fbpx
Connect with us

Uzay

Dünya’nın Atmosferi Düşündüğümüzden Daha Büyük: Ay’ın Bile Ötesine Gidiyor

Published

on

Biz insanlar her şeye etiket ve sınır koymaya meraklıyızdır. Örneğin, Dünya’nın atmosferi ile uzay arasındaki sınırın ismi Karman çizgisidir. 100 kilometre irtifada yer alan bu noktada, havacılık sona erer ve uzayda yolculuk bilimi devreye girer. Fakat Dünya’nın atmosferi, bundan çok daha karmaşık bir şeydir (hatta Karman çizgisinin nerede olması gerektiğine dair bazı tartışmalar da mevcut). Şimdiyse; gökbilimcilerden oluşan bir takım, bunun düşündüğümüzden çok daha büyük olduğunu keşfetmiş. O kadar büyük ki; Ay’a kadar uzanıyor ve sonra yine o kadar uzağa gidiyor. Eksozfer şeklinde isimlendirilen bir atmosfer katmanının parçası olan bu bölge, jeohâle (geocorona) şeklinde adlandırılıyor. Bu alan, uzak morötesi ışıkta parlayan ince bir nötr hidrojen bulutundan oluşuyor. Bulut çok ince olduğu için, ölçülmesi zor olmuş. Daha önce, üst sınırının Dünya’dan yaklaşık 200.000 kilometre uzakta olduğu düşünülüyormuş; çünkü bu noktada Güneş’in radyasyon basıncı, Dünya’nın yerçekimini etkisiz hale getiriyormuş. Avrupa Uzay Ajansı ile NASA’nın ortak sahibi oldukları Güneş ve Heliosfer Gözlem Aracı’ndan (SOHO) gelen verilere göre, belirlenen sınırın gerçek sınırla uzaktan yakından alâkası yokmuş. Bilim insanlarının bulduğuna göre jeohâle, 630.000 kilometre kadar dışa uzanıyor. Yani; çok sevgili uydumuzu, atmosferik şekilde kucaklıyor. Rusya Uzay Araştırması Kurumu’nda fizikçi olan Igor Baliukin, “Ay, Dünya’nın atmosferinde geziyor” diyor. Aslında, 384.400 kilometrelik ortalama bir uzaklıkla, neredeyse onun tam ortasında duruyor.

Jeohâle çizimi (ölçekli değil). ESA

SOHO’nun, bu gözlemleri yirmi yıldan uzun bir süre önce; 1996 ile 1998 arasında yapmış olması, durumu çok daha ilginç hale getiriyor. Söz konusu veriler, birinin bir yolunu bulup incelemesi için arşivde öylece duruyormuş. Bahsi geçen ölçümler; jeohâleyi haritalamak için gözlem aracının SWAN cihazı kullanılarak özel olarak alınmış. Bu cihaz, Lyman-alfa fotonları şeklinde adlandırılan ve hidrojen atomlarından çıkan uzak morötesi yayımları ölçmek için özel olarak tasarlanmış hassas bir cihaz.

Bu şeyleri Dünya’dan göremiyoruz (atmosferin iç katmanlarında emiliyorlar), bu yüzden; uzayda onları arayacak cihazlara ihtiyacımız var. Örneğin Apollo 16 astronotları, 1972 yılında jeohâlenin bir fotoğrafını çekmeyi başarmıştı; üstelik, içerisinde durduklarını bile bilmeden.

Apollo 16 astronotlarının Ay’dan çektiği jeohâle fotoğrafı. (NASA)

SWAN cihazı, uzayın uzak kısımlarından gelen Lyman-alfa yayımlarını süzerek, jeohâleden gelen ışığı titizlikle ölçebiliyor. İşte, daha detaylı olan bu haritaya olanak sağlayan şey de bu. Bu şey şaşırtıcı boyutlu olmasının yanısıra, Güneş’in tuhaf bir etkisini de ortaya çıkarmış. Dünya’nın Güneş gören tarafında yer alan hidrojen atomları, Güneş ışığı tarafından sıkıştırılıyor ve santimetreküp başına 70 atomdan oluşan bir yoğunlukla son bulup, Ay yörüngesinde 0.2 atoma kadar inceliyor (hiç yoğun değil; fakat gerçekte hâlâ bir boşluk).

