fbpx
Connect with us

Teknoloji

Dünyayı Değiştirecek Futuristik Buluşlar ve Yeni Teknolojiler

Published

on

Gelecek, meraklıları için akla gelmeyecek gelişmeler barındırmaktadır. Umutlarımız, hayallerimiz ve en korkunç kabuslarımız bir kenara bırakıldığında; Geleceğin barındırdığı gelişmelerden birisi de kaçınılmaz biçimde teknolojik gelişmelerin sürekli ilerleyişidir. Günümüz gençleri, yaşadıkları zaman dilimine de bağlı olarak dünyadaki benzeri görülmemiş bir biçimde katlanarak ilerleyen teknolojik gelişmeleri biliyorlar. Geçmişte yapılan ve dünyayı değiştiren keşiflere, o zamanlar kimsenin aklına bile gelmeyen buluşlara baktığımızda, gelecekte dünyayı sarsacak şaşırtıcı buluşların bize hiç olmadığı kadar garip ve daha büyük geleceği düşüncesi kaçınılmazdır.Gelecekte bizi bekleyen keşiflerin ve icatların neler olduğunu tabiki de kestiremeyiz ancak işe ortaya birkaç çılgın ve spekülatif tahmin atarak başlayabiliriz.

Geleceğin keşifleri nasıl gözüküyorlar ?

  • İnsan evrimini yeni bir noktaya getirebilecek olan; kendi kendine yetebilen ve kendini sürdürebilen uzay kolonileri ve sınırsız füzyon enerjisi.
  • İnsanoğlunun teknoloji iştahını bir adım daha ileriye götürebilecek olan ; uçan arabalar ve robot hizmetkarlar.
  • Artık geride kalmış ve modası geçmiş bir olgu olarak hatırlanabilecek, “ölüm”.

Kişisel robot asistanlar

Robot hizmetkarlarımız geçtiğimiz yüzyıldan bu yana ortak hayallerimizden biri. Robotik veya makine öğrenimi hakkında geçerli bir çalışmanın, bir bilim kolunun varlığından yıllar önce dahi, robot hizmetkarlarımızı karikatürize ve kurgusal temsillerle kültürel belleğimize aldık. İster Jetgiller çizgi filmi olsun, ister Asimov ’ un çığır açan bilim kurgu romanı (Ben Robot); İnsanoğlu, bu antropomorfik (insan biçimli) hane halkı üyeleri için kalplerinde her zaman bir yer açtı. Endrüstriyel robotlar yıllar boyu faydalı bir biçimde tarih sahnesinde yer alırken, ticari kişisel robotlar dünyası, üretildiği halde piyasaya sunulamamış ürünler ve robot süpürge gibi basit buluşlar nedeniyle insanlık için bir hayal kırıklığı oldu. Devrimci teknolojiler olan, Amazon ’un Alexa’sı ve Apple’ın Siri’si gibi gelişmelerle bu alanda doğru yönde adımlar atılmış olsa da insan hayalindeki yapay zeka sahibi robotlar için belli ki beklememiz gerekecek. Yapay zeka insan hizmetkarı robotların olduğu ve akıllı telefonlarımız kadar yaygınlaştığı yer kuşkusuz ki gelecektedir.

Tamamen içerisine girebileceğiniz bir sanal gerçeklik

Tamamen içerisine girebileceğiniz bir sanal gerçeklik, Bağlanın, yükleyin ve asla içerisinden çıkmayın.

Sürükleyici bir şekilde sizi başka dünyalara taşıyacak bir sanal gerçeklik teknoloji meraklıları ve fütüristler için bu alandaki zirvedir. Eşi benzeri görülmemiş “tam dalış VR” ( virtualreality) için henüz, bu tür bir teknolojinin ortaya çıkaracağı kültürel ve felsefi olgular üzerine çalışılmaya başlanmasa da gerçekliğin mükemmel bir sadakatle simüle edilebilmesi sonucu gerçek ve gerçek olmayan arasındaki çizginin zayıflaması, insanoğlunu psikolojik olarak bir anlamsızlığa sürükleyebilir. Çünkü böyle bir teknoloji ortaya çıkarsa, bu teknolojinin taraftarları zihni sonsuza kadar meşgul edebilecek en yoğun simülasyonları yaratabilirler ve bu toplumsal yapı için oldukça zararlı olabilir. Düşünsenize sonsuz mutluluk içerisinde Satürn’ün sularında yüzebilecekken, neden karmaşa içerisindeki şehirde gece dışarıya çıkasınız ki ?

