fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim İnsanları

Erich Fromm Kimdir

Yayınlandı

üzerinde

erich-fromm-hayatiFromm 1900 yılında Almanya’nın Frankfurt kentinde doğmuş ve antisemitizmin yaygın olduğu bir ortamda yahudi bir çocuk olarak büyümüştür. Savaşla ve antisemitizmle olan kişisel deneyimleri, Erich Fromm’un insan davranışına olan merakını ateşlemiştir. I. Dünya Savaşı çıktığında Fromm 14 yaşındaydı ve bir ergen olarak çevresindeki savaşın mantıksızlığı ve yıkıcılığı karşısında sarsılmıştı. Yaşadığı deneyimler Fromm’u insanoğlunun gerçek doğası üzerinde bir yaşam boyu düşünmeye itti. “ Savaş sona erdiğinde” diye yazar, “ insanların nasıl olup da savaştıkları sorusuna takılıp kalmış, sorunlu bir genç adamdım. Bu akıl almaz kitle hareketini anlamak istiyor, barış ve uluslararası bir uzlaşma için tutkulu bir arzu duyuyordum.”
Fromm bu sorusuna iki kaynaktan yanıt aradı ve buldu. Freud bireysel farklılıkları anlamasına yardımcı oldu, Karl Marx da davranış üzerindeki sosyopolitik etkileri açıkladı. Fromm okuldayken bol bol Freud ve Marx okudu. Doktora derecesini 1922’de Heidelberg Üniversitesi’nden aldı ve Berlin Psikanalitik Kurumu’nda psikanaliz okudu. Daha sonra Almanya’da nazilerin yükselişi başladı ve Fromm 1934 yılında kendi vatanındaki bu yahudi karşıtı hareketleri izledi. Almanya gittikçe daha tehlikeli bir yer haline gelince ABD’ye göç etti ve Avrupa’daki gelişmeleri oradan gözlemledi.
Fromm’un psikanaliz ve toplumsal sorunlara olan ilgisi, 1941’de basılan kitabı Özgürlükten Kaçış’ta dile geldi. Kitap, Nazi hareketini, bazılarının dediği gibi “sosyopsikanalitik” bir yorumla ele alıyordu. Klasik psikanalizin ve politik kuramların bir birleşimiydi. Fromm’un meslek yaşamı da yazılarında yer alan psikanaliz ve sosyalizmin bileşimini yansıtır. Columbia, Bennington Koleji, Yale, Michigan State, New York Üniversitelerinde ve Meksika’daki Meksika Ulusal Üniversitesi’nde dersler vermiş; politik felsefeyle, toplumsal ve politik konularla yakından ilgilenmiştir. Fromm Freud, Jung ve Adler’den farklı bir biçimde tıp değil, psikoloji, felsefe ve sosyoloji okumayı tercih etmiştir.
1936 yılında kendisinden 10 yaş büyük olan Freida Reichmann’la evlenen Fromm yolunda gitmeyen bu evliliği 8 yıl sonra sonlandırdı. Daha sonra New York’ta Berlin Psikanaliz Enstitüsünden tanıdığı Karen Horney ile bir araya gelir ve kendisinden 15 yaş büyük olan Horney ile duygusal bir yakınlaşma yaşadılar. 1941 yılında Horney’in kurmuş olduğu psikanaliz birliğine katıldı. Daha sonra Fromm’un tıp eğitimi almamış olması enstitüde sorun yarattı ve Harry Stack Sullivan’ında aralarında bulunduğu bir grup ile enstitüden ayrılıp William Alanson Psikiyatri, Psikanaliz ve Psikoloji Enstitüsünün kuruluşunda yer aldılar.
Daha sonra iki evlilik daha yapan Fromm 1980 yılında 80 yaşında hayata veda etti.

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Divan’ül Lügati’t Türk için öldürülen onlarca bilim insanı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Büyük bilgin Kaşgarlı Mahmud’un eseri olan Divanü Lügati’t Türk, Türkçe’nin ilk büyük sözlüğü ve ilk Türk ansiklopedisi olmasının yanı sıra uğrunda çok sayıda bilim adamının can vermesi ile de tarihe geçti. Dünya üzerinde bir kitap, basımı için bu kadar çok sayıda bilim adamının can vermesine sebep olmamıştır. Bu kitabın ismi; Divanü Lügati’t Türk, yazarı da büyük bilgin Kaşgarlı Mahmud…Bu sene 1000′nci doğum yılı kutlanan ve 2008 yılı da kendi yılı ilan edilen Kaşgarlı Mahmud’un Türkçe’nin ilk büyük sözlüğü ve ilk Türk ansiklopedisi olan Divanü Lügati’t Türk, tam 800 yıl boyunca ortada yoktu; tıpkı bir diğer kitabı Kitab’ül Cevahir gibi…

