kitap yazıyor.

Dahası tamamlanmamış abidelerde 3 hanedan üyesinin ismi için daha isim kabartması var. Bunlardan 2’s, krala ve biri de kraliçeye ait olabilir. Dodson, Angenot’un kendisine ‘2 kadın firavun aynı ismi kullandığı için bu isimler birleştirilip Neferneferuaten Ankhkheperure Meritaten şeklinde işlenmiş olabilir.’ dediğini iddia ediyor ama daha sonraları bu yöntemi destekleyen hiçbir uygulama olmadığı için bunun yanlış olduğunu savunuyor. ‘Ek olarak Neferneferuaten, önceleri Nefertiti’ nin isminin bir parçasıydı yani eşi hayatını kaybettikten sonra bu ismi firavun ismi olarak kullaması çok da şaşırtıcı olmazdı.’ diyor Dodson. Mısır Bilimci Harvey Angenot’ un çalışması yayınlandığında değerlendirilmesinin daha kolay olacağını ve konu hakkındaki detayları öğrenip iyi bir değerlendirme yapmayı istediğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65433-king-tut-sisters-pharaoh.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar