fbpx
Connect with us

Bilim

Mart ayında Yayınlanan En İyi 10 Bilimsel Gelişme

Published

on

Her şey göz önünde bulundurulduğunda 2019 yılı teknoloji ve bilim açısından büyüleyici bir yıl olacak gibi görünüyor. Bu yazımızda geçen ay boyunca şok yaratan ya da gözden kaçmış en iyi 10 bilimsel buluşa yer vereceğiz. Ketaminle ilişkili antidepresan burun spreylerinden alzaymır için potansel yeni bir tedaviye kadar neredeyse her konuda yazılar yayınlandı. Yıldızlara benzeyen yeni tür bir kurbağa ya da erkekler için doğum kontrol hapı.. Büyüleyici şeyler.

10- Sentetik Alkol: Araştırmacılar, alkolün yarattığı etkiyi takilt eden sentetik bir alkol üreterek sabah kalktığınızda oluşan akşamdan kalma hissini ortadan kaldırdı. Sentetik bir molekül olan alcosynth içeren Alcerelle adındaki yeni içecek beynin hoş olmayan hisler veren bölgelerinden dikkatle kaçınarak keyif veren bölgelerini hedefliyor. Alcosynth aynı alkol gibi beynin GABA reseptörlerini uyararak sarhoşluk hissi yaratır. Normal alkolün aksine olumsuz, mide bulandırıcı etkilerden sorumlu olan alıcıları ise uyarmadan atlar.

David Orren ile birlikte alcosynth isimli maddeyi yaratan profesör David Nutt, tartışmalı bir şekilde alkolün LSD ve Ekstaziden daha tehlikeli olduğunu iddia ettikten sonra İngiliz hükümetindeki işinden atıldı. Buna rağmen, içecek ednüstrisini geliştirme amacına bağlı kaldı. Alcarelle şu anda piyasada bulunmuyor. İçeceğin tüketime uygun kabul edilebilmesi için hala daha birkaç güvenlik tetinden geçmesi ve bunlara göre düzenlenmesi gerekiyor. Ancak Nutt, beş yıl kadar kısa bir sürede piyasaya çıkacağını umuyor.

9- Yıldızlı Cüce Kurbağa Keşfedildi

Bir grup araştırmacı Hindistan’ın dağlarındayken tamamen yeni tür bir kurbağa keşfettiler. Bu yeni keşfedilen 2-3 santimetre uzunluğundaki amfibi üzerinde yıldıza benzeyen benekler olan turuncu- kahverengi bir deriye sahip. Bilim adamları bu türü ‘’Astrobatrachus kurichiyana’’ yani yıldızlı cüce kurbağa olarak isimlendirmeye karar verdi. Bu isme kurbağnın ayırt edici parlak işaretlerine bakarak karar verdiler. ABD ve Hindistan’dan gelen araştırmacılar, yıldızlı cüce kurbağanın eski bir soyun son kalan üyesi olduğuna inanıyor. En son ortak atalarının 57 ila 76 milyon yıl önce yaşadığı söyleniyor. Araştırma ekibi, benekli kurbağalar ile ilk kez 2010 yılında Batı Ghats dağlarındaki vahşi yaşamı araştırırken bir yaprak çöpünün altında karşılaşmıştı. Müteakkip değerlendirmeler, Astrobatrachus kurichiyana türünün Hint Sri Lankalı amfibi alt familyasından gelen yepyeni bir tür olduğunu onaylıyor.

8- Bilinçaltındaki Manyetik Duyu

Beynimiz Dünya’nın manyetik alanına uyum sağlayabiliyor mu? Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünde jeoloji profesörü olan Josep Kirschvink’ e göre bu sorunun cevabı evet. Kirschvink ve ekibi bu çalışma için katılımcalı altı tarafı kablolarla çevrili olan bir kafesin içine oturttular. Tellerin içine akım gönderildiğinde Dünya’nınkşne benzeyen bir manyetik alan üretildi. (Akıma bağlı olarak aynı yön ve güçte) Araştırmacılar, daha sonra kafesin manyetik alanını manipüle ederken bir elektroensefalogram katılımcının beyin aktivitesini ölçtü. Kirschvink, katıımcıların deneye bilinçsizce ‘’çıldırarak’’ tepki verdiklerini ve deney sonrasında beyinlerinin manyetik alandaki değişimleri bir düzeyde hissedebildiğini söylediklerini öne sürdü. Sığırlarda, kaplumbağalarda ve güvercinlerde de benzer manyetik duyular (teknik terim kullanmak gerekirse manyetorekepsiyon) gözlemlendi.

7- Deriden Yapılan Elektronik

Bir gün, kendi derimizden yapılan elektronik aletler kullanabiliriz. Saçımızın ve cildimizin renginden sorumlu bir pgment olan melanin, yarının teknolojisinin ve biyonik implanlatrın yapı taşlarından biri olabilir. Yeni keşfedilen bir teknik sayesinde, bilim adamları melaninin elektrik iletme yeteniğini büyük ölçüde değiştirebilirler. Hatta nanobilimci Paolo Tessani ve meslektaşları, melaninin iletkenliğini milyarlarca kez artırmayı başardılar. Genellikle melaninin en yaygın şekli olan eulemelanin düzensiz bir şekilde üst üste yığılmış tabakalardan oluşur.
Araştırma ekibi, malzemeyi vakumda ısıtarak iletkenliğini radikal bir düzeyde değiştirmek için yeni bir teknik buldular. Eumelanin beyin implantı gibi biyoelektrik aletlerinde metallerin yerini alabileceği düşünülüyor. Bu pigment vücuduöuzda doğal olarak var olduğu için bağışılık sistemimizin bu pigmenti kabul etme olasılığı bakır gibi malzemelere kıyasla daha fazla.

6- Solucan Yenilenmesi

Hafif sadist olan herhangi bir çocuğunun da söyleyebileceği gibi, solucanlar yarıdan kesildikten sonra vücutlarını tamamlayabilmek gibi muhteşem bir yeteneğe sahipler. Harvad Üniversitesi’nde bir grup araştırmacı, genom hakkında birçok keşifte bulunurken bu inanılmaz yeniden büyüyebilme gücünün kökenini araştırıyor. Profesir Mansi Srivasta liderliğindeki grup, üç bantlı panter solucanlardaki yenilenmeden sorumlu olan ana kontrol genini tespit ettiler. Erken büyüme tepkisi (EGR) olarak bilinen bu ana kontrol geni, etkin bir şekilde DNA’nın bölümlerini açıp kapatarak yenilenme sürecini yönetir. Bu durum, bilim insanlarının halen daha çözmeye çalıştığı biyolojik bir alan olan, DNA’nın dinamik yapısı ile açıklanabilir. Sirvatsa, araştıma makalesinde insanlar da dahil olmak üzere neden EGR genine sahip diğer canlıların da yenilenemediğini araştırıyor. Bu araştırmanın insan yaşamının taslağı olan DNA hakkındaki anlayışımızı ilerleteceği ve potansiyel olarak yeniden büyüme ve onarım yeteneklerimizi geliştireceği umuluyor.

5- Alzaymır Farelerde Tedavi Edildi

Alzaymır, şu anda çözümü bulunmayan çarpıcı ve kronik bir hastalık. Fakat, MIT Picower Enstitüsündeki sinirbilimciler,bu hastalığa bir tedavi bulma konusunda büyük bir adım attılar. Araştırma grubu, fareleri titreyen ışıklara ve hızlı tıklama seslerine maruz bırakarak alzaymırı uzak tutabileceklerini keşfetti. Aynı zamanda flaş ışığı ve yüksek hızdaki tıklama seslerinin Alzaymır semptonlarına sahip olan farelerin hafıza becerilerini de geliştirdiği ortaya çıktı. Bu dış uyaranlar, beyindeki proteinlerin kompozisyonunu olumlu şekilde etkileyen beyin dalgaları yarattı.
Araştırma bulgularına göre, her gün 1 saat hızlı tıklama sesine maruz kalan fareler labirentlerde daha hızlı bir performans gösterdi ve daha oldukça iyi bir nesne tanıma becerisine erişti.
Hala yapılması gereken daha birçok araştırma bulunmakta. BU beyin dalgalarının beynin serebral kapasitesini tam olarak nasıl artırdığı halen bir gizem. Ayrıcai bilim insanları benzer tedavilerin hasta insanların üzerinde uygulanıp uygulanamayacağına henüz karar vermemiş durumdalar. Eğer olursa, bu nörodejeneratif hastalıkları ele almak için devrim niteliğinde yeni bir tekniğin ilk adımı olabilir.