Divan-ı Lügat’it Türk, geçtiğimiz yüzyılın başında, Ali Emiri tarafından bulundu. Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkanı Yakup Deliömeroğlu, kitabın bulunuşunu şöyle anlatıyor:
“Kitabı sahaflarda Ali Emiri Efendi buldu. Ali Emiri Efendi, kitabı satın aldığında duyduğu sevincini şu şekilde dile getirir: ‘Bu kitabı aldım; eve geldim. Yemeği içmeği unuttum… Bu kitabı sahaf Burhan 33 liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara, zümrütlere değişmem.’Büyük bir coşku içinde olan Ali Emiri Efendi kitabını kimseye göstermek istemedi. Hem kitabı kıskanıyor ve hem de kaybolmasından endişe ediyordu. Devrin ünlü simaları Ziya Gökalp ve Fuad Köprülü gibi şahıslar, Ali Emiri Efendi’nin Divanü Lügati’t Türk’ü bulduğunu işitmiş ve görmek istemişlerse de Ali Emiri Efendi onları kitaba yanaştırmamıştı; Kitabı sadece çok güvendiği Kilisli Rıfat Efendi’ye gösteriyordu. Ali Emiri Efendi satın aldığında, kitap hırpalanmış ve yıpranmış bir vaziyetteydi. Şirazeleri çözülmüş, formaları dağılmış, sayfaları birbirine karışmış ve numaraları da yoktu. Bu sebeple kitabın eksik mi, tam mı olduğu belli değildi. Ali Emiri Efendi bunun tespitini Kilisli Rıfat Efendi’ye yaptırdı. Kilisli Rıfat Efendi, iki ay müddetle kitabı üç kere okudu, karışmış sayfaları yerli yerine koydu ve numaralandırdı. Daha sonra da kitap Matbaa-i Amire’de üç yıl süren bir maceranın ardından basıldı.” Yakup Deliömeroğlu, kitabı kendi dillerine tercüme etmek isteyen çok sayıda Türk bilim adamının da bu yolda Rus ve Çinliler tarafından şehit edildiğini söylüyor. İşte Rus ve Çinliler tarafından katledilen Türk bilim adamları…

Dîvân ü Lügati’t Türk’ün Türk Dünyasında ilk tercüme girişimi, Azerbaycan’da oldu. Sovyet Bilimler Akademisi’nin Azerbaycan Şubesi, bu iş için Halid Said Hocayev’i görevlendirir. Hocayev, 1935-37 yıllarında bu görevi tamamlar. Fakat Hocayev ve yardımcılarının başarısının mükafatı, ölüm olur.
1937 yılında bu kez meşhur Uygur şairi Kutluk Şevki ve eğitimci şair Muhammed Ali Dîvân ü Lügati’t Türk’ü Uygurcaya tercüme ettikleri için katledilirler ve bütün çalışmaları yakılır. Kutluk Şevki, hac yolculuğu sırasında uğradığı İstanbul’ dan Kilisli baskısını alarak ülkesine götürmüştür. Bilim dünyasına hizmet için giriştikleri iş, kendi sonlarını hazırlar. Uygurlar, 1944 yılında Şarki Türkistan Devletini kurduklarında, ilk iş olarak Dîvân ü Lügati’t Türk’ün tercümesi işine girişirler. Bu iş için meşhur alim İsmail Damollam görevlendirilir. Birinci cildin tercümesi tamamlanmıştır ki. Rusya ile Çin anlaşarak Şarki Türkistan Devleti ortadan kaldırılır ve İsmail Damollam öldürülür.Şarki Türkistanın Kızıl Çin tarafından işgal edilmesinden sonra Uygur bölgesinde Sinjang Özerk Yönetimi kurulur. Kaşgar bölgesinin Valisi Seyfulla Seyfullin, maddi kaynak da ayırarak tanınmış şair ve tarihçi Ahmed Ziyaî’yi Dîvân ü Lügati’t Türk’ün tercümesi için resmen görevlendirir. 1952-54 yılları arasında Divanın tercümesi tamamlanır ve Pekin’ e basılması için gönderilir. Baskının giderleri de Kaşgar valiliği bütçesinden ayrılmıştır. Ancak Pekin “karşı devrimcilik ve milliyetçilik” suçlamaları ile Ahmet Ziyaî’yi 20 yıl ağır hapse mahkum eder ve Ziyaî cezaevinde işkence altında can verir, divanın bütün tercümeleri de yakılır.

