fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

En Sık Yaşanan 10 Fobi ve Psikolojik Nedenleri

Yayınlandı

üzerinde

Yüksekten, örümceklerden ya da palyaçolardan mı korkuyorsunuz? Bu korkularınızda yalnız değilsiniz. Birçok kişinin hayatında karşılaştığı en büyük sorunlar arasında fobiler geliyor. Ancak bazı fobiler diğerlerine göre daha yaygın şekilde görülüyor.

en-sik-yasanan-10-fobi-ve-psikolojik-nedenleri
Önemsiz gibi görülen şeylere dair yaşanan korkular bazen mantıksız gibi görünse de bu korkuları yaşayan milyonlarca insan bulunuyor. Fare gibi zararsız ve minik bir hayvan bile insanlarda korkuya sebebiyet verebiliyor. Birçok fobiye dair bu korkular neyin sebep olduğu bilim tarafından tespit edilmiş durumda. Diğer korkulara ilişkin ise bilimin henüz bir tespiti bulunmadığı gibi bazı korkular bilim tarafından resmi olarak tanınmıyor. Yapılan bir çalışma sonucunda insanların yaşadığı en yaygın fobiler ve buna sebep olan düşünsel nedenler ortaya kondu. İşte insanların en sık karşılaştığı fobiler:

10. Palyaçolar

Listedeki en az oranda karşılaşılan fobi palyaço korkusu. Bazı bilim insanları bu korkuyu resmi fobiler arasında saymıyor. Bazı bilim insanları ise bu fobiye coulrophobia ismini veriyor. Halkın %4’lük bir kesimi palyaçolardan çok korktuğunu ifade ederken, %8’lik bir kesim ise palyaçolardan biraz korktuğunu söylüyor. Bu korkunun sebebi ise palyaçoların tanınmayacak bir maskeye sahip olması olabileceği düşünülüyor. İnsanlar bu kişiyi tanımak istiyor, ancak görüntü görmesi gerektiğini düşündüğü şeylerle tam olarak örtüşmediği için rahatsızlık hissi ortaya çıkıyor. Bir kesim ise palyaçoların gerçek yüz ifadelerini göremediği için bu kişilerin sinir bozucu olduğuna inanıyor. Palyaçoların sürekli gülümsemesi bu fobiye sahip kişilerde rahatsızlık hissi yaratıyor.

en-sik-yasanan-10-fobi-ve-psikolojik-nedenleri1

9. Kalabalık Korkusu

Bu korkuya dair bir dizi farklı fobi bulunuyor. Ancak bunlar arasında en yaygını agorafobi olarak isimlendirilen fobi türü. İnsanların dörtte birlik bölümü kalabalıktan çok korktuklarını ifade ederken, %17’lik bir kesim kalabalıktan biraz korktuğunu ifade ediyor. Agorafobi açık bir alanda olmak ya da toplu taşıma araçlarında bulunmak gibi kaçmanın zor olabileceği bir duruma düşme korkusu anlamına gelmektedir. Bu kişilerde endişeli haller bulunabilir ve evden dışarı çıkma sorunları yaşayabilirler. Sebep olarak ise insanları panik atak ve yoğun korku anları yaşadığı panik bir bozukluk olarak görülüyor. Ölüm benzeri travmatik deneyimler bu korkuya katkı yapabileceği gibi genetik faktörler de bu fobi üzerinde etkili oluyor.

en-sik-yasanan-10-fobi-ve-psikolojik-nedenleri2

8. Uçak Korkusu

İnsanların %72lik bir kısmı uçakla seyahat etmekten çok korkuyor. %17’lik bölümü ise uçak seyahatlerinden biraz korktuğunu ifade ediyor. Aerophobia ya da Aviophobia olarak isimlendirilen bu fobinin nedeni uçak seyir halindeyken stres hormonlarının vücut tarafından salınmasıdır. Uçağın türbülansa girmesi halinde stres seviyesi biraz daha yükselmektedir. Bilişsel yeteneğin azaldığı durumlar stres seviyesinde yükselmeye sebep olmaktadır. Bazı insanlar uçağın düşme tehlikesinin bulunduğunu düşünürken, diğerleri uçmanın tamamıyla normal hissettirdiğini ifade ediyor.