Canlı Dondurma

(Cryonics : bir canlıyı dondurup ileride yeniden dünyaya getirmek amacıyla yapılan işlemler bütünü ) Sonsuza kadar peşimizde olan azılı düşmanımız, ölüm ve nihai yenilgimiz, hayatın kaçınılmaz gerçeği. Ancak şimdilerde insanlar ölümü nasıl yenebileceğini düşünmeye ve fikirler üretmeye başladılar. Ölümü yenmek için ortaya atılan fikirlerin en garip olanlarından birisi de, kelimenin tam anlamıyla kendimizi dondurmaktır. Cryonics, bir gün bir insanı canlandırabileceğimiz umuduyla bir insan cesedini dondurmanın “bilimidir”. Bu bilimde oldukça tartışılan bir konu olsa da canlı dondurmanın işe yarayacağını düşünen oldukça ateşli fanatikler bu konuda ısrarcılardır. Ne de olsa ölüm geldiğinde elimizden geldiğince çaba sarfetmek ve her ihtimali değerlendirmekten başka yapacak bir şeyiniz yoktur.

Dünyanın en büyük Cryonics organizasyonu başkanı Dennis Kowalski şöyle diyor, “Geri getirilebileceğinin garantisi yok, fakat gömülürsen veya yakılırsan asla geri getirilemeyeceğin kesin”.
Günümüzde buna şarlatanlık ve sahte doktorluk denilse de belki de gelecekte donmuş binlerce insanı geri getirebilmek için bir adım olabilir. Son gelişmelerde Yale bilim insanları öldüklerinden saatler sonra domuzların beyin işlevlerini geri getirmeyi başarabilmekteler.

Mekanik Dış İskeletler

Dış iskeletler yeni ortaya atılmış bir teknoloji değildir. 1960’lardan bu yana askeri amaçlarla bu alanda araştırmalar ve geliştirmeler yapılmaktadır. Bu teknolojinin yakın gelecekte milyonların hayatını değiştirme potansiyeli oldukça muhtemel bir olasılık olarak gözükmektedir. Uzmanlar, işçilerin henüz robotlar tarafından otomatikleştirilemeyen insan üstü güç isteyen işlerde, endrüstriyel şirketler tarafından daha çok kullanılacağını söylüyorlar. Diğer bir açıdan da mekanik dış iskeletler yaşlıların ve engelli bireylerin yardıma veya daha düşük teknolojili çözümlere ihtiyaç duymadan gündelik yaşamlarını sürdürmelerine olanak sağlayabilecek. Hali hazırda TheVerge muhabirleri, SuitX tarafından yapılan motorize bir medikal dış iskeletin engelli bir insan tarafından kullanılarak yürümesine nasıl yardımcı olduğunun haberini de yayınladılar.

Uçan Arabalar

Uçan arabalarımız nerede kaldı diye sorduğunuzu duyar gibiyiz. Yıllarca gelecekte arabalar uçacak sözlerini duyduk durduk fakat ortalıkta uçan araba göremedik. Fakat bu artık belki değişiyor olabilir. Fakat fazla uçmadan, Uber gibi bir dizi şirket hava taksi filosu oluşturmak gibi bir niyetleri olduğunu açıkladırlar. Bu gelişmeler uçan arabalar yapılması için gerçek ciddi çalışmalar yapılmasını hızlandırdı. Fakat hayallerimizden farklı olarak gerçekte bu uçan araba prototipleri büyük boy dört pervaneli dronlara (quadcopterdrone) benzemekteler. Bladerunner tarzı araçlar gibi de olsa dronlara da benzeseler bu araçların yeryüzünün görünüşünü ve altyapısını değiştirme gücü yadsınamaz. Otomobillerin gelişini düşünün, dünyanın yarısını asfalta ve otoparka dönüştürdüler. Uçan arabalar bu durumu tersine döndürme açısından etkili olabilirler ve daha temiz bir geleceğe ön ayak olabilirler.

Holografi

Artırılmış gerçeklik ve bindirilmiş görüntüleme teknolojileri o eski üç boyutlu hologram hayallerimizi bir köşeye atıyor gibi görünse de teknoloji hala bu konuda farklı köşelerinde ilerlemektedir.
Gelecekteki holograflar muhtemelen günümüzde mevcut olan VR (Sanal Gerçeklik) ve AR (Artırılmış Gerçeklik) uygulamaları gibi, uygulamanın kullanılmasını sağlayan bir gözlük seti veya bir aracı gerektirmeyecekler. Kesintisiz bir 3D hologramının icadı, binlerce kilometre ötedeki birisiyle tıpkı oturma odanızda oturuyormuşsunuz gibi görsel ve işitsel iletişim kurmanıza olanak sağlayabilir. Tıpkı bilim kurgu eserlerindeki gibi.