Yılmayan Uygurların bir başka girişimi, 1960-63 yıllarında, Çin İlimler Akademisi Şincang Bölümü Müdür Yardımcısı Uygur Sayrami tarafından hayata geçirilir. Fakat hem Sayrani yardımcılarıyla birlikte öldürülür hem de tercümenin metinleri yakılır. Uygurların Divan’a merakı bütün bu olanlara rağmen azalmamakta aksine artmaktadır. Halkın ve aydınların yoğun isteği ile Dîvân ü Lügati’t Türk İbrahim Muti’in yönetiminde Abdusselam Abbas, Abdurrahim Ötkür, Abdurra¬him Habibulla, Abdulreşit Kerim Sait, Abdulhamit Yusufi, Halim Salih, Hacı Nur Hacı, Osman Muhammed Niyaz, Emin Tursun, Sabit Ruzi, Muhammet Emin ve Mirsultan Osmanov’dan oluşan 12 kişilik komisyon tarafından tercüme edilir. Bu tercüme ile Divan, 1981-84 yıllarında Urimçi’de 3 cilt halinde ve 10 bin nüsha basılır. Divan’ül Lügat’it Türk, Kazakistan ve Azerbaycan’da ise SSCB’nin yıkılışından sonra yayınlanabildi.
Dr. Fahri SOLAK
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi

Devamını Oku

Bilim İnsanları

‘Dünya dönüyor sen ne dersen de’

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

‘Her şeye rağmen dünya dönüyor!’ diyen Galileo Galilei 450 yaşındaOrta Çağ’ın Engizisyon Mahkemeleri, tarih kitaplarında ilgi ve korkuyla okuduğumuz bölümler arasındaydı. Din adına öldürülenlerin, işkence edilenlerin tek suçu dayatılan düşüncelere, yaşam biçimlerine karşı çıkmalarıydı… Giordano Bruno 17 Şubat 1600’de Roma’da yakılarak öldürülmüş, halka, bilim insanlarına, aydınlık günler için mücadele edenlere bir kez daha gözdağı verilmişti. Aradan 33 yıl geçtikten sonra artık 70 yaşında olan Galileo’ya gelmişti sıra. İnsanlık için büyük buluşlar yapmış olan bu bilim insanı Katolik Kilisesi için başı ezilmesi gereken bir yılandı! Hapse atıldı, işkence gördü, hatta ölümden kıl payı kurtuldu. Ya insanlar dünyanın döndüğüne, değiştiğine, olayların bilimsel olarak açıklanabileceğine inanırlarsa ne olacaktı? Nasıl koruyacaklardı iktidarlarını, nasıl astıkları astık, kestikleri kestik, ağızlarından çıkan Allah’ın emri olacaktı?

Galileo, ne pahasına, ne şekilde olursa olsun susturulmalıydı…
Engizisyon Mahkemesi’nde son anda ‘yok dünya dönmüyor!’ dedi. Cezası ev hapsine çevrildi. 1642 yılında ölünceye kadar insanlardan yalıtıldı, gözleri görmemesine, hastalıktan bitkin düşmesine rağmen… 1633 yılında yapılan mahkemede ‘dünya dönmüyor!’ demişti ama mahkeme çıkışında ‘Yine de dönüyor!’ diye mırıldandığını duymuşlardı dostları, baskıdan bıkanlar… Boyun eğmek zorunda kalmıştı ama bildiğinden vazgeçmemişti kısacası…Gerçekten mırıldanmış mıydı? Bilinmez. Belki de değil. Ama baskıdan, işkenceden, ölümlerden bıkan halk için Galileo’nun bunu demesi gerekliydi. Öyle kalmasını istiyorlardı akıllarında, kulaktan kulağa, ülkeden ülkeye, nesilden nesile yayıldı Galileo’nun sözü.