Gece tarafında yer alan hidrojenlerin yoğunluğu ise, Güneş’in radyasyon basıncından dolayı daha yüksek; bu durum bir nevi, kuyrukluyıldızın kuyruğuna benzeyen bir görüntüyle nihayet buluyor. Bu hidrojen atomları, morötesi radyasyonu dağıtsa da; söz konusu miktar önemsiz kalıyor; özellikle de Güneş’in savurduğu çok büyük miktarlarla karşılaştırıldığı zaman. Bu durum, astronotlar için tehlikeli bir radyasyon ortamı oluşturuyor. Bu yüzden jeohâlenin tam kapsamını bilmek, uzayın keşfinde çok büyük farklılık sağlamayacak.

Bu keşfin taşıdığı anlam ise; jeohâlenin içerisindeki tüm uzay teleskoplarının, derin uzay gözlemleri için muhtemelen Lyman-alfa dayanaklarını ayarlamaya ihtiyaç duyacak olmaları. SWAN’ın eski baş araştırmacısı olan ve Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde (CNRS) çalışan gökbilimci Jean-Loup Bertaux, şöyle söylüyor: “Yıldızların ve galaksilerin kimyasal bileşimleri üzerinde çalışma yapmak için gökyüzünü morötesi dalgaboylarında gözlemleyen uzay teleskoplarının, bu durumu hesaba katması gerekecek.” Daha ilginç olan ne biliyor musunuz? Aslında hiçbir insan evladının, Dünya’nın atmosferinin dışına çıkmamış olması. Galiba yapacak bazı işlerimiz var…

Takımın araştırması, Journal of Geophysical Research: Space Physics bülteninde yayınlandı.

Kaynak: https://www.sciencealert.com/earth-s-atmosphere-is-so-big-that-it-actually-engulfs-the-moon

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fizik

22 milyon yıllık yolculuk Türkiye’de son buldu

Published

on

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan, bir grup bilim insanıyla, Bingölün Sarıçiçek köyüne 2015 yılında düşen gök taşının izini sürdü. Doç. Dr. Ünsalan, nadir görülen bu göktaşının Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki kraterden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettiklerini söyledi. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan ile aralarında NASA’dan görevlilerin de bulunduğu 79 bilim insanı, Bingöl kent merkezine 10 kilometre uzaklıktaki Sarıçiçek köyüne 2 Eylül 2015 tarihinde düşen ve ‘Sarıçiçek’ adı verilen gök taşını araştırdı. Gök taşının yaşını, yapısal özelliklerini ve geldiği noktayı tam olarak belirleyen bilim insanlarının hazırladığı makalenin başyazarlığını ise Doç. Dr. Ünsalan yaptı. Doç. Dr. Ünsalan, ‘Meteoritics and Planetary Science’ dergisinde yayınlanan makalede yer alan bulgularla ilgili Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budaka bilgi verdi.

‘ÖNEMLİ BULGULAR ORTAYA ÇIKTI’

Yaklaşık 9 yıldır, meteoritler ve asteroit madenciliği üzerine çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Doç. Dr. Ünsalan, “NASA- SETI Enstitüsünden Dr. Peter Jenniskens ve bir öğrencimle köydeki çalışmalarımızda 343 göktaşı örneği topladık. Bu örnekleri makalede görev alan bilim insanlarına ulaştırdık. Uzmanlık alanlarına göre bilim insanları gök taşı üzerinde incelemelerde bulundu. Ortaya çok önemli sonuçlar çıktı. NASA’nın DAWN görevi kapsamında elde ettiği verilerden de yararlanarak, nadir görülen gök taşının, Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki Rheasilvia çarpma tabanında bulunan Antonia kraterinden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettik. Bu durumu ilk kez bilimsel olarak kanıtlamış olduk” dedi.

‘YÜZDE 95’İNDEN FAZLASI SÜRTÜNMEDEN DOLAYI PARÇALANDI’

Bingöle düşen gök taşının ilk oluştuğu süreçte çok daha büyük olduğunu ve dünyaya düştüğü sırada atmosferde yüzde 95inden fazlasının sürtünmeyle parçalandığını vurgulayan Doç. Dr. Ünsalan, “Dünyaya yakın asteroidlerin bir haritası mevcut. Ülkemiz de bu konuda önemli adımlar atıyor. Birçok ilde meteor takip sistemlerimiz var. Bunu daha önce TÜBİTAK projesiyle başlatmıştık. Dünyanın atmosferine yaklaşan bir meteoroidin özelliğini bilirseniz ondan kendinizi korumak için onunla nasıl mücadele edeceğinizi de bilirsiniz. 4 Vesta asteroidinden kopup da zaman içerisinde dünyamıza girebilecek olan bir takım Vesta kökenli meteoroitlerle karşılaşırsak artık nasıl bir mücadele yapabileceğimizi biliyoruz.

Atmosfere girmeden önce Sarıçiçek gök taşının büyüklüğü yaklaşık 1 metre civarındaydı. Ancak tonlarca kütlelerden bahsediyoruz. O tonlarca kütlenin yüzde 95inden fazlası sürtünmeden dolayı küçük parçalara ayrıldı. Santimlere indi. 1 metrelik bir parçanın gelmesi halinde neyle karşılaşacağımızı artık biliyoruz. Biz bunu artık çok rahat bir şekilde 20 metreye uyarlayabiliriz” diye konuştu.

‘SANİYEDE 17 KİLOMETRE HIZLA ATMOSFERE GİRDİ’

Çalışmalarda yer alan Dr. Jenniskensin bulgularıyla ilgili de bilgi veren Doç. Dr. Ünsalan, “Gök taşı dünya atmosferine girdiğinde saniyede 17 kilometre hızla ilerliyordu. Sarıçiçek köyündeki saçılma alanına bakıldığında ise gök taşının 33 kilometre irtifada parçalanmaya başladığı ortaya çıktı. Ayrıca gök taşı örneklerinde; zirkon, baddeleyit, karbon, kalsiyumca zengin piroksen, az miktarda kamasit ve troilit, merrilit, kromit, olivin ve ilmenite rastladık” dedi. Makalenin uluslararası ve 4 yıllık bir çabanın sonucu bilime kazandırıldığını söyledi.

‘TÜRK BİLİM İNSANLARI ÜLKEMİZİN ADINI DÜNYAYA DUYURUYOR’

Fizikçi ve gezegen bilimci Doç. Dr. Ünsalan’ın çalışmalarıyla Ege Üniversitesi’nin gurur kaynağı olduğunu söyleyen Rektör Budak, “Öğretim Üyemiz Doç. Dr. Ozan Ünsalan hocamızın liderliğinde uluslararası bilim insanlarından oluşan araştırma grubu bir süredir yürüttüğü çalışmayı tamamladı. Türk araştırmacımız üstlendiği görevle üniversitemiz ve ülke adına önemli bir başarıya imza attı ve gururumuz oldu. Ülkemizde ve üniversitemizde uluslararası arenada hiçbir komplekse kapılmadan işte bugün de olduğu gibi uluslararası başarılara imza atıyoruz. Ege Üniversitesi olarak bu da bize bir şey gösteriyor, Türk bilim insanları, özgüven içerisinde ülkemizin ve üniversitelerimizin adını dünyaya duyuruyor. Hocamıza bu çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum, kendisini tebrik ediyorum. Her anlamda da hocamızın çalışmalarının yanındayız” diye konuştu. Kaynak: Milliyet