Yapay Yerçekimi

Olası bir uzun vadeli uzay görevi düşünüldüğünde karşılaşılan sorunların başlıcalarından biri insanların yapay yerçekimli bir ortamı henüz üretememesidir. Eğer ki bunu yapmayı başarabilirsek sıfır yer çekimi ortamın insan üzerindeki olumsuz etkilerini saf dışı bırakarak daha uzun uzay yolculuklarının ve görevlerinin önünü açabiliriz. Teorik olarak merkezkaç kuvvetini kullanarak yerçekimi oluşturmak mümkün gözükmektedir. Tıpkı A Space Odyssey : 2001 filminde görüldüğü gibi oldukça büyük boyutta dönen bir uzay aracıyla bu mümkün olabilir. Bunun haricinde pek çok kurgusal yapım bu sorunu senaryolarına bir yerçekimi jeneratörü ekleyerek atlatmıştır.

Uzay Kolonileri

1970’lerde NASA uzay kolonileri üzerine çalışmaları, tasarımlar yapmaları için bir grup araştırmacıyı finanse etti. Bu araştırmacılar bu tasarımları 35 milyar dolar ve altına mal etmek zorundaydılar. Bu çalışmada ortaya atılan fikirler günümüzde de uzay kolonileri düşünüldüğünde akla gelen en etkin fikirleri oluşturmaktadırlar. Bu çalışmalardan ortaya çıkan üç başlıca konsept ise şu şekildedir ; Bernal Küresi, Stanford Torus ve O’ Neill Silindiri. Yapılan çalışmada kolonilerin L5 denilen Lagrangian noktasına konumlandırılmaları öngörülmüştü çünkü bu nokta Dünya, Ay ve Güneş arasında sağlıklı bir dengede güvenli bir bölge olarak görünmekteydi. Her bir koloni kendi kendisine yetebilecek şekilde içerisinde özel tarım arazileri barındıracaktı. O’Neill Silindiri örneğine baktığımızda içerisinde kolonileşilecek olan silindir 5 mil genişliğinde ve 20 mil uzunluğunda olacaktı. Kapalı pencereler içerisine yerleştirilmiş üç toprak kütlesi şeritleri ile de koloni kendi yerçekimini oluşturabilecekti.Bu gibi uzay yaşam alanları, Dünya dışında ve güneş sistemimizin ötesine yapılacak yolculuklar için ön ayak olabilecek gelişmelerden olacaktır.

Füzyon Enerjisi

Fosil yakıtların yakılması ve hatta yenilenebilir çevreci enerji elde etme yöntemleri bir gün tarihe karışabilir. Güneş enerjisinden faydalanarak enerji üretmek yerine kendi füzyon reaktörümüzle enerji üretebilmek medeniyetimizin gücünü çarpıcı bir biçimde değiştirebilir. 1950’lerden bu yana bilim insanları füzyonu geliştirme çalışmalarında bulunmuşlardır. Eğer başarılabilseydi, sınırsız bir enerji kaynağımız olurdu. Bilim insanları, sudan çıkarılan 1 kg döteryumun, günde yaklaşık bir milyon evin elektrik ihtiyacını karşılayacak kadar yeterli elektrik enerjisi üretebileceğini düşünmekteler. Sınırsız enerji üretmek gerçekten zor görünse de günümüzdeki gelişmeler gelecekte mümkün olabileceğine dair inancımızı arttırmakta.

Editör / Yazar: Gökhan BULUT

Kaynak: https://bigthink.com/technology-innovation/future-inventions

Teknoloji

Bilgisayar Yazılımı Asırlık Eski Matematik Yapbozunu Kırabilir

Published

on

Hiçbir matematikçi tamamen yalnız çalışmaz. Yalnız çalıştıklarını iddia edenler bile kendilerinden önce gelen matematikçilerin teoremlerini ya da fikirlerini geliştirir. Bazense bir teknik pratikte kullanılmak için fazla karmaşık olduğunda matematikçiler önemli bazı problemleri göz ardı edebilirler. Yakın zamanda böyle bir tekniği kolaylaştırmak için çalışan bir grup matematikçiyle çalıştım. Yazdığımız bilgisayar programıyla “S Birimi Denklemi” denilen ve birçok matematikçinin çeşitli propellers çözmelerini sağlamayı kolaylaştırmayı amaçlıyorduk.