‘HER ŞEYE RAĞMEN DÜNYA DÖNÜYOR!’
Galileo, 15 Şubat 1564 yılında İtalya’nın Pisa şehrinde doğduğunda Rönesans hümanizmi, reformasyon ve baskıya karşı yükselen sesler çoktan tarihe karışmıştı. Katolik Kilisesi ‘karşı reformlarını’ dayatmış, her türlü ayaklanma kurulan din ordularıyla ezilmiş, Almanya’da tanınmış devrimcilerden Thomas Münzer yenilmiş ve imparatorla Papa el ele vererek ‘inancın temiz tutulması ve ahlak bilimi’ konusunda korkuya dayalı rejimlerini sağlamlaştırmışlardı. Giordano Bruno gibi Galileo da İtalya’nın ekonomik ve ulusal çöküşünün restore edilmeye çalışıldığı yıllarda yaşamıştı. Döneminin tanınmış müzisyenlerinden Vincenzo Galilei’nin oğluydu. Babası matematik merakı ve uğraşısı nedeniyle varlığının çoğunu kaybettiğinden oğlunun matematikle ilgilenmesini istemiyordu. Doktor olmalıydı oğlu. Halbuki Galileo matematiğe, resim yapmaya ve müziğe düşkündü. Yine de babasını dinledi ve Pisa Üniversitesi’nde tıp okumaya başladı. Babasının arkadaşı olan matematik öğretmeni Ricci, Galileo’yu oldukça etkiledi ve Galileo babasının karşı çıkmasına rağmen özel matematik dersleri almaya başladı. Bu derslerde Arşimed’in çalışmalarını öğrendi. İlk deneylerini 17 yaşında tıp öğrencisiyken gerçekleştirdi. Kilise avizelerinin rüzgar ile salınmasını inceleyen Galileo, rüzgarın sertliğine göre açının değiştiğini fakat salınım zamanının değişmediğini fark etti. Bu gözlemini evde iki sarkaç oluşturarak denedi, aynı sonucu aldı. Pisa Üniversitesi’ndeki eğitimi sırasında doktorluktan vazgeçti ve felsefe ile matematik okumaya karar verdi. 1589 yılında Pisa Üniversitesi’nde matematik profesörü oldu. 22 yaşında “Hidrostatik Terazi” kitabını yayınlayarak bilim dünyasının ilgisini çekti. O dönemde Aristoteles geleneği izlenerek bir cisim ne kadar ağır olursa, o kadar hızlı bir şekilde yere düşeceği düşünülüyordu. Galileo tüy, yaprak gibi cisimlerin yere daha yavaş düşmesinin nedeninin geniş yüzeylerinin hava ile sürtüşmesi olduğunu ileri sürdü. Havasız bir ortamda bütün cisimlerin yere aynı hızda düşeceğini iddia etti, o dönemde bu iddiasını kanıtlayacak bir gözlem imkanı yoktu ama ölümünden çok sonra vakum ile yapılan deneyler onu doğruladı.

1609 yılında Hollanda’da teleskopun icadını öğrendi ve ertesi yıl daha üstün bir teleskop geliştirdi. Sonrasında Ay’ın yüzeyini, kıpırdadığını, Güneş’teki lekeleri, Jüpiter’in uydularını, Samanyolu’nun bir bulut ya da duman değil yıldızlar kümesi olduğunu keşfetti. Buluşları Katolik Kilisesi’nin muhafazakar dünya sistemini yerle bir etmekteydi. Eserlerini sadece elit tabakanın anladığı Latince ile değil de İtalyanca ile yazması ise yaygınlaşmalarını sağlamaktaydı. Katolik Kilisesi’nin Engizisyon Mahkemeleri’ne iş düşmüştü yine. Hele de Galileo’nun kendinden önce yaşamış Kopernikus’un düşüncelerini, buluşlarını kabullenip daha da geliştirmesi tepkilerin daha da artmasına yol açtı. Kopernikus’un dünya-gezegenler sistemi Katolik Kilisesi tarafından yasaklanınca gerçeği söylemenin bir yolunu bulan Galileo, “İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog” adında iki bilim adamının karşıt düşüncelerini anlatan eserini yazdı. Burada sözde kendisi savunmadan Kopernik’in görüşlerini ve kilisenin buna karşı çıkışını anlatmaktaydı. Kitapta dönemin papası VIII. Urban’a bile direkt çatmaktaydı. Tutuklandı, yargılandı, ölüme mahkum edildi ama ‘Dünya dönmüyor!’ deyip tövbekar (!) olunca ölüm cezası ev hapsine dönüştü. Ev hapsini geçirdiği Floransa yakınındaki bir çiftlikte Serbest Düşme Yasası’nı kaleme aldı. Yazılarını gizlice Hollanda’ya kaçırdı ama ancak 1638 yılında yayınlayacak birini bulabildi. Kör olmasına rağmen çalışmalarını sürdürdü. Buluşlarıyla Tabiat Bilimleri’ni kilisenin etkisinden, tekelinden çıkardı. Matematiğin, doğanın tanınması ve yeni buluşların yapılmasında kullanılmasının yolunu açtı. Klasik doğa bilimleri ve özellikle de fiziğin kurucusu olarak tarihe geçti.