Continue Reading

Uzay

Ryugu asteroidinde suyun varlığına işaret eden mineraller keşfedildi

Published

on

Japonya’ nın Ryugu asteroidine gönderdiği Hayabusa 2 uzay aracının, asteroit üzerinde suyun varlığına işaret eden mineraller keşfettiği bildirildi. Kyodo ajansını haberine göre Aizu Üniversitesi, Japonya Uzay Araştırma Ajansı ve diğer kurumlardan bir araştırma ekibi, uzay aracının kızılötesine yakın spektrometresinin (tayfölçer), Ryugu’ nun yüzeyinde “hidroksil içeren mineraller” olduğunu tespit ettiğini belirtti. Aizu Üniversitesinden Kohei Kitazato, “Ryugu’ yu, bir miktar su olduğu tahminine dayanarak hedef olarak seçme kararı yanlış değildi.” değerlendirmesinde bulundu.

Eğer asteroitten alınan örnekler, Dünya’daki suyun izotoplarıyla benzer bir bileşime sahipse asteroitte su bulunduğu hipotezinin doğru olduğunun kanıtlanabileceği bildirildi. Örnekler yaşamın yapı taşları olabilecek bazı organik maddeler içeriyor. Ryugu’ dan alınan kaya örneklerinin aynı zamanda yaşamın yapı taşları olabilecek bazı organik maddeler de içeriyor olabileceği yorumu yapıldı. Araştırmacıların konuya ilişkin açıklamaları ” Science ” dergisinin internet sitesinde yayımlandı.

Japon Uzay Araştırma Ajansı (JAXA), önceki gün, Hayabusa 2′ nin, 5 Nisan’da, güneş veya uzay ışınlarına maruz kalmayan daha derin yer altı örneklerini toplamak için asteroit yüzeyine 2 kilogram patlayıcı bırakarak krater açacağını açıklamıştı. Hayabusa 2, 22 Şubat’ta Dünya’dan yaklaşık 300 milyon kilometre uzaklıktaki asteroide inmişti. Uzay aracının Güneş Sistemi’ nin oluşumuna ışık tutacak kaya örnekleri toplayarak Dünya’ya dönmesi planlanıyor.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.japantimes.co.jp/news/2019/03/20/national/science-health/hayabusa2-detects-minerals-containing-water-ryugu-asteroid/#.XJIqrigzaUk

Continue Reading

Uzay

NASA’nın 12 milyar dolar harcadığı dev Mars roketi beklentileri karşılamıyor

Published

on

NASA’nın insanlı Mars ve Ay görevleri içi hazırladığı dev roket SLS, harcanan 12 milyar dolara rağmen bir türlü bekleneni veremiyor. Uzay ajansı roketin 2020 yılında da fırlatılamayacağını açıkladı. NASA’nın insanlı derin uzay görevleri için hazırladığı devasa roketi SLS (Space Launch System), bir türlü bekleneni veremiyor. Art arda gelen erteleme kararları ve teknik problemler nedeniyle roketin geleceği şu anda tamamıyla belirsiz bir hale gelmiş durumda. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili bir basın toplantısı düzenleyen NASA başkanı Jim Bridenstine, SLS’nin 2020 yılında da fırlatılamayacağını açıkladı.

2011 yılından bu yana geliştirme süreci devam eden SLS’nin aslında 2017’de ilk görevine çıkması bekleniyordu. Ancak NASA ve roketin üretiminden sorumlu olan Boeing, geride bıraktığımız üç yıl içerisinde tam üç farklı erteleme kararı alarak roketin fırlatma tarihini 2017’den 2020’ye almıştı. NASA-Boeing ikilisi şimdiyse roketin 2020 yılında da kalkışa geçemeyeceğini söylüyor. SLS projesi NASA’nın önümüzdeki 20 yıllık insanlı uzay görevleri planları için çok büyük bir öneme sahip. Zira uzay ajansının Ay, Mars ve hatta bazı asteroitlere düzenlemeyi planladığı tüm uzay görevlerinin merkezinde SLS roketi bulunuyor.