Diofant Denklemi

Aritmeticha

Matematikçi Diofant, “Aritmeticha” isimli kitabında sonucu yalnızca tam sayı olan problemleri inceler. Bu problemlerin hem aritmetik hem de geometriyle ilgili oluşu sayesinde matematikçiler o günden beri bu problemlerle ilgileniyor. Peki neden yalnızca tam sayılar? Sebep bazen yalnızca mantıklı olmasıydı çünkü 13.7 koyun yetiştiremez ya da 1.6 araba satın alamazsınız. Matematik dünyası Diofant Denklemleri denilen problemlere oldukça ilgi duyuyor. Problemin çekiciliği zorluğundan ve matematiğin doğasıyla ilgili bazı gerçekleri açığa çıkarmasından kaynaklanıyor. Aslında matematikçiler genellikle Diofant Denklemleri ’nin sonuçlarını bulmak için fazla uğraşmazlar ama yeni bir teknik geliştirildiğinde bu tekniğin etkinliğini Diofant Denklemi’ yle sınarlar.
Andrew Wiles tarafından ispatlanan Fermat Teoremi ’nin Kanıtı bunun meşhur bir örmeği.

Pierre de Fermat, 1637’de Diofantin Denklemi’ni (xⁿ + yⁿ = zⁿ) çözdüğünü iddia etti ama bir kanıt sunmadı. Wiles 300 yıl sonra Fermat’ ın Teorem’ ini çözdüğündeyse matematikçilerin hemen ilgisini çekti. Wiles, Fermat’ın Teoremi’ni ispatlayabildiyse, bu fikirle başka neler yapılabilirdi? Birçok matematikçi Wiles’ in fikirlerini anlayıp genellemek ve yeni sonuçlar elde etmek için adeta birbirleriyle yarıştı. Diofant’ ın tüm denklemlerini çözebilecek bir method henüz geliştirilemese de denklemleri parça parça çözebilecek farklı methodlar geliştirildi. Matematikçiler, biyologların taksonomide yaptıkları gibi denklemleri sınıflandırmaya başladılar.

Daha İyi Sınıflama

Sınıflandırma uzmanları İkili Formlar ya da True-Mahler Denklemi gibi başka problemler üzerinde de uzmanlaşıyor. Her problem dalında sınıflamalar ilgi görüyor. Matematikçiler problemleri sınıflandırmak için bazı sabitler geliştirir. Belirli bir problem için sabit geliştirmek kolay olsa da matematikçiler bu sabitleri diğer problemlerle özdeşleştirmek için çalışmaktan ve daha derin bağlantılar aramaktan kendilerini alamıyor. S Birimi Denklemi bu büyük problemlerin çoğunu çözebiliyordu. S, belirli bir problemdeki 2,3,7 gibi asal sayıları temsil ediyor. S Birimiyse denklemdeki asalların kesirli hali anlamına geliyor, örneğin 7/13 bir S Birimi’yken 6/5 değil. S Birimi’nin şaşırtıcı şekilde basit bir açıklaması var.

Denklemin çözümü için toplamı 1 yapan tüm S Birimi kesirlerini bulmalısınız. 3/7 + 4/7 gibi kesirler kolay bir şekilde bulunabiliyor. Ancak çözüm için tüm S birimleri bulunmak zorunda ve çözümden mantıksal ve çözümsel olarak emin olmayı imkansız kılıyor. Prensipte matematikçiler S birimlerinin çözümünü yıllardır biliyor ama süreç öyle uzamış ki birkaç problem dışında kimse denklemi çözebilmiş değil. Bu matematikçiler için rahatsız edici çünkü birçok problem S birimi çözme kısmında tıkanmış durumda.

Süreç Nasıl İşliyor?

2017 yılından bu yana, Amerika’nın birçok farklı yerinden, ben dahil 6 matematikçi bir araya gelerek S Birimi Denklemi’ ni çözmek için SageMath isimli yazılım üzerinde çalışıyoruz. 3 Mart’ta proje tamamlandı ve yazılımın işlerliğini kanıtlamak için bazı Diofantin Denklemleri’ ni çözdük. S Birimi Denklemi’ni çözmenin temel zorluğu yalnızca birkaç çözüm yolu varken sayısız S Birimi’ Nin bulunması. Uygulama Alan Baker teoremini ve Benne de Weger’ in tekniğini kullanrak birimlerden bazılarını elese de geriye milyonlarca ihtimal kalıyor. Program şimdilik en etkili sonuçları elde etmek için son kontrolleri yapıyor.

Bu yaklaşım 20 yıldır bilinse de şimdiye de parça parça uygulanmıştı çünkü hesaplamalar zorlu ve zaman alıcıydı. Daha önce bir matematikçi çözmesi gereken ve otomatik çözümü olmayan bir S Birimi Denklemi için kendi programını yazmıştı. Programın hesaplamaları yapması günler hatta haftalar alabiliyordu. Hedefimiz bu programın matematikçilerin çözemediği problemleri çözerek matematiğin doğasını, güzelliğini ve etkililiğini ortaya çıkarması.