4- Erkek Doğum Kontrol Hapı

Erkekler için doğum kontrol hapı nın üretilmesine bir adım daha yakınız gibi görünüyor. Yakın zamanda yapılan bir deneme bir ilacın testislerin sperm üretmesini sağlayan bir hormonun üretim seviyesini düşürdüğü ortaya çıktı. Bilim insanlarının şu anda sperm miktarının yeterli miktarda düşüp düşmediğini belirlemesi gerekiyor. Seattle ‘de bulunan Washington Üniversitesi’ndeki bir grup araştırmacı liderliğinde yürütülen denemeler sırasında 40 sağlıklı gönüllü her gün yemekleriyle beraber bir kapsül aldılar. Katılımcıları dörtte üç kontraseptif bir ilaç olan 11-beta-MNTDC alırken geriye kalan 10 kişiye hiçbir etkisi olmayan sahte kapsüller verildi. Bilim insanları, gerçek ilacı alan katılımcıların belirli hormon seviyelerinin oldukça düşük olduğunu ve bunun daha az sperm üretimi gerçekleştiğinin göstergesi olduğunu söyledi. Her ne kadar hiçbir gönüllü bir yan etki şikayetinde bulunmasa da, aralarından bazıları baş ağrısı, libidoda azalma ve hafif erektik disfonksiyon yaşadı. Kadınlar, arasından seçebileceği birçok doğum kontrol yöntemine sahipolmasına rağmen erkeklerin seçenekleri kondom veya vazektomi ile sınırlıdır. Bir ‘’erkek hapı’’ erkekler için mevcut olan seçeneklerini arttırırken kadınların üzerindeki hamile kalmama sorumluluğunu da hafifletecek.

3- Yapay Beyin

İnsan beyni mükemmel bir güzelliktir. Aynı zamanda da olağanüstü karmaşıktır. Nöronlar mesajları karışık bir patika ağı boyunca hızla iletir. Karmaşık duygularımızdan sarsıntılı reflekslerimize kadar düşüncelerimiz ve eylemlerimizin her biri bu büyük beyin ağı tarafından kontrol edilir. Beynimizin bir kopyasını üretmek muazzam bir zorluktur. İlk etapta, daha nasıl çalıştığını bile tam olarak bilmiyoruz. Cambridge Üniversite’sindeki araştırmacılar,şaşırtıcı bir bilim harikası olan mercimek büyüklüğünde basitleştirilmiş bir beyin üretmeyi başardılar. Bu boz madde kısmen hamileliğin 3. ya da 4. ayında oluşan bir fetüsün beynini andırıyor. Boyut olarak ise hamam böceği ya da zebra balığı arasında bir boya sahip olduğu söylenebilir. Geçmiş yılarda bilim insanları her biri bir öncekinden daha gelişmiş olan birçok yapay beyin ürettiler. Fakat bu son gelişme daha da ileriye giderek bizlere ilkel bir merkezi sinir sistemi ortaya koyuyor. Biyolog Madeline Leincester ve meslketaşları, oluşturdukları bu beyne omurilik ve kas dokusu iliştirdi. Organoid otomatik olarak uzandı ve omuriliğe bağlanarak kasların bükülmesine neden olan elektriksel impulslar yolladı. Bilim insanları bunun gibi sistemler üzerinde çalışarak motor nöron hastalığı, epilepsi ve şizofreni gibi durumları daha iyi anlamayı umuyor.