en-sik-yasanan-10-fobi-ve-psikolojik-nedenleri3

7. İğne Korkusu

İnsanların %8’lik bir kısmı iğne olmaktan çok korkuyor. %16’lık bir bölüm ise iğnelerden biraz korkuyor. Trypanophobia olarak isimlendirilen bu korku iğne fobisi olarak da tanımlanmaktadır. Şırınga, enjeksiyon ve iğne olmaktan korkma gibi durumları içermektedir. 1994 yılına kadar bu korku resmi bir fobi olarak tanınmıyordu. Ancak o tarihten itibaren bu korkuyla ilgili birkaç teori ortaya atıldı. Bazı araştırmacılar iğne korkusunun uzak atalarımızdan gelen bıçak yarasını korkusu sebebiyle genetik olarak tetiklendiğini düşünüyor.

en-sik-yasanan-10-fobi-ve-psikolojik-nedenleri4

6. Fare Korkusu

Musophobia ismi verilen bu korku listemizdeki 6’ıncı sırada yer alıyor. İnsanların %9’u farelerden çok korkuyor. %17’lik bölümü ise farelerden biraz korkuyor. Bu fobi hakkında yeterince araştırma bulunmuyor. Bununla birlikte nedenlerine dair bazı kuramlar oluşturuldu. İnsanların fareyi gördüklerinde korkmalarının koşullandırılmış bir durum olduğu düşünülüyor. Bu fobinin bilinçaltıyla bağlantılı olabileceğine inanılıyor. Bazı kişiler fare fobisine sahip olduğunun farkında olmayabilir. Televizyonlarda gösterilen fare ve sıçanların insanlara verdikleri zararlar gibi durumlar da bu fobiye sahip olan kişilere yardımcı olmuyor.

fare-korkusu

5. Kapalı Alan Fobisi

Klostrofobi olarak isimlendirilen bu korkuya sahip olan kişiler dar ve küçük alanlarda olmaktan korkuyor. İnsanların %14’lük bölümü dar bir alanda bulunmaktan çok korktuğunu ifade ederken, %29’u dar alanda kalmaktan biraz korktuğunu belirtiyor. Araştırmalar, kişisel alanlarını bedenlerinden uzakta konumlandıran kişilerin klostrofobi yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğunu ifade ediyor. Baka bir araştırma ise bu fobinin özel algılamadaki bozulmaya bağlı olabileceğini ifade ediyor. Yükseklik korkusuna bağlı olarak dikey mesafelerden korkan insanların aksine kapalı alan fobisine sahip olan kişiler yatay mesafelere ilişkin korku besliyor.

Kapalı Alan Fobisi

4. Örümcek Korkusu

Araknofobi olarak isimlendirilen örümcek korkusu insanların yoğun olarak yaşadığı korkular arasında bulunuyor. Halkın %18’lik bölümü örümceklerden çok korkuyor. %24’lük bölümü ise biraz korkuyor. Örümcek korkusunun erken yaşlarda ortaya çıktığı ya da doğuştan itibaren başladığı düşünülüyor. Yine de örümcek korkusunun neye dayandığı tam olarak bilinmiyor. Arachnophobia yaşayanların örümceklerin düzensiz hareketlerinden ya da onlarla olan etkileşimimizin evrimsel doğasından ötürü bu korkuyu taşıyabileceği düşünülüyor. Diğer bir görüş ise bu korkunun genetik olduğunu iddia ediyor.

Örümcek Korkusu

3. Kalabalık Önünde Konuşma Korkusu

Bir kalabalığın önünde ayakta durma ve konuşma fobisi olarak nitelendirilen bu korku en sık görülen üçüncü fobi olarak tanımlanıyor. Yapılan araştırmada katılımcıların %36’sı halkın önünde konuşmaktan çok korktuğunu ifade etti. İnsanlar için konuşma kaygısı, hafif sinirlilik hali, heyecan ya da tamamıyla korkuyla dolmak gibi farklı şekillerde oluşabilir. Bu korkunun arkasında yatan faktörler tam olarak bilinmiyor. Toplum tarafından beğenilmemek ya da dışlanma gibi korkuların bunu tetikleme ihtimali üzerinde duruluyor.

en-sik-yasanan-10-fobi-ve-psikolojik-nedenleri5

2. Yılan Korkusu

Fobiler arasında ikinci sırada yer alan yılan korkusu %21 oranında insanların çok korktukları bir durum. %31’lik bir kesim ise yılandan biraz korkuyor. Bazı kişiler için kaygan ve sürüngen bu varlıkları görmekten daha büyük bir işkence yok. Ophidiophobia olarak bilinen bu korkuyu taşıyanlar zararsız olduğu bilinen yılanlardan dahi korkuyor. Son araştırmalar bebeklerin doğdukları anda yılan korkusu taşıdıklarını ortaya koydu. Bu korkunun insanlarda hayatta kalma dürtüsü sebebiyle oluşmuş olabileceğine inanılıyor.