Yazar: Christopher Rasmussen / Wesleyan ÜniversitesiEditör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65153-computers-crack-centuries-old-mathematical-puzzle.html

Continue Reading

Teknoloji

Hayvanların İnsanlardan Daha Önce Sahip Olduğu 10 Teknolojik Gelişim

Published

on

Birçok teknojik gelişimi doğadan alarak geliştirdiğimiz bir gerçek. Yeni icatlar her zaman etkileyici olmuştur, ancak bu icatlar acaba ne kadar yeni ? Hayvanlara açısından bakarsak insanlık olarak biraz geri kalmış olabiliriz. İşte tamamiyle insan yapımı olduğunu düşündüğünüz ancak hayvanların daha önceden sahip olduğu 10 teknolojik gelişim. 10. Hava Frenleri: Daha önce uçak inmeden önce camdan bakıp kanatlardaki açılan plakaları görmüş müydünüz ? Bu plakalar uçaklar yavaşlarken tökezlemesini ve dengeyi kaybetmesini önler. Kuşlar da bu teknojinin tüye uyarlanmış haline sahiptirler. Kuş tüyleri geniş ölçüde birincil ve ikincil tüylere ayrılır, bazıları görsel, bazıları ise uçuş için hayati öneme sahiptir. Ancak, kanat üzerindeki “alula” adı verilen (kuşun başparmak olarak adlandırabileceğimiz kanadının ön kenarı) tüyler kadar pratik hiçbir şey yoktur. Bu tüyler, kuşun dengesini sağlaması veya tökezlemeyi engellemesi için, yavaş uçuşta veya iniş sırasında küçük bir boşluk açmak için kuş tarafından ayarlanabilir.

9. Deniz Radarı

Gemiler, denizaltılar ve deniz araçları genellikle gezinmek, engellerden kaçınmak ve su altındaki hedefleri izlemek için sonarla donatılmıştır. Sonar, ses dalgalarını çevreye yayan, belirli bir frekansta ses yayarak çalışır. Ses dalgaları katı nesneleri etrafını sarar ve onları yayan sonar cihaza geri döner. Sonar cihazı daha sonra nesnelerin şekli, boyutu ve mesafesi hakkında bilgi toplar. Bu bilhassa ordu için çok yararlıdır, ancak onu insanlardan önce icat eden balinalar ve yunuslardı! Bu şaşırtıcı hayvanlar, yalnızca sonar becerilerini kullanarak 15 metre uzaklıktaki çok küçük nesneler arasındaki farkları bile ayırt edebilir. Frekanslarını okyanus boyunca yayınlamak için elektronik bir cihaza ihtiyaçları yoktur. Yunuslar, denizin içindeyken yollarını bulmak için kendi seslerini ve vücutlarındaki alıcıları tıpkı bir sonar gibi kullanarak evrimleşmişlerdir.

Bu hayvanların, sürekli geri bildirimden hareketle zihinlerinde bir “ses algısı” oluşturduğu düşünülmekte ve bu da çevrelerinin bir haritasını oluşturmaya yardım etmekte. Ayrıca sonarlarını yemek ve arkadaş bulmak için kullanıyorlar. Askeri sonar balina sonarına çok benzerdir, ve hatta aynı frekans aralığını kullanırlar: 100 Hz ve 500 Hzarası. Bazı insanlara göre, kullanılan aynı frekans aralığı yüzünden balinaların ve yunusların kafasının karıştığı ve topluca kıyıya vurmasının sebebinin bu olduğu düşünülmektedir. Donanma kendi sonarlarını 235 dB ye kadar test etmiştir. Balinalar ise genellikle 170 dB’ye kadar sonar sinyal yayar. Yüksek sinyallerin deniz canlılarının yön duygusunu karıştırıyor ve onların karaya vurmasına neden oluyor olabilir. Sonuç olarak, balinaların kullandığı bu sonarın çok efektif olması ve insanların hala daha iyi bir teknoloji geliştirememiş olması gerçekten etkileyici.