2- Antidepresan Ketamin

1996 yılında Kaliforniya’daki bir Indie grubu, ruh sağlığı için novokain almaktan habseden çıkış parçasıyla merdiven altı bir şöhrete kavuştu. Şimdi bakılınca, novokain yerine ketamin kullansalardı daha başarılı olabilirlermiş. Uzmanlar, bu ayın başlarında ketaminle bağlantılı bir antidepresan bulunmasına yeşil ışık yakılmasıyla birlikte, akıl sağlığı tedavilerindeki bu potansiyel dönüm noktasını kutluyorlar. Spravato adında bir burun spreyi olarak piyasaya sürülecek esketamine, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından genelde kulllanılan psikiyatrik ilaçların uygun olmadığı zamanlarda tedavi amaçlı kullanılmak üzere onaylandı. Birçok farklı marka ve stilde antidepresan bulunmasına rağmen şu anda piyasa olanların çoğu çoğu aynı şekilde etki ediyor. Normalde hastaların tedavinin sonuçlarını alması için haftalarca beklemesi gerekiyor fakat esketamine hızlı bir şekilde etki etmesiyle biliniyor. Bu etkiler, saatler ya da günler içinde ortaya çıkabiliyor. FDA bu ilacı onaylamış olsa da hala daha bazı uzmanlar şüpheci yaklaşmakta. Bu uzmanlar, ketaminin geçmişteki rekreasonel bir halüsinojenik gibi kötü amaçlı kullanımlarından dolayı endişe duymaktalar. Ancak, bu ilacin ilk kez tıbbi amaçlarla kullanılışı değil. Cerrahlar, yıllardır ketamini anestezi olarak kullanmaktadır.
2000’lerin başında bu madde, depresyon tedavisi için damardan alınan bir ilaçtı. Bu esketaminin depresyon tedavisi için ilk onaylanışıydı. Fakat madde, hala daha başlangıç aşamasında. İlacin piyasa sürülmeden önce hala ddaha düzeltilmesi gereken birkaç pürüzü var. İlacın kullanımındaki istismar potansiyeli nedeniyle sadece onaylı kliniklerdeki eğitimli profesyoneller tarafından uygulanabiliyor. Tedavinin fiyati da pek ucuz değil: ilk ayı 4.720 ila 6.785 $ arasında bir meblağa mal oluyor. Bunların yanında, psikiyatristler FDA’nın kararının hızlı etki eden antidepresanlar içeren yani bir sınıf yaratabilme olasılığına olumlu bakıyor.

1- Tedavi Edilen HIV’lı Hasta

Londra’daki bir hasta, HIV’den kurtulan ikinci kişi olarak tarih yazdı.Bu anonim hasta, kemik iliği nakli olduktan sonra vücudundaki virüsten kurtulmuş oldu. Nakledilen kök hücre donörü alışılmadık bir mutasyona sahip ve bu da onun HIV’ e karşı dirençli olmasını sağlıyor. HIV’den kurtulan Londralı hasta 18 aydır virüse karşı kullandığı ilaçları almıyor ve hala daha HIV’ın geri döndüğünde dair hiçbir gösterge bulunmuyor. Bilimadamları, kemik iliği naklini HIV için büyük çaplı bir tedavi olarak asla göremeyecekler. Bu işlem beraberinde bir dizi riski de getiriyor. Fakat, 2000 yılında ilk kez hastalıktan kurtulan Timothy Brown ve Londralı hastanın tedavisindeki başarı iyileşmenin mümkün olduğunun bir kanıtı. Uluslararası Aids Yardımlaşma Derneği başkanı Anton Pozniak, ‘’Bu yeni bulgular HIV’ın tedavi edilebilir olduğunda dair inançlarımızın doğruluğunu kanıtladı’’ dedi.

College London Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bu dikkat çekici tedavi, HIV içiin tedavinin gen düzenlemesiyle ilgili bir yerlerdde olduğunu öne sürüyor. Özellikle, beyaz kan hücrelerinin yüzeyinde bulunan CCR5 geni HIV’e karşı bağışıklık kazanılmasına neden olur. Bununla birlikte, gen düzenlenmesi tartışmalı bir uygulamadır. Çinli deneyci He Jiankui, HIV-dayanıklı bebekler yaratma girişiminde insan embriyolarının DNA’sını yapay olarak değiştirdiğini açıkladıktan sonra dünya çapındaki bilim adamlarının öfkesini arttırdı.Bazılar, deneylerinin çığır açan yeni bir biyolojik araştırma alanını başlattığına inanırken, He Jianku, etik dışı ve inanılmaz derece umursamaz biri olarak damgalandı. Şimdi bilim topluluğu, gen düzenlemesi ve insan deneyleri gibi tartışmalı konularda ahlak sınırlarını nereye çizeceğine karar vermeli.