en-sik-yasanan-10-fobi-ve-psikolojik-nedenleri6

Yükseklik Korkusu

İnsanlar arasında en yaygın korku yükseklik korkusu olarak tanımlanıyor. Araştırmaya katılanların %23’lük bir bölümü yüksekten çok korktuklarını ifade ederken, %35’lik bölümü ise yüksekten biraz korktuklarını belirtti. İnsanlar yaşlandıkça yükseklik korkularında artış olduğu saptanmıştır. Akrofobi olarak bilinen yükseklik korkusunun kişinin dikey boyutları anlayamamasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Araştırmalar bu fobiye sahip olan kişilerin dikey mesafeleri olduğundan daha fazla tahmin ettiklerini be en büyük yanlış hesaplamaya sahip olanların yüksekten korktuğunu ortaya koydu.

en-sik-yasanan-10-fobi-ve-psikolojik-nedenleri7
Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/what-are-the-most-common-phobias-and-what-are-the-psychological-causes-of-them/all/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Soğuk Suda Yüzmek Depresyon Tedavisinde Yardımcı Olabilir Mi?

Yayınlandı

üzerinde

Depresyona yakalanan 24 yaşındaki bir hasta haftada bir kez açık denizde yüzerek ilaçlarını azalttı. Dört ay içerisinde ise ilaçları tamamıyla bıraktı ve depresyon hastalığından kurtuldu.
Bir yıl önce, depresyon geçiren 24 yaşında bir kadına doktoru tarafından sıra dışı bir reçete verildi: soğuk suda haftada bir kez yüzme. Hasta Sarah, University College London’da bir doktor ve araştırmacı olan Christoffer van Tulleken tarafından sunulan BBC belgesel dizisi The Doctor Who Gave Up Uyuşturucu’nun bir parçası olarak kameraya alındı.

Doktor Van Tulleken, “En çok reçete edilen ilaçlarımıza baktığımızda, özellikle de bunların etkililiğine dair kanıtlarda zayıflıklar söz konusu” dedi. Sarah 17 yaşından beri majör depresif bozukluk ve anksiyete tedavisi görüyordu. Ancak semptomları birinci basamak tedaviye dirençliydi ve depresyon ilaçları onu adeta bir sisin içerisine sokuyordu. Sarah kızını doğurmasının ardından artık ilaç kullanmak istemiyordu. Depresyon hastalığından kurtulmak da onun öncelikleri arasındaydı. Van Tulleken’in gözetiminde, yavaş yavaş ilaç dozlarını düşürdü ve 15C sıcaklığa sahip açık suda haftalık yüzme programı başlattı.

Bu geleneksel olmayan tedaviyle hasta dört ay içerisinde ilaçları tamamen bıraktı ve majör depresyondan kurtuldu. Depresyon, dünya çapında insanları hayattan koparan en önemli hastalıklardan birisidir. Doktor Van Tulleken depresyon tedavisi için her geçen gün daha yüksek sayıda antidepresan kullanımı olduğunu ifade ediyor. Bu ilaçların etkinliğiyle ilgili yapılan testler ise oldukça yetersiz. Bu sebeple birçok doktor depresyon ilaçlarına alternatif tedavi yöntemleri üretmeye çalışıyor. Sarah’ın hikayesi Van Tulleken ve meslektaşlarının yazdığı, İngiliz Tıp Dergisi’nde yayınlanan bir vaka raporunun temelini oluşturdu. Raporda, Van Tulleken ve meslektaşları Sarah’ın deneyimini anlatıyor ve soğuk suda yüzmenin diğer hastalar işe yarayıp yaramayacağının ortaya çıkması için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor.