Büyük Alman şairi Bertolt Brecht, Galilei Galileo adlı epik tiyatrosunda bilim insanının toplumsal sorumluluğunu ‘Yine de dönüyor!’ sözünü esas alarak işledi. Oyun ilk kez 1943 yılında Zürih’te sergilendi. Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombasının atılmasından sonra toplumsal sorumluluk ve bilim konusu daha da tartışılmaya başlandığında hemen hemen dünyanın her diline çevrilen oyun her yerde sergilendi. Galileo, Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilmişti. Ta 1992 yılına kadar da öyle kaldı. 1992’de ölümünün 350. yıldönümünde Papa II. Johannes tarafından itibarı sözde iade edildi. II. Johannes, kilisenin o dönemin koşullarına uygun, kilisenin çıkarlarını savunmak adına yanlış bir karar vermiş olduğunu belirterek samimi olmayan bir açıklamayla yetindi.
Artık hiç kimse Galileo’nun düşüncelerini, buluşlarını tartışmıyor. Ay’da bir kratere onun adı verildi, NASA, Jupiter’i ve uydularını araştırmak için uzaya gönderdiği aracı onun adıyla onurlandırdı. Doğum yeri Pisa’nın havaalanı da onun adını taşıyor. Kısacası 450 yıl geçti, Galileo’nun düşüncelerine açıktan karşı çıkan yok ama ‘nereden çıktı bu düşünceler, ne kolaydı önceleri insanları idare etmek’ diyenlerin sayısı epey fazla… ve bu birileri durdurmaya veya geriye döndürmeye çalışsalar da, dünya her şeye rağmen dönmeye devam ediyor!
Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Devamını Oku