Editör / Yazar: Zeynep BİROL

Kaynak: https://listverse.com/2019/04/01/top-10-scientific-breakthroughs-of-the-month-march-2019/

Bilim

FDA Yiyeceklerimizde “Kalıcı Kimyasal“Keşfetti. İşte O Ürünler

Published

on

Sağlıklı beslenme kuralları önceden basitti, en azından teoride ; daha az islenmş gıdalar tüket, şekerden uzak dur ve dengeli beslen ancak bilim insanları bu öğretiyi zorlaştıran gizli bir tehdidi yavaşça ortaya çıkarıyor. Amerikan ılac ve Gıda Dairesi (FDA) ’nin yeni bir araştırması Orta Atlantik’te – et, deniz ürünü ve çikolatalı kek numuneleri dahil-satılan pekçok yiyecekte kanserle bağıntılı yapay kimyasalların bir sınıfının izini buldu. Söz konusu kimyasallar – Per- ve polyfluoroalkil maddeler (PFAS)¹  – 1940 ’larda, İmalatçı firmaların ısıya, yağa, boyaya ve suya dirençli olduğunu fark ettiği zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri ’nde ünlendi. Pek çok PFAS çeşidi imalat endüstrisinden yavaşça çıkmış olsa da onlar yiyecek paketleri, kilimler, deri, tekstil ürünleri ve zamksız tencere setlerinde hâlâ bulunuyor. Kanserle bağlantılarının yanısıra PFAS ’lar karaciğer hasarı ve gelişimsel sorunlarla da bağıntılı. PFAS ’lar nadiren doğa da yok olduğundan havada ve suda binlerce yıl kalır işte bu yüzden “Kalıcı Kimyasallar bknz: ’Forever Chemicals‘” adını almıştır.

FDA yiyecek numunelerinin bir sağlık tehdidi olmadığını söyledi. Kasım 2017 ’de yürütülen FDA soruşturması Daire ’nin Batı Virginia, Ohio, Virginia, Tennesse, Kentucky, Kuzey Carolinia, Washington, Dc, Maryland ve Delaware olarak belirttiği Orta Atlantik bölgesinde 16 tip PFAS ’ı test etti. Marketlerde 90 ’nın üzerinde örnek alındıktan sonra Daire, ananas ve tatlı patateslerde eser miktarda PFAS buldu. Ayrıca ette, deniz ürünlerinde, çikolatalı sütte ve çikolatalı kekte bu kalıcı kimyasallardan yüksek derece buldu. Hindi kıymasını, bifteği, hot dogları, kuzu şişleri, tavuk budunu, tatlı su çipurasını, morino balığını, karidesi ve yayın balığını da içeren tüm et ve deniz ürünü numuneleri Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından belirlenen uyarı düzeyini aştığını gösteriyor.

Uyarı düzeyleri yer altı ve içme suyunu kapsıyor ama yiyecekleri kapsamıyor. Çikolatalı kek en yüksek PFAS miktarını içermesine rağmen (trilyonda 17.640 parça) EPA tarafından henüz değerlendirilmemiş bir farklılık içeriyordu. FDA Business İnsider ’a numunesi alınmış besin ögelerinin insan sağlığına muhtemel bir tehdit olmadığını belirten araştırmanın genel bir değerlendirmesinin geniş bir kopyasını verdi. Ancak bu değerlendirme New Mexico ’daki Hava kuvvetleri Üssü ’ne yakın bir mandıradan alınan örneklerin 2018 ‘de korkutucu seviyede PFAS içeriğinin üstüne bastı. Çiftliğin yer altı suyu ve silajı (hayvanlara verilen yeşillik) PFAS ’la kirlendi ve ineklerin bileşiği tüketmesine neden oldu. FDA atığa sadece 30 gün maruz kalan bir ineği PFAS ’tan arındırmanın 1.5 yıl sürdüğünü tahmin ediyor. Mandıradan alınan süt numuneleri EPA’nın önerilen eşiğinden 35 kat daha fazla PFOS içeriyordu. FDA güvenlik değerlendirmesine istinaden örneklerin insan sağlığına tehdit teşkil ettiğini ve çiftlikteki tüm Sütun yok edildiğini söyledi. EPA Belirli Bir PFAS ’lar Hakkında Sağlık Önerileri Belirtti. Neredeyse 5000 çeşit PFAS bulunuyor ama EPA sadece iki çeşit için sağlık önerisi verdi: PFOA VE PFOS Gözlemci Çevre Çalışma Grubu’nda (EWG) kıdemli bilim insanı David Andrews bu kimyasalların PFAS’ların en dehşet verici çeşidini temsil ettiğini belirtti.