8. Biyolüminesans

Deniz canlılardan bahsetmişken, bu canlılar hayatta kalmak için herşeyi kullandılar. İnsanlar gece parlayan çubukları icat etmeden yüzyıllar önce bile okyanusun dibindeki balıklar karanlıkta parlıyordu. Ateşböcekleri, parıltı solucanlar ve hatta bazı mantar türleri biyolüminesansı kendi avantajları için kullanır. Tüm bu organizmalar, eşleri cezbetmek, avlarını kendilerine çekmek, avcıları onlardan uzak tutmak ve kendi türleriyle iletişim kurmak gibi çeşitli nedenlerle karanlıkta parlamaya başlamıştır. Modern dünyada, çokça potansiyel uygulamaya sahip bir biyoteknoloji olarak biyolüminesans hakkında bir çok araştırma yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Biyolüminesansın ana kimyasalı, aktif ışık çıkışı durumunda kısa ömürlü olan lüsiferindir. Çeşitli şirketler gelecekte sokak lambaları ve bazı tıbbi prosedürlerin biyolüminesansa bağlı olabileceğinden dolayı bu sorun üzerinde çalışıyor. Biyolüminesans lüsiferin, bir enzim ve birkaç başka canlıya spesifik cofaktör ile basit bir kimyasal reaksiyon sonucu oluşur.

7. Güneş enerjisi

Son zamanlarda, bir grup bilim adamı benekli semenderleri incelerken bu hayvanların embriyolarının algler içerdiğini ve bebek semenderler yumurtadan çıkmadan önce içlerinde yaşadığını tespit ettiler. Algler, semender embriyolarının ürettiği atıkları yiyor. Karşılığında ise gelişmekte olan bebek için besin ve enerji üretiyor. Bu semenderler (amfibi, kertenkeleler gibi sürüngenler değil) aslında fotosentez yoluyla büyüyor, tıpkı ağaçlardaki yaprakların güneş ışığını enerjiye dönüştürmeleri gibi. Aynı zamanda güneş panellerinin, güneş ışığını elektriğe çevirmesine benzer.

6. UV algılama

İnsanlar her zaman UV ışığının etkilerine maruz kalırlar, ancak insan gözüyle görünmüyorlar. Bu yüzden güneş yanığı olmak bu kadar kolay. Bu günlerde, UV dalgalarını görünür forma çeviren ışık detektörlerini satın alabilirsiniz. Normalde gözlerimizdeki protein sayısından dolayı UV ışığını göremiyoruz. Ancak bütün canlılar için bu geçerli değil. Bir hayvanın gözünün yapısı kısmen opsins adı verilen proteinlerden oluşur. Bazı hayvanların gözlerinde sadece bir veya iki tür opsin vardır, bu yüzden insanlardan daha az renk ve ışık dalgası türü görürler. Biz insanlar ise, geniş bir renk yelpazesini görmemizi sağlayan üç tip opsine sahibiz. Ancak, bukalemun gibi bazı hayvanların gözlerinde üçten fazla opsin türü vardır. Bu sayede bukalemunlar, insanların gördüğü renklere ek olarak UV ışınlarını da görebilir. Muhtemelen bitkilerin, nesnelerin ve diğer hayvanların bizim göremediğimiz ancak bir bukalemunun gördüğü bir çok ayrıntısı var.

5. Çiftçilik

Çiftçilik, teknolojik bir gelişme olarak görünmeyebilir, ancak insanlık tarihi açısından nispeten yenidir. Kitlesel üretim seviyesini ve hayvan miktarını 50 yıl önceki ile karşılaştırırsak, işler çok farklı görünüyor. Bununla birlikte, karıncalar 50 yıldan çok daha uzun bir süreden beridir yoğun bir şekilde tarım yapmaktadır. Yaprak bitlerinin, bitkileri yedikten dışkıladıkları sonra yapışkan ve tatlı salgıyı yemeye bayılırlar. Sonuç olarak, karıncalar, büyük bir çabayla yaprak bitlerinin karınca kolonisinden çok uzaklara hareket etmelerini önleyerek bu “tatlı özsu”yun sürekli olarak tedarik edilmesini sağlarlar. Karıncalar, yaprak bitlerinin kanatlarını ısırır ve bu kanatların büyümesini geciktiren kimyasallar yayarlar.

Bu yetmezmiş gibi, karıncaların normalde karınca kolonisinin bölgesini işaretlemek için kullanılan, kimyasal ayak izleriyle yaprak bitlerinin etrafını çevrelediği bulundu. Bu ayak izleri, yaprak bitlerini yavaşlatır ve istedikleri bölgeden dışarıya hareket etmelerini engeller, bu da karıncalara en sevdikleri şekerli yiyecek kaynağına güvenilir bir erişim sağlar. Tıpkı insanlar tarafından tutulan çiftlik hayvanlarında olduğu gibi, yaprak bitleri de bundan fayda sağlar. Kimyasal ayak izleri, uğur böceği gibi avcıları yaprak bitlerini yemekten uzak tutuyor. Böylece köleleştirilmiş yaprak bitleri en azından o büyük, korkutucu, lekeli böceklerden karıncalar sayesinde korunuyor.