Bilim

Tesla’yı Çağın Çok İlerisinde Bir Bilim Adamı Yapan 10 Özelliği

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Çağın çok ötesinde bir Bilim Adamı olan Nikola Tesla’nın buluşları bugün hala bilim adamları tarafından yeni keşfedilmektedir. Birçok buluşu çalınmış, birçok projesi engellenmiş bir bilim adamı olan Tesla hakkı yenmiş bir dâhidir. Kapitalist sistemin çıkarlarına uymayan buluşlarıyla zamanında destek görmemiş Tesla eğer öngördüklerini gerçekleştirebilseydi, dünya şu anda çok farklı bir yer olurdu. Tesla bu kadar engellenmiş olmasına rağmen günümüze ulaşan buluşları bile dünyayı değiştirmeye yetmiştir.
1- Para İçin Değil Bilim İçin Çalıştı: Paranın her şeyi satın alabildiği, büyük buluşların önünü kapayabildiği, maddi çıkarlar uğruna teknolojik buluşların engellendiği bir çağda Tesla parayı hiç önemsemedi ve bu düşüncesini şu şekilde açıkladı: “Para insanların kendine biçtiği kıymete haiz değildir. Benim bütün param deneylere yatırılmıştır. Bunlarla yeni keşiflerde bulunup insanoğlunun yaşamını biraz daha kolaylaştırmasını sağlıyorum.” Tesla’nın bu düşüncesi tabi ki var olan dünya düzeni için çok fazla iyimserdi. Kablosuz elektriği bulan Tesla’ya tüm dünyaya ücretsiz enerji yayabileceği için fon verilmedi. Doğru akımı bulan Edison, alternatif akımı bulan Tesla’ya aktarılacak fonların önünü daimi olarak kesti. Çünkü Tesla’nın altermatif akımı elektriğin hem güvenli bir şekilde hem de ucuz bir şekilde transfer edilmesini sağlıyordu. Edison’un doğru akımı ise belirli bir mesafeyi aşamıyordu. Bu tehlikeyi gören hem Edison hem de bu sektörden çıkar sağlayan diğer karteller sürekli olarak Tesla’nın projelerine ket vurdular ve bugün sadece keşfedilmiş buluşlarıyla bile dünyayı değiştiren şimşeklerin efendisi beş parasız hayatını yitirdi. 2- Bulunduğu Çağı Değil İlerisini Düşündü: Tesla, bulunduğu çağa değil ilerisine yatırım yapmayı düşündü. Edison, Tesla’nın dünyayı değiştirecek buluşu Alternatif Akım’ın zararlı olduğunu ispatlamaya çalışırken, gösterilerinde elektrikli sandalyelerde hayvanları öldürürken, Tesla alternatif akımı kendi vücudundan geçirerek dünyaya alternatif akımın ne kadar güvenli olduğunu ispatladı ve bunu şu sözleriyle açıkladı: “…Kendi alternatif akım ve yüksek frekans ile ilgili “frekans yüksek olduğu müddetçe yüksek voltajlardaki alternatif akımlar derinin yüzeyinde, herhangi bir yaralanmaya neden olmadan salınırlar. Ama bu amatörlerin becerebileceği bir şey değildir. Sinir dokularına nüfuz edebilecek miliamperler öldürücü bir etki yaratabilir ama derinin üzerindeki amperler kısa süreler için zarar vermez. Derinin altına sızabilecek düşük akımlarsa, ister alternatif ister doğru akım olsunlar, ölüme yol açabilir.” 1893 yılında Tesla’nın alternatif akım önerisi Edison’un doğru akımını yenmişi. Alternatif akım artık “World’s Columbian” sergisini aydınlatmak için kullanılıyordu. Artık Tesla az da olsa duyulmaya başlamıştı Bu Tesla’nın arzu ettiği bir şey değildi fakat çocukluktan beri hayal ettiği bazı projeleri hayata geçirmesine olanak sağladı. Örneğin Niagara Şelalesi projesi. Tesla Nigara projesini aldıktan sonra bile birçok yatırımcı hidroelektrik santrallerinin çalışıp çalışmayacağından şüphe ediyordu. Fakat 16 Kasım 1896’da düğmeye basıldığında New York-Buffalo’da 34 kilometre çapında tüm ışıklar yandı. Birkaç yıl içinde istasyon çapını New York merkezine kadar genişletti. Bu da 644 kilometre çapında her yerin aydınlanması demekti. Tesla’nın çocukluk hayali gerçekleşmişti, Tesla Niagara şelalesinden ciddi miktarda elektrik üretiyordu. Tesla, dünyanın ilk hidroelektrik santralini Niagara şelalerinde kurmuş oldu. Yukarıdaki resimde Tesla’nın Niagara şelalesindeki heykelini görebilirsiniz. Tesla bununla da kalmayıp tüm dünyaya kablosuz elektrik vermeyi önerdi. Tesla, 1900 yılında J.P. Morgan’ın sağladığı 150 bin dolarla Tesla Telsiz Yayın Sistemi/Wardenclyffe adındaki kulenin yapımına Long Island, New York’ta başladı. Fakat JP Morgan bunun tüm dünyaya bedava elektrik sağlamak olduğunu anlayıp çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi seçince son dakikada projeye fon sağlamaktan vazgeçip, Edison’un başka bir projesine yatırım yapmaya karar verdi. Tesla, iklimleri kontrol etmeyi de önerdi, fakat buna da fon bulamadı. Tesla öldükten sonra bu projesi ele geçirildi ve HAARP teknolojisi olarak Amerika tarafından geliştirilmeye başlandı. 