EPA trilyonda 70 parçayı aşan PFOA veya PFOS ’lu içme suyunu insan sağlığı riski olarak görüyor. Tavsiyeleri yasal bir düzenleme olmasa da devlet daireleri ve toplum sağlığı kurumlarına bir uyarı niteliği taşıyor. Toksik kimyasallara gelindiğinde EPA çoğu çevreci gruptan bir sağlık hükmü vermeden önce kayda değer miktarda bilimsel kanıt için bekleyerek daha ihtiyatlı davranıyor.
Andrews Business İnsider’a “PFAS’ların ne kadar güçlü olduğunu anlamamız onlarca çalışma gerektirdi. “dedi. “Tüm bu kimyasalların müthiş güvenli olduğu varsayımını terk etmek zorundayız. Bu kimyasallar endişe verici ve bunların maruziyetinden mümkün olduğunda uzağında durmalıyız “ Bilim İnsanları Hâlâ Besinlerimizdeki “Kalıcı Kimyasal “ların Kaynağını Bulmaya Çalışıyor. PFAS ’ların neden gıdalarımızda ortaya çıktığına dair birkaç teori mevcut ama bilim insanları hâlâ en yüksek ihtimalle sebebi bulmak için uğraşıyor. Bir olasılık yiyecek paketleme olabilir. Aralık 2018’de bir gözlem raporu WholeFoodsMarket’ta kağıt yiyecek kutularında ve bir sandviç paket kağıdı ürününde PFAS’ın izini buldu. Aynı yıl Washington mikrodalga mısır çantaları ve fastfood paketleri dahil yiyecek paketlerini PFAS’tan men eden ilk Amerikan eyaleti oldu. Birkaç ay süre sonra San FransiscoPFAS ’ları tek kullanımlık yiyecek kabından, kap-kacaktan, pecetelerden, tabaklardan, pipetlerden, tepsilerden, kavanoz kapaklarından menetti.

PFAS’ları içeren çözünebilen paketler toprağa karışınca kimyasallar eninde sonunda bitkilere daha sonra insanlara geçiyor. Andrewsbir diğer senaryonun ise New Mexico ’daki kirli süt örnekleri tarafından sergilediğini söyledi. 1970 ’lerde Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı eğitim talimlerinde ve acil durum müdahalelerinde PFAS içeren ateş söndürme köpüğü kullanmaya başladı. 2018’le birlikte Bakanlık en az 90 Hava Kuvvetleri, Ordu ve Deniz Filosu Üssü’nün EPA ’nın kabul edilebilir seviyesini aşan PFAS ’lı su barındırdığını rapor etti. Ayrıca EPA ;Colorado, Michigan, Pensilvanya, New York ve Kuzey Carolina’nın yerel su sistemlerinde detespit etti. Eğer bu kirli su tarlalara geçerse yiyeceğimizin zehirlenmesiyle sonuçlanabilir. Andrews“Bilim çevrelerinde genel kanının tüm insanların gıda vasıtasıyla PFAS ’a maruz kaldığı yönünde ama daha öğrenecek çok şey var. FDA soruşturması derinlere inmiyor. Cevaplardan ziyade daha çok soru doğuruyor” dedi .

Per- ve polyfluoroalkil maddeler¹ : (PFAS), PFOA, PFOS, GenX ve diğer birçok kimyasal maddeyi içeren bir grup insan yapımı kimyasaldır. PFAS, 1940’lardan bu yana Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünya çapında çeşitli endüstrilerde üretilip kullanılmaktadır. PFOA ve PFOS, bu kimyasalların en yoğun şekilde üretilen ve çalışılanları olmuştur. Her iki kimyasal da çevrede ve insan vücudunda çok kalıcıdır – yani parçalanmadıkları ve zaman içinde birikebilecekleri anlamına gelir. PFAS’a maruz kalmanın olumsuz insan sağlığı etkilerine yol açabileceğine dair kanıtlar vardır.