4. Ses Yalıtımı

Ses yalıtımlı bir odada vakit geçirdiyseniz, ne kadar huzurlu olduğunu öğrenmiş olmalısınız. Yalıtım katmanlarının, emici malzemelerin ve daha fazlasının bir kombinasyonu, çok az dış sesin duyulabildiği bir atmosfer yaratır. Ses yalıtımlı bir odada hiç zaman geçirdiyseniz, ne kadar huzurlu olduğunu öğrenmiş olabilirsiniz. Yalıtım katmanlarının, emici malzemelerin vs. kombinasyonu, çok az dış sesin duyulabildiği bir atmosfer yaratır. Nesiller boyunca, baykuşlar bu nitelikleri daha az barışçıl nedenlerle kullanıyorlar. Ölümcül bir hassasiyetle süzülüp avını yakalamak için , baykuşlar tamamen sessiz olmalıdır, çünkü yedikleri kemirgenler inanılmaz derecede hassas duyma yetisine sahiptir. Örneğin, peçeli baykuşun tüyleri o kadar yumuşak ve narin ki, tüyler su çekeceğinden ıslak havalarda avlanmayı göze alamaz. Bu, baykuşun karanlıkta küçük bir memelinin bir kaç metre üstünde sessizce süzülmek ve avını farkettirmeden yakalamak için verdiği bir ödündür. Bunu sağlayan tüylerin tasarımıdır. Küçük bölmeler ve lifler kanatların üstünden geçen hava akışını ayırır. Bu, diğer kuşların çıkardığı ve hava direncinden dolayı çıkan ıslık sesisini engeller.

3. Klonlama

Koyun Dolly hakkındaki tartışmalardan sonra, klonlamanın yeni ve garip bir olgu olduğunu varsaymış olabilirsiniz. Alternatif bir fikir istiyorsanız, bir deniz yıldızına göz atabilirsiniz.
Denizyıldızı, klonlama kelimesi dahi olmadan önce hiçbir güçlük çekmeden aseksüel olarak üremiştir. Ayrıca, kendilerini klonlayan denizyıldızları, cinsel olarak üreyen deniz yıldızlarından daha uzun ve sağlıklı yaşarlar. Bu yüzden klonlama açıkça bu yaratıklara çok yakışıyor. Ek olarak, denizyıldızının uzvu koparsa veya vücudunu yarı yarıya kopsa bile, basitçe kendini tekrar toplar ve yeniden oluşturur. Bazı türler, kopmuş bir uzuv parçasından yeni bir vücut üretme yeteneğine bile sahiptir.

2. GPS

Kuşların göçü, bilim insanları için hala kayda değer bir gizemdir. Kuşların nereye gideceğini nasıl bildiği konusunda birçok olası açıklama vardır ; Güneş’in konumu, bir yıldız haritasının kullanımı, koku alma duyusu, Dünya’nın manyetik alanının tespiti, hatta geçmiş yolculuklarından kalan işaretler. Ancak bunların hiçbiri, kuşların, çoğu zaman düşman tehditi altında ve bazen rotalarla ilgili önceden bir deneyime sahip bile olmadan, uzak hedeflere nasıl bu kadar başarılı ve tutarlı bir şekilde gidebildiklerini tam olarak açıklayamıyor. Sanki beyinleri içine yerleştirilmiş ileri düzeyde bir GPS teknolojisine (insanların yapabileceğinden çok daha iyi) sahipler. Manyetik alan teorisi en mantıklısı gibi duruyor. Tilkilerin de Dünya’nın manyetik alanı yardımı ile avlandıkları farkedilmiştir. Diğer hayvanlar da manyetik alana dair anlayışa sahipse , kuşların da olması doğaldır. Sonuçta, insanların gezinmek için kullandıkları pusulalardan o kadar da farklı değil.

1. Geri Çekilebilir Bıçaklar

Kediler pençelerini, istediklerinde serbest bırakılabilir veya geri çekebilir. Bu, pençelerini keskin tutamalarını ve patisini yalayıp yüzüne sürerken kendisini yaralamasını önler. Pençeler, kedinin patisindeki yumuşak yuvalara geri çekilerek onları zararsız hale getirebilir. Tıpkı günlük hayatta kullandığımız çakılar gibi.