Ancak 2011 yılından bu yana harcanan yaklaşık 12 milyar dolara rağmen roketin geleceğinin hala belirsiz olması nedeniyle şu anda ABD’de ciddi bir tartışma ortamı oluşmuş durumda. Sektörün önde gelen bazı isimleri NASA’nın daha fazla zarar etmeden projeyi derhal iptal etmesi gerektiğini bile söylüyor. Bu alanda kendisini kanıtlayan Elon Musk’ın Falcon Heavy ve Starship roketlerine yatırım yapılmasının daha uygun olacağı konusunda öneriler var.

SLS roketinin 2020 için planlanan EM-1 (Exploration Mission 1) görevinde NASA, Orion kapsülünü Ay yörüngesine fırlatıp geri getirmeyi planlıyordu. SLS’nin hazır olmaması nedeniyle bu görev şu anda elbette tehlikeye girdi. NASA başkanı Jim Bridenstine ise EM-1 görevini SLS roketi olmadan da gerçekleştirebileceklerini söylüyor.

SLS yetişmedi, Elon Musk yardıma geliyor

Bridenstine yaptığı açıklamalarda,”SLS roketinin beklediğimiz tarihte uçması mümkün görünmüyor. Projenin ne kadar zorlayıcı olduğunu şu anda çok iyi anlıyoruz. Biraz daha zamana ihtiyacımız olacak. Ancak bir konuda çok net konuşmak istiyorum. NASA olarak eğer bir söz verdiysek bu söze bağlı kalmamız gerek. 2020’de Ay yörüngesine bir görev düzenleyeceğimizi söyledik ve bunu yapmalıyız. Bu hedefi gerçekleştirmek için her türlü seçeneceği değerlendirmemiz gerekiyor.” sözlerini kullandı.

Bridenstine, özel şirketlerin ürettiği roketleri işaret ederek,”Amerika Birleşik Devletleri’nin büyüklüğünü de işte tam olarak burada görebiliyoruz. Şu anda kullanabileceğimiz tamamıyla hazır halde bulunan başka imkanlarımız da var. EM-1 misyonunu bu şekilde gerçekleştirebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Jim Bridenstine EM-1 görevi için tam olarak hangi şirketle anlaşacaklarını elbette henüz söylemedi. Ancak ArsTechnica’dan Eric Berger’in haberine göre Elon Musk’ın uzay şirketi SpaceX, şu anda hali hazırda NASA ile görüşmelere başlamış durumda. SpaceX’in Falcon 9 ve Falcon Heavy roketleriyle EM-1 görevi için rakiplerinin önünde olduğu söyleniyor.

Tabi EM-1 görevi SpaceX roketleriyle başarılı bir şekilde tamamlansa dahi NASA, SLS projesindeki başarısızları nedeniyle eleştirilerin odağı olmaya devam edecek. Son ertelemelerle beraber roketin maliyetinin 14 milyar dolara çıktığı belirtiliyor. Ayrıca SLS’nin üretim ve kalkış maliyetlerinin çok pahalı olması ve teknoloji anlamında da SpaceX’in Falcon Heavy ve Starship roketlerinin gerisinde kalması nedeniyle de ciddi eleştiriler gelmeye devam ediyor.

SLS, başarıyla tamamlanması halinde insanlığı Ay’a götüren Saturn V’i de geride bırakarak tarihin en güçlü roketi ünvanını eline geçirecek. Devasa roket aynı zamanda SpaceX’in Falcon Heavy roketin de yaklaşık 1.8 kat daha güçlü olacak. Bakalım Space Launch System’ın ilk kez kalkışa geçtiği tarihi anları görebilecek miyiz.

Editör / Yazar: İsa EKİCİ

Kaynak: https://arstechnica.com/science/2019/03/nasa-to-consider-use-of-private-rockets-for-first-orion-lunar-mission/

Continue Reading

Öne Çıkanlar