PFAS şuralarda bulunabilir:

  • PFAS içeren malzemelerle paketlenmiş, PFAS kullanılan ekipmanla islenmş veya PFAS ile kirlenmiş toprak veya suda yetişen yiyecekler.
  • Leke ve su itici kumaşlar, yapışmaz ürünler (örneğin, Teflon), cilalar, balmumları, boyalar, temizlik ürünleri ve yangın söndürme köpükleri dahil olmak üzere ticari ev ürünleri (hava limanları ve askeri üslerde yangın söndürme eğitimi verilen başlıca yeraltı suyu kirlenme kaynakları) ) meydana gelir.
  • PFAS kullanan üretim tesisleri veya endüstrileri (örneğin, krom kaplama, elektronik üretimi veya yağ geri kazanımı) içeren işyeri.
  • Tipik olarak lokalize edilmiş ve belirli bir tesisle ilişkili içme suyu (örneğin, üretici, depolama, atık su arıtma tesisi, itfaiyeci eğitim tesisi).

Çeviri: Ahmet Can AKYOL

Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-fda-have-found-trace-amounts-of-a-toxic-chemical-called-pfas-in-foods

Continue Reading

Bilim

Bilim İnsanları, Salyangozdan İlham Alarak süper yapıştırıcı geliştirdiler

Published

on

Sümüksü ve kabuklu arkadaşlarımız olan mütevazı salyangozlardan biraz yardım alarak, bilim insanları insanoğlunu sadece damga büyüklüğünde bir yama ile tutabilecek kadar güçlü, yapışkan bir süper yapıştırıcı geliştirdiler. Bu yapıştırıcı geri dönüşümlü olup gerektiğinde açılıp kapatılabilir. Pennsylvania Üniversitesi ‘nden, Ulusal Bilimler Akademisi Bildirilerinde yer alan dergideki rapora göre bilim insanları tersinir (Tersinir kimyasal, fiziksel ve mekanik olarak geri dönüştürülebilir demektir.) bir yapışkan geliştirmek için yola çıktılar ve bu projede ilham almak için doğal dünyadan yararlandılar. Yumuşakçalardan¹ olan bilhassa salyangoz ve sümüklü böcek, ürettikleri gloop (yapışkan, yapış yapış olan) sümüğü sayesinde yüzeylere yapışabilir. Islak formda bu sıvı, hayvanın hareket etmesine ve yapışmasına izin verirken sert formda yumuşakça, kendisini uzun süre boyunca bir yüzeye bağlayabilir.

Böyle bir malzemenin avında olan, araştırma ekibinin bir üyesi, kısaca PHEMA olarak bilinen polihidroksi etil metakrilat (Hidroksil fonksiyonlu akrilik polimerlerin sentezinde kullanılan ester yapılı monomer.) denilen bir polisten hidrojene rastladı, bu da ıslak formda lastik, kuru formda sert bir yapıya sahip olup tersinirliği su ile kontrol edilir. PHEMA ile ilgili yapılan araştırmalara göre ıslak halde bir yüzeye uygulanırsa, kururken büzülmeye meyilli diğer yapışkan malzemelerin aksine küçük çatlak ve oyuklara yayılmaya devam eder.

Tıpta Bazı Faydalı Uygulamalarda Kullanılabilir

PHEMA ’nın bu özelliğe sahip olması ideal bir seçim olduğunun göstergesidir. Malzeme Bilimi, Kimya ve Biyomoleküler Mühendisliği Bölümü ‘nden Profesör Shu Yang yaptığı açıklamada, “Bu, duvara fırlattığınız ve yapıştırdığınız çocuk oyuncakları gibidir. Bunun nedeni ise çok yumuşak olmalarından kaynaklanır. Malzemeler kuruduğunda genellikle küçülürler. Yüzeyden büzülürse, artık mikro boşluklara uymak istemez ama PHEMA yapıştırıcımız uyumludur, kuru veya sert formda olsa da şekillerini sabit tutar. Araştırmacılar tersinir su ile aktifleşen bir yapışkan malzemenin bilimsel araştırma ve tıpta bazı faydalı uygulamalara sahip olabileceğini söylüyorlar. Bilim insanları da kimyasallar ve pH veya ışık ve ısı olup olmadığına dair ipuçlarına cevap vererek tersine çevrilebilecek diğer yapıştırıcıların peşinde.  Yumuşakçalar¹: Hayvanlar âleminin geniş bir sınıfıdır. Ahtapot, midye, salyangoz, sümüklü böcek bu sınıftandır.