Editör / Yazar: Ramazan Fırat Şahin

Kaynak : https://listverse.com/2017/10/20/10-technological-advances-that-animals-had-first/?utm_source=more&utm_medium=link&utm_campaign=direct

Continue Reading

Bilim

Kanser Araştırmaları İçin Sanal Gerçeklik Kontrolü

Published

on

Sanal ve zenginleştirilmiş gerçeklik teknolojileri sadece yeni eğlence biçimleri olmaktan daha fazlasını ifade etmektedir.Şimdiye kadarcerrahları eğitmek, bakım görevlilerine uzaktan rehberlik etmek, halkın dijital müze koleksiyonlarına ilgisini çekmek ve benzeri alanlarda kullanılan sanal gerçeklik (VR), artık kanser araştırmalarını geliştirmek için de kullanılabilecektir. Kanser teşhisine yardımcı olabilmek ve genç kanser hastaları için kişiselleştirilmiş sağlık ve tedavi planları oluşturabilmek için Garvan Tıbbi Araştırma Enstitüsü, Çocuk Kanseri Enstitüsü ve Start VR ile ortak bir çalışma yürütülmektedir. Üç boyutlu modeller oluşturmak için VR’ ın kullanılması; tıp uzmanlarının kanserli tümörlerde neler olduğunu moleküler düzeyde görsel olarak ifade etmelerine yardımcı olacaktır. Genomik sekanslama (gen dizilimi), kanser anlayışımızı ve bunu nasıl tedavi edilebileceğimizi de değiştirebilmektedir. Bir kanserin genomunu (DNA’ sında kodlanan bilgileri) inceleyerek; araştırmacılar, belirli bir kansere neden olan moleküler mekanizmalar hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olabilmektedirler. Bu, aynı zamanda tedavinin daha kesin ve kişisel olmasını da sağlamaktadır. Sanal gerçekliğin gelişim süreçleri hala çok zor olsa da, bu alanda araştırmacılara pek çok yardımcı dokunabilecektir.

VR sadece oyun için değil aynı zamanda devasa tıbbi zorlukların çözülmesine yardımcı olmak için de kullanılabilir

Görebildiklerinizi Düzeltmek Artık Daha Kolay

Kanser DNA’mızdaki mutasyonların bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Neyse ki, hücrelerimiz bizi zararlı mutasyonlardan koruyan proteinler içermektedir.En iyi bilinen proteinlerden biri, P53 adlı bir proteindir. P53, DNA’ya bağlandığında, zararlı mutasyonları tespit edip onarabilmektedir. Aslında, çoğu kanser tipi, yalnızca P53′ ün kendisi zarar gördüğünde ve DNA’ ya bağlanamadığında ortaya çıkmaktadır.

Yukarıda bir örnek olarak gösterilen fotoğraftaki gibi animasyonlar üretmek aylarca çaba gerektirmektedir; ancak üretmesine kadar çok zaman alsa da sanal gerçeklik (VR), araştırmacıların kanser mekanizmalarını anlamalarını netleştirmelerinde yardımcı olabilecek faydalı cihazlardır. Bu cihazlar, özellikle gençleri etkileyen yeterince araştırılmamış kanserlerin ayrıntılı incelenebilmesi için çok önemlidir.

P53 proteini, DNA’daki zararlı mutasyonları onarıyor. Kredi: Dr Kate Patterson, Görsel Bilim İletişimcisi ve Garvan Tıbbi Araştırma Enstitüsü’nde VR / Moleküler Animatör.

VR ile Kanser Araştırmalarının Arttırılması

Proje araştırma çalışmaları; üç boyutlu milyonlarca proteinin yapısı üzerinde benzersiz bir ayrıntı hazinesi sağlayan ve bu modellerin bir VR cihazında veya dizüstü bilgisayarda etkileşimli olarak keşfedilebilecek dinamik sahneler halinde birleştirilmesine olanak tanıyan Aquaria üzerinde çalışabilecektir. Projenin asıl amacı, araştırmacıların kanserin temelindeki moleküler süreçleri görme ve düşünme şeklini değiştirebilmek ve meslektaş klinisyenler ileve onların hastalarıyla tedavi seçenekleri hakkında kurduklarıiletişimi geliştirebilmektir.

Tüm kanser araştırma fonlarının yüzde 6′ sından daha azı, en düşük hayatta kalma oranına sahip 16 ila 25 yaş arasındaki gençlerde kanser sağ kalım oranlarının iyileştirilmesinde yardımcı olabilecek hayati buluşlar için,gençlerde görülen kanser türleri araştırmalarında kullanılmaktadır. Bu proje aynı zamanda Sony Foundation Virtual Reality Cancer Research Grant adlı bir ödüle de layık görülmüştür. Bufonlar, genç kanser hastaları için daha iyi tedaviler bulmaya yönelik araştırmaların yapılmasını arttırmayı hedeflemekte veen nihayetinde de bir çare bulunmasına katkı sağlamaktadır.

Editör / Yazar: Zeynep Erva Şahin

Kaynak: https://blog.csiro.au/a-virtual-reality-check-for-cancer-research/

Continue Reading

Öne Çıkanlar