Vücudun soğuk suya daldırılmaya ilk tepkisi, derhal soğuk su şokuna sebep olarak, vücudun hızlıca soğumasıdır. Bu özellikle solunum ve kalp hızında büyük bir artışa yol açtığı için, bazı tıbbi rahatsızlıkları olanlar için son derece tehlikeli olabilir. Portsmouth Üniversitesi’nde spor ve egzersiz bilimi bölümü profesörü ve raporun ortak yazarı Michael Tipton şunları söyledi: “Yararlı taraf hakkında düşünmekten ziyade yıllardır soğuk suya dalmanın tehlikeli yönleri hakkında daha çok endişeliydik.” Tipton, soğuğun anti-enflamatuar olduğuna dair kanıtlar olduğunu ve yakın tarihli bir çalışmanın, soğuk suda yüzmenin ameliyat sonrası ağrı yaşayan hastalarda iyileşme sağladığının bulunduğunu belirtti. Soğuk suda yüzme, vücuttaki stres tepkilerini de aktive eder ve soğuk suya tekrar tekrar maruz kalmak alışma denilen bir uyum sürecine yol açar.

Van Tulleken, “Bir teori, eğer soğuk suya uyum sağlarsanız, stres tepkiniz, öfkeniz, sınavlar veya işten kovulma gibi diğer günlük streslere karşı duygularınız körelir” diyor. Çalışmaya katılmamış olan Reading Üniversitesi’ndeki bir klinik psikolog ve profesör olan ShirleyReynolds’a göre, egzersiz gibi anlamlı bir aktivite yapmanın kendi başına faydalı olduğuna dair kanıtlar var. Reynolds ayrıca, “tek bir vakanın,“ bu yöntemi depresyon tedavisi için yeterli olarak tanımlamaya yetmeyeceğini söyledi.
Kaynak: https://www.theguardian.com/science/blog/2018/sep/13/could-cold-water-swimming-help-treat-depression

Devamını Oku

Fizik

İnsan Gözü ‘Hayalet Görüntüleri’ Görebilir

Yayınlandı

üzerinde

Bilim adamları, insan gözünün ürkütücü bir yeteneği olduğunu keşfettiler. İnsan gözü “Hayalet görüntüleri” algılayabilir. Bunlar daha önce sadece bilgisayar tarafından algılanabilen, rastgele desenlerle kodlanmış görüntülerdir. Edinburgh’dakiHeriot-Watt Üniversitesi’ndeki İskoç bilim insanları ve Glasgow Üniversitesi’den bir grup araştırmacı, insan gözünün gerekli hesaplamaları yapabildiğini buldu. Heriot-Watt Üniversitesinde fizik profesörü olan çalışmanın ortak yazarı DanieleFaccio, “Beyin ayrı ayrı onları göremese de, göz bir şekilde tüm kalıpları tespit ediyor, sonra da bilgiyi orada tutuyor ve her şeyi bir araya getiriyor” dedi.

Normal bir kamerada, birden fazla piksel, bir görüntü oluşturmak için güneş gibi bir kaynaktan ışığı alır. Hayalet görüntüler ise temelde tam tersidir: Öngörülebilir bir dizide birden fazla ışık kaynağıyla başlarlar. Bu, genellikle bir “kova” adı verilen tek noktalı dedektör tarafından toplanan ışıkla anlatılır. Bunun nasıl çalıştığını düşünmenin kolay bir yolu, bir sahneyi taramak için tek noktalı bir lazer kullanan lidar hakkında düşünmektir. Dedektör, lazer ışığının sahnedeki her noktadan nasıl geri döndüğünü yakalar, bu da bir görüntüye yeniden yapılandırılabilir. Faccio, hayalet görüntüler elde etmenin daha hızlı bir yolu olduğunu söyledi. Sahneyi tek bir ışık kaynağıyla taramak yerine, araştırmacılar desenleri bir sahneye yansıtabileceklerini buldu. Nesneden fırlayan ışık artı desen daha sonra ölçülebilir.

Yansıtılan orjinal desen ile yansıtılan orijinal model arasındaki fark, bir bilgisayarın daha sonra matematiksel olarak verileri dışına çıkarabildiği “hayalet görüntüyü” içerir. Bu görüntüler, orijinal görüntünün soluk gri bir temsiline benziyor. Faccio, Kompozisyonal olarak hayalet görüntüler yapma yönteminin iki matematiksel adımı içerdiğini söyledi. Birincisi, orijinal kalıpları nesneye yansıtıldıktan sonra göründüğü gibi birleştirmektir. Bu, orijinal kalıbı nesnenin ve her noktadaki desenin yaptığı ışık sinyaline çarptırarak matematiksel olarak yapılır. İkincisi bütün sahne boyunca bu sayıları toplamaktır. Araştırmacılar, hesaplamanın ikinci yarısına, tüm kalıpların birlikte toplanmasına odaklanmaya karar verdiler. Bunu yapmak için, Albert Einstein’ın ünlü fotoğrafına karşı Hadamard kalıpları denilen dama tahtası şeklindeki desenleri çıkarıp, dilini yapıştırarak başladılar. Daha sonra bir LED projektörüylebesledikleri ortaya çıkan ışık düzenlerini toplamak için tek bir piksel detektörü kullandılar.

Bu LED projektör, Einstein-plus-Hadamard desenlerini orijinal Hadamard desenlerini gösteren bir ekran üzerine bastı, esasen ikisini bir araya getirdi. Birinci adım böylece tamamlanmış oldu. Bir sonraki adım, insanların bu görüntüye bakarken neleri görebileceğini görmekti. Araştırmacılar, Einstein-plus-Hadamard kalıplarını yavaşça projelendirdiğinde, 1 saniye veya daha uzun süren darbelerde, siyah-beyaz dama tahtası olduğunu gördüler – hayalet görüntüleri yoktu. Ancak araştırmacılar projeksiyonları hızlandırdıkça, Einstein’ın görüntüleri ortaya çıktı. Araştırmacılar ayrıca rakamları ve harfleri kullanarak deneyler yaptılar ve “hayalet” versiyonlarında okunaklı olduklarını buldular.

İnsan gözünün bu hayalet görüntüleri görebilmesinin nedeninin, gözün yavaş bir yenileme oranına sahip olmasından kaynaklandığı düşünülüyor. Bu, filmlerin çalışmasının nedenlerinden farklı değildir: Görüntüler ekranda bu yenileme hızından daha hızlı titreştiğinde, yumuşak hareket yanılsaması yaratır. Faccio, “Göz bilgiyi elde etmek için çok hızlıdır. Sadece ondan kurtulmak iç çok yavaş” diyor. Araştırmacılar, titreme kalıplarının gözün “hafızasında” yaklaşık 20 milisaniye kaldığını ve bu zaman zarfında yavaş yavaş yok olduğunu keşfettiler. 20 milisaniye kalıpları üst üste gelirse, göz onları hayalet görüntüsünün ortaya çıkmasına izin vererek bir film gibi toplar. Faccio, bu keşfin heyecan verici kısmı, hayalet görüntüleme sisteminin insan görsel sistemini incelemek için kullanılabilecek olması” diyor. Ekibin bir sonraki adımı, insan gözünün hayalet görüntülerin sağ ve sol gözlere farklı girdilerini bir araya getirerek olacak.
Kaynak: https://www.livescience.com/63590-human-eye-ghost-images.html

Devamını Oku

Ekoloji

Nakliye Gemileri Kuzey Kutbu’nda küresel ısınmayı yavaşlattı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kuzey kutbu ve çevresinde bulunan buzullar, günden güne hızla eriyor. Buzulların erimesinin ardından o bölgede deniz yolu oluştu ve nakliye gemileri, bu yolu kullanıyor. Araştırmacılar, ilk bakışta bu durumun kutup bölgesine daha fazla zarar vereceğini düşünmüştü. Ancak yapılan son incelemelerin ardından, nakliye gemilerinin kürsel ısınmayı az da olsa azalttığı tespit edildi.

Araştırmacı Scott Stephenson ”Sonuçlar bizi çok şaşırttı. Gemilerden yayılan gazların, kutup bölgesine daha fazla zarar vermesini bekliyorduk. Ancak, 21. yüzyılda gemilerde kullanılan yakıtlar çok değişti. O bölgeyi kullanan şirketler, doğa dostu yakıtlar kullanmaya başladı. Bunun sonucunda, beklenen olumsuz tablo olmadı. Gemiler, küresel ısınmayı az da olsa yavaşlattı. İklim sisteminin farklı bileşenleri, gemi yakıtları ile uyum gösterdi.” dedi.

Stephenson bundan sonraki süreç ile ilgili olarak ”Bu yol, kullanılmaya devam edecek. Gemilerin bu rotada seyahat etmesi, onların yolunu kısaltacak ve doğaya hiçbir zarar vermeyecek. Doğru yakıtların kullanılmasına benzer doğa dostu çözümleri yaygınlaştırırsak, önümüzdeki yıllar için iklimimizi korumuş oluruz.” dedi.
Kaynak: https://www.scientias.nl/scheepvaart-kan-ervoor-zorgen-dat-de-noordpool-minder-snel-opwarmt/
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Öne Çıkanlar