3- Barış Yanlısı Bir Bilim Adamıydı: Tesla İkinci Dünya savaşından sonra bu denli büyük bir insan kıyımının yaşanmaması için “Barış Işını” dediği bir kalkan oluşturmayı önerdi. Bu kalan ulusların sınırlarını koruyacaktı, aynı Çin Seddi gibi. Fakat bu kalkan saldırı yapan uçaklar için ölüm demekti ve Barış Işınını 11 Temmuz 1934’te New York Times “Ölüm Işını” olarak tanıttı. Bu proje bu nedenle geliştirilemedi fakat her zaman bir şüphe akıllarda kaldı. Çünkü Tesla öldükten sonra çalışmalarına ajanlar tarafından el koyulmuştu. Bu nedenle de bir süpergücün bu teknolojiyi geliştirip uygulamaya almış olması ihtimali özellikle soğuk savaş zamanında daimi bir korku oluşturmuştu. 4- Aşırı Detaycıydı, Görünmeyenlere İlgisi Yüksekti: Bazı insanlar Tesla’nın buluşlarını deneme yanılma yöntemiyle değil de sorunları aklında çözerek bir anlık çözümle gerçekleştirdiğini söyler, indüksiyon motorunu keşfi gibi. Bu da aslında Tesla’nın analitik zekasının bir belirtisidir. Tesla bakar fakat farklı görürdü, örneğin yuvarlak cisimlerden korkardı. Takılardaki inciler veya 3 sayısının oval kısmı gibi. Bir gün bir arkadaşının ona kaynamamış bir suda var olan mikropları göstermesi üzerine hayatı boyunca kaynamış suda pişen yiyecekleri yemeye mahkum kalmıştı. Takıntılı olması dehasının verdiği bir belirtiydi. Bazı sorunlar aklından çıkmıyordu. 5- İsmi SI birim sisteminde Yer Alıyor: Tesla adı aynı zamanda bir birimi de ifade ediyor. Tesla öldükten sonra ismi Uluslararası Birimler Sisteminde “Manyetik Akı Yoğunluğuna” verildi. Bu onura ulaşan kişi sayısı epey azdır, Carl Friedrich Gauss gibi. Yüksek frekanslı akımlar da bir zamanlar “Tesla Akımları” olarak belirtiliyordu. Bir tesla, metrekarede 1 weber’a ya da 10,000 gauss’a eşittir(bilim adamları genelde küçük manyetik alanlarda gauss’u tercih eder). Weber birimi de, karasal manyetizma ve 1833 yılında bulduğu elektro-manyetik telgraf ile tanınan Alman fizikçi Wilhelm Eduard Weber ardından kullanılmaya başlanmıştır. 6- Sadece belli başlı buluşlarının Patentlerini almasına rağmen Patent Şampiyonuydu: 111 tanesi Amerika olmak üzere Tesla’nın yaklaşık 300 patenti vardı. Bu rakama almadığı patentler veya çalınan fikirleri dahil değildir. Örneğin; Henry Ford, ilk motorlu aracı ile gösteriş yaparken yanına giden Tesla bu kadar büyük bir motora gerek olmadığını anlatmıştır. Fakat Ford kendini fazla üstün gördüğü için Tesla’yı dinlememiş; bunun üzerine Tesla, ateşleme sistemini icat etmiştir. Bunu gören Edison’un yakın arkadaşı Ford hızlı davranmış ve ateşleme sistemini kullanmak için patentini kendine almıştır. Edison sadece %5’lik verim ile çalışan ampullerini geliştirirken Tesla, dünyanın ilk neon lambalarından birini geliştirdi. Bunu sergide, çok sevdiği bilim adamlarından Michael Faraday ve James Clerk Maxwell’in adlarını neon tüpleri bükerek yazdırmak suretiyle gerçekleştirdi. Tesla; ayrıca, elektrostatik dalgaları kullanarak aydınlattığı floresan lambaları da geliştirdi. Sanayi floresanları keşfetmeden 40 yıl önce Tesla kendi laboratuvarında floresan kullanıyordu. Tesla uzaktan kumandaların da mucididir. Radyo dalgalarıyla yönlendirme yapma buluşu robot devrimini başlatmıştır. Tanımladığı “tele-otomon”lar herhangi bir programlama ya da yönlendirme sistemi olmamasına rağmen uzaktan kumandalı arabaların atası sayılır. Ayrıca 1896’da Tesla, Wilhelm Röntgen X-ray’i keşfettikten hemen sonra, X-ray fotoğrafları çektiğini rapor etmiştir. “İnsanların benim fikirlerimi çalmasından dolayı üzgün değilim, kendilerine ait bir fikirleri olmadığından dolayı üzgünüm” Nicola Tesla 7- Radyo’nun Gerçek Mucididir: Radyoyu fiziksel olarak önümüze ilk defa Marconi koymuştur fakat tabi ki bu buluşun da fikir babası Nikola Tesla’dır ve günümüzde Tesla “radyonun babası” olarak anılır. Tesla yalnızca ilk radyo patentlerini almakla kalmadı, aynı zamanda 1893’te(Marconi radyo ile ilgili çalışmalara başlamadan iki yıl önce) radyo yayınlarının nasıl işlediği hakkında uygulamalı olarak ders verdi. 1894’ün ortalarında küçük, taşınabilir bir radyo-iletim istasyonu kurup test etmeye başlamıştı bile. Tesla, iletimi ve alımı sağlayan “Tesla Bobini” ve Tesla’nın dört ayarlı devresi ile radyoyu yapmıştı bile. Tesla, radyo kontrolünün de öncülerindendir, bu alandaki fikrini 8 Kasım 1898’de patentlemiştir ve 1898 yılında, Madison Square Garden’daki elektrik sergisinde sergilemiştir. 8- Gizli Laboratuvarları Vardı: Tesla’nın derin çalışmalar yürüttüğü günümüzde bile olmayan 2 laboratuvarı vardı. Ünlü yazar Mark Twain sık sık burayı ziyaret eder Tesla’nın çalışmalarını izlerdi. 1899 yılında Tesla yüksek voltaj ve yüksek frekanslı elektriğin gizemini çözmek için Colorado Springs’de bir laboratuvar inşa ettirdi. Bir deneyinde 12.8 metrelik metal direk toprağa devasa elektriksel tepkiler vermeye başladı; bir diğerinde, bir Tesla bobini 30 metre ileriye, odanın öbür ucuna elektriksel atlama yaptı. Daha sonra yaşanan bir dalgalanma, elektrik şirketinin dinamosunu ve dökümünü havaya uçurunca Colorado Springs laboratuvarı da tarihe karıştı. Colorado Springs macerası sırasında Tesla, 200 adet lambayı 40 kilometre uzaktan aydınlatarak karasal-durağan dalgaların varlığını kanıtladı –bu, dünyanın belirli elektrik frekanslarında enerjiyi iletmesi anlamına geliyordu. Sonraları Tesla, Wardenclyffe’da yeni bir gizli laboratuvar inşa etti. Yeni laboratuvarı Manhattan’daki evine de yakındı. Shore Ham, Long Island tesisi 50 ton ağırlığında, 57 metre yüksekliğinde, yerin 36 metre altında bir verici içeriyordu. Tesla, tüm dünyaya ücretsiz olarak elektrik yaymayı düşünmüştü ve bunu yapılabileceğini de kanıtlamıştı. 9- Tesla Kapitalist Sisteme Boyun Eğmedi, Mağdur Kaldı ama Yine de Duruşunu Değiştirmedi: Bir yabancı olan Tesla, daha zengin ve daha iyi bağlantılara sahip bir iş adamı olan, adını lekeleyen ve elektrik alanındaki şöhretini elinden alan adam Edison ile, radyo piyasasında Tesla’nın kendi teknolojisini kullanarak onu yenen (ayrıca Nobel ödülünü de elinden alan) Marconi ile ve Tesla’nın patentleriyle bir iş imparatorluğu kuran sanayici George Westinghouse ile adaletsiz bir savaş vermişti. Tesla’nın ilk aşkları bilim ve ilerlemeye olan sadakati onun şöhretine, geleceğine ve akıl sağlığına mâl oldu. J. P. Morgan’ın finansal yardımlarını Edison’a kaydırması ve bununla birlikte Wardenclyffe ile ilgili hayallerini kaybedince Tesla çöküntüye uğradı. “Bu bir rüya değil” dedi, “Bu sadece basit bir elektrik mühendisliği başarısı, sade pahalısı… kör, korkak, şüpheci dünya…”. 10- Tüm Dünyayı Elektrik ile Buluşturdu: An itibariyle Tesla’nın alternatif akım jeneratörleri, motorları ve transformatörleri tüm dünya endüstrisine, bireysel aydınlanmaya ve şu an kullandığımız birçok elektronik cihaza güç sağlamaktadır. Dünyaca ünlü Edison ise bugün sadece pillerde kullanılan doğru akıma öncülük etmiş ve ampulü keşfetmiştir. Belçikalı mühendis Zénobe-Théophile Gramme tarafından geliştirilen elektrik motoruna bakarsak, Edison ve diğerleri elektrik motoruna verimsiz olan doğru akımı bağlamaya çalıştılar ve başarılı olamadılar oysa Tesla, buna ikinci bir devre taktı ve ilk çok fazlı sistemlerin bir prototipini oluşturarak devrim yarattı. Transformatör de jeneratör gibi Michael Faraday tarafından icat edilmişti. Ancak ikisi de Tesla onları açmadan önce adeta kilitli bir kutu gibiydi. Tesla bunların potansiyellerini ortaya çıkararak bizlerin modern dünyada elektriğin kullanmasını sağladı. Hatta kablosuz elektriği keşfetti.(Resimde Tesla’nın elinde tuttuğu ampulün kablosuz elektrikle yandığını görüyoruz.) Bilimin Atası olan Tesla’yı Saygıyla Anıyoruz ve kendisine ait şu sözle paylaşımımız noktalıyoruz: “Bırakın doğruları gelecek söylesin ve herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun; ama uğrunda çok uğraştığım gelecek, benimdir.”

Devamını Oku

Öne Çıkanlar