Çeviri: Seval ÖZGÜR

Kaynak: https://www.iflscience.com/chemistry/slug-slime-inspires-a-reversible-superglue-that-can-stick-a-human-to-the-ceiling/

Continue Reading

Bilim

Kafataslarında Neden Bu Kadar Çok Kemik Var?

Published

on

Kafanda kaç tane kafatası kemiği var? Hayvan kafataslarını, kafatasının üst bölgesi ve alt çene olarak iki kemikten oluştuğunu tahmin edebilirsiniz. Ama kafatasları aslında beklediğinizden çok daha fazla kemiğe sahip karmaşık bir yapıdır. Bazı hayvanların küçükken kafataslarında fazlaca kemik bulunur ve bu kemikler canlı olgunlaştıkça, birbirine kaynayarak bütünleşmeye başlar. Bazı hayvanlar ise yetişkinlik döneminde olmasına rağmen kafatasında fazlaca kemiğe sahiptir. Peki, kafataslarında neden bu kadar çok kemik var ve en çok kemik hangi hayvanlarda bulunur? Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi ‘ne (NCBI) göre insan kafatası kemikleri anatomisinde kafataslarında 8 kraniyal kemik (kafa kubbesini oluşturan kemik) ve 14 yüz kemikleri olarak toplam 22 kemik vardır.

Ohio Üniversitesi Laboratuvarı ‘ndaki araştırmacılar ve Witmer, dağıtılmayan bir timsah kafatasının fotoğrafını Twitter ’da paylaşarak şaşırtıcı bir kemik sayısı olduğunu söyledi. Timsah kafataslarında yaklaşık olarak 53 kemik bulunur. Memeli fetüsler, gelişimlerine göre kemik sayılarında farklılık göstermekte olup kafatasında yaklaşık olarak ortalama 43 kemik bulunur. Karada yaşayan omurgalıların ise çoğu 22 adet kemiği olan oldukça muhafazakâr bir kafatası morfolojisine sahiptir.

Oregon Devlet Üniversitesindeki Su Ürünleri ve Yaban Hayatı Anabilim Dalında balık profesörü olan BrianSidlauskas, en fazla kafatası kemiğinde 156 kemik bulunan soyu tükenmiş bir balık fosilinde bulunduğunu söyledi. Ohio Üniversitesi Biyomedikal Bilimler Bölümü ile paleontoloji profesörü LarryWitmer, omurgalı kafataslarındaki kemiklerin sayısı, birbirine nasıl bağlandıkları ve birbirleriyle kaynaşma şekli çeşitlilik göstermektedir. Bu çeşitlilik kafatasının hayvan tarafından nasıl vene kadar esnek kullanıldığını yansıtabildiğini söyledi.

kafatasının esnekliği – Kredi : Ohio Üniversitesi ‘nde Witmer Lab

Örneğin balıklar hareketli bir kafatasına sahiptir çünkü diğer pek çok omurgalıdan daha fazla kafatası kemiği ve daha az füzyonu vardır. Balıkların diğer hayvanlarla paylaştığı kafatası kemiklerine ek olarak solungaçlarını kaplayan dört tane kaynaşmış kemikleri de vardır. Hayvanlar milyonlarca yıl boyunca geliştikçe, bazı kafatası kemikleri büyümüş bazıları küçülmüş, bazıları kaynaşmış ve bazıları tamamen kaybolmuştur. Witmer”farklı gruplar arasında kemik sayısındaki bu değişkenlik zengin evrim dokusunu gösteren büyüleyici bir şeydir” dedi.

Editör / Yazar: Seval ÖZGÜR

Kaynak: https://www.livescience.com/65720-bones-in-animal-skulls.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar